Bugun...


Sibel Özbudun

facebook-paylas
AYŞE ÖĞRETMEN “DAVA”SININ ANIMSATTIĞI
Tarih: 15-07-2019 19:48:00 Güncelleme: 15-07-2019 19:48:00


 

AYŞE ÖĞRETMEN “DAVA”SININ ANIMSATTIĞI[1]

 

SİBEL ÖZBUDUN DEMİRER - TEMEL DEMİRER

 

 “Bize ‘ateşi paylaşacaksınız’ dediler.
Acıyı, yoksulluğu.
Birleştirdik ellerimizi, ısındık.”[2]

 

Anayasa Mahkemesi (AYM),  “Ayşe Öğretmen” olarak bilinen 2016/139 nolu “Dava” dosyasını, tarafından tekrar görülmesi cihetinde karara bağlayıp; “terör örgütü propagandası” yaptığı iddiasıyla tutuklanan Ayşe Çelik’in ifade özgürlüğünün ihlâl edildiğine karar verdi.[3]

Aynı sözleri -bilerek ve isteyerek- tekrarlamak suretiyle “dava”ya dâhil olan 38 kişi aklanırken, katılımcılardan -aralarında bizim de bulunduğumuz 10’u Ayşe Öğretmen’in “cezalandırılma”sını ciddi bir kanunsuzluk örneği olduğu gerekçesiyle İstinaf mahkemesi’nde karara itiraz etmişti. Bu kararın bozulması ve dava baştan görülecek olmasından ötürü, Ayşe Öğretmen’in sözlerine katıldıklarını bildiren 38 kişi tekrar sanık konumuna geldi.

Telefonla bağlandığı Beyaz Show’da “Çocuklar ölmesin” dediği için yargılanıp; 1 yıl 3 aylık hapis “cezası”na çarptırılan ve “Adaletsiz bir dünya da yaşadığım ve böyle bir durumda bırakıldığım için, vicdandan yoksun, zalim ve kötü insanlıktan utanıyorum,”[4] diyen Ayşe Çelik’le birlikte yargılanmanın bir onur olduğunun altını çizmek gerek.

Tam da burada 1600’lü yıllarda İtalya’da yaşayan Galileo Galilei’nin dünyanın döndüğünü söylediği için Vatikan Kilisesi tarafından iki kez engizisyon mahkemesinde yargılanmasını anımsamamak mümkün değil.

Düşüncelerinden döndüğü için ilk yargılamasında bağışlanmış, ancak, düşüncelerini sürdürdüğü için ikinci kez engizisyon mahkemesinin karşısına çıkarılmış ve ölüm cezası ile cezalandırılacağını bildiğinden kendisine verilen yazıyı okuyup af dilemişti.

Mahkemede “Ben Galileo geçmişteki tüm yanlış ve aykırı düşüncelerimden ötürü kendimi sizlerin önünde lanetliyor, bir daha öyle saçmalıklara düşmeyeceğime kutsal öğretiye aykırı hiçbir fikir taşımayacağıma ant içiyorum,” derken; Engizisyon da onu yaşam boyu ev hapsi ile cezalandırmıştı.

Mahkemeyi izleyen öğrencilerinin Galileo Galilei’ye “Ne yazık o ülkeye ki kahramanları yoktur,” dediği; onun da öğrencilerini “Ne yazık o ülkeye ki kahramanlara gereksinim duyar,” diye yanıtladığı söylenir.

Burada önemli olup, hâlâ geçerliliğini sürdüren, “kahramanlara gereksinim duyan ülke” vurgusudur.

Evet, unutulmasın ki, “Haksızlığa uğramak, haksızlık yapmaktan iyidir,” diyerek M.Ö. 399’da düşüncelerini özgürce söylediği, yönetimleri eleştirdiği için ölüm cezasına çarptırılan Sokrates’in eşi acı ile kendisine, “Ne kötü seni haksız yere cezalandırıyorlar” dediğinde O, “Haklı yere cezalandırsalardı daha mı iyi olurdu,” yanıtını vermişti. Sokrates’i “cezalandıran” yargıçlar öldüler, ama Sokrates yaşıyor; Ayşe Öğretmen’in hikâyesi de bundan farklı olmayacak…

Kolay mı? AYM’nin, “Çağdaş demokrasilerin temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimler olduğu”na dikkat çektiği;[5] Yargıtay Onursal Daire Başkanı Hamdi Yaver Aktan’ın, “Ceza yargılaması hukukunda özgürlükler aleyhine genişletici yorum ile kıyas yapılamaz; fakat tersi olanaklıdır. Bir başka ifade ile geri dönülemez ve giderilmesi olanaksız zararları önlemek için özgürlükler lehine genişletici yorum da yapılabilir kıyas da,”[6] notunu düşmek ihtiyacı hissettiği koordinatlarda; Özdemir Asaf’ın, “İnsansız adalet olmaz/ Adaletsiz insan olur mu?/ Olur, olmaz olur mu?/ Ama olmaz olsun,” vurgusuyla niye saklayalım: “Ius respicit aequitatem/ Hukukun hedefi adalettir”; “Fiat iustitia nec pereat mundus/ Dünyanın yıkılmaması için adalet sağlanmalıdır”; “Lex est dictamen rationis/ Kanun aklın emridir,”[7] ilkelerine değer versek de; bugün bunların karşılığı olmadığı kanısındayız.[8]

“Neden” mi? Cezalandırılması gereken birçok şeyin görmezden gelinip, vicdan’ın “sanık ilan edildiği” bu kesitte; Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün, “Düşüncesinden dolayı kimsenin ceza almadığı bir sistem inşa edeceğiz,”[9] açıklaması, kanımızca itiraf niteliğindedir: Yani insanların düşüncelerinden ötürü ceza aldığı bir ülkedir Türkiye; Ayşe Öğretmen(imiz) onlardan biridir…

 

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

 

TCK 216/1. Maddesi’nce, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme” iddiasıyla, bir yıl ile üç yıl arasında hapisle cezalandırılması istemiyle açılan davada yargılanan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun, “Fikirlerin tartışılacağı yerler mahkemeler değildir,”[10] saptamasına büyük değer atfederken; Anadolu Adliyesi 20. Asliye Ceza Mahkemesi’nin, Barış Akademisyenleri’ni “Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız,” diye tehdit eden Sedat Peker hakkında suç unsurlarının oluşmadığını belirterek beraat kararı vermesini[11] de bir o kadar yadırgıyorum.

İfade özgürlüğü yaşamsal önemdedir. Ama “tehdit” bir ifade özgürlüğü değildir!

Konunun önemine biaen Ankara Cumhuriyet savcısı Arif Cemil Özkurşun, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bir yazısından ötürü ağır ifadeler kullanarak savcılığa şikâyet ettiği Prof. Dr. Baskın Oran hakkında verdiği takipsizlik kararında şunları der:

“Temel hak ve özgürlüklerin belirli kriterler çerçevesinde sınırlamalara tabi tutulabilmesi mümkündür. Ancak diğer hak ve hürriyetlerde olduğu gibi, basın özgürlüğü açısından da kural olan özgürlük; istisnai olan ise, bu özgürlüğün sınırlandırılmasıdır. Hukuk düzeni, güvence altına aldığı bir özgürlüğe yönelik müdahale şartlarını belirleyebilir; ancak bu sınırlamanın olağan hâle getirilmemesi, sıradanlaştırılmaması gerekir. Aksi hâlde, kural olanın istisna, istisna olanın ise kural hâline gelmesi söz konusu olur ki; bu durum basın özgürlüğünün ortadan kalkması anlamına gelir. Dolayısıyla basın özgürlüğüne yönelik sınırlamalar, hukukun evrensel ilkelerine, tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelere ve Anayasa hükümlerine aykırı olmamalıdır. Bu temel ilke ve düzenlemelere aykırı olarak yapılan her müdahale, hiç tereddütsüz hukuka aykırı bir nitelik taşır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10/ 2’nci madde ve fıkrasının AİHM tarafından yapılan yorumunda, düşünce ve ifade özgürlüğünün sadece toplumda beğenilen, kabul gören, zararsız, ilgilenilmeye değmez görülen ve kayıtsızlık içeren haber, bilgi veya düşünceler için değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici haber ve düşünceler içinde geçerli sayılıp uygulanması gerektiği, bunun demokratik toplum düzeninin ve çoğulculuğun olmazsa olmaz unsurlarından olan çok seslilik, tolerans ve hoşgörünün gereği olduğu vurgulanmaktadır. Eleştiri kaynağını bu özgürlükten almakta olup, eleştirinin doğasından kaynaklanan sertlik suç oluşturmayıp eleştirinin övgü olmadığına göre, sert, kırıcı ve incitici olması da doğal kabul edilmelidir.

AİHS’in 10’uncu maddesinde yer alan ifadeyi açıklama özgürlüğünün ‘sınır tanımayan’ bir değere sahip olduğu, böyle bir özgürlüğün halkın büyük bir kesimini rahatsız etse dahi koruma kapsamında kaldığı, yine Yargıtay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin birçok kararlarında belirtildiği üzere, ağır, sert veya incitici nitelikte de olsa, eleştiri hakkını kullanan kişiye yaptırım uygulanmaması gerektiği belirtilmektedir’...”[12]

İfade özgürlüğü demokratik rejimlerin vazgeçilemez temel özelliklerindendir. İfade özgürlüğü “olmazsa olmaz”dır. Kimseye hakaret etmeden insanların düşüncelerini net olarak ortaya koyma şanslarının olması gerekendir.

Ve Ayşe Öğretmen şahsında bir kez daha “cezalandırılmak” istenen düşünce ve ifade özgürlüğüdür ki, bu da bir “Comoedia Jure/ Hukuk Komedyası”ndan öte trajedidir.[13]

Bunun nedenlerinden birisi de “Bağımlı Yargı” gerçeğidir.

 

“BAĞIMLI YARGI”

 

Öncelikle hatırlatalım: “Eğer yargı gücü, yasama ve yürütme güçlerinden ayrılmazsa özgürlük söz konusu olamaz,” der Montesquieu…

“Hukuk devletlerinde, hatta kanun devletlerinde yargının durumunu belirleyen ana ölçüt, denetiminin siyasal iktidarın elinde olmamasıdır. Adil yargı, demokrasinin önkoşuludur, yargı bağımsızlığı ise adil yargının ‘onsuz olmazı’dır.

Türkiye’de yürütmenin denetimindeki HSK aracılığıyla yargı bağımsızlığı tümüyle ortadan kalkmıştır. Yargı tek adama bağımlıdır,”[14] diye tanımlan bir kesitten geçiyoruz.

İbrahim Ö. Kaboğlu’nun, “Yargı eliyle ‘yargısız infaz’…”[15] diye tanımladığı bu hâli, Anayasa Hukukçusu Ergun Özbudun, yargının bağımsız olmadığı vurgusuyla[16] betimliyor.

Ali Eralp, “Şimdi yargı siyasallaştı ve siyasal iktidarın emrine girdi…”[17]

Avukat Turgut Kazan’ın, “Türkiye şu anda hukuk devleti olmaktan çıkmıştır. Hukuk devleti olup olmadığı her zaman sorunluydu ancak şu anda hukuk devleti olmaktan çıkılmıştır…”[18]

İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu’nun, “Türkiye bugün hukuk devleti olma niteliğini kaybetmiştir…”[19]

Muhafazakâr kişiliğiyle tanınan ve görev yaptığı dönemde AKP çizgisinde olduğu gerekçesiyle eleştirilen eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın, “Ne yazık ki önce ‘ahlâk ve maneviyat’ diye iktidara gelen bu arkadaşlarımız, ne pozitif hukuk kuralları bıraktılar ne de ahlâk bıraktılar. Dolayısıyla ne bir rekabet, ne bir şey söz konusu olamayacaktır. Biz bu ahlâki daha doğrusu insanların subjektif alanına bırakılan işleri sıfıra indirmediğimiz sürece, bu ülkede rahat edemeyeceğiz...”[20]

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün eski hocası Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Günday’ın, “Türkiye’de yargı bağımsızlığının zerresi yok,”[21] diye tarif ettikleri durumdur dikkat çekmek istediğimiz…

Bu duruma ilişkin olarak avukat Berk Çözeli, “Hukuk devleti ilkesinin en önemli unsurlarından biri; mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığıdır. Mahkemelerin bağımsızlığı; hiç kimseden bir emir, tavsiye ve telkin alınmamasını, tarafsızlığı ise herkese eşit uzaklıkta yer alınmasını ve objektifliğini ifade etmektedir.

Ancak cumhurbaşkanının salona girmesi ile ayağa kalkan, cübbesini iliklemeye çalışan, önünde eğilen, konuşmalarını alkışlayan, belirli bir siyasi tarafı açıkça destekleyen hâkim ve savcıların, mahkemelerin bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlayamayacakları açıktır,”[22] derken ekliyor Barış Doster de:

“Ülkemizde hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı, yargıç güvencesi, yüksek yargı organlarının üyelerinin seçimi, kuvvetler ayrılığı gibi konularda tablo hiç parlak değil. Durum buyken, strateji belgesinde geçen ve avukatlara yeşil pasaport vaat eden sözler, Türkiye Barolar Birliği Başkanı’nca hararetle alkışlandı.

Bu da akla şu soruyu getirdi: ‘Memur yargıçların yanına, memur avukatlar mı geliyor’?

‘Memur yargıçlar tanımı’,[23] ülkemizin yetkin hukukçularından, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Rona Aybay’a ait!”[24]

Evet bağımlı yargı, “memur yargıçlar”ın kadrolaşmasında somutlanmaktadır!

“Nasıl” mı?

Saray’da yapılan törenle göreve atanan 1236 hâkim ve savcının arasında AKP teşkilâtlarında yöneticilik yapan yüzlerce avukat olması dikkat çekti. Böylece AKP döneminde yargıdaki kadrolaşma zirveye ulaştı. Milletvekili Barış Yarkadaş, AKP’de aktif görev yapanların hâkim ve savcı olarak atandığı mahkemelerden adalet çıkmayacağını söyleyerek “Yargılanmayacakları bir düzen için hukukun temel ilkeleri çürütülüyor,” dedi.

Cumhurbaşkanlığı’nın “himayesinde” Saray’da düzenlenen törenle atanan bin 236 hâkim ve savcının isimleri ortaya çıktı. Atananlar arasında 100’e yakın eski AKP teşkilâtı yöneticisinin yer aldığı listede, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın özel kalem müdürü Muhammed Said Pamukçu, Danıştay Başkanı Zerrin Güngör’ün kızı Gonca Hatinoğlu, Ensar Vakfı Ankara Şube Başkanı Ercan Poyraz’ın isimleri dikkat çekti. Son atamayla birlikte 15 Temmuz’daki ihraçlar sonrası 9 bin 500’e düşen yargının mevcuttu iki katına çıkarak 18 bine yükseldi. Böylece AKP dönemindeki yargıdaki kadrolaşma zirveye ulaştı.

 

DAHA ÖNCE AKP TEŞKİLÂTLARINDA GÖREVLİYKEN ATANAN İSİMLERDEN BAZILARI VE YENİ GÖREV YERLERİ

AKP Bafra Belediye Meclis Üyesi Mustafa Sekmen

Kayseri Hâkimliği

AKP Trabzon İl Başkan Yardımcısı Bayram Günaydın

Kayseri Hâkimliği

AKP Buca Belediye Meclis Üyesi Sebahattin Kocagöbek

Bulanık (Patnos) Hâkimliği

AKP Konya Milletvekili Adayı Muhammet Selman Harmankaya

Karşıyaka Hâkimliği

AKP Edirne Merkez İlçe Başkanlığı yöneticisi Ceyda Bozdağ

İstanbul Hâkimliği

Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in avukatı Hacer Alan

Digor (Kars) Hâkimliği

AKP Sultanbeyli İlçe Kurucu Başkanı Furkan Barutçu

Konya Cumhuriyet Savcılığı

AKP Balıkesir İvrindi İlçe Başkanı İlyas Demircan

İstanbul Savcılığı

AKP Balıkesir İvrindi İlçe Başkanı İlyas Demircan’nın eşi, AKP Kadın Kolları üyesi Yadigar Demircan

İstanbul Hâkimliği

Dönemin Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki’ye takipsizlik kararı veren eski Kayseri Başsavcısı Mehmet Siyami Başok’un yeğeni Serkan Başok

Samsun Savcılığı

Eski AKP Kocaeli Çayırova İlçe Yönetim Kurulu Üyesi Aslı Arslanhan

İstanbul Hâkimliği

AKP Van Kadın Kolları Başkanı Nahide Hakan

İstanbul Savcılığı

AKP milletvekilinin yeğeni ve AKP üyesi Bekir Yıldız

Adana Savcılığı

AKP Van Edremit Encümen adayı Nejdet Tarhan

İstanbul Hâkimliği

AKP Giresun il yönetim kurulu üyesi Açelya Kahya

Reyhanlı Cumhuriyet Savcılığı

AKP Giresun il yönetim kurulu üyesi Ethem Başer

Çorum Hâkimliği

AKP Giresun üyesi Cemal Yayla

Adana Hâkimliği

AKP İzmir Karabağlar ilçe yöneticisi İpek Kışlalı

Hatay Hâkimliği

Eski AKP Kaman ilçe başkanı Alpaslan Güzel

Mersin Hâkimliği

AKP Adana Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Ömer Çağatay Çağlar

Edremit Hâkimliği

AKP Adana İl Disiplin Kurulu üyesi Mahmut Çakmak

Aydın Hâkimliği

 

AKP teşkilâtlarında görev alıp yargıya atanan 90 avukatın adını açıklayan İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, AKP’de aktif görev yapan avukatların hâkim ve savcı olarak atandığı mahkemelerden adalet çıkmayacağını vurgulayarak, “AKP’de görev almış avukatların Recep Tayyip Erdoğan’ı ayakta alkışlayarak hâkimlik ve savcılık görevine atanması, 28 Şubat’ı bile gölgede bırakan bir rezalettir,” dedi.

45 saniye süren mülakat sonucu sınavı kazanan ve kurada atananların çoğunluğunun Ankara ve İstanbul’da görevlendirildiğine dikkat çeken Yarkadaş, “Yapılanlar HSK üyelerinin içine siniyor mu? HSK sessiz kalarak mesleğin etik ilkelerine sahip çıkamadığını göstermiştir ve iktidarın dayatmasına teslim olmuştur,” ifadesini kullanıp, şunları kaydetti:

“AKP, yargıyı ‘Parti Mahkemesi’ hâline çevirerek, adalete, yargıya, hukuka ve Türkiye’ye çok büyük bir kötülük yapıyor. Yargılanamayacakları bir düzen kurabilmek adına, hukukun temel ilkeleri ayaklar altına alınarak çürütülüyor. AKP, aktif üyelerini yargının içine yerleştirerek yeni gerilim alanları yaratıyor. Yargılanma korkusu yüzünden yandaş hâline getirdikleri yargı mekanizmasının adalet dağıtamayacağı açıkça görülüyor.”[25]

Burada durup, ardı ardına üç örnek daha sıralayalım:

i) AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Danıştay üyeliğine İstanbul Büyükşehir Belediyesi 1. Hukuk Müşaviri Lütfiye Akbulut’u atadı. Akbulut, AKP’ye yakınlığıyla dikkat çeken bir isim…

Akbulut’un atanır atanmaz Twitter hesabını dondurması dikkat çekti. Ancak Akbulut’un yaptığı son paylaşımlar Google önbelleğinde görülüyor.

Akbulut, bir dönem Erdoğan’ın başdanışmanlığını da yapan AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin ile yandaş Star gazetesi yazarı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Müşaviri Sibel Eraslan’ın yaptığı paylaşımlarını takipçilerine iletmiş. Ayrıca bir Twitter kullanıcısının yaptığı “Verene kurban Reis #SeninleyizErdoğan” paylaşımı da Akbulut tarafından paylaşılmış…[26]

ii) Danıştay Başkanı’nın kızı jet atamalarla yürütmenin başı konumundaki Beştepe’ye tırmandı. Danıştay Başkanı Zerrin Güngör’ün yargıç kızı Gonca Hatinoğlu, yine tartışmalı bir atamayla gündemde. Altı ay önce Elazığ’a atandıktan bir gün sonra Yargıtay’a getirilen Hatinoğlu’nun, üç gün sonra da Cumhurbaşkanlığı Hukuk Hizmetleri Başkanlığı’nda daire başkanlığına getirildiği ortaya çıktı.

Devletin üç erkinden biri olan Danıştay, idarenin hukuka aykırı işlemlerine karşı açılan davaları karara bağlıyor. Kızı yürütmenin başı konumundaki Saray’da görev yapan Danıştay Başkanı’nın durumu, yargının bağımsızlığı konusunda şüpheye neden oldu…[27]

iii) Bir TV programında Boşnaklara hakaret ettiği gerekçesiyle hakkında, “Halkın bir kesimini sosyal sınıf din mezhep cinsiyet, bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılama” suçundan dava açılan Rasim Ozan Kütahyalı duruşmalarına katılmadığı mahkeme hâkiminin reddini istedi.

Kütahyalı, gerekçesinde ise, “Ben AKP görüşlü bir gazeteciyim. Dolayısıyla sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a yakın biriyim. İnternetten edindiğim bilgiye göre mahkeme hâkimi CHP’den aday olmuştur,” ifadesinde bulundu…[28]

Yazının devamı içi,n



Bu yazı 782 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HAVA DURUMU
nöbetçi eczaneler
GAZETEMİZ

HABER ARA
YUKARI