Bugun...

Gezi/ Haziran’ın Büyük Fotpoğrafı-2

Tam 25 bin kişi görev almış! Pardon, pardon... Yetmemiş, çevre illerden de 2 bin 500 kişi takviye yapmışlar. Bu ne anlama geliyor?... Ne diyorsunuz... Orantılı güç mü... Bu ‘muktedir’ matematiğiyle hâlâ övünüyor musunuz?”[151] demeden edemez hâldeydi!

i) Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM), Gezi/ Haziran günlerinde “öldürücü nitelikleri olduğu” bilinen FN 303 marka silah kullanıldığını resmen kabul etti. Ulusal Kriminal Büro’nun FN 303 ile ilgili raporunda, “biraz öldürücü tüfeklerdir” deniyordu. Emniyet’ten, Abdullah Koç isimli gencin yaralanmasına ilişkin soruşturmaya gönderilen yazıda, Gezi sırasında Kızılay’ın çeşitli noktalarında bu silahı kullanan personel bulunduğu bildirildi…[152]

ii) Lice’de kalekol yapımı protestosunda öldürülen Medeni Yıldırım soruşturmasında savcılık olaylarda 21 silahın kullanıldığını tespit ederken, İçişleri Bakanlığı “Hedef gözetilerek ateş açıldı,” dedi…[153]

iii) İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın tüm Gezi dosyalarını elinden aldığı bilirkişilik makamı Ulusal Kriminal Büro’nun raporu, direnişindeki polis şiddetini bir kez daha gözler önüne sererken; Yıldız Teknik Üniversitesi araştırma görevlisi Burak Ünveren’i biber gazı kapsülüyle vurarak gözünü yitirmesine neden olan iki polisten birinin gaz kapsüllerini yere paralel bir şekilde, insanları hedef alarak ateşlediği belirtildi…[154]

iv) Sarıyer’de yaşayan 64 yaşındaki Elif Çermik, 22 Aralık 2013’deki İstanbul Kent Mitingi’nde polisin sıktığı biber gazından etkilenerek, komaya girdi ve 159 gün hayatta kalma mücadelesi verdikten sonra 30 Mayıs 2014 sabahı son nefesini verdi. Çermik, miting sırasında doğrultulan kameraya, “Nasıl bir ülke istiyorsunuz?” sorusuna karşılık, “Güzel bir ülke istiyoruz,” demişti…[155]

v) Mersin’de Gezi direnişi sırasında ağzına sıkılan biber gazı sonrası, bu gazdan etkilenip dil kökü kanserine yakalanan Mehmet İstif, tedavi gördüğü Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde hayatını kaybetti…[156]

vi) Taksim Meydanı’nda, çevresinde onlarca polisin olduğu gösterici yere yatırılmışken oradan geçen bir sivil tarafından tekmelendi. Ağır küfürler savuran bu kişi yoluna devam etti. Gösterici ise gözaltına alındı. Tekmeleme ve küfürler kameraya şöyle yansıdı: Bir gösterici yere yatırılarak etkisiz hâle getirilmiş. Çevresinde onlarca polis var. Bu sırada oradan geçen bir sivil, yerde yatan göstericiye bir tekme darbesi vuruyor. Bu kişi polislerden biri tarafından iteklenirken, tekme darbesiyle acı hissettiği anlaşılan göstericiden “Ahh” sesi yükseliyor. Bu ses görüntüye girmeyen sivili daha çok sinirlendiriyor. Ardından küfürler başlıyor: “A... k.... Ulen oğlum Türkiye Cumhuriyeti Devleti burası, burda yaşıyon de mi.. a... k.. i.nesi.. Burada bu kadar memur var, sana yol mu verecek.. Ne bağırıyon.. a.... avradını....”[157]

vii) Gezi Parkı Direnişinin sürdüğü günlerde kaydedilen bir ses kaydı 4 Ekim 2014 gecesi saatlerinde YouTube’a yüklendi. Türkiye’nin pek çok ilinde direnişin sürdüğü 16 Haziran 2013 günü, İstanbul Osmanbey’de gözaltına alınıp, polis otobüsüne götürülen bir kişi tarafından kaydedilen söz konusu ses kaydında gözaltına alınanlara polis otobüsünde işkence yapıldığı anlaşılıyor. Ses kaydında pek çok ses bulunuyor. Polis olduğu sanılan bir kişinin “Numara yapma...” sözleriyle başlayan kayıt, “Şunlara kelepçe takın. Biz üç gündür eve gidemiyoruz lan. 100-150 tane manyak, neyin davasını...” sözleriyle devam ediyor. Gözaltına alınanların “Biz bir şey yapmadık” yakarışlarıyla devam eden ses kaydında daha sonra küfür sesleri duyuluyor…[158]

viii) İstanbul’da 255 sanıklı Gezi davasının 8 Mayıs 2014 tarihli duruşmasında ifade verenlerin çoğu, eylemci olmadıklarını, Taksim’den geçerken gözaltına alındıklarını söyledi. Sanıklardan U. A. E, Taksim’de arkadaşlarla buluştum. Hamburger yerken bizi de gözaltına aldılar,” dedi…

Üniversite öğrencisi F. B. O. ise, “Durakta bekliyordum. Gazdan etkilenmiştim. Polise sığındım, limon sıkıp yardımcı oldular. Sivil polisler de vardı, toplu gözaltı yapıyorlardı. Beni de aldılar. ‘Suçum yok neden beni alıyorsunuz’ dediğimde bir polis, ‘Yanlış zamanda yanlış yerdesin’ dedi. Cep telefonumu zorla alarak hiçbir şekilde fotoğraf çekmediğim hâlde galeriyi sildiler,” dedi...

Sanıklardan L. E.’in ifadesi şöyle: “Motosikletimi park ettiğim sırada kaskım başımda iken gaz fişeği kaskıma geldi. Kaskım çatladı ben de düştüm. Kendime gelmeye çalıştığım sırada bir grup polis gördüm. Polislerin amiri olduğunu düşündüğüm kişi beni yanlarına çağırdı. 4-5 polis üzerime atladı ve kelepçeledi”…[159]

ix) Galatasaray Meydanı’nda iki gence polisin müdahalesini görüntülemek isterken kendisi polis müdahalesi ile karşı karşıya kalan muhabir Alpbuğra Bahadır Gültekin, yaşadıklarını şöyle anlattı: “İftar sonrası Galatasaray’da iki genç şarkı söylüyordu. Polis ‘Yeter, sizi mi dinleyeceğiz!’ diyerek gençlere bağırdı ve müdahale etti. Bunu görüntülemek istediğim sırada polis bu kez ‘Neden çekiyorsun!’ diye üzerime yürüdü. Polislerden bazıları çektiğim görüntüleri silmek istedi. Gazeteci olduğumu söyledim. Kurum kartımı gösterdim, o kartın geçersiz olduğunu söylediler. Kısa bir süre polis aracında bekletildim. Yaklaşık yarım saat, 45 dakika sonra herhangi bir gözaltı işlemi yapılmadan serbest bırakıldım”…[160]

x) Süleyman Göksel Yerdut, Gezi protestolarına katıldığı gerekçesiyle 24 Haziran 2013’te evi basılarak gözaltına alındı. Sağlık kontrolünden geçirildiği hastaneden çıkarılırken polisler tarafından ayaklarına ve koluna tekme atılan Yerdut’un kolu da parmak izi alınacağı gerekçesiyle büküldü. Polis, olaya ilişkin “şüpheli kelepçe takıldıktan sonra kollarını sıkıp gererek bileklerine zarar verdi” diye tutanak tuttu. Hastaneye sevk edilen Yerdut’a önce “herhangi bir kırık/çıkık tespit edilmedi” diye rapor verildi. Rahatsızlığının sürmesi üzerine yeniden hastaneye götürülen Yerdut’un sağ kol dirseğinde kırık tespit edildi. Yaklaşık 5 ay tutuklu kalan ve tahliye olduktan sonra kolundan ameliyat geçiren Yerdut, 16 Ağustos 2013’te İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Savcılık, şüpheli polise yönelik kimlik tespiti yapmadan, olayın yaşandığı hastanenin kamera görüntülerini toplamadan sadece polisin tutanakları üzerinden takipsizlik kararı verdi. Savcılığın kararında, polislerin zor kullanma yetki ve sınırları içinde hareket ettiği, Yerdut’un kendisine işkence yapıldığı süsü vermek için kendi kolunu sıkıştırdığı öne sürüldü…[161]

xi) Eskişehir’de Ali İsmail Korkmaz’ın sopalarla dövüldüğü gün hemen yan sokakta, Tevfik Caner Ertay adlı bir başka üniversiteli de polisler tarafından demir sopalarla darp edilerek polis otosunun bagajına kilitlendi. Şehir içinde dolaştırılan Ertay, iki hastane gezdirildikten sonra avukatlarından saklanarak gözaltına alınmıştı. Eskişehir Devlet Hastanesi ve Yunus Emre Devlet Hastanesi’ne ait kameralarda Ertay’ın bagajdan çıkarılıp hastaneye götürüldüğü ana ait kayıtlar var. Savcılığın bilirkişi olarak atadığı Ankara Emniyeti, gencin yanında kameralara yansıyan ve yüzü açık olan polisleri teşhis edemedi…[162]

xii) Ali İsmail Korkmaz’ın dövüldüğü[163] gecenin yıldönümünde yine Eskişehir’de üniversite öğrencisi Ceren Ünver, kaçırılarak bayılana kadar dövüldü. Emniyet, ‘Araştırıyoruz’ açıklaması yaptı. Ceren Ünver’e yapılan işkence doktor raporuyla belgelendi…[164]

xiii) Eskişehir’de üniversite okuyan Gürcistanlı Akaki Avaliani’nin hayatı 2 Haziran 2013 tarihli Gezi eylemlerinde yediği dayak yüzünden altüstü oldu. Evine giderken Üniversite Caddesi üzerindeki olayların ortasında kalan Avaliani, bir polisin saldırısına uğradı. Başından aldığı darbeyle ağır yaralanan ve bayılan Avaliani, ambulansla hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı. 15 gün yoğun bakımda, 20 gün normal serviste kalan ve iki ameliyat geçiren Avaliani’nin kafatası kemiğinin kırıldığı, kırılan kemiğin beyne batarak sağ kolunun felç olmasına neden olduğu belirlendi…[165]

xiv) Okmeydanı’nda, Berkin Elvan’ın gaz fişeği kapsülüyle vurularak öldürülmesine ilişkin soruşturmada ifadesi alınan tanık Özgür Karagöz adlı genç, yüzünde gaz maskesi bulunan bir polisin hedef alıp Elvan’a ateş ettiğini ve gaz kapsülünün kafasına saplandığını kaydedip; Berkin’in de eliyle kapsülü çıkardıktan sonra kafasından kan geldiğini ve bayıldığını söyledi…[166]

xv) Berkin Elvan’ın öldüğü gün, 11 Mart 2014’de Ankara’daki gösterilerde, dershaneden çıkan A.U isimli öğrencinin kafasına polislerin biber gazı fişeğinin isabet ettiği görüntüler ortaya çıktı. Başlatılan soruşturma kapsamında ifade veren A.U, “Benim yapılan eylemle hiçbir ilgim yoktu. Deneme sınavına girmek için Kızılay’daydım. Bana gaz fişeği kapsülü atılırken direkt olarak hedef alıp attılar,” dedi…[167]

xvi) 22 Haziran 2013’de İstanbul’daki Gezi gösterilerinde baret, gaz maskesi, sualtı gözlüğü, düdük ve fularla yakalanan 13 kişiye açılmış dava dosyasına polis kamerası görüntüleri gönderildi. Göstericiler aleyhine delil amacıyla kullanılması için gönderilen bu polis kamerası görüntülerinden, eylemle hiç ilgisi olmayan bir yurttaşın yakın mesafeden hedef alınarak, ayağına biber gazı kapsülü atılmasının kaydı çıktı. Görüntülerde, ‘A-059’ kask numaralı polis tarafından atılan kapsülün ayak bileğine çarpmasıyla yaralanan yurttaşın acı içinde kıvrandığı ve bağırdığı görülüyor…[168]

xvii) Gezi’de gaz kapsülüyle vurulan Okan Göçer epilepsi şüphesiyle hastaneye kaldırıldı; daha önce de aldığı darbeden sonra 2 ameliyat geçirmişti…[169]

xviii) Volkan Kesanbilici 31 Mayıs 2013’de Tarlabaşı’nda yürürken sol gözüne isabet eden plastik mermiyle görme yetisini kaybetti.[170] Ulusal Kriminal Büro raporu, Kesanbilici’nin, dönemin İçişleri Bakanı Güler’in “Emniyet’te plastik mermi yok,” açıklamasının aksine Kesanbilici’nin “FN-303” diye adlandırılan plastik mermi silahıyla yaralandığını ortaya koydu…[171]

xix) 16 Haziran 2013’te Bahçeşehir Üniversitesi’nde bir sınavda gözetmenlik yapan C. Ö., evine gitmek için ablası ile buluşmak üzere Tophane’ye giderken Fındıklı’da meydana gelen protesto gösterisinin ortasında kaldı. Polisin eylemcilere müdahalesi sırasında C.Ö’nün omurgası kırıldı. Adli Tıp Kurumu, Gezi Parkı eylemleri sırasında Fındıklı’da 16 Haziran 2013tarihli polis müdahalesinde omurgası kırılan 25 yaşındaki yüksek lisans öğrencisi C.Ö. için “işkence” tanısı koydu. Adli Tıp raporunda fiziksel ve ruhsal değerlendirme sonucu saptanan travma bulgularının tamamının “işkence” tanısı kapsamında olduğu belirtilerek, söz konusu saldırının, C.Ö’nün sağlığının ve algılama yeteneğinin basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek derecede bozulmasına neden olduğu vurgulandı![172]

xx) İzmir’de, Gezi’nin yıldönümüne katıldıkları için yargılanan 63 kişinin, gözaltına alındığı polis karakolundaki dayak görüntüleri, dava dosyasına konuldu![173]

xxi) Ve nihayet: Hekiminden öğrencisine toplam 255 kişinin yargılandığı İstanbul’un en büyük Gezi davasının ilk duruşmasına “kanuna aykırı toplantı ve gösteriye katılmak” ve “kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek” iddialarıyla hâkim karşısına çıkarılıp, yargılanan 14 vatandaş yaşadıkları polis şiddetini şöyle anlattılar:

Umut Aslan Erarslan: “Beşiktaş’tan Taksime çıktıktan sonra yemek yediğim sırada arkadaşlarımla birlikte sivil polisler tarafından çevrildik ve gözaltına alındım. Üzerimde gaz maskesi dahi bulunmadı”…

Mahmut Mert Baygüz: “Taşkışla’da polisin yoğun gazından kaçmak isterken 2 metrelik duvardan düşerek yüzüm ve kafam yaralandı. Her yerim kan içindeyken polisten yardım istedim ama yaralı olmama rağmen polis otosunda polislerden darp gördüm”…

Levent Erdem: “Gezi Parkı’nda devam eden eylemlere destek vermek için gittim. İstiklal’de motorumdan iner inmez kask olan kafama gaz bombası atıldı. Daha sonra polis amirinin yanına gidince beş polis tarafından darp edilerek gözaltına alındım”…

Furkan Bülent Ongan: “Taksim’de kullanılan yoğun gazdan korunmak için maskem yoktu. Yoğun gazdan etkilenince polislerden yardım istedim. Çevik kuvvet polislerinin yanındayken sivil polisler tarafından ‘yanlış zamanda yanlış yerdesin’ denilerek gözaltına alındım”…

Deniz Karakuş: “Tam 3.5 gün gözaltında tutuldum. İlk 28 saat boyunca gözaltında hiçbir şekilde yemek ve su verilmedi”…

Can Özkan: “Eşimle birlikte Taksim Meydanı’nda kaldığım otelden yemek yemek için çıktım ve otele dönerken gözaltına alındım. Gözaltı süresince darp edildim”…[174]

Bunlara daha birçok şey eklemek mümkünken; bir şeyi daha aktarmadan geçmeyelim: Gezi/ Haziran direnişinde uygulanan şiddet ve zulmü sonunda devlet de itiraf etti. Başbakanlık ile ilişkili özerk kuruluş olan Türkiye İnsan Hakları Kurumu (TİHK) tarafından hazırlanan Gezi Parkı raporunda “Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin bir bölümüne yapılan müdahaleler haklı bir gerekçeye dayanmadığı gibi orantılı bir müdahale gerçekleştiğinden söz etmek de olanaksızdır” denildi.

Kamuya açık alanların toplanma özgürlüğüne de açık olması gerektiğine işaret edilen raporda, “duran adam” eylemine bile müdahale edildiği anımsatılırken, bunun toplanma özgürlüğüne aykırı olduğuna dikkat çekildi. Gezi Parkı Olayları sürecinde öne çıkan, ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü, yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı konularına mercek tutan raporda yer alan saptamalar ana hatlarıyla şöyle:

xxii) Gezi Direnişi sırasında 8 Temmuz 2013’te polisin attığı plastik merminin sol gözkapağına isabet etmesiyle geçici körlük yaşayan fotomuhabiri Mehmet Kaçmaz, İçişleri Bakanlığı’ndan 2 bin 500 TL tazminat kazandı…[175]

xxiii) Anayasa Mahkemesi, 2013 Gezi Direnişi’nde gözaltına alınan ve yürüyüş yapmalarına engel olunan Öner Yakasız, Aral Demircan, Ahmet Kamil Tekerek, Erkan Baş ve Ali Çerkezoğlu’nun “Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına” müdahalede bulunulduğunu kabul etti…[176]

 

TİHK’İN GEZİ PARKI RAPORU[177]

Kamuya açık yerler toplanma özgürlüğüne de açıktır

Kamuya açık alanların toplanma özgürlüğüne de açık olması gerekir. Gezi Parkı’nın kapatılması bu kapsamda değerlendirilebilir. Ayrıca, parkın kapatılması, toplanma özgürlüğünün söz konusu yerde kullanılmak istenmesinin anlamını arttırmaktadır.

Müdahaleler orantısız

Olaylar sırasında gerçekleşen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin bir bölümüne yapılan müdahaleler haklı bir gerekçeye dayanmadığı gibi orantılı bir müdahale gerçekleştiğinden söz etmek de olanaksızdır. Daha önce belirtildiği üzere toplantı ve gösteri yürüyüşünün yasa dışı olması, örneğin, bildirim koşuluna uyulmamış olması veya toplantı ve gösteri yürüyüşüne ayrılan mekânların dışında gerçekleştirilmesi, toplantı ve gösteri yürüyüşüne müdahale edilmesi için haklı bir sebep oluşturmayacaktır. Keza, toplanma özgürlüğünü kullananların bir kısmının şiddete başvurması da toplantı ve gösteri yürüyüşünün dağıtılması için yeterli bir gerekçe değildir.

Duran adama müdahale haksız

Gezi Parkı Olayları kapsamında da sıklıkla karşılaşıldığı üzere eylem ve etkinliğe katılanların bir kısmının şiddete başvurması, tüm etkinliğin yasadışı ilan edilmesi sonucunu doğurmamalı, bu kişilerin tespiti ve ayıklanması cihetine gidilmelidir. (...) Gezi Parkı olaylarının yaşandığı dönemde ortaya çıkan ve “duran adam” olarak nitelendirilen eylem türü tamamen barışçıl bir nitelikte olmasına rağmen “duran adam”ın yanında duran insanların 18 Haziran 2013 tarihinde gözaltına alınması toplanma özgürlüğüne yönelik haksız bir müdahale olarak nitelendirilebilir.

Polis hesap yapmadı

Gezi Parkı sürecinde, biber gazı kapsülleriyle meydana geldiği ileri sürülen yaralanmaların sayısı ve boyutları nazara alındığında, biber gazı fişeklerinin atılması sırasında, göstericilerin veya üçüncü kişilerin zarar görmemesi için gerekli hesaplamaların yeterince yapılmadığı, durumun gerektirdiği tedbirlerin tam olarak alınmadığı anlaşılmaktadır.

Gazın kullanılış şekli de önemli

Gezi Parkı Olaylarına müdahale sırasında kullanılan biber gazı miktarı ve kullanım şekli yoğun eleştirilere yol açmıştır. Biber gazı, sadece kullanılan gazın miktarı itibariyle değil aynı zamanda kullanım şekli bakımından da önem arz etmektedir. Gezi Parkı Olayları sırasında gerekli sağlık tedbirlerinin alınmadığı kamuoyuna yansıyan görüntülerde, tanık anlatımlarında, düzenlenen raporlarda görülmektedir. Gezi Olaylarında kitlenin biber gazına ve diğer zor kullanma araçlarına yoğun olarak maruz kılınması kolluk güçlerine yönelik öfkeye yol açmış bu da şiddet olaylarını tetiklediği gibi eylemlerin sürekliliğine neden olmuştur.

Basınçlı su yaşam hakkı ihlâli

Basınçlı suyun TOMA’nın güzergâhı üzerinde bulunan insanlara gelişigüzel sıkıldığı, basınç ayarının ve hedeflenen mesafenin orantılı olmadığı görülmüştür. Bir örnekte, polisin basınçlı su sıktığı gösterici havada takla atarak yere yığılmıştır. Uygulama kötü muamele iddialarının yanı sıra yaşam hakkı ihlâlini de gündeme getirebilecek boyuttadır.

Alabora hakkındaki takipsizlik doğru

Gezi Parkı Olayları sırasında göstericilerin bir kısmının şiddete başvurmuş olması eyleme çağrıyı suç hâline getirmeyecektir. Bu kapsamda Gezi Parkı eylemleri sırasında Twitter hesabından “Mesele sadece Gezi Parkı değil arkadaş, sen hâlâ anlamadın mı? Hadi gel” mesajını paylaşan Mehmet Ali Alabora hakkında yapılan suç duyurusu sonrası “Suç işlemeye alenen tahrik” suçundan yapılan soruşturma neticesinde takipsizlik kararı verilmesi ifade hürriyetine ilişkin evrensel standartların gereğidir.

Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Mustafa Sarı, Berkin Elvan ve Ali İsmail Korkmaz cinayetleri hakkında

“Devletin, ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü ve yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüğü gereği yaşam hakkına yönelik haksız müdahaleleri engellemesi gerekirken, Ali İsmail Korkmaz’ın ölümüyle sonuçlanan darp olayında polis memurlarının da dahlinin bulunduğu iddiası ayrıca irdelenmelidir,” denildi.

 

Ve tüm bunlara rağmen! İçişleri Bakanlığı’na bağlı müfettişlerin Gezi Parkı gösterileri sırasında meydana gelen polis şiddetine ilişkin İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu ve eski İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ile polis şeflerini suçsuz buldukları ortaya çıktı…

Raporda, Gezi Parkı gösterilerinin ‘yanlış anlama’ sonucu çıktığı iddia edilirken olayların büyümesinin sorumlusu olarak, çadırları yakan zabıtalar işaret edildi. Polisin “münferiden” biber gazı ve su kullanımına “tevessül ettiği” ve hatta bunların yetersiz kaldığı ileri sürüldü…[178]

 

VII.2) DEVLET PRATİĞİ!

 

Devlet pratiğine ilişkin verileri “yorumsuz”(!) aktarıyoruz…

i) Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Gezi Parkı olaylarında eylemcilerin arasına ekipler gönderildiğini ve Erdoğan’ın sabahlara kadar onları dinlediğini söyledi...[179]

ii) Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmesini önlemek için kurulan çadırların 30 Mayıs sabahı saat 05.00’te yakılması olayı ile ilgili İçişleri Bakanlığı tarafından açılan soruşturma kapsamında görevden uzaklaştırılan 4 zabıta ve 3 taşeron firma çalışanı görevine iade edildi…[180]

iii) Gezi Parkı’nda çadırlarını zabıtaların yaktığı fotoğraflarla belgelenirken; 16 Nisan 2015’de görülen davada “yakma” talimatını verdiği öne sürülen Emniyet Müdür Yardımcısı Ramazan Emekli, “Talimat vermedim,” dedi. Zabıtalar ise “Yangın çadırlardaki mumlardan çıkmıştır,” dedi…[181]

iv) Gezi eylemlerine destek eyleminde Mehmet Ayvalıtaş’a aracın çarpması sonucu ölümüyle ilgili dava dosyasında Adli Tıp Kurumu raporu, sanıkların “kusursuz” oldukları, yaşamını yitiren Mehmet Ayvalıtaş ile olayda yaralanan Seyit Kartal’ın ise asli ve tam kusurlu oldukları bildirildi…[182]

v) Gezi Direnişi sırasında, polisin attığı plastik mermiyle tek gözünü kaybeden Erdal Sarıkaya’nın açtığı tazminat davasına,[183] İstanbul Valiliği’nin sunduğu dilekçede, “Davacı iş veya ikamet adresi olmadığı hâlde eylemlerin olduğu Gezi Parkı’na gitmiştir. Dikkatsiz ve özensiz davranarak, güvenlik çemberi dışındaki bölgeye gitmiş ve sonucu kendi iradesiyle göze almıştır,” vurgusuyla; “Haksız zenginleşmeye” neden olacağını, uğradığı zarara ilişkin “somut bir belge” sunmadığını iddia etti…[184]

vi) Gezi Direnişi’nde Taksim’de polisin attığı gaz fişeği kapsülü ile ayağından yaralanan Aydın Aydoğan’ı yaralayan polislerin soruşturulmasına valilik izin vermedi…[185]

vii) Birinci Sınıf Emniyet Müdürü Fikret Aydoğdu, Gezi eylemlerine destek verince başına gelmeyen kalmadı: Mahkemece suçsuz bulunduğu hâlde meslekten ihraç edildi hem de iki kez...[186]

viii) Afyon’da düzenlenen Gezi eylemlerine katılan 54 kişi hakkında açılan davada tanık olarak dinlenen polis memuru Ş.K., göstericileri can güvenlikleri için gözaltına aldıklarını belirterek, “Trafiği engelliyorlardı. Çevredeki diğer bazı vatandaşlar da sanıklara tepki gösteriyordu,” dedi...[187]

ix) Gezi eylemlerinde İstanbul Sancaktepe’de polisler tarafından feci şekilde dövüldükten sonra bir gözünü kaybeden Hakan Yaman’ın, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturmada Yaman’ın gözünü kaybetmesine ve ağır yaralanmasına neden olan saldırıdan sorumlu olduğu iddiasıyla polisler ifade verirken; adeta, “Görmedim, duymadım, bilmiyorum,” dediler...[188]

x) Ş. Urfa Emniyet Müdürlüğü’nün Gezi eylemleri sırasında Ethem Sarısülük’ü öldüren polis Ahmet Şahbaz için yardım kampanyası düzenlediği ortaya çıktı. Valilik izniyle düzenlenen kampanyanın gerekçesi “Emniyet olarak Şahbaz’ın yanında olduklarını göstermek” ve “maddi manevi mağduriyetini gidermek” olarak açıklandı…[189]

xi) Gezi eylemlerinde polisin attığı plastik merminin yüzüne isabet ettiği Abdullah Koç’un yaralanmasına ilişkin soruşturmada Emniyet’in savcılığa gönderdiği yanıt, “delil saklanıyor” tartışmasına yol açtı. Ankara Emniyet Müdürlüğü, Koç’un yaralanmasına ilişkin “Olaylar sırasında plastik mermi kullanıldığı iddiaları asılsız olup şube envanterimiz kayıtlarında plastik mermi bulunmamaktadır,” dedi. Öte yandan Çankaya Emniyeti, savcılığa Koç’un vurulduğu sırada bölgede bulunan Mobese kayıtlarında “görüntü yok” yanıtını gönderirken Güvenlik Şube Müdürlüğü ise “kameralar bozuk” iddiasında bulundu. Bu yanıtlar nedeniyle soruşturmadan bir sonuç alınamadı…[190]

xii) 20 Kasım 2015 sabaha karşı polisin Gezi’de kafatasının yarısını gaz fişeğiyle yok ettiği lise öğrencisi M.A.T, ‘Dünya Çocuk Hakları Günü’ne tutuklanarak girdi...[191]

xiii) Gezi’de müzisyen Mustafa Düştegör’ü 3 Haziran 2013 gecesi öldüresiye döven polisler için yapılan suç duyurusunda, şüpheli 40 polisten 33’ünün kimliği hâlâ belirlenemedi…[192]

xiv) İstanbul’da Gezi gösterilerinde maruz kaldıkları yoğun biber gazından ötürü bir rezidansa sığınan gençler, kapıyı zorla açıp içeriye doluşan polislerce dövüldü. Koray Kırcaoğlu’nın kafasına kabzayla, tekme ve coplarla vuruldu. Erkek arkadaşının üzerine kapanan İpek Şenol da tekmelerden payını aldı. Hastaneye kaldırılan Kırcaoğlu’nun kafasına 12 dikiş atıldı. Kırcaoğlu, polislerin rezidansa giriş anını ve içlerinden birinin kask numarasını gösteren kamera kayıtlarını ve kafasına vurulan silahın yere düşen kabzasını savcılığa teslim etti. 10 ay geçtiği hâlde savcılık, kask numarası belli olan polisin dahi kimliğini tespit edemedi, ifadesini alamadı…[193]

xv) Eskişehir’de Ali İsmail Korkmaz’la aynı saatlerde ve aynı sokakta dövülen Doğukan Bilir’le ilgili soruşturmada bir skandal daha ortaya çıktı. Eskişehir Başsavcılığı’nın “Şüphelileri belirleyin” talimatına rağmen Eskişehir Emniyeti sekiz aydır hiçbir işlem yapmazken, disiplin soruşturması yürüten Emniyet Genel Müdürlüğü’nün bu isimleri 2013’ün Eylül ayında belirleyip ifadelerini aldığı ve raporun bir örneğini savcılığa gönderdiği anlaşıldı. İfadeleri alınan polisler, bugüne kadar savcılıktan saklanan en önemli bilgiyi başmüfettişlere açıkladı: Korkmaz ile Bilir dövülürken sokakta polislerin başında TEM Şube Müdürü Cüneyt Gökçek, yardımcısı Ayhan Karayel ve Şube Amiri Mutlu Umutlu da vardı…[194]

xvi) İstanbul’daki Gezi eylemlerinin başladığı gün Eskişehir’de sokağa çıkan onlarca genç, sokağın iki başından baskın yapan polislerce coplarla dövüldü. Kamera kayıtlarına göre, dayak sırasında bacağı kırılan bir genci alması için sokağa ambulans çağrıldı. Bir saat yüzleri duvara dönük hâlde tutulan gençler otobüslere bindirilerek gözaltına alındı. Bu görüntülere rağmen polisler hakkında takipsizlik kararı verilirken, Ali İsmail Korkmaz Davası’nda görev alan iki avukatın da aralarında bulunduğu 176 kişiye 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nu muhalefet suçundan dava açıldı…[195]

xvii) Dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın doğum günü olan 18 Mart 2014’de memleketi Hatay’da yapılan ‘Ali/ Düşlerinde Özgür Dünya’ adlı belgeselin gösterimi valilikçe yasaklandı. Valilik, ücretsiz gösterilen belgesel için, ticari amaçlı yapımlarda aranan “tescil belgesi” şartı koştu…[196]

xviii) 2013 Mayıs’ında 7 öğrencisi ile birlikte Leonardo Da Vinci meslek eğitimi programı kapsamında Portekiz’e giden; orada Gezi eylemlerinde yaşananlara dikkat çekmek için hazırladıkları pankartlarla çektirdikleri fotoğrafları Facebook hesabından paylaşan Bartın Kız Meslek Lisesi öğretmenleri Aysun İleriler[197] ve Sebahat Polat görevden alındı…[198]

xix) Gezi protestolarına destek vermek için greve giden Eğitim Sen üyesi 11 asistan hakkında Marmara Üniversitesi yönetimi soruşturma açtı. 8 asistan hakkında 2 yıl boyunca kıdem durdurma cezası verildi. İletişim Fakültesi’nden Figen Akgül[199] ve Can Özbaşaran hakkında da “Göreve gelmemek” ve “verilen görevi yapmamak” suçlamasıyla, Disiplin Yönetmeliği’nin 11. maddesinin ilgili bölümü gerekçe gösterilerek, “kamu görevinden çıkarma” cezası verildi…[200]

xx) Eskişehir’deki Osmangazi Üniversitesi’nde araştırma görevlisi Nuriye Gülmen’e Berkin Elvan’ın ölümünü protesto eylemine katıldığı için iki yıl kademe durdurma cezası verildi…[201]

xxi) İzmit’te Gazi Anadolu Lisesi’nin mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada Gezi Parkı olaylarına değindiği için okul disiplin kuruluna verilen okul 1’incisi Işıtan Önder’e kuruldan kınama cezası verilince okul birinciliği elinden alındı…[202]

xxii) 43 okul ve kurumda inceleme ve disiplin soruşturması başlatıldı. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Ankara’daki Gezi eylemlerine ilişkin başlatılan idari soruşturma kapsamında müfettişlerin, 23 öğretmenin disiplin cezası ile cezalandırılmasını, 11 yönetici ve öğretmenin görev yerlerinin değiştirilmesini, 2 okul müdürünün ise yöneticilikten alınmasını teklif ettiğini açıkladı…[203]

xxiii) Gençlik ve Spor Bakanı Çağatay Kılıç, Kocaeli’nde Canan Ak ve Seda Macit adlı iki öğrencinin, Gezi Parkı eylemlerinin ardından kaldıkları Zekiye Gündoğdu Yurdu’ndan atılmasıyla ilgili olarak Yurt Yönetmeliği’ni gerekçe gösterip, “Milli birlik ve bütünlük duygularını zedeleyici veya bozucu maksatla bayrak ve sembol asmak, kullanmak, marşlar söylemek, açlık grevinde bulunmak, oturma eylemi yapmak, pankart taşımak veya asmak, ideolojik veya politik amaçlı gösteri, toplantı, tören düzenlemek, demeç vermek” bendi gereğince yurttan süresiz çıkarıldıklarını belirtti…[204]

xxiv) Gezi protestolarına katıldığı gerekçesiyle hakkında soruşturma açılıp, bir ay okuldan uzaklaştırılan Ersan Karababa’nın kadrosu, bu kez evinden iki saat uzaklıkta olan Sultangazi Endüstri Meslek Lisesi’ne alındı…[205]

xxv) Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, mezuniyet töreninde Gezi protestolarından söz ettiği için okul birinciliği elinden alınan Işıtan Önder ile ilgili “Çocuk korktuğumuz gibi bu olaydan ötürü çok fazla etkilenmemiş gibi görünüyor... Dolayısıyla burada ceza verenler bir anlamda mükafatlandırmışlar gibi,” dedi…[206]

xxvi) AKP, Gezi Direnişi’nde baş belası olarak nitelendirdiği sosyal medyayı dizginlemek için dört koldan çalışma yapıyor. Son olarak Kalkınma Bakanlığı, Bilgi Toplumu Stratejisi’ne altyapı teşkil etmek üzere hazırladığı raporda siber suçlara karşı kolluk kuvvetlerinin yetkilerinin artırılmasını istedi…[207]

xxvii) Gezi Direnişi’nde polisin attığı biber gazı kapsülünün ayağına isabet etmesi sonucu yaralanan ve bu nedenle üç kez ameliyat olan Aydın Aydoğan’ın Twitter hesabı, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) İnternet Daire Başkanlığı’nın başvurusu üzerine erişime kapatıldı…[208]

 

VII.3) YARGI HÂLLERİ (Mİ?)!

 

Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH), Gezi Parkı protestolarının birinci yıldönümü dolayısıyla hazırladığı raporda, barışçı göstericilere karşı şiddet kullanan polislerin hiçbirinin yargı önünde sorumlu tutulmadığını bildirdi.[209]

Paris merkezli FIDH’nin raporunda, polislere ceza verilmezken 5 bin 653 gösterici hakkında 97 dava açıldığı vurgulanıp; Gezi protestolarında bir yıl içinde, şiddet içermeyen gösterilerin orantısız polis gücüyle “sistematik” olarak bastırıldığı da kaydedildi.[210]

Bununla birlikte Adalet Bakanlığı, Gezi Direnişi ardından ülkenin dört bir yanında eylemlere katılan pek çok yurttaşa Terörle Mücadele Yasası (TMY) kapsamında açılan davaları gizlemek için 2013 yılı istatistiklerini sakladı.[211]

Anlaşılacağı üzere “Yargı Hâlleri” malum üzereydi!

Mesela: Aydın Aydoğan, 3 çocuk babası bir turist rehberiydi. 11 Haziran 2013’te, gaz kapsülüyle sol ayağından yaralandı. 1 ay hastanede yattı, aylarca ayağının üstüne basamadı. Tazminat davası reddedildi…

Mesela: Polisler hakkındaki şikâyeti, sağ gözünü kaybeden Erdal Sarıkaya’nın dosyasıyla birleştirdi. Savcılığın isimlerini belirlediği 16 polis memuru hakkında, İstanbul Valisi Vasip Şahin soruşturma izni vermedi…

Mesela: Mehmet Ayvalıtaş, 2 Haziran 2013’te 20 yaşında hızla gelen otomobilin çarpması sonucu yaşamını yitirdi. Annesi Fadime Ayvalıtaş da bu acıya dayanamadı, 6 ay sonra kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi. Baba Ayvalıtaş, adalet arayışında umutsuzdu…

Mesela: Erdal Sarıkaya, iki çocuk babası, özel bir şirkette güvenlik görevlisiydi. Plastik mermi, göz merceğinden girdi. Sağ gözünün yerinde protez var. Valinin, soruşturma izni vermemesine tepki gösteriyordu…[212]

Mesela: 1-2 Haziran 2013 tarihinde Dolmabahçe Bezm-i Âlem Valide Sultan Camii’ne girenlerin de bulunduğu 7’si yabancı uyruklu 255 tutuksuz sanığın yargılanmasında savunma veren doktor Erenç Yasemin Dokudan, “Suçlamalar beni çok şaşırttı. Tıp fakültesi eğitimini yanlış mı öğrendim diye düşündüm... Yaralılara yardım için camiye girdim,”[213] diyorsa da aldıran yoktu…

Ve benzerleri, ve diğerleri…

Polis, Gezi Parkı’na girer girmez göz altılara başladı. Sonrasında yaşanan ve tüm illere yayılan olaylarda ise toplam 5 bin 685 kişi gözaltına alındı, Türkiye genelinde de onlarca iddianame hazırlandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açıkladığı resmi verilere göre İstanbul’da 41 iddianame hazırlandı ve iddianamelerde toplam 563 şüpheli yer alıyordu. Ayrıca bu iddianameler dışında savcılığın açıkladığı bilgilere göre İstanbul’da 6’sı Terörle Mücadele Kanunu’ndan olmak üzere toplam 42 soruşturma da devam ediyordu.

Olaylar hakkında ise toplamda 249 şikâyet bulunuyorken;[214] işte birkaç veri…

i) Gezi eylemlerine destek protestolarında Antalya’da gözaltına alınan avukatların, avukatları ile görüşmesine savcı Osman engel oldu…[215]

ii) Kırklareli’deki Gezi’ye destek eylemine katılanlar hakkında dört savcı, 1-17 Haziran tarihleri arasında yapılan her eylem için toplam 17 iddianame hazırlandı. İddianamelerde geçen isimler eylemlere katıldıkları gün sayısına bağlı olarak artarken; toplam bin 238 isim bulunuyor…[216]

iii) Ethem Sarısülük davanın 28 Ekim 2013’teki duruşmasında adliye önünde çıkan olaylar nedeniyle Sarısülük’ün iki kardeşinin de arasında bulunduğu 23 kişi hakkında Ankara 16. Asliye Ceza Mahkemesi’nce, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalefet” ve “kamu malına zarar vermek” suçlarından 6 aydan 12 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırlandı…[217]

iv) İstanbul 73. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki “Kırmızılı Kadın” duruşmasında, “Görevi kötüye kullanma” suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar hapsi talep edilen tutuksuz sanık polis memuru Fatih Zengin’dan şikâyetçi Ceyda Sungur, “Sanığın elinde silah olsaydı. Ethem Sarısülük’ü öldüren polis gibi beni de öldürebilirdi. Sanığın bu yönde savunmalarının geçerli olmayacağını düşünüyorum,” dedi…[218]

v) İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Gezi eylemleri sırasında gaz tüfeği ile zor kullanma sınırlarını aşan ve hedef gözeterek ateş ederek 60 yaşındaki Perihan Deniz’i yaralayan polis memurunun kimliğinin tespit edilememesi üzerine “daimi arama kararı” verdi. Karara göre polis memuru suçla ilgili zamanaşımı süresinin dolacağı 1 Haziran 2021’e kadar aranacak...[219]

vi) Genç üniversiteliyi ezdi, çarpma anını “Gezi eylemcileri taş attı zannettim,” diye anlattı, tutuklamaktan kurtuldu… Tandoğan’da kavşakta karşıdan karşıya geçmek isteyen Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi 21 yaşındaki Safiye İşbilir’e çarparak ölümüne neden olan Anakent Belediyesi’ne bağlı EGO şoförü Nurullah Bekar, aradan 4 ay geçmesine karşın bir gün bile cezaevine girmedi…[220]

vii) Mersin Nevit Kodallı Güzel Sanatlar Lisesi resim öğretmeni Zehra Gürler facebook paylaşımları nedeniyle 2 ayrı soruşturma açıldı ve öğretmen sürgün edildi. Her iki soruşturma için de “delilleri” okulun müdür yardımcısı facebook üzerinden topladı. Gezi eylemlerine katılmak, devlet büyüklerine hakaret etmek, ahlâksız paylaşımlarda bulunmakla suçlanan öğretmenin ünlü yazarların yazılarını paylaşması, arkadaşlarının paylaşımları, eski bir öğrencisinin nü resim çalışması bile dosyaya “delil” diye girdi...[221]

viii) İstanbul Anadolu Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığı, Berkin Elvan basın açıklamasına katılan mahkeme mübaşiri ve aynı zamanda İÜ Hukuk Fakültesi öğrencisi Salih Altungök’ün, “devlet memurluğundan çıkarılma” cezası ile cezalandırılmasını talep etti…[222]

ix) Gezi protestolarının Antalya ayağında, polis müdahalesinden kaçarak otoparka saklanan ve buraya gelen polislerce darp edildikleri kamera görüntüleriyle açığa çıkan üç gence yönelik yapılan işkenceyle ilgili iddianame hazırlandı. İddianamede, polislerin eylemi, kamera kayıtlarındaki darp görüntülerine ve adli tıp raporunda “çivili sopa” izleri görülmesine karşın, “basit yaralama” olarak nitelendirilirken, polislere üç genç için ayrı ayrı ceza istenmesi yerine hangi polis kime vurduysa buna göre ceza talebinde bulunuldu…[223]

x) İstanbul’da Gezi Parkı gösterilerinde gaz fişeği ile gözünü kaybeden Okan Özçelik, fişeği atan polis memurunu görüntülemeyi başardı. 1 Haziran 2014’deki gösteriler sırasında cep telefonuyla görüntü aldığı sırada vurulan Özçelik, gaz fişeği atıldığı sırada kayıttaydı. 15 metreden nişan alıp ateş eden polis memuru için, İstanbul Emniyet Müdürlüğü “Biz kendisini gözaltına almamışız, kusurlu değiliz” savunması yaptı. Yüzde 90 görme yetisini kaybeden Özçelik tazminat davası açtı. İçişleri Bakanlığı ise mahkemeye yaptığı savunmada Özçelik için, “Zararı belli değildir, zarara neden olan olayın idarenin eyleminden kaynaklandığına dair bir belge ve bilgi bulunmamaktadır. Davacı taraf sadece soyut iddialar ileri sürmektedir,” diyerek görüntü kaydını yok saydı…[224]

xi) Ankara’nın Dikmen semtindeki Gezi eylemine müdahâlenin ortasında kalıp, gözaltına alındığı Akrep aracında 1.5 saat dolaştırılarak dövülen 13 yaşındaki A. A. hakkında savcılığın “yasadışı eyleme katılmak” suçundan dava açtığı ortaya çıktı. Algılama yeteneğinin zayıf olduğu doktor raporuyla tespit edilen ve bu nedenle özel eğitim merkezine giden A. 13 Mart 2014’de Ankara 4. Çocuk Ceza Mahkemesi’nde beraat etti. A. A.yı Akrep’e alan, 1.5 saat dolaştırıp döven ve üzerine çöken 4 polis ise hâlen yargı önüne çıkartılamadı…[225]

xii) Tutuklu avukat Şükriye Erden’in kızı Merve Önem 6 Nisan 2018’de İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği’nce, 2014 yılında açılan soruşturma nedeniyle “Terör örgütü üyesi olduğu” iddiasıyla tutuklandı. Gezi Direnişi sırasında telefonla avukat Evrim Deniz Karatana ile yaptığı görüşmeyle suçlanan Önem’in, annesi tutuklandığında yapılan destek eylemine katılması da tutuklama gerekçesi arasında yer aldı…[226]

xiii) Ankara’da polis kurşunuyla öldürülen Ethem Sarısülük için vurulduğu yerde 16 Haziran 2014’de yapılmak istenen, ancak polisin basınçlı su ve biber gazlı müdahalesiyle gerçekleşemeyen anma törenine katıldıkları gerekçesiyle haklarında dava açılan 35 kişinin yargılanmasına Ankara 16. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki davanın sanıklardan Tarık Demirci, savunmasında olay günü cenazeye katılmadığını, Kızılay’dan geçtiği sırada polisin bazı kişileri darp ederek gözaltına aldığını gördüğünü belirtti. Demirci, polisin bir kişiyi kafasını otobüse vurarak gözaltına almaya çalıştığını gördüğünü, bu anı telefonu ile görüntülediği sırada kendisinin de darp edilerek gözaltına alındığını söyledi. Demirci, gözaltı alındıktan sonra 6 saat boyunca Başbakanlık’ta polisler tarafından darp edildiğini ifade etti…[227]

xiv) Gezi’de ve Güneydoğu’da (/Kürt illerinde-bn) insanları öldüren polisler İç Güvenlik Paketi’yle cezadan kurtulacak…[228]

 

VIII) ERDOĞAN (AKP) HÂLİ

 

Selahattin Demirtaş’ın, “Cumhuriyet tarihinin en fazla suça bulaşmış siyasi anlayışı… çürümüş bir parti,”[229] olarak tanımladığı AKP’nin icraatlarıyla; Baruch Spinoza’nın, “Zalim bir yönetimin üstünlüğü ve sırrı köleleri aldatmak, onları sindiren korkuyu özel din kılığı altında maskelemekte yatar. Böylece insanlar kölelikleri için sanki güvenceleriymiş gibi cesurca savaşacak, kan ve canlarını despotun boş gururu için utanma değil yüce bir onur duyarak riske atacaklardır,” deyişini anımsatırken; “Erdoğan’ın kendi adına gördüğü ilk başarısızlık Gezi Parkı... Gezi onun kırılma noktası ve siyasetinin çöküşünün başladığı yer oldu.”[230]

Tam da bu acıyladır ki İstanbul’daki ‘Fetih ve Gençlik’ konuşmasında Başbakan Erdoğan, “Fikrin, düşüncenin olmadığı yerde şiddet vardır. İşte bu Geziciler var ya Geziciler onlar fikri olmayandır. Onlar düşüncesi olmayandır. Onlar dikili bir ağacı olmayandır. İşte siz öyle bir gençlik olmayacaksınız,”[231] derken; İstanbul’da Yeditepe Bienali’nin açılışındaki konuşmasında da ekledi: “AKM için de çok bağırdı Geziciler. İstediğiniz kadar bağırın çatlayın patlayın yıktık. Aynı şeyi Ankara’da yaptık. Cumhuriyet tarihi boyunca bir tane eser ortaya koyun be. Demek ki bizi beklediler”![232]

Yine “15 Temmuz’da sokağa çıkanlar Gezi Parkı’nın gençleri değildi,” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Kongre Merkezi’nde Ensar Vakfı 38. Genel Kurulu’ndaki konuşmada ekledi:[233]

“Medyadan sinemaya, bilim teknolojiden hukuka kadar pek çok alanda hâlâ en etkin yerlerde ülkesine ve milletine yabancı zihniyetteki kişilerin, ekiplerin, hiziplerin bulunduğunu biliyorum. Açıkça söylemek gerekirse bu durumdan da büyük üzüntü duyuyorum.”[234]

Bunların yanında TBMM’de Gezi tartışmasında AKP’li Naci Bostancı, “Gezi’de toplananların 3 milyar ağaç diken AKP’ye teşekkür mitingi yapması gerektiğini,” söyleyebildi![235]

Oysa Gezi eylemleri sırasında “Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız insanlar ona o kadar fazla inanırlar. Hıristiyanlığın bu kadar etkili olmasının sebebi 2000 yıldır aynı şeyi söylüyor olması,” diyen Joseph Goebels’i aratmayacak şekilde onlarca yalanla halkı kandırmaya çalışan Erdoğan’ın yalanları bir bir ifşa oluyordu; işte o yalanların kısa bir dökümü:[236]

“ÇEVRECİNİN DANİSKASINDAN” AĞAÇ YALANI

Gezi Parkı’ndaki yıkıma gösterilen tepkilere “bizim iktidarımızda 2.5 milyar ağaç dikildi, biz çevreciyiz” diye yanıt veren Erdoğan’ın yalan söylediği ortaya çıktı. Resmi verilere göre, son 10 yıllık dönemde ağaçlandırılan sahaların toplam büyüklüğü ve dikilebilecek ağaç miktarı hesaplandığında dikilen ağaç sayısının kesinlikle Erdoğan’ın verdiği rakama ulaşmadığı görülüyor.

Orman Genel Müdürlüğü’nün, yıllar itibariyle orman tesis çalışmaları istatistiğine göre 2003- 2012 kesitinde kamu ve özel, ağaçlandırma yapılan alanın toplam büyüklüğü 438 bin 732 hektar. Türüne göre, bir hektar alana en fazla 2 bin fidan dikilebilir. Bu durumda, 10 yılda dikilen ağaç miktarı en iyimser tahminle 877 milyon adet. Yani Erdoğan’ın dediği rakamın ancak üçte biri kadar.

CAMİ’DE İÇKİ İÇTİLER YALANI

Başbakan Erdoğan Ankara Esenboğa Havalimanı’nda yaptığı konuşmada Gezi Parkı protestoları sırasında eylemcilerin Dolmabahçe Bezm-i Âlem Valide Sultan Cami’ne bira şişeleriyle girdiğini ifade etti. Polisin müdahalesi nedeniyle biber gazı ve tazyikli sudan etkilenen eylemcilerin camiye bira şişeleriyle girdiği ve içki içtiği yönündeki iddialara cami müezzini daha önce reddetmişti. Konuyla ilgili açıklama yapan Bezm-i Âlem Valide Sultan Camii müezzini Fuat Yıldırım, “Burada içki içilmedi. Eylemciler buraya sığındıktan sonra içki içen görselerdi zaten kendileri dışarı atardı,” demişti.

Cami imamı ise yaşananları şöyle anlatmıştı: “Polisin kovaladığı büyük bir grup kapıları zorlayarak içeri girdi. Engellemeye, kapıyı kapatmaya çalıştık ama başaramadık. Bu iki günlük süre içinde yaralılar tedavi edildi. Polis gazından kaçanlar camiye sığındı. Caminin içindeki kameralar kırıldı. Grupla polis arasında arabuluculuk yaptım. Polisin çekilmesini sağlayıp grubun dışarı çıkmasına yardımcı oldum. Lütfen bu olaylar bitsin. Sükunet gelsin” dedi.

“TÜRK BAYRAĞINI YAKMA” YALANI

Erdoğan TRT Haber’in “Ankara’da bayrak yakıldı,” diyerek duyurduğu ancak görüntülerin yıllar önce İstanbul’da çekilen bir görüntü olduğu kanıtlanan yalanı ağzına dolayarak halkı tahrik etmeye çalışıyor.

“TÜRBANLI BACILARA SALDIRI” YALANI

Erdoğan Taksim’de ve Gezi Parkı’nda “Türbanlı bacılarımıza saldırdılar” dedi, ancak 15 güne yakın zamandır süren eylemlerde değil Taksim’de, Gezi’de ülkenin hiçbir noktasında türbanlılara saldırı olmadı, tam tersine eylemlere birçok türbanlı kadın da katıldı. Kabataş yalanı da yerle yeksan oldu.

“VATANDAŞLARIN ARAÇLARINA KADAR HERKESE SALDIRI” YALANI

Gösterilerde halkın mal ve can güvenliğine kast edenin polis olduğu tüm kamuoyunun bildiği bir gerçek olmasına rağmen Erdoğan yine eylemlere katılanları suçladı. Benzer suçlamalar sosyal medyada defalarca denendi. “Gezi’de türbanlılar taciz ediliyor” yalanından “Göstericiler esnafa saldırıyor” yalanına kadar bir çok tahrik girişimi denendi ve tutmadı.

“BAŞKOMİSERİMİZİN DAHA DOĞMAMIŞ BEBEĞİ YETİM BIRAKILDI” YALANI

Erdoğan Adana’da beş metreden düşerek ölen baş komiser için de halkı suçladı. Oysa tüm devlet kurumları ve olayın tanıkları polisler ve hatta polisin ailesi baş komiserin kaza sonucu düştüğünü kabul ediyor ve “siyasete malzeme yapmayın,” diyor.

“WALL STREET OLAYLARI’NDA 17 KİŞİNİN ÖLÜMÜ” YALANI

Başbakan Erdoğan’ın AB toplantısında yaptığı “Wall Street olayları’nda biber gazıydı, 17 kişinin ölümüydü, hepsi oldu” sözlerine, ABD Büyükelçiliği hesabından yanıt geldi. Başbakan Erdoğan, AB Bakanlığı’nın Swiss Otel’de düzenlenen, ‘Küresel Sorunlar Karşısında Türkiye ve Avrupa Birliği İçin Ortak Gelecek’ konulu konferansta, Gezi Parkı’ndaki polis şiddetine ilişkin, “Bize ders vermeye gayret edenler Wall Street olaylarına nasıl bakıyorlar? Orada biber gazıydı, 17 kişinin ölümüydü, hepsi oldu. İngiltere ve Fransa’da, Almanya’da, Yunanistan’da çok daha büyükleri yaşandı,” demişti. Kısa bir süre önce, ABD Büyükelçiliğin resmi Twitter hesabından bu konuda bir açıklama geldi. ABD Büyükelçiliği’nin attığı Tweet’te ‘US Occupy Wall Street/ Wall Street’i İşgal Et’ hareketi ile ilgili raporlar yanlıştır. Bu harekete istinaden hiçbir polis müdahalesi ölümle sonuçlanmamıştır” denildi. Yani Erdoğan, iktidarının bekası için hangi dala tutunmaya çalıştıysa da, hangi yalana sarıldıysa da yandaş medyasına, avantacı, ihaleci yeşil sermayesine rağmen hepsi elinde kaldı.

Şimdi çok öncelerdeki bir soruyu hatırlayalım!

“Başbakan, ekranda gördüğü Türkiye’den memnun mu acaba?

İstanbul’daki Beyrut manzarasından hoşnut mu?

Türkiye’nin bir polis devleti görüntüsüne büründüğünü görmüyor mu?

Taksim’e bakıp “Gaz sıkıp hepsini temizledim” diye övünüyor mu?”[237]

Bu soru(n)lara “Evet” yanıtı vermek mümkünken; dönemin AKP Kütahya Milletvekili Prof. Dr. İdris Bal’ın yaptığı ‘Avrasya Global Araştırmalar Merkezi’nin araştırmasında Gezi olayları için “stratejik hata yapıldı” denilirken;[238] “Projede halka danışılmamasını, çevreci duyarlılıkla parkı sahiplenenlere müdahâlenin şekli” eleştiriliyordu.[239]

Ayrıca adı yolsuzluk ve rüşvet iddialarına karıştıktan sonra AKP tarafından “aklanan”, internette yayınlanan bir ses kaydında “Bu Bakara iyi makara” diyerek Kur’an’la dalga geçtiğinden söz edilen Egemen Bağış, İtalyan’daki ‘La Republica’ya röportajında, “Sosyal medya üzerinden seferber olmayı öğrenmiş, kendi sesini ve değişim getirme kapasitesini keşfetmiş kitleleri susturamazsınız,” dedi ve daha sonra da röportajını yalanladı.[240]

Nihayet eski İçişleri Bakanı AKP’li İdris Naim Şahin, Gezi eylemleri için “demokrasi buluşması” dedi.[241]

Elbette bu “muhalifleri” ciddiye almamakta yarar vardır; çünkü onlar; -Jack London’ın, “Kılıçla yükselenler yine kılıçla düşer,” ifadesindeki- AKP’nin reddi değil, restorasyonudurlar sadece! Ve iktidarın suç bilançosunun paydaşlarıdırlar.

yazının devamı için



YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
GAZETEMİZ

HABER ARA
YUKARI