Bugun...



Seçimlere Doğru Neden Emek ve Özgürlük İttifakı?

Seçimlere Doğru Neden Emek ve Özgürlük İttifakı? Diyen Toros Korkmaz, bu ittifakla; demokratik, çoğulcu, şeffaf, devam edegelen 12 Eylül karanlığını aydınlatan, emekçilerden yana ve insanlığın umudu, onun mutlu geleceğine doğru giden yolda önemli bir dönemeç, alışıla gelen ittifakların alternatifi olduğunu vurguluyor

facebook-paylas
Tarih: 08-10-2022 02:11

Seçimlere Doğru Neden Emek ve Özgürlük İttifakı?

 

Seçimlere Doğru Neden Emek ve Özgürlük İttifakı?

 

 

Türkiye en geç sekiz ay içinde hem başkanlık hem de milletvekilliği genel seçimlerine gidiyor. Bu seçimler demokratik ilke ve değerler açısından cumhuriyet tarihinin en önemli seçimi olacak. Ya kendini giderek tüm kurum ve kurallarıyla kökleştiren Türk-Sünni İslam sentezci dünya görüşüne sahip tek adam rejimi mevcut otokrasinin de ötesine geçerek kendi diktatoryasını ilan edecek, ya da bu süreç muhalefetin seçimleri kazanmasıyla en azından durdurulacak ve demokratik cumhuriyetin oluşabilmesinin politik zemini için bir alan açılabilecek.

 

Türkiye bu seçimlere çoklu bir kriz ortamında giriyor. Kriz hem siyasi hem de ekonomik. Siyasi kriz, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, güçler ayrılığının ortadan kalkması, anaakım medyanın tamamen iktidarın kontrolüne girmesi, dinin siyasallaştırılarak tüm kurumlara zorla dayatılması, hukuk devletinin imha edilmesi, yüksek bürokrasinin tamamen iktidar yanlısı cemaatçi ya da ülkücü kadrolardan oluşması, muhalif siyasetçilerin, gazetecilerin, politik aktivistlerin tutuklanması olarak cereyan ediyor. Ekonomik kriz ise temel iktisadi göstergelerin tamamen bozulması ve dolayısıyla 2022 verileri itibariyle dünyada en yüksek altıncı enflasyon oranına sahip olunması ve mutlak yoksulluğun hızla artması olarak kendini gösteriyor. Buna bir de genel olarak neoliberal dünya ekonomisinin jeopolitik dengeleri bozması sonucu olusan krizi ve bunun tezahürü olarak meydana gelen Ukrayna-Rusya Savaşı’nı eklemek gerekiyor. Aslında Batı ile Doğu Dünyası’nın savaşı olan Ukrayna-Rusya Savaşı’nın tüm şiddeti ile sürdüğü bu uluslararası politik kriz konjonktürünü de seçim ortamının dış politik belirleyici dinamiği olarak görmek lazım.

 

Türkiye siyaseti şu an itibariyle üç ayrı bloğa bölünmüş gözüküyor. Birinci blok, Cumhur ittifakı adını alan AKP-MHP iktidar bloğu ve onunla hareket eden partiler. Bu blok şu an devlet bürokrasisinin önemli bir bölümünü, muhafazakar sermaye gruplarını ve yazılı ve görsel medyanın da en az yüzde doksanını arkasına alarak seçimlere dev bir propaganda ordusuyla hazırlanıyor. Bu arada NATO’nun ve AB’nin son Rusya Savaşı ve göcmen krizi nedeniyle Erdoğan iktidarı ile kurduğu yakın ilişkiler bu bloğa örtük destek verildiği şeklinde de yorumlanabilir. Bu blok seçimleri kazandığı taktirde sadece süreç olarak faşizm hızlanmakla kalmayacak, aynı zamanda mevcut ekonomik kriz daha da derinleşecek.

 

Onların karşısında ise 6’lı masa diye bilinen aslında ideolojik çizgileri itibariyle de birbirleriyle tam uyuşmayan başını CHP ve İyi Parti’nin çektiği Millet İttifakı var. Bu ittifak kendini Cumhur ittifakının alternatifi olarak sunuyor ve devlet bürokrasisinde, yazılı ve görsel medyada ve sermaye çevrelerinde hükümet bloğuna nispeten şimdilik daha düşük bir desteğe sahip görünüyor. Ama seçim süreci ilerledikçe ve kamuoyu yoklamalarında halk desteği yükseldikçe özellikle devlet bürokrasisinde ve sermaye çevrelerinde daha kabul görmeye de namzet. Bu blok dış politikada da emperyalist kapitalist sisteme en az Cumhur ittifakı kadar eklemlenmeye hazır bir görüntü sergiliyor. Bu iki bloğun dışında ise 25 Ağustos 2022 tarihinde kurulmuş Emek ve Özgürlük İttifakı, diğer adıyla Üçüncü İttifak var. Bu ittifak basta HDP ve bileşenleri sosyalist yapılar olmak üzere Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’ndan oluşuyor. Bu ittifakın Cumhur ve Millet ittifaklarının aksine ne devlet bürokrasisinde ne sermaye çevrelerinde ne de anaakım yazılı ve görsel medyada elle tutulur bir desteği var. Bu üç bloklu ittifakların dışında Sosyalist Güç Birliği ittifakı ve daha sonra çeşitli ufak ulusalcı partilerin de kuracağı bir başka ittifaktan da bahsediliyor. Ancak gerek Sosyalist Güç Birliği, gerekse diğer kurulacak ittifakın toplumda çok cılız bir karşılığı olacağı şimdiden görülüyor.

 

Millet İttifakı ve Emek Özgürlük ittifakları iktidar bloğuna ciddi alternatif olabilme potansiyeline sahipler. Bu yüzden bu iki bloğun siyasi duruşlarını, ilerleyen süreçlerde nasıl tavır alabileceklerini, süreç olarak giderek kökleşen faşizan iktidara gerçekten alternatif olup olamayacaklarını incelemekte fayda var. Millet ittifakından başlayacak olursak, bu ittifak şu ana kadar Türkiye toplumunun en az yüzde kırkını oluşturan Türk-Sünni İslam sentezci ideolojinin zorla dayattığı değerleri kabul etmeyen kesiminin hiçbir sorununa gerçekçi bir çözüm önerisi getirmiyor.

 

Bu ittifakın ana bileşeni CHP ve onun lideri Kemal Kılıçdaroğlu secim stratejisini Sünni-muhafazakâr Türk milliyetçisi kesimlerin de oyunu almaya çalışmak olarak kurmuş gözüküyor. Son dönemde kendisi de İslami bir kavram olan helalleşme kavramı ile İslami ve muhafazakâr kesimlerin mağduriyetlerini sık sık dile getiriyor ve onlardan özür diliyor. Kemal Kılıçdaroğlu bugüne kadar henüz, seküler yaşam tarzını benimsemiş milyonlarca insanın, yapılan kamuoyu yoklamalarında nüfusa oranı yüzde sekiz civarında çıkan ateist ve teistlerin,  kökeni binlerce yıla dayanan patriyarkaya karşı mücadele eden kadın hareketinin, nüfusun en az yüzde on beşini oluşturup yüzyıllardır inanç temelinde büyük haksızlıklara uğrayan Alevilerin, nüfusun en az yüzde yirmisini oluşturan Kürtlerin, her ne kadar sayıları azalmış olsa da Türkiye coğrafyasının kadim halkları olan Ermenilerin, Rumların, Süryanilerin ve diğer Müslüman olmayan halkların yakın tarihte ve hala günümüzde yaşadığı haksızlıkların çözümüne ilişkin ne bir söylem ne de bir politik proje geliştirebilmiş değil.

 

Aynı zamanda son on senedir devlet eliyle muhafazakârlığın hâkim kılındığı, toplumun erkek egemen bir yaşam tarzına zorlandığı, yüzde altmışın üzerinde oylarla seçilmiş HDP`li belediyelere kayyum atandığı, binlerce akademisyenin barış istediği diye üniversitelerden uzaklaştırıldığı, binlerce politikacının ve aktivistin mülteci olmaya zorlandığı, LGBTQ+`lu bireylerin “sapık” ilan edildiği politik gelişmelere dair gene Millet İttifakı temsilcilerinin yüksek perdeden bir söz söylediğine henüz şahit olunmadı. Irkçı Türkçülüğün bu coğrafyadaki en önemli ideoloğu Nihal Atsız’ın doğum ve ölüm yıldönümlerini anan Meral Akşener’in ise, sadece günümüzün değil Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana en önemli siyasi sorunlardan biri olan Kürt meselesinde herhangi bir çözümden değil de, çözümsüzlük politikasından yana olduğu çok açık.

 

İşin ekonomi-politik kısmına bakıldığında Millet İttifakı’nın iktidarın ülkede gelir adaletsizliğini daha da bozan, yüksek enflasyona neden olan, işsizliği arttıran ve ekolojik yıkımı hızlandıran politikalarına karşı şu zamana kadar net bir ekonomik program ortaya koymadığı görülüyor. Ayrıca Millet ittifakının bileşenlerini oluşturan partilerin ekonomik program düzeyinde birbirlerinden oldukça farklı olduğu da görülüyor. CHP belli alanlarda ekonomiye kamu müdahalesini ön görürken ve son zamanlarda lideri Kılıçdaroğlu neoliberal ekonomik düzenin sadece Türkiye`de değil, dünya genelinde de çöktüğünü vurgularken, Ali Babacan`ın liderliğini yaptığı DEVA Partisi neoliberal ekonomik programa sonuna kadar bağlı görüntüsü veriyor. Olası bir iktidar değişikliğinde Millet ittifakının nasıl bir ekonomi politikası izleyeceği konusu tam bir muamma.

 

Millet ittifakının aksine, üçüncü yol olarak da adlandırılan Emek ve Özgürlük İttifakı demokratik Kürt siyasetinin dışında birçok sol-sosyalist örgütün bir araya geldiği bir yapı. İttifakın demokratik Kürt ayağı Kürt sorunun çözümüne odaklanırken, diğer sosyalist örgütler sekülerizm, kadın mücadelesi, Alevilerin inanç sorunları, LGBTQ+ hakları, ve neoliberal ekonomik modelin dışında ekolojist sosyalizan ekonomi politikalar konularına yoğunlaşıyor. Üçüncü yol ittifakı bileşenleri onlarca yıldır devletin düşmanlaştırıcı zorba politikalarına maruz kalmalarına ve bu yüzden büyük bedeller ödemelerine rağmen Türkiye toplumunda yaklaşık yüzde on beşe yakın bir oy desteğine sahipken, aslında en az halkın yüzde kırkını doğrudan ilgilendiren ve bu yüzde kırkın hayatını olumlu anlamda etkileyecek somut politikalar öneriyor. Gerçek destek ile potansiyel destek arasındaki farkın çok olması umutsuzluğa değil, umuda işaret ediyor. Üçüncü yol kendini anlatabildikçe, doğru iletişim stratejileri ile toplumun ilerici kesimleri ile bağ kurabildikçe giderek zamanla gerçek oy potansiyeline ulaşabilecektir.

 

Cumhurbaşkanlığı seçiminde ucube başkanlık sistemini yıkmak için Millet İttifakı’nın adayına şartlı destek vermek akılcı bir yol olarak görünüyor ama üçüncü yolun tek gündemi cumhurbaşkanlığı seçimi olamaz. Ucube sistemin yıkılmasına paralel olarak mecliste ne kadar çok sayıda temsil olanağı yakalanırsa siyasal alanda önemli bir mevzi güçlü bir biçimde tahkim edilmiş olacaktır. Bu yüzden seçimlerin parlamento ayağı da göz önüne alınarak etkili bir seçim kampanyası yürütmek, hatta ana muhalefet partisi adayı gibi davranmak gerekir. Cumhuriyetin kurulusundan bu yana birikmiş ve ötelenmiş tüm sorunlarına ilaveten, son on yılda faşizme doğru adım adım ilerleyen tek adam rejiminin karşısında olmuş ve bedel ödemiş güçlerin bundan sonra da “üçüncü yol” adı altında faşizme ve kapitalizme karşı ortak politikalar üretebilecek potansiyeline sahip tek gerçek alternatif olduğundan kimsenin kuşkusu olmasın.




Kaynak: siyasi haber

Editör: yeniden ATILIM

Bu haber 145 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER T. Muhalefet Haberleri

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI YUKARI