Bugun...



'İnsanlığa karşı suçlar' tanımı Kürtlerin yaşadıklarını tarif ediyor

Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü Madde 7/1'de bir toplumun sistematik olarak "katledilmesi, işkenceye uğraması, soykırım ve benzeri uygulamalara maruz bırakılması" insanlığa karşı suç olarak nitelendiriliyor. Yine TCK 77 maddeye de alınan bu hükümlerin yanı sıra savaş sürecinde savaş hukukunun tanınmaması da savaş suçu olarak değerlendiriliyor. Bu nitelemelerle birlikte son bir ay içerisinde Kürtler sadece kimliklerinden dolayı, linç girişimlerine maruz kaldı, ev ve işyerleri yakıldı, toplu ş

facebook-paylas
Güncelleme: 07-10-2015 19:05:27 Tarih: 07-10-2015 18:50

'İnsanlığa karşı suçlar' tanımı Kürtlerin yaşadıklarını tarif ediyor

'İnsanlığa karşı suçlar' tanımı Kürtlerin yaşadıklarını tarif ediyor

 

Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü Madde 7/1'de bir toplumun sistematik olarak "katledilmesi, işkenceye uğraması, soykırım ve benzeri uygulamalara maruz bırakılması" insanlığa karşı suç olarak nitelendiriliyor. Yine TCK 77 maddeye de alınan bu hükümlerin yanı sıra savaş sürecinde savaş hukukunun tanınmaması da savaş suçu olarak değerlendiriliyor. Bu nitelemelerle birlikte son bir ay içerisinde Kürtler sadece kimliklerinden dolayı, linç girişimlerine maruz kaldı, ev ve işyerleri yakıldı, toplu şekilde gözaltına alınarak hakarete maruz kaldı, cenazeleri yerlerde sürüklenerek, mezarlıkları yerle bir edildi. 

Başlatılan yeni savaş süreciyle birlikte 90'lı yılları aratmayan uygulamalar devreye sokuldu. 90'larda Kürtler ile PKK'yi birbirinden ayırmaya çalışan devletin, Kürtlere karşı savaş stratejisi yerini "kadın, çocuk da olsa gereğinin" yapılacağı bir stratejiye bıraktı. O yüzden AKP hükümeti döneminde yüzlerce çocuk katledildi. 7 Haziran seçimlerinden sonra devreye konulan yeni savaş konsepti ile birlikte ise bu strateji daha da genişletildi. 

Devlet, PKK'ye misillemeyi siviller üzerinden yapıyor

AKP'nin "bedel ödetmek üzerine" kurduğu yeni stratejisinde, özellikle sivillerin hedef gözetilerek sindirilmeye çalışılması dikkat çekiyor. Direniş dinamikleri nedeniyle 90'lı yıllarda hedef alınan yakılan, katliamların yaşandığı Cizre, Lice gibi yerleşim yerlerine AKP döneminde yeni yerleşim yerleri de eklenerek hedef alındı. Özyönetim ilanlarından sonra buralara yönelen devlet, özellikle 'sokağa çıkma yasağı' ilan ettiği Cizre'de, aralarında çocuk, kadın ve yaşlıların da bulunduğu 22 sivil katledildi. 
Çoğu yakın mesafeden hedef gözetilerek vurulan siviller arasında kaynana ve gelinler de yer alıyor. Yine Diyarbakır Silvan, Lice ve Sur'da Mardin Nusaybin'de ve pek çok yerde "sokağa çıkma" yasaklarıyla birlikte sivil ölümler ve kayıplar da devam ediyor. 

Sistematik uygulamalar

Sivil katliamlarla birlikte bu dönem içinde, Kürtleri doğrudan hedef alan çok sayıda olay yaşandı. Aslında 7 Haziran seçimleri öncesinde başlayan ve 7 Haziran seçimlerinde sonra sistematik hale gelen uygulamalardan bazıları neredeyse infial yarattı. 

20 Temmuz'da Kürtlerle dayanışmaya giden sosyalist gençlerin bombalı bir katliama maruz kalması sonucu 33 gencin öldürülmesi ilk büyük işaret oldu. 

9 Ağustos tarihinde Yüksekova'da, 52 inşaat işçisini gözaltına alan özel harekat timleri, 'Bu devlet size ne yaptı lan, hepinizi tanıyorum, Türkün gücünü göreceksiniz' diyerek Kürtler adeta şiddetle bir kez daha terbiye edildi. Üstelik, 'Türkün gücünü göreceksiniz' diyen şahıslar daha sonra görüntüleri sosyal medyadan yayınlayarak Kürtlere bunun üzerinden gözdağı vermeye çalıştı. 

Bir başka benzer olay da Varto'da yaşandı. Muş'un Varto ilçesinde sağ ele geçirilerek katledildiği belirtilen HPG gerillası Kevser Eltürk'ün katledilmesi ve daha sonra işkence edilen bedeninin sosyal medyadan teşhir edilmesi, deyim yerindeyse Kürtlerde infiale yol açtı. 

En son Şırnak'ta katledilen Hacı Lokman Birlik'in öldürüldükten sonra bir panzerin arkasına bağlanan cenazesi, şehir merkezinde gezdirilerek teşhir edildi ve çekilen görüntüleri servis edildi. Üstelik Sabah Gazetesi bu uygulamanın "rutin bir uygulama" olduğunu belirterek, cenazeye yapılan saygısızlığın yeni olmadığını söyledi. 

Ayrıca bu dönem içinde Kürtlerin cenazelerine yapılan saygısızlık bununla da sınırlı kalmadı. Dağlıca'da, Diyadin'de hayatını kaybeden askerlerin cenazelerinin çatışma alanından siviller tarafından alınarak teslim edilmesine rağmen, Kürtlerin cenazelerine karşı her türlü saygısızlık yapıldı. Suriye'de hayatını kaybeden cenazeler günlerce sınırlı bekletildi ve bir kısmının geçmesine izin verilmedi. Kürtlerle hareket ettiği için DAİŞ ile çatışmada hayatını kaybeden Aziz Güler'in cenazesinin de ailesi tarafından getirilmesine izin verilmedi. 

Sonraki süreçte, bu kez doğrudan mezarlıklar ve mezarlıklarda bulunan ibadethaneler hedef alındı. Birçok alında PKK'li çocukları mezarlıklar yapan insanların mezarlıkları hava bombardımanı ile hedef alınırken, buralarda bulunan cami ve cemevleri de Erdoğan'ın deyimi ile "yerle bir" edildi. 

Bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlemesi

Bütün bu gelişmeler, aslında Kürtlere karşı AKP hükümetiyle birlikte sistematik bir uygulamanın devreye konulduğunu gösteriyor. Zaman zaman "savaş suçları, insanlığa karşı suçlar" tartışmalarını beraberinde getiren bu uygulamalar, Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü Madde, 7/1'de insanlığa karşı suçlar için, "Kasten öldürme, imha, köleleştirme, sürgün veya halkın zorla nakli, uluslararası hukukun temel kurallarına aykırı olarak hapis veya bedensel özgürlükten diğer ağır mahrumiyetler, işkence, ırza geçme, cinsel kölelik, fuhuşa zorlama, zorla hamile bırakma, zorla kısırlaştırma veya bunlara benzer ağırlıkta diğer her hangi bir cinsel şiddet fiilini işlemek, siyasi, ırki, ulusal, etnik, kültürel veya dini nedenlere ya cinsiyete dayanan nedenlere kovuşturma (zulüm), kişilerin zorla kaybedilmeleri, ırk ayrımcılığı, diğer insanlık dışı fiiller" gibi fillerin gerçekleşmesi şartı aranıyor. 
Ayrıca suç tanımı daha sonra TCK 77 maddesinde tanımlanarak, "Söz konusu fillerin, siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlenmesi, insanlığa karşı suç oluşturur" tanımına yer veriliyor. 

Savaş suçu daha çok devletler arası çatışmalarda uygulanıyor

Sivillere karşı suçlar "insanlığa karşı suçlar" kapsamında değerlendirirken, askeri çatışmalarda "savaş hukukunun ihlal edilmesi" suçları ise daha çok "savaş suçu kapsamında değerlendiriliyor. 

İkinci dünya savaşından sonra literatüre giren ve daha çok devletlerarası çatışmalar için geçerli kabul edilen "savaş suçu", devlet içi çatışmalarda çoğu zaman uygulanmıyor. Savaş esirlerine ve sivillere karşı kötü davranmak savaş suçu oluşturan davranışlar arasında yer alıyor ancak katliam ve soykırım olaylarının bir parçası olmasına rağmen, bu tip suçlar genel olarak uluslararası insani hukuk çerçevesinde insanlığa karşı suçlar kapsamında değerlendiriliyor. 

Eski Yugoslavya için Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Ruanda için Uluslararası Ceza Mahkemesi yakın tarihten örnekler olarak kabul edilir ve yine Saddam Hüseyin bu suçlar kapsamında yargılanan isimler arasında yer alır. 

Ayrıca Dağlıca saldırısı sonrasında doğrudan AKP'ye bağlı Osmanlı Ocakları tarafından organize edilen linç eylemleri ile bir Kürt "Kürtçe konuştuğu için" katledilirken, birçok yerde evleri ve işyerleri yakılarak Kürtler toplu göçe zorlandı. Kürt işçiler Ankara'da, Konya'da, Bolu'da ev ve işyerlerini bırakarak "tehciri" yaşadı. Yine sadece Kürtlere ait olduğu için toplu taşıma araçları taşlandı. 

Varto'da Ekin Van'ın cenazesine yapılan vahşet ile birlikte Şırnak'ta da ortaya çıkan görüntülerden sonra devlet, "soruşturma açtığını" açıkladı, ancak geçmişte yaşanan örneklerde karşılaşıldığı gibi soruşturmalardan herhangi bir sonuç alınamıyor. 

Yapılanlar devlet açısından sıkıntı yaratır

Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Levent Korkut, uluslararası düzenlemeler ve insan hakları açısından yaşananların sorunlu olduğunu söyledi. Kolluk birimlerinin hareketlerinde gerektiği ölçü, orantılı güç kullanmamasının devlet açısından sıkıntı yaratacağını belirterek, söz konusu uluslararası sözleşmelere dikkat çekti. 

"Güç kullanımı orantılı olmak zorunda" diyen Korkut, "Burada hem gerektiği kadar güç kullanılması, hem de amaç ve araç arasında makul oran olması gerekir. Taş atan kişiyi tüfekle tarıyorsanız, bu orantılı güç olmaz. Herhangi bir şekilde güç kullanımı ile ilgili olmayan bir müdahale yapılıyorsa, kasti olmayan durumlar hariç kasti olarak mezarlıklar, yerleşim alanlarının tahrip edilmesi, ölü üzerinde uygun olmayan davranış gerçekleştiriliyorsa bunun şiddeti önlemekle alakası olmadığını söylemek gerekir. Bu tam tersine resmi yetkisi olan güvenlik birimlerinin topluma yönelik tehditkar ve korkucu bir tutumu olarak açıklanabilir. Kamu güvenliğini sağlamakla herhangi bir ilgisi bulunmamaktır. Bu konuda soruşturmalar başlatılması olumlu olmakla birlikte bunun sonuçlandırılması gerekmektedir. Olayın olup olmadığının net bir şekilde tespiti ve olmuşsa kimin yaptığının ortaya çıkarılarak yapanlar hakkında gerekli işlemlerin başlatılması gerekir" diye konuştu. 




Kaynak: DİHA

Editör: yeniden ATILIM

Bu haber 612 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER yaşam Haberleri

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HAVA DURUMU
nöbetçi eczaneler
GAZETEMİZ

HABER ARA
YUKARI YUKARI