X 20
Bugun...



Pandemi ve Toplumsal Evrim: Belirginleşen Risk Toplumu

Hepimizin malumu olduğu üzere, yoğun bir sağlık krizinden geçiyor, belli seviyede ölüm korkusu yaşıyor ve bırakın gelecek beş on yılı, belki de kelimenin tam anlamı ile yarını dahi öngöremiyoruz. Böylesi zamanlarda, özellikle korku adı verilen duygu içimizi kemiriyor, zaman zaman normalde hiç önemsemeyeceğimiz ufak solunum sıkıntıları ise kalbimizi hızla çarptırmaya yetiyor. Eğer sizde de durum böyle ise, yalnız değilsiniz.

facebook-paylas
Tarih: 17-04-2020 10:13

Pandemi ve Toplumsal Evrim:   Belirginleşen Risk Toplumu

 

Pandemi ve Toplumsal Evrim:

Belirginleşen Risk Toplumu

 

Hepimizin malumu olduğu üzere, yoğun bir sağlık krizinden geçiyor, belli seviyede ölüm korkusu yaşıyor ve bırakın gelecek beş on yılı, belki de kelimenin tam anlamı ile yarını dahi öngöremiyoruz. Böylesi zamanlarda, özellikle korku adı verilen duygu içimizi kemiriyor, zaman zaman normalde hiç önemsemeyeceğimiz ufak solunum sıkıntıları ise kalbimizi hızla çarptırmaya yetiyor. Eğer sizde de durum böyle ise, yalnız değilsiniz.

 

Korkunun Egemenliği, Çöküşü ve Yükselişi

 

 

Böylesi zamanlarda, korku duygumuzun baskınlığı ile olsa gerek, aklımız kapanıyor ve korku ile olayları yorumlamak, daha çok duygularımız ile hareket etmek yoğun hale geliyor. Bu durumdan ileri geliyor olsa gerek, komplo teorileri, sosyal medya ve de sokakta birbirimize karşı sözlerimiz ve davranışlarımız daha da öngürülemez ve daha da irrasyonel hale geliyor. Özellikle bu son durum, irrasyonalitenin yaygınlaşması da postmodern toplum teorilerine haklılık payı veriyor. Özellikle bu teorilerden risk toplumu tahayyülü ise bu günlerde daha da önemli hale geliyor. Post-truth olarak adlandırılan politika yapım biçimi egemenliğini pekiştiriyor. 

Özellikle risk toplumu, adı üstünde, risklerin hayatımızda hiç olmadığı kadar belirgin biçimde egemen olması ile ilişkili ve yarını öngöremediğimiz bu günler, hepimizin üstüne fikir birliği sağlayacağı üzere ölüm riskinin de belirginleşmesi ile daha da riskli bir duruma bizi taşıyor. Risk toplumu da bundan olabildiğince beslenen bir algı üzerine yükseliyor. Bu toplumsal düzen ise belirli bir sürecin sonu ve belli bir toplumsal biçimin de bitişi kuşkusuz.

Bu toplumsal düzen, eğer organizmacı toplum görüşü ile konuya yaklaşırsak1 belli bir evrimsel sürecin sonucudur. Nasıl ki insan türü belli bir evrimin sonucunda bugünkü haline ulaşmış ise toplum da ilk mevcut olduğu zamanlardan bugüne belli bazı seviyeleri geçmiş ve bugüne gelmiştir. Örneğin bu süreci İbn-i Haldun2 belli bir neden-sonuç zinciri ile tasvir eder. Buna göre toplumlar, belli üretim ve yaşam düzeylerinden geçerek evrimleşmektelerdir. Toplum denilen yapıyı da yine böyle bir yaklaşım ile ele alırsak, kabaca, avcı-toplayıcı dönem, tarımsal dönem, modern toplum (sanayi toplumu da denir) ve post modern toplum dönemlerini yaşamış ve yaşamakta olan bir yapı olarak inceleyebiliriz.

Bu dönemlerin iç dinamikleri incelendiğinde belli bazı kurumsallaşan davranış kalıplarının kendisini gösterdiği görülür. Bu davranış kalıpları bireylerin hayatını kuşatır ve onları dönüştürür.3 Buna göre örneğin insanların doğa olaylarının sonuçlarını ve nasıl oluştuklarını ön göremedikleri zamanlarda bu doğa olaylarına karşı belli bir tapınım için de oldukları görülmektedir. Özellikle bu tarz dönemler büyü gibi yaklaşımların, irrasyonelitenin de daha fazla var oldukları dönemler olarak anlaşılabilir. Bu dönemlerde kehanet, çok tanrılı tapınım yaygındır ve toplum yönetiminde de aktiftir (Meşhur Romalı komutan Sezar’ın hayatının ilk zamanlarında rahip olmak istediği unutulmamalır). Nitekim, bilinmeyen çoktur ve onlardan korkulur. Bu dönemler, modern çağa kadar geçen süreci, avcı toplayıcı dönemi ve tarımsal devirlerin hepsini kapsar.

İnsanlığın bu uzun geçmişi bir yana, tarihin belli bir noktasında modern toplumu var etmiştir. Bu toplum kendisini sanayileşme ile birlikte göstermiş, Weber’in rasyonel bürokrasisi ve buna göre düzenlenmiş yönetim sistemi ile yakın zamana kadar var olmayı başarmıştır. 

Modern toplumu var eden algının, doğa olaylarını bilmek, sonuçlarını anlamak ve öngörmek üzerine yükseldiği ifade edilebilir ya da başka bir şekilde ifade edersek, modern toplumun var olması için insanlığın, hastalıklar, doğal olaylar gibi dünyadan gelen dışsal etkiler ile etkileşiminde görece başarılı olduğu bir devire ulaşması gerekmiştir. Nitekim, sanayi çağının gelişi yani kabaca 19. yüzyıl ile birlikte tıp, kimya gibi bir çok alanda ilerlemeler sağlanmış, insanlık, doğa bilimlerinde ilerlemeye başlamıştır. Bu dönemin öncesinde de Aydınlanma Çağı yaşanmıştır. Dolayısıyla, bilimsel ve teknik ilerleme birbirini izleyerek gelişmiştir. Zamanla da tifüs, kolera gibi birçok salgın hastalık insanlık için bir tehdit olmaktan çıkmış, açık bir biçimde iklim olayları kavranmaya başlanmış, eskiden canlı olduğu düşünülen madenlerin ne olduğu da anlaşılmıştır (örneğin ilk jeoloji kurumları 19. asrın başında kurulmuştur). Bu tarz gelişmeler de insan bilgisinin doğa hakkında belli bir seviyeye çıkmasını sağlamış, böylece görece gelişkin teknikler ve bilgi ile birlikte hastalıklar ve benzerleri ile mücadele edebilir hale gelinmiştir. Depremlerin ya da kasırgaların da maddesel nedenlerinin kavranmasıyla birlikte daha anlaşılabilir, akla yatkın bir doğa anlayışı ile yarının belirsizliği azalmıştır.

Blue and White Planet Display, Dünya'nın Ay'dan Görünümü. (Bu fotoğraf, dünyanın ve çevresinin daha nesnel anlaşılması, bu yönde daha çok araştırma yapılabilmesinin sonucunda çekilebilmiştir. Dünya, artık dışından da gözlemlenebilmektedir)Pexel

Nihayetinde anlaşılacağı üzere nehirlerin taşkın vakitleri, salgın hastalıklar, çekirge istilaları, sel felaketleri gibi vakaların anlaşılmasıyla, modern toplum insanı doğa karşısında daha güçlü bir konuma gelmiştir. Bu insanlardan oluşan toplum da rasyonel yani akıl yoluyla yönetilmeye başlanmıştır. Özellikle bu durum sanayileşen ülkelerde böyle olmaktadır. Böylelikle sanayi çağının doğa karşısında gelişen teknikleri ve bilgisi modern toplumu oluşturmaktadır. Bu toplum, geçmiş zamanların doğa karşısında kırılgan ekonomisi ve sağlık sisteminden farklı ve kelimenin tam anlamıyla gelişkin imkanlara sahiptir. 

Modern toplum ve onun inşa etmeye çalıştığı birey ise dünyaya determinist olarak yaklaşır. Nihayetinde Newton’un fizik kanunları üzerine işleyen bir doğa düşüncesi vardır. Fakat bu durum zamanla değişecektir. İlk olarak Einstein’ın görelilik kuramı ve ardından özellikle de kuantum fiziğinin gelişimi, doğa hakkında bilinen tasvirin yıkılmasına yönelik sosyal bilimlerde yeni arayışlara sebep olacaktır. Özellikle belli bir nedenin belli bir sonuca varması zorunluluğunun olmaması üzerine gelişen bilimsel teoriler, nihayetinde modern toplumun sosyal bilim teorileri için de değişim anlamına gelmiştir. Bu sonucun postpozitivizme vardığı ifade edilebilir. Post pozitivizm en basiti ile olasılıksal sonuçları kabul eder ve dünya determinist değilse, biz ne yaparsak yapalım her zaman risk ile karşı karşıya kalırız.

Bu aktarılanlar bağlamında da ifade edilebilir ki insanlığın gelişen bilimsel bilgisi, ilerleyen teknikleri, yeni buluşları ve toplumsal örgütlenmeleri etkilemektedir. Özellikle, bu etkilemede önemli olan noktalardan birisi de doğanın anlaşılması, topluma dıştan yani doğadan gelecek etkilerin bilinmesi ya da bilinememesidir. Doğayı anlama düzeyi, toplumların dünyaya bakışını, algısını ve hayatı anlamlandırmasını değiştirmektedir. Bu değişim silsilesi de sosyal bir evrim süreci olarak ele alınabilir. Zira yeni ortaya çıkan şey eskisine bazı açılardan benzer iken bazı açılardan tamamen farklıdır. 

Risk Toplumu Çağı

İçinde bulunduğumuz son on yıllar bu evrimde yeni bir dönemdir. Sosyolog Ulrich Bech’in de 1986’da ortaya koyduğu teoriye göre evrimde ki yeni basamağın adı risk toplumudur. Bu toplum eski zamanlarda bireylerin hayatlarında hemen hemen kesin olan birçok şeyin artık belirsiz olduğu üzerine kuruludur. Kiminle evlenileceği, ne iş yapılacağı, nerede yaşanılacağı, ne şartlarda nasıl bir ekonomik düzeyde tüketim yapılabileceği gibi birçok değişken küreselleşme ve gelişen yeni ekonomik ortamda artık belirsizdir. Böylesi bir toplumda, eskiden insanların önemsemek zorunda kalmadıkları birçok konu, örneğin evlenme konusu bile çok büyük bir mesai harcanarak çözülebilecek bir konudur. Zira, Giddens’ın da örneklediği üzere evlenmek için artık birey, evlenecek birini bulmalıdır, onunla müzakere etmeli ve anlaşma sağlamalıdır. Bunun için en nihayetine ciddi bir emek harcayacaktır. Fakat bu emeğin sonucu ise başarı getirmeyebilir. Evliliğin sürüp sürmeyeceği, dışsal birçok etkiye de bağlıdır. 

Risk toplumu düzeyi mutlak bilginin olmadığı ya da insanın bunu bilemeyeceği üzerine bir dünya görüşü ortaya koyar. Ne yaparsak yapalım risk altındayızdır. Hemen hemen hiçbir şey belirli değildir. Belli bir kesin neden – sonuç zinciri ile bu dünyayı anlamak mümkün değildir. Bu düşüncenin en keskin söylemi ise ölüm korkusu altında yarının belirsizliği olacaktır.

En azından benim düşüncem Bech’in bu toplum teorisini sağlık gibi hayati bir krizi ele almadan ortaya koyduğu yönündedir. Zira kendisine göre bu yeni toplum biçiminin yaşayacağı riskler teknoloji ile alakalı gelişecektir ve yeni tip riskler olacaktır. Fakat görüleceği üzere şu an yaşadığımız salgın krizi de bu toplum teorisini de gayet açıkça ortaya koymaktadır. Zaten bu salgının bu denli çabuk yayılması da esasında yoğun ulaşım imkanları gibi teknik nedenlerin katalizörlüğü ile gelişmemiş midir? Buna kuşku yoktur ki cevap evet olacaktır.

Kaldı ki bu salgın krizi, esasında bir şeyi göstermiştir. O da başımıza gelen risklerin esasında doğasını ve asıl nedenlerini bilim sayesinde anlayabildiğimizdir. Bu anlama gücü de dolayısıyla riskleri de yönetebileceğimiz sonucuna bizi götürecektir. Dolayısıyla da bu risk toplumu, riskler ile birlikte yaşarken, bilimin kendisine verdiği imkanları kullanırsa minimum maliyetler ile hayatını idame ettirebilecektir. Bu minvalde de ifade edilebilir ki post pozitivist bu toplum, irrasyonel olmak yerine rasyonel düşünceye önem verir ise maksimum faydayı bulacaktır. Riskler azalacaktır. Son kertede salgının olacağını öngören bilimsel teoriler de bize bunu göstermemiş midir? İlerleyen zaman risk toplumu, bilimin toplum yaşamında ki yeri gibi bir çok konuda düşünmeyi gerektirecektir.

Notlar:

1 Burada toplumun, bireyden bağımsız bir yapı olarak mevcut olduğunu ifade ediyoruz. Yani toplum tek tek bireylerin toplamından öte, kendi bütünlüğü ile mevcuttur. Hatta ileri bir ifadeyle zaten birey de o toplumun bir uzvudur. Özellikle Farabi İdeal Devlet tasviri ile de bu görüş Türk – İslam toplum anlayışında yerini almıştır. Bu dünya algısında tek başına bir birey mevcut olamaz.

2 Bu noktada okuyucunun umran bilimi ile ilişkili okuma yapmasını öneririm. Özellikle sosyoloji adı verilen bilimin varlığından çok önce ortaya konmuş bir bilim dalı olarak oldukça değerli olduğu konusunda belli bir görüş birliği bulunan bu bilgi sistematiğinin toplum yaşantısı, toplumsal tarih ve bu açıdan toplumsal evrim ile alakalı ufuk açıcı nitelikte olduğu kanatindeyim. 

3 Bu önerme sosyal bilimlerde var olan yeni kurumsalcı yaklaşımın bir önermesidir. Okuyucunun Daron Acemoğlu’nun kitabı olarak hatırlayabileceği Ulusların Düşüşü kitabı da bu yaklaşımla kaleme alınmıştır.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?

Kaynaklar ve İleri Okuma

  1. Ü. Akça. (2015). Türk Sosyolojisinde Organizmacı Ve Evrimci Akım. Istanbul Journal of Sociological Studies | Arşiv Bağlantısı.
  2. Anonim. Geological Society Of London. (2020, Nisan 03). Alındığı Tarih: 03 Nisan 2020. Alındığı Yer: Wikipedia | Arşiv Bağlantısı
  3. Anonim. Postpositivism. (2020, Nisan 03). Alındığı Tarih: 03 Nisan 2020. Alındığı Yer: Wikipedia | Arşiv Bağlantısı
  4. G. A. Sağlam, et al. (2009). Pozitivist Ve Postpozitivist Paradigmalar Çerçevesinde Metodoloji Tartışmalarının Yönetim Ve Pazarlama Alanlarına Yansımaları. H.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi | Arşiv Bağlantısı.
  5. A. Arslan. (2019). İbn - I Haldun. ISBN: 6053990871. Yayınevi: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
  6. U. Beck. (1992). Risk Society: Towards A New Modernity. ISBN: 0803983468. Yayınevi: SAGE Publications.
  7. A. Çuhacı. (2007). Ulrich Beck’in Risk Toplumu Kuramı. Sosyoloji Dergisi | Arşiv Bağlantısı.
  8. M. Eliade. (2020). Demirciler Ve Simyacılar . ISBN: 9786257030052. Yayınevi: Doğu Batı Yayınları.
  9. Farabi. (2018). İdeal Devlet. ISBN: 6053329565. Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları.
  10. T. Fidan. (2017). Kurumsalcılık Yaklaşımları Ve Yeni Kurumsalcılık Perspektifinden Eğitim Örgütleri. Medeniyet Eğitim Araştırmaları Dergisi | Arşiv Bağlantısı.
  11. A. Giddens, et al. (2017). Sosyoloji. ISBN: 9786059245098. Yayınevi: Kırmızı Yayınları.
  12. P. Selznick. (1996). Institutionalism "Old" And "New". Administrative Science Quarterly | Arşiv Bağlantısı.

M. Weber. (2017). Bürokrasi Ve Otorite. ISBN: 9789752500280. Yayınevi: Adres Yayınları

 



Kaynak: Evrim Ağcı

Editör: Yeniden ATILIM

Bu haber 385 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Röportaj-Analiz Haberleri

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
GAZETEMİZ

HABER ARA
YUKARI YUKARI