Bugun...



Ölümün Eşiğinde ki Sosyal Demokrasi

Sosyal demokrasi anlayışındaki Avrupadaki siyasi partiler 20 yıldır güç kaybetmektedir Onları bir müca kurtarabilir mi? Mümkün görülmüyor,çünkü ölüm döşeğinde olan asıl kapitalizmdir. Onun bir dönem yönetim biçimi olan susyal demokrasi miyadını doldurmuş durumda

facebook-paylas
Tarih: 13-06-2019 03:03

Ölümün Eşiğinde ki Sosyal Demokrasi

Sosyal demokrasi anlayışındaki  Avrupadaki siyasi partiler 20 yıldır  güç kaybetmektedir Onları bir müca kurtarabilir mi?

Mümkün görülmüyor,çünkü  ölüm döşeğinde olan asıl kapitalizmdir. Onun bir dönem yönetim biçimi olan susyal demokrasi miyadını doldurmuş durumda.

 Ölümün Eşiğinde ki Sosyal Demokrasi

 Loren Balhorn

Avrupa Parlamentosu seçimleri Alman Sosyal Demokratlarına ağır bir darbe indirdi. Artık onları sadece bir mucize kurtarabilir.

Sosyal Demokrat Parti (SPD) önceki hafta yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerine gözüpek ancak muğlak kampanya sloganlarıyla girdi; biri “Birleşip Avrupa’yı güçlendirin”, diğeri ise “Cevap Avrupa’dır” idi. Partinin %15’in biraz üstüne çıkıp tarihindeki en düşük oyu kazandığı küçük düşürücü performansına bakınca, insan ister istemez acaba doğru soruları mı soruyorlardı diye düşünüyor.

 

Sosyal Demokratlar Almanya’nın sorunlarının çözümü olarak sırtlarını fazlasıyla “daha fazla Avrupa’ya” dayıyorlar ve İngiltere’deki kardeş partilerinin lideri Jeremy Corbyn’i savunmaktansa Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u övmeye daha meyilliler. Kendilerini sessizce ilerleyen sağ popülizme karşı istikrarlı, bir nebze ilerici bir duvar olarak pazarlamaya bel bağlıyorlardı ancak görünen o ki bu rolü ilk kez %20’nin üzerine çıkan Yeşiller’e kaptırdılar. Pazar gecesi parti genel başkanı Andrea Nahles ve “yürekten Avrupalı” baş adayları Katarina Barley’in yüzlerindeki ifade yenilgi ifadesiydi, talihsiz ve şimdi ne yapacağına dair fikirlerden yoksun bir ifade.

 

Seçim sonuçları yıkıcı olsa dahi beklenmedik değildi. Sosyal Demokratlar neredeyse yirmi yıldır bir yenilgiden diğerine savruluyorlardı, Oliver Nactwey’in “siyasetsiz siyaset” olarak adlandırdığı zehirli yöntemleri onlara yüzbinlerce üye ve milyonlarca oya mal oldu. Avrupa Parlamentosu seçimleri, bir zamanlar dünyanın en gururlu, en güçlü sosyalist partisi olan SPD’nin durdurulamaz gibi görünen aşağı düşüşünün son teyidinden ibaretti.

 

Rutine Bağlamak

Partinin seçim programı kağıt üzerinde güzel duruyordu; adil maaş, kadın hakları, çevreyi koruma, sağcı demagogların aleyhine ve birleşik, demokratik bir Avrupa… SPD adayları özellikle karizmatik kişilikler değillerdi ama zaten çok az Alman politikacı öyledir ve partinin seçim konuşmalarının çoğu özünde rakiplerininkilerden farksızdı. O zaman nasıl oldu da Yeşiller bu kadar iyi bir sonuç alırken SPD yere çakılıp ateşe düştü?

 

İşleri fazla basitleştirmeyi göze alarak söyleyebilirim ki 2019’un SPD’si ciddi bir güvenilirlik sorunu yaşıyor. Sosyal Demokratlar son 14 yılın 9’unu Berlin’de Angela Merkel’in büyük koalisyon değirmenine su taşımakla geçirdi, bu süreçte sekiz liderini harcadı. Görünen o ki partinin başına kim geçerse geçsin, bu ister parti yiğidi Sigmar Gabriel ister en yeni hayal kırıklığı Martin Schulz olsun, bütün siyasi kariyerini tehlikeye atıyor. SPD tabanından arta kalanlar koalisyondan bıkmış durumda ve koalisyonla ortaklaşmaya çalışan kim varsa, bir sonraki seçim yenilgisinden ve partinin yüzeysel yeniden yapılanmasından sonra, ortadan kalkması gereken bir siyasi yük haline geliyor.

 

Tepedekilerin “yenilenme” ve Sosyal Demokratların sosyal adalet meselelerinde güvenilirliğini tekrar oluşturmaya dair gürültülerine rağmen politik meselelerde çok az şey değişiyor ve SPD, Hristiyan Demokratların (CDU) ast ortağı kalmaya devam ettiği sürece hiçbir şey değişemez.

 

Alman işçileri için koalisyon Avrupa’daki duruma kıyasla daha çekilir olsa da, işçi sınıfının geniş kesimleri için ekonomik büyüme ve aşağı doğru hareketlilik yükselişte. Bu durum, işçi sınıfının bazı kesimleri için emek piyasası rekabeti korkusunun ve ülke çapında yabancı düşmanlığının fitilini yakan “göçmen krizi” ile daha da kötüleşiyor.

 

Pratik açıdan SPD’nin hükümette olması belki de CDU’nun ara sıra harcama kesintileri yapmaya çalışmasını ve bir takım toplumsal meselelerde daha orta yolcu davranmasını sağlamış, 2008 ekonomik krizinde örgütlü emeğin pazarlık masasında elini güçlendirmiş olabilir. Ama bu yüksek politika nüveleri, on yıldan uzun süren Merkel iktidarının değişmesini isteyen seçmenleri etkilemiyor.

 

Büyük koalisyon mantığı ve SPD’nin koalisyondaki ast rolü, hükümet destekçilerinin takdirinin büyük kısmını Angela Merkel’in alması anlamına gelirken, bir zamanlar en azından güvenilir bir ortalama sosyal-demokrat muhalefet kaynağı olan SPD’nin önemsizleşmesi ve geleneksel tabanlarının gözünden düşmesine yol açıyor.

 

1998’de Gerhard Schröder, 16 yıllık muhafazakar iktidardan sonra kabaran bir toplumsal hoşnutsuzluk dalgasını yakalayıp kesin bir zafer kazanmışken, yirmi yıl sonrasının SPD’si hükümetin değişmeyen ama elindeki gücü gösteremeyen bir parçası haline geldi. Ülkenin durumundan endişelenen herkes için Sosyal Demokratların aynı tas aynı hamam olacağı tecrübeyle sabit. Öyleyse niye diğer Avrupalı seçmenler gibi Yeşiller ya da popülist sağa yönelmesinler ki?

 

İşisiz Bir İşçi Partisi

Sanayi proletaryası parçalanırken doğal yuvasını oluşturan işçi sınıfı çevresi zamanla kendinden uzaklaşan SPD’nin taraftar kitlesi on yıllardır çözülüyor. Bu süreç, 2005’te SPD’nin neoliberal sosyal politikaları sahiplenmesi ve bunu takiben Die Linke’nin kurulmasıyla 2000’li yıllarda daha da hızlandı.

 

Oskar Lafontaine ve diğer solcu Sosyal Demokratların ayrılması SPD’nin elindeki en popüler figürlerin ve seçmen tabanının hatırı sayılır bir kısmını kaybetmesi anlamına geliyordu, ancak başarılı geçen birkaç yıldan sonra parti, Sosyal Demokrasinin süregelen kayıplarından kendine daha fazla yarar sağlayamaz hale geldi. En son aldığı %5.5’lik oy oranı tarihindeki en düşük oran. Trajiktir ki, Die Linke’nin protest parti azınlığında sıkışması ve Yeşillerin hızla ilerlemeci-neoliberalizmin yeni öcüsü haline gelmeleriyle birlikte, SPD’nin sol kanadında gidişatı tersine çevirme şansı olan kimse kalmamış oldu.

 

Genç ve beyaz yakalı işçiler bunu denemektense Yeşillerin safına geçerken, daha yaşlı ve mavi yaka işçiler artan bir oranla sağcı AfD’ye oy verdi. AfD özellikle doğuda başarı elde etti, Saksonya ve Brandenburg’da çoğunluğu elde etti ve bu sonbahar yapılacak seçimlerde bu iki eyaleti kazanmaya hazırlanıyor. SPD’ye hala genel olarak sadık kalan tek grup 60 yaş üzeri işçiler, ki bu da sadece biyolojik sebeplerle bile gelecek için iyi bir işaret değil.

 

Yeşillerin göze güzel görünmesinin sebebi açık; ‘Fridays for Future’ eylemleri seçim öncesinde aylarca manşetlerde yer aldı ve iklim değişikliği pek çok seçmen için kilit bir mesele haline geldi. Yeşiller iklim değişikliğine modern, ilerici bir çözüm sunuyor gibi görünüyor ve böylece şehirli ve orta sınıf çevrelerin kültürel tavırlarına erişiyorlar. İşçi sendikaları ya da diğer işçi sınıfı örgütleriyle tarihsel bağları olmadıkları için rahatlıkla gruplar arasında hareket edebiliyor ve liberal Avrupacılığı yorgun Sosyal Demokrat taydaşlarından daha özgün bir şekilde ortaya koyabiliyorlar. Daha önemlisi; SPD’nin aksine Yeşiller, Merkel iktidarı boyunca her zaman muhalefet kanadında kaldılar ve bu sayede daha makul bir şekilde hava değişimini temsil ettiklerini iddia edebiliyorlar. Tarihlerinde ilk kez, 2021 seçimlerinde, şansölyeliği almak için gerçek bir şans elde edebilirler.

 

Daha uğursuz bir gelişme ise seçim anketlerinin AfD’nin işçi sınıfı seçmeni içinde sağlam bir taban oluşturduğunu gösteriyor olması.

 

Yönetimi bakımından kuşkusuz zenginlerin partisi olsa dahi AfD doğu bölgeleri boyunca, hatta yer yer batıda bile, işçi sınıfının isyan oylarını kazanmış gibi duruyor. Alman Sendikalar Konfederasyonu, bu seçimde üyelerinin %13’ten fazlasının AfD’ye oy verdiğini açıkladı.

 

Bu eğilimin kalıcı bir siyasi blok olarak evrilip evrilmeyeceğini zaman gösterecek, ancak eğer bu olursa mecliste sol çoğunluklar öngörülebilir gelecek için imkansız hale gelecek ve -belki de daha agresif ve açıkça muhafazakar bir koalisyonu engellemek için- şimdiye kadar neredeyse firesiz bir şekilde büyük koalisyonu desteklemiş olan Sol ve örgütlü emek için siyasi durum karmaşıklaşacaktır.

 

SPD kapana kısılmış gibi görünüyor. On yıllar süren yıpranma, onu çoğunlukla kariyeristlerden ve sadece bir avuç gerçek destekçiden oluşan istikrarsız bir altyapıya mahkum etti. Geleneksel tabanı Sağ ve Solda yer alan protest partilere dağıldı, liderleri ise karizmadan, siyasi vizyondan ve böyle bir vizyonu hayata geçirecek halk desteğinden mahrum. Eğer büyük koalisyon tüm dönem boyunca sürdürülürse, parti seçim sonuçlarının iki haneli sayılarda kalmasına şükredecek hale gelecektir.

 

Onu kaydadeğer bir toplumsal güç yapan kitlesel işçi sınıfı tabanından mahrum kalan Sosyal Demokrasiden arta kalanlar, seçimlerin fikir pazarında yarışan pek çok siyasi girişimciden sadece biri haline geldi. Şimdilik, Merkel’in avucunun içinde gelen uzun yıllar, Sosyal Demokratların ismini geri dönüşü olmayacak kadar karalamış gibi görünüyor. Parti ise nereye kaçacağını bilemiyor gibi.

 

Ufukta Kara Bulutlar

Büyük koalisyonun görev süresinin ikinci yarısına girerken, SPD’nin kaybettiği kıvılcımı öngörülebilir gelecekte nasıl kazanabileceğini düşünmek çok zor bir hal aldı. Eylül ve Ekim’de yapılacak yerel seçimlerin daha fazla AfD galibiyeti ve daha fazla merkez-sol yenilgisiyle sonuçlanacağı neredeyse kesin. Bir sonraki ulusal koalisyonun adı ne olursa olsun, kendilerini tarihlerinin en zayıf noktasında bulacak olan Sosyal Demokratları kapsamayacaktır.

 

Bu enkazdan çıkan az sayıdaki mantıklı kişiden biri, SPD gençlik sekreteri Kevin Kühnert oldu. Kühnert, ilk olarak geçen sene Merkel hükümetine yeniden katılmaya karşı çıkmasıyla tanındı. Yakın zamanda büyük şirketlerin kolektif mülkiyete alınması gerektiğini söylemesiyle manşetlere çıktı ve partiyi kimi meselelerde sola çekmeye çalıştı. Kühnert ve kuzeydeki bir sahil kenti olan Flensburg’un belediye başkanı Simone Lange gibileri, şimdi sözlerini söyleme şansı bulabilecek küçük ama gürültülü bir sol kanadı temsil ediyorlar. Gelecek hafta genel sekreter Nahles için yapılacak bir güven oyu onu telaşa sokabilir, ancak Kühnert ve müttefikleri galip gelseler bile Sosyal Demokrasinin düzeltilebileceği hala meçhul olacak.

 

Sosyal Demokrasinin Alman siyasetinde önemli bir güç olmaktan çıkması pek çok açıdan Avrupa normlarına uyuyor, ancak yine de Alman toplumu için büyük sonuçlar doğuracak. Dünyadaki en eski sürekli faaliyet gösteren siyasi parti olan SPD, hem işçi sınıfının temel haklarını kazanma konusunda, hem de savaş sonrası dönemde büyük sermaye ile yaptığı gergin ama verimli bir ittifakla toplumu modernleştirmesi açısından çok büyük roller oynadı. Yüksek yaşam standartlarıyla, özgürlükçü sivil toplumuyla ve sağlam refah devletiyle günümüzün Almanya’sı, SPD olmadan asla varolamazdı.

 

Ülkenin geleneksel partileri serbest düşüşe geçmişken Yeşillerin kendilerini gösterip hükümetteki yeni denge unsuru olmaları çok olası. Bu, siyasi krizi birkaç yıl daha erteleyebilir. Ama ondan sonra olacakları kimse tahmin edemez.

 

Sağın büyüdüğü ve ekonomik gerilemenin eli kulağında olduğu bu dönemde güçlü bir Sosyal Demokrat Parti’ye her zamandan olduğundan daha fazla ihtiyaç var. Ancak şiddetli, beklenmedik bir değişim yaşanmadığı sürece, Sosyal Demokrat Partinin tarihin çöplüğünde kaybolması daha olası.




Kaynak: Çeviri gazetesi-Barış Demir

Editör: yeniden ATILIM

Bu haber 139 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Çeviri Haberleri

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HAVA DURUMU
nöbetçi eczaneler
GAZETEMİZ

HABER ARA
YUKARI YUKARI