Bugun...



Branko Milanović* – Birleşmiş Milletler Hâlâ Var mı?

BM, bir kolektif güvenlik örgütü olarak başarısız oldu - savaş ve barış üzerinde bu gezegendeki herhangi bir kişi kadar etkili Yani, BM oldukça canlı görünüyor. Ama gezegendeki en büyük sorunda, toplam nüfusu 200 milyon olan iki ülke arasında sekizinci ayına giren -içlerinden biri en büyük nükleer silah cephaneliğine sahip ve onu kullanmakla tehdit ediyor- bir savaşta, BM seyirci kaldı.

facebook-paylas
Tarih: 10-10-2022 15:50

Branko Milanović* – Birleşmiş Milletler Hâlâ Var mı?

Branko Milanović* – Birleşmiş Milletler Hâlâ Var mı?

Branko Milanović – Does the United Nations still exist?

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, yıllık oturumunu yalnızca bir hafta önce New York’ta sonlandırdı. Her zamankinden daha fazla devlet ve hükümet başkanı vardı. Herkes bir konuşma yaptı (çoğu delegasyon için 15 dakikayla sınırlı). Delegeler oteller ve restoranlar arasında gidip gelirken, bir hafta boyunca New York’ta trafik yoğundu.

Yani, BM oldukça canlı görünüyor. Ama gezegendeki en büyük sorunda, toplam nüfusu 200 milyon olan iki ülke arasında sekizinci ayına giren -içlerinden biri en büyük nükleer silah cephaneliğine sahip ve onu kullanmakla tehdit ediyor- bir savaşta, BM seyirci kaldı.

 

BM genel sekreteri António Guterres nadiren duyuldu. Milletler Cemiyeti’nin ve daha sonra Birleşmiş Milletler’in kurulmasına vesile olan en önemli konuda -dünya barışının korunması- üzerine basmakalıp laflardan başka bir şey söylemiyor. Çatışmanın son zamanlarında, Kiev’e bir, Moskova’ya bir gezi yapmayı başardı. Hepsi bu.

Teknik olarak dünya, Guterres’e barışı koruma görevini ya da en azından barışı koruma girişimini emanet etti.

Birçokları, genel sekreter ve sekreterliğin büyük güçler tarafından engellendiğini iddia ediyor. Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi, beğenmedikleri kararları veto edebilir. Bu doğru. Ama genel sekreter kullanmaya karar verirse, ahlaki bir otoriteye ve failliğe sahip.

Büyük güçlerden bağımsız olarak, savaşan tarafları masaya getirmeye çalışabilir. Kendisini Cenevre’ye yerleştirebilir, “ilgili taraflar”ın delegelerini göndermelerini istediği tarihi belirtebilir ve bekleyebilir. Bazıları gelmezse ya da onu görmezden gelirse, en azından kimin savaşı sürdürmek istediğini ve kimin istemediğini bileceğiz. O, bu tür bir ahlaki otoriteye sahip dünyadaki tek devletdışı faildir. Teknik olarak, dünya ona barışı koruma görevini ya da en azından barışı koruma girişimini emanet etti. Tek başına başarısız olmuş gibi görünüyor.

Asli görevinde başarısız

Ancak bu sadece Guterres’in hatası değil. BM’nin son zamanlardaki düşüşünün kökenleri, 30 yıl öncesine, Soğuk Savaş’ın sonuna kadar uzanıyor. Hâlihazırdaki BM’yi feshedilmiş Milletler Cemiyeti’nden bile muhtemelen daha kötü kılan üç etmen söz konusudur.

Birinci etmen, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra, kendisini hiper güç konumunda bulan ABD, gereksiz küresel kurallar tarafından engellenmek istemedi. Bu, sırasıyla Milletler Cemiyeti ve BM’nin kuruluşunda olduğu gibi, Birinci Ve İkinci Dünya Savaşlarından sonra olanların aksine oldukça önemsiz Avrupa Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası dışında, hiçbir yeni bölgesel -çok daha az küresel- örgüt oluşturulmadı.

Dahası, BM kuralları açıkça ihlal edildi. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra, ABD ve müttefikleri, BM yetkisi olmadan dört kıtada beş ülkeye saldırdı: Panama, Sırbistan, Afganistan, Irak (ikinci savaş) ve Libya. (Libya için bir BM Güvenlik Konseyi kararı vardı ama rejimin devrilmesiyle sivilleri koruma yetkisi aşıldı.) Güvenlik Konseyi’nin veto hakkına sahip üyeleri olan Fransa ve Birleşik Krallık, Fransa Irak’a karşı savaşa girmeyi reddetmiş olsa bile, BM Şartı’nın bu ihlallerinin çoğuna katıldı. Ve Rusya Gürcistan ve Ukrayna’ya saldırdı (sonuncusuna iki kez).

1961’de Kongo’daki çatışmada arabuluculuk yapmaya çalışırken ölen Dag Hammarskjold’un aksine, son genel sekreterler görevlerinin çoğunlukla bir kokteyl partisinden diğerine gitmek olduğunu hayal etmiş görünüyor.

Böylece, bu dört daimi üye BM Şartı’nı sekiz kez ihlal etti. Daimi üyeler arasında sadece Çin bunu yapmadı. Birincil görevi üyelerinin toprak bütünlüğünü korumak olan bir kolektif güvenlik örgütü olarak BM, -sadece en güçlü devletler tarafından görmezden gelinerek- bu rolünde başarısız oldu.

Bu devletlerin, Güvenlik Konseyi’nin Genel Kurul’a bu yöndeki tavsiyesini tikel veto etme hakları göz önüne alındığında, genel sekreterin seçiminde oybirliğiyle olması gerekiyor. Bu makam için giderek daha fazla kuklaya benzeyen şahsiyetler seçerken gizli anlaşma yaptılar. Boutros Boutros-Ghali ikinci dönem için seçilemedi. Kofi Annan, Ban Ki-moon ve şimdi Guterres çok daha uysaldı: Savaş ve barış sorunları söz konusu olduğunda sadece firar ettiler.

Belki de -saçma da olsa- hiçbir şey, genel sekreterlik rolünü üstlenmeye gelen insan tipini, 2007’de Irak’ta Ban Ki-moon ve Irak başbakanı Nuri el-Maliki’in basın toplantısı düzenledikleri yerin yakınında bir bombanın patladığı olaydan daha iyi gösteremez. Maliki patlamanın sesinden rahatsız olmazken, Ban Ki-moon neredeyse kürsünün altına saklandı ve hızla çıkışa koştu.

1961’de Kongo’daki çatışmada arabuluculuk yapmaya çalışırken ölen Dag Hammarskjold’un aksine, son genel sekreterler görevlerinin çoğunlukla bir kokteyl partisinden diğerine gitmek olduğunu hayal etmiş görünüyor. Savaş bölgelerinde bulunmanın gerekli olduğu böyle bir makama aday olurken, bununla birlikte gelen riskleri de kabul ettiklerinin farkında değiller.

Finansman için çabalıyor

BM ve uluslararası örgütün gerilemesinin ikinci nedeni ideolojiktir. 1990’lara ve 21. yüzyılın ilk on yılına büyük ölçüde egemen olan neoliberalizm ve “tarihin sonu” ideolojilerine göre, dünya barışı ve güvenliğiyle uğraşmak artık BM’nin en acil görevi değildir. Sivil toplum kuruluşlarının (ve sahte NGO’ların) çoğalmasının yardımıyla, yeni ideologlar, BM’nin misyonunu, BM’nin hiçbir zaman dahil olmaması gereken, daha ziyade diğer devlet ve devletdışı kuruluşlara bırakılan birçok ikincil soruna genişletti.

Bu yeni yetkilerin çoğu tamamen anlamsızdır. Benden Onuncu Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi olan eşitsizliğin azaltılması konusunda tavsiyede bulunmam istendi. Tavsiyede bulunmadım. Eşitsizlikle ilgili on hedefin herhangi bir okuyucusunun kendilerini kolayca ikna edebileceği gibi, hedeflerin mantıksız, denetlemenin olanaksız olduğunu ve çoğu birbiriyle çelişen göstermelik hüsnü kuruntulardan oluştuğunu düşündüm.

Başarısızlığın üçüncü etmeni malidir. BM’nin, Dünya Bankası’nın ve diğer uluslararası kuruluşların yetki alanı hemen hemen akla gelebilecek her şeyi kapsayacak şekilde genişletilirken, devletlerin sağladığı kaynakların yetersiz olduğu ortaya çıktı. Burada NGO’lar, milyarderler ve özel sektör bağışçılarıyla bir araya geldi. BM kurulduğunda düşünülemeyecek olan bir dizi eylemde, özel çıkarlar kendilerini devletler tarafından oluşturulan örgütlere sızdırdı ve yeni gündemi dikte etmeye başladı.

Milyarderlerin kaprislerine ve fantezilerine tabi devletlerarası bir örgüte sahip olmak, halk eğitimini Fortune 500’ün en zengin ABD şirketlerinden oluşan listesine devretmek gibidir.

Bunu, Dünya Bankası araştırma bölümünde, Gates Vakfı ve diğer bağışçıların birdenbire öncelikler konusunda karar vermeye ve bunları uygulamaya başladıklarına ilk elden tanıklık ettim. Belki de amaçları övgüye değerdi ama bunları bağımsız olarak gerçekleştirmeye başlamaları gerekirdi. Milyarderlerin kaprislerine ve fantezilerine tabi devletlerarası bir örgüte sahip olmak, halk eğitimini Fortune 500’ün en zengin ABD şirketlerinden oluşan listesine devretmek gibidir.

Bir olumsuz etkisi daha oldu. Dünya Bankası gibi kurumlardaki araştırmacılar ya da ülke iktisatçıları zamanlarının çoğunu özel bağışçıları kovalayarak geçirdi. Bağış toplamada iyi olmak, onlara kurum içinde bir iktidar temeli verdi. Böylece, iyi araştırmacılar ya da iyi ülke iktisatçıları olmak yerine, daha sonra birincil işlerini yapmaları için dışarıdan araştırmacıları işe alan fon yöneticileri haline geldiler. Var olan kurumsal bilgi dağıldı. Bildiğim kadarıyla bu içsel yıkıcı eğilime yenik düşmeyen tek uluslararası kurum Uluslararası Para Fonu’dur.

Tüm BM sistemi bu şekilde düşüşe geçti ve insanlık tarafından yaratılmış, rolü dünya barışını korumak olan tek uluslararası kurumun başkanının, savaş ve barış sorunlarında, gezegenimizin 7,7 milyar sakininden herhangi biri kadar etkisi olan, bir seyirci haline geldiği bir konuma geldik.

* Branko Milanović, kalkınma ve eşitsizlik konusunda uzmanlaşmış bir ekonomisttir. En yeni kitabı Capitalism, Alone: The Future of the System That Rules the World, [Tek Başına Kapitalizm: Dünyayı Yöneten Sistemin Geleceği].

Kaynak metin: https://braveneweurope.com/branko-milanovic-does-the-united-nations-still-exist

 




Kaynak: Dünyadan Çeviri-S. Erdem Türközü

Editör: yeniden ATILIM

Bu haber 546 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Dünya Basınından Haberleri

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI YUKARI