Bugun...



İnceliklere karşı: ‘Yukarı Bak (Don’t Look Up!) tam da zamanımızın filmi Ezra Brain

İnceliklere karşı: ‘Yukarı Bak(Don’t Look Up!) tam da zamanımızın filmi Ezra Brain

facebook-paylas
Tarih: 02-01-2022 02:07

İnceliklere karşı: ‘Yukarı Bak (Don’t Look Up!) tam da zamanımızın filmi   Ezra Brain

İnceliklere karşı: ‘Yukarı Bakma’ (Don’t Look Up!) tam da zamanımızın filmi

 Ezra Brain

 

 

“Dünya ölmüyor, öldürülüyor ve onu öldürenlerin hem isimleri ve hem de adresleri mevcut.”

Utah Philips (Halk şarkıcısı ve hikayecisi)

 

New York’ta canlı bir eğlence yerinde çalışıyorum; neredeyse kesinlikle bildiğiniz gibi, şu anda oldukça COVID dalgalanması yaşayan bir şehir burası. Aylarca olmasa da en azından haftalarca, iş arkadaşlarım ve ben her vardiyada aynı temel konuşmayı yapmışızdır: “Nasıl oluyor da hala açığız? Kesinlikle kapanmamız an meselesi, değil mi?” Bu, güvenilemez olduklarını defalarca gösterenlerde korku, inançsızlık ve her şeyin ötesinde umudun karmaşık bir kombinasyonuna yol açar. Bu derinden kafa karıştırıcı, ağırlaştırıcı ve iç karartıcı bir duygudur. Güçlülerin yaşayıp yaşamamamızı gerçekten umursamadıklarını işçiler fark ettikçe bu duygu giderek yaygınlaşıyor. Bu bağlamda, bu öfke, korku ve umutsuzlukla, Adam McKay’in yeni filmini izlemek için oturdum: Don’t Look Up -“Yukarı Bakma” (şimdi Netflix’te). Don’t Look Up, McKay ve Jacobin editörü David Sirota’nın bir hikayesinden alınarak gene McKay tarafından yazılmış. McKay, Hollywood’un tanınmış liberali Aaron Sorkin’e “benim sağcı versiyonum” diyerek kayıtlara geçmişti. Bu  yazı ekibi, McKay’in tipik suratına suratına yönetmenlik tarzıyla birlikte; mevcut öfke, darağacı mizahı ve feragat etme hissini yakalamanın bir yolunu buluyor. Filmin temel konusu, filmde dünyaya çarpmak ve tüm yaşamı yok etmek üzere olan bir kuyruklu yıldız tarafından temsil edilen iklim değişikliği hakkında (kasıtlı olarak) hiç de öyle saklı-gizli olamayan bir metafora dayanıyor. Bu kuyruklu yıldız, daha sonra profesörüyle (kendisinin şimdiye kadar alışık olmadığımız bir rolü oynayan Leonardo DiCaprio tarafından), umursamaz Başkan’ı (Meryl Streep) ikna etmek için Washington’a giden bir yüksek lisans öğrencisi (sinema filmlerine muzaffer dönüşüyle oynayan Jennifer Lawrence) tarafından keşfedilir. Diğer oyuncular arasında Beyaz Saray özel kalem müdürü olarak Jonah Hill, haberlerden daha çok reytinglerle ilgilenen medya sunucusu Cate Blanchett ve Tyler Perry, Gen Z patencisi olarak Timothée Chalamet ve Elon Musk ve Jeff Bezos’un bir karışımı olarak Mark Rylance yer alıyor.

 

Film devam ederken, McKay neredeyse neşeyle bizden her türlü umudu kesip koparıp alacak. Streep ve Hill’in Lawrence ve DiCaprio’yu ciddiye almayacaklarını hemen biliyoruz. Sonuçta, araştırmacılar bir pek de tanınmamış bir devlet okulundan gelmekte, ve o ünlü özel, seçkinler üniversitelerinden değiller. Filmin hikayesi, özellikle teknokratik yönetişimin bir eleştirisi olarak sert bir şekilde ona vurmaktadır. Ve biliyoruz ki, politikacılar uyarıları ciddiye aldıktan sonra bile, hiçbir şey olmayacaktır; olanlar sadece siyasi bir tiyatrodur. Lawrence ve DiCaprio Blanchett ve Perry’nin haber programına çıktığında bunun da bir önemi olmayacağını biliyoruz. McKay film boyunca hiç umut etmemize izin vermez; ama bunu tek bir kez yaptığı zaman bile, Rylance’ın kapitalist karakterinin gezegeni kurtarma planını kelimenin tam anlamıyla önlemek için müdahale ettiği ve filmin belki de en öfkeli sahnesinde özenle bu umut yok edilir.

 

Bu kolayca nihilist olarak okunabilir. Ama bana göre hiç öyle değil. Aksine, McKay bize dünyayı öldüren aynı insanların onu kurtaracağına dair herhangi bir inancımız olmadığını hatırlatıyormuş (ve tekrar tekrar hatırlatıyormuş) gibi görünüyor.  Her şeyden çok, Yukarı Bakma liberalizmin ve sistemin kendini düzelteceği fikrinin bir eleştirisi.  Bu eleştirinin çoğu, Streep ve Rylance için “odadaki yetişkin” olmaya karar veren bir profesör olan DiCaprio karakterinin dönüşlerinde görülür. DiCaprio aracılığıyla, sistem içinde çalışmanın ve gezegeni korumak için herhangi bir kural belirlemesi veya uyması için devlete ve büyük işletmelere güvenmenin aptallıklarını görüyoruz. McKay bizi liberal stratejinin nasıl çalıştığını ve sonlanacağını izlemeye zorluyor.

 

Bu filme çok fazla eleştiri yapıldı. İnsanlar filmi komik olmamakla, kötü yazılmış ve sert yumruklar atıyor olarak buluyorlar. İlk ikisi öznel şikayetler olsa da -kimseye neyi komik bulmaları gerektiğini söylemeye çalışmayacağım- filmin incelikli olmaması veya dobra-dobra olması eleştirisi daha fazla keşif gerektirmektedir.

 

Açıkça söylemek gerekirse: yıkıcı ve benzeri görülmemiş bir çevre krizi yaşıyoruz. Bu yıl tüm dünyayı saran yangınlar, binlerce kişinin hayatını kaybettiği, mültecilerin okyanuslarda boğulduğu ve elektrik şebekelerinin kar ağırlığı altında çöktüğü bir yıl oldu. New York’ta, su baskını nedeniyle bodrum katındaki dairelerinde çok sayıda kişi boğularak hayatını kaybetti. Nina DeMeo, bu yılın başlarında New York’ta gördüğümüz sahneleri Yarından Sonraki Gün’e benzetti. Bunların hiçbiri incelik taşımıyor.

 

Pandemiyi işin içine sokarsak, CDC (Amerikan sağlık örgütü Hastalık Kontrol Merkezi) Delta Air Lines Hava Yolu Şirketi CEO’su istedi diye karantina kurallarını değiştirdi. Rekor kıran enfeksiyon sayılarıyla karşı karşıya olan şehir merkezlerinde okullar açık kalıyor. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı (yani, tam da pandemiyi daha iyi idare etmek için açıkça seçilmiş bir adam) temel olarak aşılanmamışlara Covid’in hala devam etmesinin kendi hataları olduğunu söyledi; hem de, öte yandan, aşı patentlerini kaldırmayı, kapatmaları veya işçileri korumaya yardımcı olacak herhangi bir dizi yapısal değişikliği reddetmeye devam ederken. Bunlar incelikli zamanlar değil.

 

Giderek, bir küçük burjuva sanatsal eleştiri modeline düştüğümüzden endişeleniyorum. Buna göre yüksek sesle sorunlardan bahsetmek, bir şekilde sessizce konuşmaktan daha az etkili.  Alman oyun yazarı Bertolt Brecht, yazılarında, zamanının siyasi soruları için ve bunları daha erişilebilir hale getirmenin yollarını bulmak için çok ama çok gevşek metaforlar kullanmıştır. Örneğin, Hitler’in Almanya’yı işgalini açıkça tartışmak yerine, Brecht, Cesaret Ana ve Çocukları’nı yazdı. Brecht bu eserinde savaşın kapitalist doğasıyla boğuşmayı anlatır ama konu 17. Yüzyılda geçer. Ama, tüm yazılarında, McKay kadar patavatsız ve açıktır Brecht; Cesaret Ana’da, “Benim için kendi savaşımı mahvetmene izin vermeyeceğim. Savaş zayıfı yok eder, değil mi? Barış onlar için ne yapar? Söyle bakalım, barış onlara ne yapar, ha? Savaş halkını daha iyi besler.” Kesinlikle ince bir çizgi değil.

 

Karşı karşıya olduğumuz sorunlar incelikli değil. Kapitalist sömürü ve çevre krizleri incelikli değildir. Peki, sanatımız neden olsun ki?

 

Belki bencilce, ama belki de içinde yaşadığımız zamanlara bir tepki olarak, sanattaki inceliğin ölümünü özlemle bekliyorum. Birdenbire karşımıza çıkıp -ama özellikle de siyasi sanatlarda- sanatın sorunlardan bahsetmesini istiyorum. Hoşunuza gitsin ya da gitmesin, Yukarı Bakma tam da bunu yapıyor: ortaya çıkıp sorunlar hakkında konuşmaya başlıyor.

 

Sol Ses’in birkaç üyesi de dahil olmak üzere pek çok kişi Don’t Look Up’ı (Yukarı Bakma) iç karartıcı ve özgürleşme planından yoksun buluyor. Ve bir dereceye kadar, katılıyorum. Yukarı Bakma’nın devrimden, işçi sınıfından ya da örgütlenmeden yeterince bahsetmediğine katılıyorum. Son perdede Lawrence ve Chalamet işçi sınıfı ayaklanması düzenleseydi filmi daha çok sever miydim? Muhtemelen. Ama bana göre bu filmin konusu bu değil. Yukarı Bakma’nın bana göre anlamı, bu duygunun (bu yazının başında tarif ettiğim duygu) felakete doğru ilerlediğimizi ve gücü olan hiç kimsenin bunu durdurmak için bir şey yapmayacağını bilmektir.

 

İşte ve hayatta, sürekli yukarı baktığımı hissediyorum (ben ve iş arkadaşlarım kuyrukluyıldızın bize doğru geldiğini görüyoruz) ama tüm patronlar, politikacılar ve bilimsel bürokrasi bize her şeyin yolunda olduğunu söylüyor: “Yukarı bakma, biz iyiyiz, sadece çalışmaya devam et, bu çok daha iyi değil mi?” Ve her geçen gün kuyrukluyıldız daha da yaklaşıyor.

 

Bana göre, Don’t Look Up, yukarı bakmak, felaketi görmek ve sonra sistemin felaketle uğraşamadığı sonucuna varmak hakkında bir film; işte bu yüzden sizi her şeyin yolunda olduğuna ikna etmeye çalışıyor. Ve her şeyden çok, Don’t Look Up bu yazıyı açtığım Utah Phillips alıntısıyla ilgili. Bunun doğal bir felaket olmadığını nasıl anlamamız gerektiğiyle ilgili; muazzam bir servete ve güce sahip bir avuç insanın yarattığı felaket. Ve onların kim olduğunu biliyoruz (ya da en azından kim olduklarını bilme yeteneğine sahibiz) ve hepimiz ölene kadar, her zamanki gibi, her şey normal gibi işlerine devam etmekten mutlu olduklarını biliyoruz. McKay’in filmindeki bir başka öfkeli an, felaketin kaçınılmaz hale gelmesiyle, egemen sınıfın herkes yanarken kaçmak için gizli bir roket kullandığı zamandır. Dünyayı öldüren insanların isimleri ve adresleri var. Fakat, bizim sayımız onlardan çok, çok, çok daha fazla, bu da muazzam bir güce sahip olduğumuz anlamına geliyor. Sonuçta, Sol Ses’te sık sık tekrar ettiğimiz gibi, kelimenin tam anlamıyla her şeyi çalıştıran işçi sınıfıdır ve işçi sınıfı, eğer istersek, hepsini kapatabilir de. Ve onların kârı için hayatımı riske atmaktan bıktım. Kafamı kaldırdım. Kuyrukluyıldızı gördüm. Yukarıya baktım.

 

[leftvoice.org’daki İngilizce orijinalinden Mehmet Bayram tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]




Kaynak: sendika org

Editör: Yeniden ATILIM

Bu haber 127 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Çeviri Haberleri

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
GAZETEMİZ

HABER ARA
YUKARI YUKARI