Bugun...



‘MİT’in çökertme operasyonu, çökertilmesi operasyonu oldu’

Tarih: 30-01-2018 00:45:20 + -


Medya Haber Kanalı’ndan Baki Gül’ün sorularını yanıtlayan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Rıza Altun ve KJK Koordinasyonu Üyesi Çiğdem Doğu, MİT’in DAİŞ’e, El-Nusra ile açık ilişkide olmasının bizzat MİT yetkilileri tarafından itiraf edilmesinin çok önemli olduğuna dikkat çekti.


‘MİT’in çökertme operasyonu, çökertilmesi operasyonu oldu’

‘MİT’in çökertme operasyonu, çökertilmesi operasyonu oldu’

 

 

Medya Haber Kanalı’ndan Baki Gül’ün sorularını yanıtlayan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Rıza Altun ve KJK Koordinasyonu Üyesi Çiğdem Doğu, MİT’in DAİŞ’e, El-Nusra ile açık ilişkide olmasının bizzat MİT yetkilileri tarafından itiraf edilmesinin çok önemli olduğuna dikkat çekti.

KCK YK Üyesi Rıza Altun ve Çiğdem Doğu'nun konuşmaları;

Ankara çok sessiz. Türk medyası hakeza öyle ama internette izleniyor tabi. Uluslararası tartışmalar söz konusu. Bu sessizliği neye bağlayabiliriz. Neden Türk medyası görmezden geldi?

Doğu: Bir önceki bölümde de genişçe tartıştık. Devlet, AKP hükümeti, iktidarı Kürtleri baş düşman olarak görüyor. Özellikle de PKK ile birlikte gelişen bir özgürlük iradesi var. O anlamda ezberi bozulan bir Kürtlük var. Özgürleşen bir Kürt gerçeği var. Bu da ifadesini PKK gerçeğinde buluyor. Eğer iktidarını garantiye alacaksa bunu baş düşmanı, baş çelişkisi olarak görüyor. AKP, devleti tamamen AKP’lileştirmek istiyor, ele geçirip, hegemonik bir güç haline gelmek istiyor. Bunun içinde önce PKK engelini, Kürt engelini aşması gerekiyor. Hep diyor ya; varlık-yokluk yani ölüm-kalım sorunu olarak ele alıyor bunu. Böyle düşman olarak gördüğü güç kendisinin en temel kurumunun yetkililerine operasyon yapmış, ele geçirmiş. PKK, MİT’in iki yetkili elemanını ele geçirmiş. Daha öncesinden de Cizre’de ele geçirilen iki MİT elemanı var. Onun dışında da zaten devam eden bir süreç bu süreç. Ş. Sakine Cansız devrimci intikam operasyonu anlamında devam eden bir süreç, onu da belirtelim. Bu operasyon ile birlikte hani baş düşmanı olarak gördüğü gücün eline bunlar geçmiş. Dolayısıyla birçok bilgi ele geçmiş. Hafıza yani. Kara kutu deniliyor, sır küpü denilmiş. Düşman olarak gördüğü gücün eline geçmesi Türk Devleti açısından çok büyük bir olaydır.

MİT’ÇİLERİN YAKALANMASI, AKP AÇISINDAN BÜYÜK BİR ZAYIFLIK VE YENİLGİDİR

Tuncay Özkan mecliste soru önergesi verdi yakalanan MİT’çilere ilişkin. Bunlar nerede diye. Bunların nerede olduğu ortaya çıkınca da kimseden ses çıkmadı…

Doğu: Bu AKP açısından büyük bir utanç, büyük bir zayıflık, yenilgi olacak. Buradan baktığımızda sadece AKP açısından da değil devletin geneli açısından bu böyledir.

Daha önce Tuncay Özkan açıklama yaptığında Kanal D’de Ahmet Hakan Tuncay Özkan’ın bu açıklamasını büyük bir haber olarak verdi. Bunlar nerede, herkes merak ediyor diye. Şimdi bunların nerede olduğu ortaya çıktı ama haber yapan yok, devletten de açıklama yok…

Doğu: Zaten şöyle bir şey; basını tamamen kendi tekeline aldı AKP. Tek bir dille konuşuluyor. Hangi kanalı açarsan aç -yandaş basın açısından- tek bir dille konuşuluyor. Onlara susun denilmiş susuyorlar, bu kesinlikle böyledir. Muhalif kesimler açısından ise şöyle bir şey deniliyor; 4 veya 5 ay öncesinde bu MİT elemanlarını yakaladığımız süreçte bir KHK ile karar çıkarılıyor. Bu yasaya göre de bu MİT’çilerle ilgili herhangi bir haberin yayınlanması durumunda yargı organları tarafından yıllara dayanan cezalar verilecek. Dolayısıyla öncesinden de tedbirlerini almışlar. Biz Ocak ayının başıyla birlikte bunu resmi bir biçimde açıkladık fakat bunlar daha öncesinden KHK’larla birlikte kendi tedbirlerini alıyorlar, basında-yayında, internet sitelerinde, sosyal medyalarda bütün bunların işlenmemesi için tedbirlerini almışlar. Hani bir korku zaten var. Twiter'da iki satır yazdıkları için tutuklanan insanlar var, yıllarca cezaevinde yatan insanlar var. Büyük bir korku zaten oluşturulmuş. Sadece bu olay açısından değil ama bu olay devlet açısından çok büyük bir gerçekliği ifade ediyor. Bunun açığa çıkması bütün toplum tarafından, bütün kesimler tarafından bilinmesi, bir sürü soru işaretini ortaya çıkaracak. Demeyecekler mi? Ya siz diyordunuz ki ha bitirdik, ha bitireceğiz, inlerine girdik, şu kadar öldürdük, bu kadar bitirdik. Hani bir sürü televizyonlar da sosyal medyada yayınlanan şeyler ve yaratılan algı var. Milletin kafasında bir sürü soru işareti doğacak. MİT’in yakalanmasıyla ilgili haberler yayınlandığında bu tip şeyler doğacak. Bu yüzden hiçbir şekilde izin vermiyorlar o bakımdan açık vermeyen bir yapıları var. Basın yayınlarını bu biçimde susturan yapıları var. Devletin kendisi de buna izin vermez zaten.

AKP NEFES ALMAYA ÇALIŞIYOR

Neden izin vermez?

Doğu: Çünkü sır küpüm diyor, bütün kirli işler, özel savaş, karanlık işler hepsini organize eden bir güçtür MİT. Bunların yakalanması ve yakalanması ile birlikte açığa çıkan bilgiler var. Tarihte ilk defa sosyalist-toplumsal bir mücadele veren bir gücün eline bu bilgiler geçiyor. Devletin en mahrem bilgileri karşıtı olan gücün eline, toplumsal, sosyalist, devrimci bir gücün eline geçiyor. Bunu hiçbir şekilde kabullenemezler. Nasıl ki; Kürt sorununu inkar ediyorlarsa bunu da inkar ediyorlar. Aynı şeydir yani. Kürt sorununu inkar eden mantık aslında bu hakikati de, gerçeği de inkar edecektir. O yüzden görmezden gelen, yokmuş gibi davranan bir yaklaşım gösteriyorlar.

Ama şimdi söyle bir şey var; MİT yetkililerinin El Nusra-DAİŞ çetelerine ilişkin devletin yaptığı yardımlara ilişkin itirafları var. Orada şöyle bir şey var; bu El Nusracılar bir hafta kamplarda savaştırılıp 3 gün sonra beni buradan alın diye serzenişte bulunuyorlarmış, bunlarla savaşılmaz diye. Ama şimdi Efrîn operasyonunun algısı ifşa ediliyor. Şimdi siz bu bilgiye sahipsiniz, daha fazlasına da sahipsiniz. Bu mesele tartışılırken Türk toplumunda, devrimcilerde de heyecan yarattı dediniz. Devletteki korku da bundan mı kaynaklanıyor?

Doğu: Tabi ki. Devlette de büyük bir korku yaratıyor. Nasıl ki ezilenler açısından, demokratik mücadele yürütenler açısından büyük bir şeyi ifade ediyorsa, bir başarı duygusudur. Neden? Çünkü bu devlet halklar için, kadınlar için, ezilenler için, işçiler, köylüler için yapmadığını bırakmadı ve hala da bırakmıyor, halende devam ediyor. Bu anlamda devletin bu pisliklerini, kirli bilgilerini, bir işleyiş mekanizması var. Ve genelde de o devleti yönetenlerle sınırlı kalan bir gerçekliktir, devlet sırrı denir mesela. Bir sırdır yani. Bu devleti yöneten, idare eden üst yetkilerin dışına çıkmayan bir şeydir. Yazılmayan bir yasadır aslında. Dolayısıyla bu sır bizim elimize geçti. Bu neyi ifade eder? Devletin çökmesi anlamına gelir. Bu mevcut devlet sisteminin yine istihbarat sisteminin bu kirli savaş özel savaş siteminin çökmesi anlamına gelir. Bu anlamda çok büyük bir korkuyu ifade ediyor. O nedenle de ne yapıyor? Son süreçlerde oraya saldırıyor, buraya girdik diyor, Efrîn’e gireceğiz algısı yaratıyorlar, sınıra on tane tank koymuşlar sanki operasyon yapmışlar gibi bir algı yaratmaya çalışıyor. Bu gerçeklikle yaşadığı çok derin bir korku var. Zaten bitme aşamasına gelmiş. O anlamda yaşadığı çok derin bir psikoloji var. Bu anlamda ne yapıyor? Algı operasyonlarıyla yeni gündemler yaratarak yeni savaş alanları açmaya çalışıyor. Bütün bunlarla birlikte nefes almaya çalışıyor. AKP, vereceği o son nefesi aslında geciktirmeye çalışan bir çırpınış içerisindedir. Bunun içinde yapmadığını da bırakmıyor, herkesi susturmaya çalışıyor. Askeri olarak da öyle. Halk özel hareketini gündemleştiriyor, silahlı güçler yani milislere dayalı. Bütün bunlarla birlikte toplum üzerinde çok büyük bir baskı oluşturmaya çalışıyor. Rıza arkadaş da değindi, toplumu alabildiğine kirleten bir yaklaşım var. Bunlar da aslında o susturma operasyonunun bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Bizim bu operasyon ile geliştirdiğimiz süreci ortadan kaldırmaya çalışıyor.

OLAYI SIRADANLAŞTIRMAYA ÇALIŞIYORLAR

Sizce Türkiye’de devletin suskunluğu, basının sansürlenmesi toplumun bu bilgilere sahip olmaması nasıl ruh halinin ifadesidir şu anda?

Altun: Bu MİT’çilerin bizim tarafımızdan esir alındıkları, bunların sorgulandığı, ortaya çıkan bilgilerinin mevcut Türkiye’de bu iktidar altından yayınlanmasına müsaade etmeyeceği kesindir. Açık itirafları var. Bir önceki bölüm de tartıştığımız bir gerçeklik vardı; bir varlık-yokluk noktasındadır. Ya mevcut iktidar kendisini inşa ederek var etmenin başaracak ve bunu güvenceye kavuşturacaktır ya da gelişmeler onu ortadan kaldıracaktır. AKP devleti, Tayip Erdoğan hükümeti böyle bir geçiş sürecini ve durumu yaşıyor. Kendisine varlık yaratmanın bir operasyonunu yaparken, çalışmasını yürütürken bu çalışmasının bir bölümünü bu şekliyle bize kaptırması öyle yenilir-yutulur bir şey değil. Hem devlet erkanı için hem toplum için yenilir-yutulur bir şey değil. Başından beri devletin, genel bir devlet yaklaşımı var. 

Kesinlikle bu konuyu çok sıradanlaştırmak, çok sıradan bir olay gibi göstermek ya da hiç yokmuş gibi davranmak.

Hakan Fidan arabuluculara ‘bunlar benim için çok önemli, bunlar benim hafızam, eğer bunlar konuşursa iyi olmaz’ diyor…

Altun: Bu doğru, bu onun açısından öyledir. Biraz önce Cizre’de yakalanan iki MİT’çiden de söz ettik. Bir süreden beri elimizdeki MİT’çilerin dolaylı yollardan kamuoyuna yansıtılmadan alınması için acayip girişimler olmuş zaten. Çeşitli güçler, aracılar, bir takım yerel güçler bu konuda devreye sokulmuş. Bu çalışmayı yürütüyor. Bu önemli kendisi için. Gerçekten de önemlidir. Gerek Cizre’de yakalanan MİT’çilerin gerekse de bu son MİT’çilerin verdiği bilgiler öyle sanıldığı gibi değil. Yeri zamanı geldiği zaman gerekli olduğu kadar açıklanacaktır. Fakat bildiğiniz gibi değil. Sorun sadece MİT’in kendi şubesi içinde bir operasyonu ile ilgili değildir. Genel olarak devletin MİT kanalı üzerinde uluslararası ilişkilerinden tutalım, bölge ilişkilerine kadar, bölgedeki siyasi güçlerle ve devletlerle ilişkilerine kadar, bunun toplum içerisindeki ilişkilerine kadar ve bu konuda faaliyet yürüten bireylerine kadar, MİT içerisinde çalışan kadroların, sorumluluk, yerlerine, yetkilerine kadar binlerce hesaplanacak şeyler var. Bunlar daha açıklanmamış. Devlet bütün bunları biliyor. Bunların şu anda elde olduğunu biliyor. 5 aydır sürdürülen bir operasyon var. 5 aydır neyin operasyonu sürdürülüyor? 5 aydır MİT’çilerden alınan bilgilerin operasyonu sürdürülüyor. Bu ne anlama geliyor? Bu MİT’in bölge çapında, Ortadoğu çapında bir karşı faaliyetini çökertme operasyonudur. MİT’in PKK’yi çökertme operasyonu, PKK’nin elinde MİT’in bölgede çökertilmesi operasyonu oldu. Yani devlet bunu verebilir mi? Şimdi PKK’nin elinde ne kadar tutuklu var?

MİT ARTIK PKK'Yİ YOK ETMEDE BİR FAKTÖR OLMAKTAN ÇIKTI

Açıklanmadı…

Altun: Ama en azından bu konuda soruşturmanın sürdüğünü ve tutuklamaların olduğunu söyledi. Bu konuda Suriye’de, Rojava’da, Güney’de, Rojhilat’ta, Kuzey’de, Türkiye’nin kendi içinde bu kadar geniş kapsamda elde edilmiş bilgiler karşısında yürütülen bir karşı operasyon vardır. Ve bu karşı operasyon çok derin noktalara kadar gidiyor. Şimdi devletin böyle bir karşı operasyona çarpması ciddi bir yenilgidir aslında. Bu durumu felç ediyor. Yani bir devletin Kürt hareketine, özgürlük hareketine karşı ‘çökerteceğim’ operasyonunun en önemli ayaklarından bir tanesi ortadan kırıldı. Birini MİT oluşturuyor, birisini asker oluşturuyor ama MİT olmadan askerin ne kadar etkili olacağı belli değil ama MİT ayağı kırıldı. MİT artık PKK’yi yok etmede bir faktör olmaktan çıktı bu günlerde. Çünkü onun PKK’yi yok etmeye yönelik faaliyetleri, ilişkileri deşifre oldu, etkisiz hale geldi. PKK karşı tedbirlerle onları işlevsiz kıldı. Bu karşı operasyonla bir darbeye dönüştürülmek isteniyor. Bu ciddi bir durumdur. Burada PKK’nin kısa sürede tasfiye edilmesinin sevinci de bitti. Aslında bir konsept çöktü. Şimdi bunu daha değişik ayaklarla sürdürmek istiyor. Son dönemlerde böyle sadece asker ve savaş çığırtkanlığına dayalı bağırması birazda bununla ilgilidir. Daha komple bir operasyon karşısında yenilgi almış, kırılmış kanatlarının yaratmış olduğu boşluğu savaşla doldurmaya çalışıyor ama bu iş öyle sandığı kadar kolay değil. Yani bu operasyon aynı zamanda Efrîn’de geliştirdiği işgal hareketini ve buna karşı geliştirilerek büyük katkılar sunan bilgi, katkı ve malzeme sunmuştur. Bu temelde geliştirilen tedbirler böyle bir askeri operasyona da büyük darbeler vurabilecek birtakım sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Bu açıdan baktığımız zaman mesele öyle basit değildir. Hatta şimdiye kadar bütün boyutuyla planlı bir şekilde ortaya koyduğumuz bir şey değil, bu olay çok derin ve geniş ve kapsamlı bir olaydır. Devlet bunu tabi bir beka sorunu haline getirdi. Yani Erdoğan’dan, Soylu’dan bir itiraf bekleyemezsiniz herhalde. Bu iki faşist zihniyetten ‘Bizim böyle bir çalışmamız vardır, karşı darbe yedik demelerini bekleyemezsiniz.

VAR-YOK DEVLET

Ne yapacaktır? En büyük yenilgisini de zafer çığırtkanlığı üzerinden toplumda bir algıya dönüştüreceklerdir. Onun içinde baskıyı çok kullanarak, yasaklayarak adeta sanki herkesin bunu bir milli mesele haline getirdiği, Erdoğa’ın en büyük özelliği de odur. Kendi çıkarına olan bir meseleyi hemen bir düşman faaliyeti ve bir milli mesele haline getirdi mi Türkiye topumu ve Türkiye’deki bütün organlar onun etrafında kenetleniyor. Baktığımız zaman hadi baskı işin bir boyutuna tekabül ediyor, baskıyla susturuluyor, topluma yansımasını engelliyor. Ama en az bunun kadar da milli bir mesele haline devletin bekası haline getirilmesi zihniyet yapısıyla ilgilidir. Bugün CHP’sinden, değişik sosyal-demokrat kesimlere kadar ve değişik siyasi çevrelere, basın yayın organlarına kadar meseleye milli açıdan bakıp da tercihini Erdoğan’dan yana ya da devletten yana yapıyor. Yani Türkiye’de çok kötü bir durum söz konusudur. Türkiye’de gerçekten de adeta herkes iktidar ve devlete endekslenmiş. Hiç kimsenin toplumu, ahlakı, politikayı, kültürü düşündüğü yok. Var-yok devlet. Erdoğan’da bunu sürekli körüklüyor. Yani aşırı derecede milliyetçi-dinci-şoven yaklaşım neye yol açıyor? Bütün toplumu milliyetçilik temelinde iktidar ve devlete bağımlı kılmayı esas alıyor. Ancak böyle bir toplumu yönetebilir. Ancak böyle bir topluma başkasını düşman haline getirebilir.

KÜRTLERİ YOK ETMENİN, KÜRTLERİ ÖLDÜRMENİN VATAN SEVGİSİ İLE NE ALAKASI VAR?

Ama bu durum suskunluk, sansürle ve sessizlikle giderilecek bir durum mudur?

Altun: Evet, sansürle sessizlikle giderilecek bir durum değil ama bir yerde patlayacak. Zaten bu çözüm değil, bu çözüm olsaydı başarılı olabilirlerdi. Bunu ne kadar engelleyebilir? Bunu çok engelleyeceğini sanmıyorum. Türkiye’de kamuoyunun duymasını engelleyecek bir gücü var ama sosyal medya ve dünya kamuoyu açısından baktığımız zaman bunlar bir biçimiyle zaten yayılıyor ve sorun sadece Türkiye’nin içi ve Türkiye’nin halk kesimleriyle sınırlı bir olay değil. Bu devletin bölgesel politikayla da uluslararası politikasıyla da ilgili bir durumdur. Burası duyuyor. Mesela bütün dünyada tartışılıyor, konuşuluyor ama Türkiye’de yasaklanmış bir vaziyettedir. Ne olayı doğru ortaya koyabiliyor ne de kendi insanına sahip çıkabiliyor. Hem insanları böyle kirli ilişkilerde bu şekliyle kullanacaksın, başka bir toplumu, halkı yok etmenin makinası haline getireceksin hem de bunların başına bir iş geldiği zaman adını bile söylemeyeceksin, sahip bile çıkmayacaksın! Böyle ahlaksız bir durum var. Toplumun bunu gözden geçirmesi lazım, bunlar toplumun çocukları değil miydi? Kürtleri yok etmenin, Kürtleri öldürmenin vatan sevgisi ile ne alakası var. Böyle kandırılmış ve Kürtlerin üzerine gönderilmiş bu insanlar Kürtler tarafından esir alınınca bu sefer de sahip çıkılmayıp yok sayarak adeta ölüme terk etmek gibi bir durumla karşı karşıyayız.

PARTİLER BUNU NEDEN GÜNDEME GETİRMİYOR?

CHP’liler dile getirdi ama sonra sustular…

Altun: CHP’liler bunu normal bir olay sandılar. Bir tane polis ya da bir tane MİT’çiyi bir PKK grubu almış gibi yaklaştılar. Hani zaman zaman operasyonlarda askerler yakalanıyor ya; bunlar böyle yaklaşıyorlar. Bunlar sordular ama sonra işin gerçeği ortaya çıktığında, iş büyük. İş büyük olunca burada ne yapacaktır? Dediğim gibi milli duygular, çıkarlar, devlet çıkarları öne çıkacaktır. Adeta bu gerçeği itiraf etmek PKK’nin ekmeğine, Kürtlerin ekmeğine yağ sürmektir, bu bizim devletimizi zayıflatır, onurumuzu incitir mantığı hepsinde hakimdir. Gerçekten bakın; şu anda birçok basın-yayın organı, akademisyen, devrimci baskı altındadır. Çeşitli cezalardan korkarak bu konuya mesafe koyuyorlar, bu anlaşılır bir şeydir. Ama bazıları var büyük ölçüde dokunulmazlıkları var ve bunu gündeme getirmiyorlar. Mesela partiler, CHP mesela. Parti olarak, ana muhalefet partisi olarak bunu neden gündeme getirmiyor? MHP, VATAN partisi, İYİ parti neden bunları gündeme getirmiyor? Partiler neden bunu gündeme getirmiyorlar? Mesela dokunulmazlıkları olan milletvekilleri var. Bu milletvekilleri neden gensoru vermiyorlar bu konuda. Görüntüler ortada, operasyon ortada, bilgiler ortada bu konuda kimseden tık yok. Buda Tayip Erdoğan’ın yaratmış olduğu korku imparatorluğu, korku devletidir. Aykırı hareket edenlere vermiş olduğu cezadır. Diğer tarafta ise devletin bekası, milliyetçilik ve çarpıtılmış bir vatan sevgisinin inkarcı yaklaşımlarıdır.

TEK BASIN TEK ALGI

Sayın Doğu, toplumu bu kadar susturmak, baskıya almak… Bu MİT operasyonu açığa çıkardı ki medya denetimdedir. Medya ile özel ilgileniyorlar. Bu operasyonun çıkardığı sonuçlar bağlamında Türkiye toplumuna, Kürdistan toplumuna ne söyleyebilirsiniz?

Doğu: MİT’in bu süreçte en önemli oynadığı rol algıları da tamamen tek tipleştirmesidir.

PKK masası deniliyor ama çok genel bir tablo ortaya çıktı…

Doğu: Evet, çok genel bir tablo ortaya çıktı. Yani Rıza arkadaşta ifade etti. Genel Ortadoğu açısından da böyledir, genel Türkiye toplumları, halkları açısından da böyledir. Yani birçok boyutu var aslında bu gerçekliğin. Biz hareket olarak olaylara sadece Kürt olgusu gibi sınırlı bakmıyoruz ki. Hareket olarak, biz bir özgürlük hareketiyiz, ideolojik bir hareketiz. Olaylara özgürlüksel temelde bakıyoruz. Dolayısıyla mevcut bilgileri algılayışımızda bu temeldedir. Bizde bir konsept belirliyoruz, savaş stratejisi ve taktiği belirliyoruz. Dolayısıyla okumamız geniş bir çerçevedendir. Gerçekten MİT’in özellikle de AKP iktidarı döneminde en önemli oynadığı rol; toplumlar içerisine, değişik kimlikler, bütün kimlikler açısından yarattığı algıları tek tipleştirmesidir. Tek renk, tek tiptir. Buna birde tek basın ya da tek algıyı eklemek gerekiyor. Çünkü mevcut durumda mesela devlet o kadar sürdürülemez bir boyuta gelmiş ki, sürdürülemez bir durumdadır, çökme aşamasındadır. Ne yapıyor? Bunu geciktirebilmek için, kendi iktidarını garantilemek için algıları tek tipleştirmesi lazım, uyuşturması lazım, zihinleri uyuşturması lazım. Sadece ben varım, ben güçlüyüm, diğerleri bitmiştir başta PKK olmak üzere. Bunu değişik biçimlerde, değişik araçlarla, yöntemlerle yapıyor ve MİT bunda kilit bir rol oynadı. Özellikle basın açısından çok stratejik bir rolü var. Bizim toplumların, Kürt halkı başta olmak üzere Türkiyeli halklar, ezilenler, herkesin şunu net bir biçimde bilmesi lazım; bu sistem, bu devlet bitmiştir. Bu faşizm kendisini baskıyla, korkuyla, tek tipleşmeyle tamamen ben hakimim diyen duruşu, söylemi var ama böyle bir şey yoktur. Bu sanal bir ayakta kalıştır, gerçekliğidir. Dolayısıyla bu konuda net olmak gerekiyor. Bunu bilmek neden önemlidir? Gerçekten de devletin tamda böyle bitme aşamasına geldiği gerçeklik içerisinde ne kadar bunun bilincinde olursak; toplumlar olarak biz o kadar örgütlenebilir, bilinçlenebilir ve öz savunmamızı yapabiliriz. Kurbanlık koyunlar gibi olamayız. Kadınlardan tutalım da değişik halk kimliklerine kadar herkese dayatılan bir korku durumu var. Neden? Kadınlar açısından da ben değerlendirmek isterim; bunu herkes söylüyor en fazla kadın katliamlarının gerçekleştiği, yozlaşmanın, ahlaki çöküşün en fazla gerçekleştiği dönem AKP dönemidir.

AJANLAŞMADAN DAHA AŞAĞILIK NE OLABİLİR

Ve MİT’in bunda rolü var…

Doğu: Evet, MİT’in bunda çok büyük bir rolü var. Uyuşturucuyu, toplumda fuhuşu yaygınlaştırmaya çalışan, ajanlaştırmayı yaygınlaştıran bunlardır. Toplumda ajanlaşma kadar daha aşağılık bir şey olabilir mi yani. Toplum açısından düşünelim; yani birlikte yaşıyorsun, ben seni ihbar ediyorum, bundan daha aşağı, düşkün bir şey olabilir mi? Ne yapıyor? Ajanlaştırmayı geliştiriyor toplum içerisinde. Uyuşturulmuş insan, uyuşturulmuş gençlik gerçeğini geliştirmeye çalışıyor. Kadını katliamla, yoksullukla, fuhuşla, işsizlikle, ucuz işçilikle, cinayetlerle, her gün şiddetle terbiye ediyor aslında. Aynı zamanda erkek egemenliğini kışkırtıyor. Ne yapıyor? Bütün bunlarla birlikte aslında milliyetçiliği diri tutuyor. Dikkat edelim; o kadar paraleldir ki. Şu anda AKP iktidarının cinsiyetçiliği kullanma biçimiyle, erkek egemenliğini kışkırtma biçimiyle, milliyetçiliği kışkırtma biçimi paraleldir, aynıdır. Dincilik açısından da böyledir. Yani dürüst dini duygular anlamında söylemiyorum. Dini siyasi anlamda kullanma yani AKP’nin kullanma biçimi açısından söylüyorum, aynıdır. Neden çocuk tecavüzlerinin en fazla yaşandığı yerler imam hatiplerdir. Sözde dini eğitimlerin verildiği yerlerdir. Dikkat edelim; bütün bunlarda ilginç bir örgü var. Dincilik, milliyetçilik ve cinsiyetçilik muazzam biçimde örülmüş durumdadır. Ve bunda MİT’in çok önemli bir rolü var. Bütün bunlarla toplumu düşünemez hale getiriyor. İşçiyi, düşünemez, köylüyü düşünemez hale getiriyor, kadınları zaten kafasını kaldıramaz hale getiriyor. Mevcut durumda güçlü potansiyel, direnişi, demokrasiyi geliştirme anlamında en güçlü potansiyel kadın potansiyelidir. Bunu bilerek en üst düzeyde milliyetçiliği kışkırtarak, geliştirerek bir algısızlık yaratılıyor. Toplum açısından bir algısızlık durumunu yaratıyor. Bizim bütün bunları hangi kaynaktan geliştiğini öğrenmemiz çok önemli bir durumdur. Biz bunu biliyoruz artık, geçmişte de biliniyordu ama bütün bunların nasıl, nereden, nasıl organize edildiği, hangi birimler, daireler etrafında örgütlendirildiğini öğrenmek çok önemli gerçekten. Dolayısıyla toplumunda daha gözünü açarak şunu bilmesi lazım; bu sistem faşist bir sistemdir. Bu sistem sanal bir algı yaratıyor.

BİZİM PARÇALANMAMIZ ONU GÜÇLENDİRİYOR

Yani korkulacak bir durum yok aslında

Doğu: Evet, onu bilmek çok önemlidir. Biz bu faşist sistemi yenebiliriz. Bizim parçalanmamız onu güçlendiriyor. Bizim birleşmemiz kesinlikle sistemin tamamen yıkılması anlamına gelecektir. Bu faşist sistemin tamamen yıkılması anlamına gelecektir. O yüzden bu algıların ötesinde mevcut devletin ve MİT’in dayatmış olduğu algıların ötesinde düşünmek çok önemlidir. Yani Türk medyasına, AKP medyasına kanmadan direnmesi gerekiyor.

Yani iktidarın öyle vururum kırarım yaparım ederim yanıltıcı özelliklerini bilerek…

Doğu: Tabi ki! Öngörerek bu faşist sistem aynı zamanda vuruyor da ona karşıda tedbirlerimizi alarak örgütlenmemiz gerekiyor.

ORTADOĞU'DA KRİZİN DERİNLEŞMESİNİN TÜRK DEVLETİ'NİN POLİTİKALARIYLA DİREKT BAĞI VAR

Sayın Altun, vakıf olduğunuz bir konu. Türkiye Cumhuriyeti Tayip Erdoğan’ın DAİŞ, El-Nusra ile ilgili ilişkileri davada açığa çıkmıştı. Uluslararası alanda birçok rapora konu olmuştu. İki MİT yöneticisinin Türk Devleti'nin resmi olarak DAİŞ’i, ÖSO’yu, El-Nusra’yı itiraf etmesi ne anlama geliyor?

Altun: Tayip Erdoğan iktidarının DAİŞ’le, El-Nusra hatta daha başkaları da birçoğu ile daha direkt bir ilişkisi bilinen bir gerçektir. Bu hem MİT TIR’ları ile hem sınır geçişlerinde çekilen fotoğraflarla ortaya çıktı, bu bilinmeyen bir şey değildi. Yine Urfa’da, Antep’te, Kilis’te, Hatay’daki eğitim kampları, geçiş hatları bunların hepsi epey çıkmıştı ortaya. Ancak direkt iki yetkili MİT elemanı tarafından bunların teyit edilmesi ve daha derinliğine vakıf olmak daha özel bir durumdur. Bu konuda eskiden beri var olan kanılar ve görüşleri doğruladı. Türkiye devleti ve özellikle Erdoğan’ın DAİŞ ile ilişkisi, El-Nusra ile ilişkisi vb. birçok güçle ilişkisi netleşti. Bu netleştiği gibi aynı zamanda bunlarla nasıl bir ilişki içerisinde olduğu ve bu ilişkilerin kimler tarafından netleştiği de ortaya çıktı. MİT, bu ilişkilerin kullanılmasında ve işletilmesinde çok önemli rol oynuyor, esas görev ona verilmiştir. Gerek bunlarla ilişkilenme biçimi itibariyle, günlük ilişkilerin örgütlenmesi ve sürdürülmesi itibariyle, gerek bu uluslararası cihat çağrılarını taşıma sistemleri, gerekse bunlar için sınır boylarında kurulan kamplar çekilme ve tekrardan sokulması konusunda MİT çok önemli bir rol oynuyor. Vermiş oldukları bilgiler oldu. Bizce bu önemlidir. Gerçekten de eskiden beri de çok nettir. Ortadoğu’da krizin derinleşmesinde, kaosun bu kadar derinleşmesinin kesinlikle Türk Devleti'nin politikasıyla direkt bağı var. Buna kesinlikle inanmak gerekiyor. Bu işlerin bu kadar çıkmaza girmesi, Arapsaçına dönmesinin Türk devletinin politikasıyla ve bu politika temelinde Ortadoğu’ya yapmış olduğu müdahaleyle bağını hiçbir zaman unutmamak lazım.

MÜSLÜMAN KARDEŞLERİN TEMEL ÜS NOKTASI TÜRKİYE'DİR

Suriye’deki kaos…

Altun: Sadece Suriye değil, Suriye bunun en son ve en yoğunlaşmış halidir. Suriye’ye dayanmış gelen olaydır. Türkiye Libya’dan tutun, Mısır’a, Körfez ülkelerindeki o Arap baharı olarak tabir ettiğimiz olaylar içerisinde de var. Mesela Libya’da bir aktör ve bugünde halen bunu sürdürüyor. Birçok DAİŞ’liyi, El-Nusra’cıyı Irak’tan, Suriye’den çekip Türkiye üzerinden Libya’ya göndermek, Libya’da iç savaş varken Fransa ile çatışma içerisine girecek bir duruma gelmişti. Türkiye’de ta orada kimin eliyle bunu yaptı, Kaddafi’ye karşı birçok gücü destekleme, ilişkilenme temelinde bunu yaptı. Daha sonra bütün bu iç karışıklıklara DAİŞ’i de, El-Nusra’yı da katarak olaylar devam etti. Mısır içinde aynı şeyi yaptı. Mısır’da Müslüman Kardeşler Katar’da ve Türkiye’de üslenmişler, temel üs noktaları Türkiye’dir. Daha sonra bölgesel baskıdan dolayı Katar’dakiler de Türkiye’ye gidince bugün Müslüman Kardeşlerin temel merkezi Türkiye’dedir ve Erdoğan’ın kendisini de Müslüman kardeşlerin kadim üyesidir. Onun içinde Musri’nin iktidara gelmesi ve Musri’ye karşı yapılan darbede Erdoğan’ın çabaları Müslüman Kardeşlerden daha çoktu. Oraya da müdahale etti. Yani Libya’da iktidarı devirmede katkı sunan, Mısır’daki ayaklanmaları destekleyip, ayaklanmaların selefi kanatlarını, Müslüman Kardeşler kanatlarını iktidara taşımak isteyen körfez ülkelerin de keza Suudi selefiliğine de dayalı ve Katar ile girdiği ilişkiler bağlamında giderek El-Nusra’nın DAİŞ’in ötesinde Ehrar-El Şam ve benzeri örgütlere kadar geniş yelpazede bu örgütlerle ilişkilenen ağına girmesi Türkiye’nin Ortadoğu’ya müdahalesini bize anlatıyor. Bütün bu alanlardaki olayları göz önüne getirin ve olayların bu zeminlerde yürüyerek nasıl Suriye’ye geldiğini ve Suriye krizine neden olduklarını çok rahatlıkla görebilirsin. Ve Suriye krizine neden olması giderek Türkiye’nin de bütün Ortadoğu politikasında bu müdahale alanlarına yaymak istediklerini yoğunlaştırılarak burada zafere dönüştürülmesinin müdahalesi gerektiriyor ki bu bütün gücüyle oraya yüklenmeyi gerekli kılıyor.

El-NUSRA, DAİŞ'E DÖNÜŞTÜ

İşte burada El-Kaide’nin nasıl uluslararası bir güç olarak gelip Suriye’de El-Nusra’ya dönüştüğünü El-Nusra’nın ise nasıl belli bir savaşın aşamasından sonra DAİŞ’e dönüştüğünü, DAİŞ’in giderek nasıl bir Irak-Şam devletine dönüştüğünü çok rahatlıkla görebilirsiniz. Ve Türkiye bütün bunların içinde çok net ve somut olarak vardır. Bu elimizdeki MİT’çilerin bu konuda vermiş oldukları bilgiler bizim bu konudaki yaptığımız değerlendirmeleri somut olarak teyit etmiştir. Basit örneklerle de açıklayabiliriz. Gerçekten; DAİŞ’in Musul operasyonu çok ciddi bir operasyondur. Musul operasyonu olmadan önce Musul’a operasyon yapılacağını, bütün dünyanın misyonlarını oradan çektiğini, yabancıların çıkmasına rağmen Türkiye konsolosluğu hiç çıkmadı. Ne devlet çık dedi, nede oradakilerin kendisi çıktılar. Öyle kaldılar orada. Peki, DAİŞ o zaman insanları yakıyordu, kelleler kesiyordu ve herkes kaçıyordu. Neden, neyine güvendi? Türkiye kendi misyonunu çekmedi. Ya da oradaki misyona sözcülük yapan neyine güvenerek sorun yok diye açıklamalar yaptı? O zaman bu önemli sorgulanması gereken bir şeydir. Bununla birlikte uzun bir süre DAİŞ’in elinde kaldı. Nasıl bir kalıştı bu? Bu kadar barbar bir DAİŞ bunları aileleri ile birlikte nasıl barındırdı ve giderek bunları neyin karşılığında Türkiye’ye teslim etti. Şimdi şöyle anlatılıyor; işte bunlar rehindi, Türkiye ise rehinleri kurtarmanın diplomasisini yaptı, pazarlıklar yaptı. Pazarlıklar sonucunda rehineler kurtarıldı. Böyle bir şey yok. Bunlar göstermelik şeylerdir. Kamuoyunun aldatılması için mizansendir bunlar. Başından beri DAİŞ ile sıkı-fıkı ilişkiler içerisinde olan bir Türk Devleti'nin DAİŞ’in hakimiyet sahalarında aslında bir esir gibi DAİŞ ile birlikte var olmanın yaklaşımlarıydı bunlar. Bu çok nettir. Yine ortaya çıktı.

Bütün DAİŞ’lilerin Türkiye’de nasıl tedavi edildikleri biliniyor. Kilis’te, Antep’te, Hatay’da, Urfa’da bunlar görüntülendi. Elimizdeki esirler bunları daha ayrıntılı bir şekilde söylüyorlar. Yine sınır üzerinde özellikle mülteci kamplarında nasıl insan devşirildiğini, bu devşirilen insanların dönemsel olarak nasıl Türkiye’ye götürüldüğü dönemsel olarak nasıl değiştirildiğini de sürekli anlatıyorlar. Bir de bunun dışında uluslararası cihat çağrıları ile Türkiye’ye gelenlerin Ankara’dan, İstanbul’dan alınıp da sınır üzerinden yine Kilis, Antep, Urfa, Hatay vb. yerlerde hangi noktalarda tutulduklarına ve bu noktalarda hangi otobüslerle, tırlarla kimin güvenliğin de taşırıldıklarına dair somut, çok net bilgiler var. Yine çok önemli; içeriden de dışarıya yayılmanın uygulamasını yapıyor. Sadece dışarıdan gelen cihatçıları Suriye’ye sokarak ve bunları Rojava’ya karşı kullanmak biçiminde algılanmamalıdır. Yine Suriye’ye gidip de orada savaşa katıldıktan sonra başka yerlere nakledilmesi gerekenleri de tekrar Türkiye üzerinden getirilip farklı ülkelere nasıl gönderildiklerini de anlatıyorlar. Özellikle Irak ve Suriye’den çekilenlerin Libya’ya, Kuzey Afrika’ya nasıl gönderildiklerini yine buradan çekilen DAİŞ’lilerin vb. güçlerin ise Türkiye üzerinden çeşitli nedenlerle yasallaştırılarak Avrupa’ya ve diğer yerlere gönderildikleri çok net olarak ortaya konuluyor.

TÜRK DEVLETİ SAVAŞ SUÇU İŞLİYOR

Bu ne anlama gelir bundan sonrası için?

Altun: Bu itiraflar Türkiye’nin çok büyük bir savaş suçu işlediğini anlamına geliyor. Özellikle DAİŞ’in, El-Nusra’nın, Selefi çetelerin yaratılmasında ve bunların Ortadoğu’da yapmış olduklarında Türkiye’nin ne kadar sorumlu olduğunu gösteriyor. Yine bunların uluslararası güçler karşısında nasıl bir tehdit unsuru olarak kullanıldığını ve bunlarda zaman zaman sadece tehditle sınırlı kalmadığını Ortadoğu’dan alınıp Türkiye üzerinde, dünyanın başka yerlerin de nasıl bir tetikçi olarak kullanıldığının da çok somut göstergesi ve uluslararası suç kategorisine girer. Burada bütün dünyanın şunu bilmesi gerekiyor. Kısaca özetlediğim bu kumpas Türkiye’nin elinde Ortadoğu’yu bütün dünyayı kana bulayacak bir durumdur. Ve bu duruma karşı hem Rojava’da hem genelde Kürtlerin ve özel olarak da PKK’nin yürütmüş olduğu mücadelenin kıymetini kesinlikle bilmeleri gerekiyor. Bu Tayip Erdoğan’ın ve onun zihniyetinin Ortadoğu’da yaratmak istediği kan deryasını durduran tek bir güç konumundadır. Burada çok ciddi başarılar kazandı. MİT operasyonu bunun en son başarısıdır. Bunun öncesi de var. DAİŞ’e karşı yürütülen mücadelede Kerkük’te, Mahmur’da, Şengal’de, Rojava’nın birçok merkezinde hatta Rakka’da, Dêrazor’a, Minbic’e kadar bunlara karşı çok ciddi mücadeleler verildi ve büyük bedeller verildi. Ve bu Erdoğan’ın Ortadoğu’yu kan deryasına çevirme politikasını çökertti. Ve kendi taşeronları yenildiği sürece giderek kendisinin devreye girmesinin zorunlu olduğu bir evreye geldi.

KENDİSİNİN YAPACAĞINI DAİŞ YAPIYORDU

Efrîn…

Altun: Bu onun yenilgisinin ifadesidir. Aslında evet, bu noktaya gelmek istemiyordu daha çok maşalarla közü tutmak istiyordu, bunlarla işi kurtarmak istiyordu ve bunlarla kurtarabilirdi. Nasıl ki; Müslüman Kardeşleri Mısır’da ayaklandırıp iktidarı yıkıp yerine Mursi’yi iktidar ettiyse aynısını bütün Ortadoğu’da yapmak istiyordu, bu olmaz demeyin. Elini hiçbir şeye değdirmeden de taşeronlarla da yapabilirdi. Böyle bir başarı şansı da vardı. Fakat bizim yürüttüğümüz mücadeleyle bu büyük ölçüde yenilgiye uğradı. Ve yenilgiye uğramasıyla dikkat edildiyse DAİŞ yavaş yavaş silinmeye başladı. DAİŞ yenilgisi ama bunların arasından geçiş olduğu için, sürekli ondan ona geçişler yaptıkları için tam olarak bitmiş denilemez, DAİŞ büyük ölçüde misyonunu oynadı. El-Nusra’nın içinde ortaya çıkarak misyon oynattılar, sonra büyük bir felaket tablosu ortaya çıktı. O felaket tablosu büyük zararlar verdi. Bundan nemalandılar ve arkasına da bu yenilgisiyle birlikte tekrardan bunlar El-Nusra’ya geçiştirilerek değişik örgütlere taşırılarak bunlar başka bir kimlik kazandılar. Buna rağmen bir yenilgi aldılar. Yenilgi aldıkları için bugün Türkiye kendisini devlet olarak, ordu olarak itiraf ediyor. Şimdiye kadar itiraf etmiyorlardı. Dikkat edilirse; Kobanê’ye kadar böyle değildi. Kobanê’ye kadar daha çok sanki bağımsız bir devletmiş gibi görünmeye çok özen gösteriyordu. Halbuki DAİŞ’i harekete geçiren oydu. Ama sanki bu değilmiş gibi bir görüntü veriyordu, bununla işi götürüyordu. Nasılsa kendisinin yapacağını DAİŞ yapıyordu. Kobanê’ye kendi ismi ile girmekten çok DAİŞ ismiyle girmek daha cazip geliyordu, öyle hareket ediyordu. Bütün bunlar yenildikten sonra artık taşeronlarla işi götüremeyeceğini anladığı için direkt ordusuyla bunu kendisi için bir beka sorunu haline getiriyor. Benim ulusal varlığım deyip ve devletin bekası için diye bir slogan atıyor ortaya ve herkesi de kendi arkasında kenetleyerek artık taşeronlara çok fazla ihtiyaç duymadan direkt kendi ordusunu kullanarak onları da yanına alarak hareket etmeye çalışıyor. Bunu yapmak zorundadır. Bunu yapmazsa ya bundan vazgeçecek ya da taşeronları bunu yapacak güçte değil. Bıraksın o zaman. Bıraksın. YPG güçleri o Türkiye’de, Suriye’de çok büyük sorun gibi görünen İdlib’deki mevcut çetelerin toplamını bir ay içerisinde ortadan kaldıracak güçtedir. Peki, böyle bir güçle Erdoğan kendi planını nasıl uygulayacak? Uygulayamayacağına göre o zaman bu güçleri de kullanarak özgürlük mücadelesine saldırıp bu seferde kedisini kurtarmaya çalışıyor. İlk önce Ortadoğu’yu hakimiyet olarak görüyordu ama şimdi kendini kurtarma operasyonuna dönüştü.

MİT İNSANLIK SUÇUNDA AKTİF OLARAK ROL OYNADI

Bu değerlendirme üzerinden DAİŞ, El-Nusra, diğer çete gruplarına ilişkin destekleyip ayyuka çıktı. Bölge açısından, halkları açısından bu itiraflarla ortaya çıkan durum nedir? Bu ifadelerle ilgili halkların temel alması gereken noktalar neler?

Doğu: Sonuçta bu tür örgütlenmelerinin açığa çıkmasında elbette ki ulus devletlerin ve dış güçlerin bölge açısından ifade ettiği çıkarlar temeldir. Temel rol oynuyor. DAİŞ’te bütün bu örgütlenmelerin çete örgütünü ifade ediyordu. MİT tarafından ilişkilerin geliştirilmesi beslenmesi hatta ilk süreçlerde geliştirilmesi açısından oynadığı roller genelde basında da tartışılan hususlardı öncesinden. Şimdi dediğimiz gibi daha öyle açığa çıkan somut bilgiler üzerinden çok çarpıcı durumlar var. Bunlar öyle normal bilgiler değil gerçekten. Rıza arkadaşında ifade ettiği gibi savaş suçu, insanlık suçu olarak açığa çıkan şeyler. Bir soykırım süreci yaşandı. Şengal açısından, Êzidiler açısından bakarsak bir soykırımdı. Yine Arap halkları açısından bakarsak da öyle. Araplarda hala da öyledir. Oradan oraya göçertiliyor. Arap halkıda bunları yaşadı. Süryaniler, Hristiyanlar katliamları çok derinden yaşadılar. Gerçekten de akıl almaz, insan zihninin almayacağı vahşet durumlarıyla karşı karşıya kaldık. Bu kaç yıl DAİŞ vahşetiyle yaşadığımız gerçeklik buydu. Dolayısıyla bütün bu vahşetin yürütülmesinde Türk devletinin rol sahibi olması MİT’in bunun içinde aktif bir şekilde rol sahibi olması gerçekten bir insanlık suçudur ve bu yargılanacaktır. Bunun fiili anlamda savaş sahası gerçekliği içerisinde Rojava’da, YPG ve YPJ güçlerin savaşı zaten pratik saha da cevap vermiştir. Şengal’de, Mahmur’da, Kerkük’te HPG ve YJA-STAR güçlerimiz pratik sahada bunun cevabını vermiştir. Ve gerçekten AKP ve DAİŞ’in önüne hareketimiz çıkmıştır, engel olarak özgürlük hareketimiz çıkmıştır. Pratik sahada buna cevap verilmiştir. Evet, DAİŞ şu anda etkisiz bir güç haline gelmiştir. Yeni bir şeye doğru evriltilecektir. Değişik tarafından ama mevcut konsept dahilinden gelmiş olan biçimi DAİŞ gerçekliği bitirilmiştir, sönmüştür. Bu anlamda hesabı sorulmuştur. Fakat bir savaş suçu olarak da mutlaka hukuki olarak bunun hesabının sorulması lazım. Böylesine eli kana bulanmış vahşi güçlerle ortak hareket etmiş bir iktidarın bu biçimiyle daha fazla iktidarda kalması, egemen olması mümkün olmayacaktır. Buda bu biçimiyle yargılanacaktır. Hesabı da sorulacaktır. Bu bilgilerin elde olması, bu yönüyle de hesabının soruluyor olması bu anlamda çok önemli ve tarihseldir.




Kaynak: ANF

Editör: yeniden ATILIM

Bu haber 38 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

DİĞER Röportaj-Analiz Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • 2016 tarihi Diyarbakır Newroz'undan
    2016 tarihi Diyarbakır Newroz'undan
  • İstanbul'dan Şırnak'a '#Akşam7deBarışaSesVer' eylemleri büyüyor
    İstanbul'dan Şırnak'a '#Akşam7deBarışaSesVer' eylemleri büyüyor
  • İstanbul’da binlerin çığlığ;‘Saray savaş, halklar barış istiyor’
    İstanbul’da binlerin çığlığ;‘Saray savaş, halklar barış istiyor’
  • Güncel
    Güncel
  • Yitirdiğimiz,Dostlar,yoldaşlar...
    Yitirdiğimiz,Dostlar,yoldaşlar...
  1. 2016 tarihi Diyarbakır Newroz'undan
  2. İstanbul'dan Şırnak'a '#Akşam7deBarışaSesVer' eylemleri büyüyor
  3. İstanbul’da binlerin çığlığ;‘Saray savaş, halklar barış istiyor’
  4. Güncel
  5. Yitirdiğimiz,Dostlar,yoldaşlar...
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Kardeş Türküler - Dom Dom Kurşunu / Mahzuniye Saygı
    Kardeş Türküler - Dom Dom Kurşunu / Mahzuniye Saygı
  • İşçi Sınıfının Anası: Jones Ana
    İşçi Sınıfının Anası: Jones Ana
  • 'Hesabı halk soracak' diyen HAZİRAN'cılara müdahale: Gözaltılar var
    'Hesabı halk soracak' diyen HAZİRAN'cılara müdahale: Gözaltılar var
  • Nazım Hikmet İşçilerimizin 1 Mayıs'ını Kutluyor!
    Nazım Hikmet İşçilerimizin 1 Mayıs'ını Kutluyor!
  • Kemal Sunal'ın sansürlenen 1 Mayıs sahnesi
    Kemal Sunal'ın sansürlenen 1 Mayıs sahnesi
  • SSCB'de İlk 1 Mayıs Askeri Töreni
    SSCB'de İlk 1 Mayıs Askeri Töreni
  1. Kardeş Türküler - Dom Dom Kurşunu / Mahzuniye Saygı
  2. İşçi Sınıfının Anası: Jones Ana
  3. 'Hesabı halk soracak' diyen HAZİRAN'cılara müdahale: Gözaltılar var
  4. Nazım Hikmet İşçilerimizin 1 Mayıs'ını Kutluyor!
  5. Kemal Sunal'ın sansürlenen 1 Mayıs sahnesi
  6. SSCB'de İlk 1 Mayıs Askeri Töreni
VİDEO GALERİ
YUKARI