Bugun...


Sibel Özbudun

facebook-paylas
HİÇLEŞTİRİLME KAYGISINDAN ÖFKEYE SARI YELEKLİLER
Tarih: 05-01-2019 22:01:00 Güncelleme: 05-01-2019 22:01:00


HİÇLEŞTİRİLME KAYGISINDAN ÖFKEYE SARI YELEKLİLER [*]
 

SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER

 

“Dünya,
örnek olmanla değişir,
görüşlerinle değil.” [1]

 
Fransa bu kez de Sarı Yelekliler’in başkaldırısıyla çalkalanıyor.
Denilebilir ki, neo-liberal yıkımın yol açtığı kemer sıkma saldırganlığına karşı, ezilenlerin ayağa
kalkmaktan başka hiçbir çaresinin kalmadığı tabloda başkaldırı ne yerküre ne de Fransa için “yeni” ve sürpriz
değil.
Sarı Yelekliler’in meydanları zapt ettiği kesitte Yunanistan’da işçi ve memur sendikaları asgari ücret
artışı talebiyle genel grevdeyken; Avrupa’da da Amazon işçilerinin ‘Kara Cuma’ protestoları sürüyordu;
Kolombiya’da öğrencilerin eğitime bütçe için ayağa kalkmaları gibi…
Sarı Yelekliler’in eylemlerinden önce Fransa üç yılı aşkındır çaplı kitle hareketleriyle sarsılıyordu.
2016’da “Yeni İş Yasası”na karşı büyük grev hareketi; bir yıl sonra, bir kez daha işçiler şalter indirip
eylemlere başlarken birçok üniversitenin de öğrenciler tarafından aylarca işgal edilmesi; ardından 2018’de de
Fransa’nın ve belki Avrupa’nın siyasi tablosunu derinden etkileyecek Sarı Yelekler’in sokakları ve yolları
doldurması…
Hepimize Leonard Cohen’in, “Kusursuzluğu unutun, her şeyde bir çatlak vardır. Işık içeri böyle girer,”
uyarısını anımsatan Sarı Yelekliler’in, soru(n)suz “saf” bir hareket olmadığını bir an dahi unutmadan (ki hiçbir
sosyal hareket “saf” değildir); başkaldırıları, bugün(ümüz)e ilişkin -tarihi yorumlamak için değil, yaratmak
için!- dersler çıkartarak irdelemekle mükellefiz.
Öncelikle Sarı Yelekliler’den söz etmek; “Beklenti içinde, henüz olmayanın içinde yaşamak, gelecek
fikrinin varsaydığı kışkırtıcı dengesizliği kabul etmektir,” [2]  önkoşulunu “es” geçmemekle mümkündür.
Kim ne derse desin; teoriye son şeklini verecek hareket(ler)e ihtiyaç duyulan verili hâl(imiz)de;
“Dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir, bilir misin? Yarım işler, yarım konuşmalar, yarım sevdalar, yarım
günahlar, yarım iyiliklerdir. Sonuna kadar git be insan!” haykırışıyla Nikos Kazancakis’in uyarısına büyük
değer atfetmek durumundayız.
Kolay mı?
“Bugün içinde yaşadığımız dünya, hiçbir özelliği olmayan, en küçük bireysellikten bile yoksun
bırakılmış, bir soyut davranışlar toplamına’ dönüşmüş kişilerin dünyası,” der ve ekler Italo Calvino:
“Günümüzde sorun, insanın benliğinin bir bölümünü yitirmesi değil artık, tümünü yitirmesi, yok
olmasıdır…” [3]
Bu hâli(miz)i aşabilecek tek imkân, başkaldırının özgürleştiriciliğidir. Malum: “Dünyanın bütün güzel
umutları ve şarkıları herkesin değildir./ Güzel umutlar ve şarkılar, sadece hissedebilenlerindir,” der Rabingot
Thore ve ekler Albert Camus: “Özgür olmayan bir dünya ile baş etmenin tek yolu, o kadar özgür olmaktır ki,
sırf varoluşun bile bir başkaldırıdır.”
Hayır; Sarı Yelekliler “şöyle” ya da “böyle” türünden çekincelerle başkaldırının uzağına düşüp; eleştirel
“ahlak” dersleri vermeye kalkışmak; bir kaçıştan, vazgeçişten başka bir şey değildir; Gilles Deleuze’nün,
“Anlamamak, ahlâk dersi vermek için yeterlidir,” deyişindeki üzere!
Evet, “Hareket, akaryakıt vergilerinin düşürülmesi gibi doğrudan sınıfsal olmayan bir taleple, birçok
faşist örgütün ve bazı patron sendikalarının desteğiyle başladı. Ne var ki cin şişeden bir kez çıktığında hareket
tüm bu güçlerin sınırlarını aştı. İlk hafta tüm ülke çapında gerçekleşen eylemlerin sonucunda öncelikle
hareketin ‘radikalliğini’ vurgulayan patron sendikaları eylemlerden çekildiğini açıkladı. O zamana kadar
tereddütlü davranan çeşitli işçi sendikaları ise eylemlere çağrı yaparak, militanlarını Sarı Yelekliler’in arasına
kattı. Gelinen durumda, tabandaki güç ilişkileri tamamen değişmiş durumda. İşçi örgütlerinin ve devrimci
grupların taban üzerindeki kontrolü gitgide artmaya başlarken, ön-faşist ve faşist örgütlerin etkisi gitgide
azalıyor. Sarı Yelekliler’in en önemli niteliklerinden birisi, bu zamana kadar mücadelenin tamamen dışında yer
alan toplumsal kesimleri ve taşrayı da mücadeleye katmış olması”dır. [4]
Bu başat eksene, zemine sırt dönmek ise, (nasıl gerekçelendirilirse, gerekçelendirilsin!) devrimcilik
değildir.
 

2

“DURUM”
 
Fransa, alt üst oluyor; Sarı Yelekliler’li ile ya da Sarı Yelekliler’siz, bu süreç daha da derinleşecek…
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u ve hükümetin eğitim politikalarını protesto eden öğrencilerin,
100’den fazla lisede blokaj eylemi düzenlendiği Fransa’da [5]  giderek büyüyen itiraz hareketi; egemenlerin
politikalarını sertleştirirken; polisin Sarı Yelekliler’in eylemlerine saldırıları nedeniyle can kaybı yükseliyor.
Eylemlerin üçüncü haftasında dördüncü can kaybı haberi geldi.
Marsilya’da protestoda yer almayan 80 yaşında bir kadın, evinin panjurlarını kapatmak isterken gelen
bir gaz bombasının yüzüne isabet etmesi sonrası hastaneye kaldırılmıştı. Yaşlı kadının hastanede ameliyat
sırasında yaşamını yitirdiği açıklandı. [6]
Paris başta olmak üzere Fransa genelinde, protesto eylemlerinde onbinlerce polis ve jandarmaya rağmen
eylemciler sokakları terk etmedi. Çok sayıda noktada barikatlar kuruldu; polisle çatışmalar yaşandı. Eylemlerde
araçlar, banka şubeleri, mağazalar yakıldı veya tahrip edildi.
Resmi verilere göre bugüne dek 412’si Paris’te olmak üzere 682 kişi sorgulandı, bunlardan 630’u
gözaltına alındı. Eylemlerde ayrıca en az 282 kişi yaralandı. Yaralılar arasında 81 polis var.
İçişleri Bakanlığı ülke genelinde 136 bin kişinin eylemlere katıldığını savundu. Gerçek rakamın en az
iki katı olduğu sanılıyor. 24 Kasım’da ulusal çaptaki Sarı Yelekliler’in eylemine yine resmi rakamlara göre 166
bin kişi, 17 Kasım 2018’deki eylemlere ise 282 bin kişi katılmıştı. [7]
Meselenin ulaştığı yığınsallık açısından, Fransa’daki protestoların sembolü hâline gelen sarı yelek
satışları arttığının altını çizmekte yarar var.
Amazon alışveriş sitesinden sipariş edilen sarı yelek satışlarında ciddi artış dikkat çekerken; 1-30 Kasım
arasında sarı yelek fiyatlarında ortalama yüzde 22 artış yaşandığı gözlemlendi. [8]
Herbert Marcuse’nin, “Efendilerin serbestçe seçilmesi, ne efendileri ortadan kaldırır ne de köleleri,”
betimlemesi ekseninde yaşanan ekonomik-politik hâl; kriz koşullarında arızî değil; yapısaldır.
 
“EKONOMİK HÂL”
 
Ulusal İstatistik Enstitüsü (INSEE), Fransa’da ülke nüfusunun yüzde 14’üne denk düşen 8.8 milyon
yoksul olduğunu açıklandı. Raporlarda 18 yaşından küçük beş çocuktan birinin etkilendiği ifade edildi.
Bunların yüzde 60’ının (820 bin kişi), ortalama 1026 avrodan düşük miktarla yaşadığı belirtildi.
INSEE’ye göre, yoksulluktan etkilenme oranları 18 yaşından küçükler için yüzde 19.8, işsizlerin yüzde
38.3, aktif çalışanlar için ise yüzde 7.7 olarak açıklanırken tek ebeveynli aile (monoparentales) durumlarında
maddi zorluklarla karşılaşma riskinin de büyük olduğu ifade edildi.
Tek ebeveynli ailelerin yüzde 34.8’i yoksul durumdayken bu oran; 2 milyon kişiyi temsil ediyor ve bir
ya da iki çocuğu olan çiftlerden dört kat daha yüksek bir düzeyde bulunuyor. Öte yandan, üç çocuklu aileler
için yoksulluk oranı yüzde 23.9’a yükselmiş durumda.
Secour Populaire de, yoksulların daha da yoksullaştığı belirtilerek Fransa’da her 5 kişiden birinin
günlük taze sebze meyve et gibi temel gıda maddelerinden yoksun kaldığını, eğitim, sağlık, barınma gibi
konularda sorunların yaşandığını açıklandı. [9]
Bunlara ek olarak: Asgari ücretin 1260 avro olduğu koşullarda Paris’te en küçük ev kirası 600 avrodan
başlıyor. En küçük derken evler her geçen gün küçülüyor şu anda en yaygın ev tipi 25 metrekare… Stüdyo ev
kirası 600 avrodan başlıyor ve buna elektrik telefon ve artık aylık ücret üzerinde alınacak vergi ve ulaşım
parası, ev sigortası eklenince 1000 avroyu geçiyor. Bu tabloda birçok insan sadece giderleri ortaklaştırmak için
birlikte yaşamak zorunda kalıyor. [10]
Bu tabloda Hükümet Sözcüsü Benjamin Griveaux’nun açıkladığı, 2019 bütçe tasarısına göre, yeni yılda
maliye, eğitim ve çalışma bakanlıklarından 8 bin 396 devlet memurunun işine son verilecek. Buradan
çıkarılacak personel ücreti ile savunma ve iç güvenlik kadrolarına yeni alımlar yapılacak. Açıklamaya göre 2
bin 153’ü İçişleri, bin 300’ü Adalet ve 466’sı savunma olmak üzere toplamda 4 bin 232 yeni memur
kadrosunun açılacağı belirtildi.
Savunma Bakanlığı’nın bütçesi 1.7 milyar avro arttırılarak 35.89 milyar avroya çıkarıldı. Adalet
Bakanlığı bütçesi yüzde 4.4 artışla 7.29 milyar avro, İçişleri Bakanlığı bütçesi ise yüzde 1.65 artış ile 13.54
milyar avroya çıktı.
En fazla kesinti ise yüzde 19.38 ile Çalışma Bakanlığı bütçesinden yapılacak. 2018’de 15.2 milyar avro
bütçe ayrılan bakanlığa 2019 için ayrılan bütçe ise 12.23 milyar avroya düşürüldü.

3

Tasarıda Tarım Bakanlığı bütçesinde yüzde 10 kesinti öngörülürken, 2019 bütçe açığının 16.4 milyar
avro artarak 98.7 milyar avroya yükseleceği tahmin ediliyor. [11]
Tüm bu ve benzeriş nedenlerden Avrupa Birliği’nde Yunanistan ile Fransa en sert itiraz protestolarının
yaşandığı iki merkez oluyor.
Örneğin Fransa’da yaklaşık 300 bini aşkın kişiyi sokaklara döken yeni kalkışmanın konusu, Macron
hükümetince uygulamaya sokulan akaryakıt zamları. Bir yılda ülkede ana akaryakıt kalemi olan dizelin fiyatı
yüzde 23 arttı. Bu artış 2000’lerden bu yana görülen en büyük zamlardan biri. Bu zamlar, halkın öfkesini
taşıran damla oldu. Küresel petrol fiyatlarının önce artıp ardından düşmesine karşın Macron hükümeti,
hidrokarbon vergilerini artırdı. Bu artış dizelin 7.6 sent, petrolün de 3.9 sent artması demekti. [12]
Fransızlar Avrupa’nın en pahalı petrolünü tüketiyor. Yıl boyunca fiyat artışları yetmezmiş gibi, yeni
vergi planı bardağı taşırdı.
Kolay mı? Akaryakıtta iki türde alınan verginin payı yüzde 60.
Petrol fiyatlarındaki düşüşe rağmen Ocak’tan beri dizel 7.60 sent, benzin 3.90 sent zam gördü.
Aslında İklim-Enerji Katkısı (CCE) adıyla gelen karbon vergisi 2014’te, yani François Hollande
döneminde yürürlüğe girmişti. 2014’te ton başına 7 avro ile başlayan karbon vergisi, 2015’te 14, 2016’da 22,
2017’de 30, 2018’de 44 avroya çıktı.
Bu rakam 2019’da 55, sonraki üç yılda 65, 75 ve 86 avro olarak artacak. Bu kalemde 2019’da
hedeflenen vergi miktarı 7.8 milyar avro.
Artan karbon vergisi pahalılık ve yoksullaşma olarak insanların hayatına yansıyor. Yıllarca dizel motor
almaya yönlendirilmiş insanlar dizel yakıtın benzinle neredeyse eşitlenmesine de öfkeli.
Patlamanın altındaki öfke yığılmasında birkaç neden daha var:
* Maaşlardan vergi kesintisi yüzde 37.3’ü bulurken Macron büyük şirketlere vergi indirimi yaptı.
* En şok edici olanı 1 milyon 300 bin avronun üzerinde varlığı olanlar için konulmuş Servet Vergisi’ni
kaldırmasıydı.
* Buna ilaveten işten çıkartmaları kolaylaştıracak ve çalışanların tazminat haklarını budayacak şekilde
çalışma yasasında reforma gitti.
* Dar gelirli ve öğrencilerin bel bağladığı kira yardımlarında kesinti yaptı.
Macron tüm bunları özel yetkiyle, parlamentoyu bypass eden kararnamelerle, yani “otoriter” bir tavırla
yaptı.
Olup bit(mey)en ise, herkese Thomas More’un, “Bütün zenginliğin bir avuç açgözlü insanın elinde
bulunduğu ve çoğunluğun sefalet içinde yaşadığı bir toplumda kimse mutlu olamaz,” uyarısını hatırlattı…
 
MACRON NEYİ TEMSİLCİSİ?
 
“Kaygıyı yaratan bilgidir, çünkü tehlikenin önceden görülmesini sağlar,” [13]  saptamasındaki üzere
Fransız emekçileri kaygılı ve Macron’un neyi temsil ettiğinin bilgisine vakıf…
Sokaklara taşan, akaryakıt zamlarını protesto ile başlayan eylemin sınıfsal zemininde Fransa
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un süregiden, “zengin dostu-işçi düşmanı” bir dizi neo-liberal vergi
düzenlemesi var. Bu düzenlemelerin artısı ise, emek piyasasının esnekleşmesi, iş güvencesinin pabucunun
dama atılması ve işçiyi işverenin iki dudağının arasında bırakacak iş hukuku değişiklikleri! Kendi de bir
milyoner olan Macron’un, ünlü milyonerlerinin yer aldığı Gracques Grubu ile olan kan bağı ve Rothschild&Cie
zamanlarından kalma servet seviciliği göreve geldiği günden beri ekonomi politikalarına verilen ayarla devam
ediyorken; Onun, Sarı Yeleklilerin eylemlerine dair, “Paris’teki olayların sorumluları yaptıklarından dolayı
cezalandırılacaktır.” [14]  “Bu şiddetin failleri değişim istemiyor, iyileştirme istemiyorlar, kaos
istiyorlar,” [15]  hezeyanında şaşırtıcı hiçbir şey yok!
Konuya ilişkin olarak ‘The Financial Times’, “Fransızlar, Dirgenlerini Macron’a Doğrulttu” başlıklı
makalesinde “Çok sayıda Fransız’ın Macron’un reform programının zenginleri kayırdığını düşündüğü”
vurgulanıp; “İnsanlar Macron tarafından küçümsenmiş ve devlet tarafından terk edilmiş hissediyorlar” denirken
ekleniyor: “İsyanın kalbinde ağır vergilendirme var”! [16]
Gerçekten de yüzbinlerin sokak eylemlerinin hedefi olan Macron, iktidara geldiği günden beri icraatları
ve açıklamalarıyla sınıfsal tarafının ve tercihinin patronlardan yana olduğunu açıkça ilan etmişti…
2017’de, 40 yaşında, Fransa Cumhurbaşkanı olan Macron, AB’ciliği ve patron severliği ile müsemma
biridir. Seçildiği günden itibaren Macron, “Yeni Fransa”‘yı özel sektörün varlığıyla ve öncülüğüyle kurma
planıyla işe koyuldu. Ona göre, Fransa’nın ekonomik gelişiminde patronlar yoksa paylaşılacak “pasta” da
olmayacaktı bunun için de patron yanlısı politika ve stratejilerin ardı ardına sıralanması gerekiyordu.

4

“Fransız neo-liberalizminin bir kurtarıcıya ihtiyacı vardı. Bu kurtarıcı rolü Macron’a bahşedildi. Fransa
tarihinin en düşük memnuniyet oranına sahip François Hollande iktidarının ekonomi bakanı olduğu, ondan önce
ünlü Rothschild Bankası’nda ortak olarak çalıştığı unutulmuşçasına bir ‘kopuş’ sembolü olarak (‘ne solcuyum
ne sağcı’), ama aslında mevcut düzeni koruma misyonuyla cumhurbaşkanlığı yarışına sokuldu.
Kökeninde bu yenilir yutulur olmayan paradoks yatmasına rağmen, neredeyse tüm ana-akım medyanın
ve büyük şirket patronlarının desteğini alan Macron, yüzde 77 katılım oranı olan ilk turda oyların yüzde 24’ünü
alarak ikinci tura kaldı. Karşısında ilk turda Mélenchon’u burun farkıyla geçen ırkçı Marine Le Pen’i bulan
Macron ‘cumhuriyet değerlerine’ sahip çıkmak ve Le Pen’e baraj oluşturmak için çok farklı kesimlerin
birleşmesiyle ikinci turu oyların yüzde 60’ını alarak kazandı. Başka bir deyişle, Fransız seçmenin yaklaşık
yüzde 82’si, ilk turda Macron’a ve temsil ettiği programa oy vermemiş, ikinci turdaysa büyük çoğunluğu
mecburiyetten desteklemişti.
Buna rağmen Macron, arkasında kitlesel bir destek varmışçasına, üstelik birçok durumda parlamenter
tartışmaları devre dışı bırakmak için kararnameler yoluyla bir dizi neo-liberal düzenlemeyi kısa sürede devreye
soktu…
Söz konusu düzenlemeler arasında en öne çıkanlar Fransa’nın en varlıklı kesimini kapsayan servet
vergisinin kaldırılması ve temelde çalışanların işten çıkarılmalarını kolaylaştıran iş yasası oldu. İktidarın bu
neo-liberal icraatlarına ilaveten, muhalif medyanın Roma’da tanrıların efendisi olan Jüpiter lâkabını taktığı
Macron’un benzeri görülmemiş kibri ve alt sınıflara karşı küstah tavırları da bardağı dolduran etkenlerden…” [17]
Özetle Macron’un hedeflediği “yeni refah devleti” merkezine sermaye sınıfını koyuyor ve buna göre
gerekli düzenlemeleri sıralıyordu: Kamu harcamalarının azaltılması ve sınırlanması; kamu hizmetlerinin
özelleştirilmesi ve kapsamlı bir iş yasaları dönüşümü.
Macron’un başını en fazla ağrıtan dönüşüm başlıklarından biri de, “Patronlarımızı savunmadan
işçilerimizi koruyamayız,” ifadesiyle gerekçelendirilen bu iş yasaları dönüşümü gündemi oldu. Sarı Yelekliler
başta vergileri protesto için ortaya çıkmış olsalar da, artık sloganların daha geniş siyasi talepler içermesi
yanında, Macron ve temsil ettiklerini zorlamaya başladı.
 
YAPISAL BAĞLAM
 
Sarı Yelekliler konusunda -birçok şey gibi- Amin Maalouf’un, “Hiçbir şeye şaşırma, hakikatin de
insanların da iki yüzü vardır,” saptamasını dikkate almak kilit önemdedir.
Laura Fletcher’in ifadesiyle, “Hareketin aşırı sağdan, aşırı sola ve ortada kızgın yolculara ve hatta
giderek popülaritesini kaybeden Fransa Başkanını daha önce destekleyenlere uzanan biçimde siyasal yelpazeye
yayılması” [18]  bir gerçekken; kendi içinde oldukça farklı ayrışmalara sahip olmalarına rağmen Sarı Yelekliler,
Fransız hükümetine ve özellikle Macron’a karşı öfkede ortaklar. Sarı reflektör yeleklerini takıp sokağa
dökülenler arasında, işsizler, emekliler, enerji ve taşımacılık sektörü çalışanları, öğretmenler, kısacası
yoksullaşma tehdidi altındaki tüm emekçilerden insanlar var… 
Sarı Yelekliler’in eylemleri, sosyal medyada bir çağrı paylaşımına dayanıyor. Geniş kesimlerin
taleplerini kucaklayan çağrının yayılmasıyla, Sarı Yelekliler yüz binlerin gündemi hâline geldi.
Ancak burada “es” geçilmemesi gereken; Fransa’nın toplumsal hareketin tarihsel olarak haklarını
savunma kültür ve mücadeleciliği geleneğine sahip olmasıdır. Geniş kesimlerin direnciyle karşılanan neo-
liberal saldırı paketleri, geçen yıllarda da özelleştirme adımı karşısında demiryolu işçileri, üniversite giriş
sistemi karşısında öğrenci gençlik genel grev, işgal ve blokajlarla, aylar boyunca mücadele etmişti. Özetle
Fransa’da işgal, grev ve direniş olmayan ay yok gibi…
Bu kapsamda ele alınması gereken Sarı Yelekliler’in bir diğer özelliği, sendikaların icazetçi sınırlarını
aşan bir mücadele hattı üzerinde biçimlenip; klasik bir protesto mitingi yerine baştan yol kesme eyleminin
tercih eden cüretidir.
“Bu bağımsız hareket bir arayışı ifade ediyor. Sendikalar ve örgütlerden bağımsızlaşma eğiliminin
gücünü gösteriyor. Sarkozy’ye karşı Hollande’ı, Le Pen’e karşı Macron’u seçtirmekten öteye gidemeyen sol
alternatifler, sistemin saldırıları karşısında bir odak olamıyorlar”ken; [19]  nüfusun yüzde 80’in üzerinde destek
alıyorlar. [20]  Yani “Radikal sağ tabanın yüzde 82-85, sol tabanın yüzde 75-77 arasında destek verdiği bir
eylemsellik söz konusu.” [21]
Kim ne derse desin; bu Macron iktidarının yoksulları hor gören tutumuna karşı bir isyan hareketi…
İsyana adını veren “Sarı Yelek”, arabalarda bulundurulması zorunlu, İngilizcede “High Visibility”, yani
“Yüksek Görünürlüklü” anlamına gelen yeleklere atfen kullanılıyor. Aslında yüksek görünürlüklü yelek isyanın
özüne de işaret ediyor: “Buradayız, bizi de görün!”

5

Ezilenlerin görünür olma talebi geniş kitleleri kucaklarken; İçişleri Bakanı Christophe Castaner,
eylemcilerin Marine Le Pen’in çağrısına uyan aşırı sağcılar olduğunu söylese de sloganlar öyle demiyor. 
Örneğin artan vergiler ve hayat pahalılığına karşı şiddetli gösterilerin yapıldığı Paris’te duvarlardaki
sloganlara yönelik temizlik harekatı devam ederken, duvarlardaki mesajlar gösterilerin ardındaki bazı saikleri
ve duyguları ortaya koyuyor:
i) Arc de Triomphe’un duvarında, “Macron Demission/ Macron İstifa” yazıyor.
ii), Arc de Triomphe’un yakınlarındaki duvarda, “Paris est a nous/ Paris bizimdir!” sloganı kayıtlı.
iii) “Les peuples veulent la chute des regimes/ Halklar sistemlerin çöküşünü istiyorlar”
iv) “Macron=Louis 16”, 1789 Fransız Devrimi’nde idam edilen Fransız kralına atıfta bulunuluyor.
v) “Çok yaşa rüzgâr” (Jingle Bells’in Fransız versiyonunun sözleri).
vi) “La crise climatique est une guerre contre les pauvres/ İklim krizi, yoksullara karşı bir savaştır”.
vii) “Et quand ils diront paix et securité, le monde sera perdu” İncil’den bir alıntı (II Selanikliler 5:3):
“‘Barış ve güvenlik’ dedikleri zaman, dünya kaybedilecek”.
viii) “Oser tout changer/ Her şeyi değiştirmeye cüret et”.
ix)“On taxera les riches/ Zenginleri vergilendireceğiz”.
x) “Vous avez cherché la merde vous l’avez reçu. Faire danser la bourgeoisie/ Bok aramaya gittin ve
aldın. Burjuvaları dans ettir”.
xi) Arc de Triomphe yakınlarındaki duvarda, “Insurection” Halk Ayaklanması” yazıyor.
xii) “Casse-toi, pauvre con!”, 2008’de eski Fransız cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin elini sıkmayı
reddeden bir adama söylemesinden sonra viral olan bir ifadeydi. Kesin bir çeviri yapmak zordur, ama hissiyatı
“Defol, seni ezik”e yakındır.
xiii) Bir şarap dükkânı üzerine yazılan duvar yazısı: “On veut une président des pauvres” “Yoksullar
için bir başkan istiyoruz”. [22]
Ve nihayet her şeyi özetleyen, “Pas de guere entre les peuples; Pas de paix entre les classes/ Halklar
arasında savaşa hayır; sınıflar arasında barışa hayır”;
Veya “Yoksulluk ekenler öfke biçerler/ Qui seme la misère récolte la colère”;
Ya da “On lâche rien/ Asla pes etmeyeceğiz” ibareleri…
“Eylem dalgası ile ilgili pek çok yorum yapıldı, yapılıyor. Küçük burjuvazinin tepkisi diye burun
bükenler de var, faşist ulusalcı cepheye mal ederek eylemi gözden düşürmeye çalışanlar da. Kimi sendikalar ve
solcu örgütler bu gerekçelerle eylemlerden uzak durdu, kimileri yalnızca yerellerde katıldı. Kim ne derse desin
bu zengin sınıflara ve onların devletine karşı fakirleşen Fransızların isyanıdır. Bu Fransız ezilenlerinin ezenlere
karşı başkaldırısıdır. ‘Sarı Yelekliler’, emperyalist küreselleşme aşamasında varoluşsal krize saplanmış
kapitalizme karşı kendiliğinden bir halk hareketidir. Elbette bu eylem dalgası bir isyanın henüz giriş bölümüdür
ve gelecekteki yeni isyanların habercisidir.
Önce isyana dönüşen eylem dalgasının gelişim seyrine bakalım. Akaryakıta uygulanan vergilerin ve
buna bağlı olarak akaryakıt fiyatlarının artmasına karşı geçtiğimiz mayıs ayında sosyal medya üzerinden bir
imza kampanyası başlatıldı. 870 bin kişinin bu kampanyayı desteklemesi toplumsal öfkenin ne derece
biriktiğinin bir göstergesiydi. İmzayla devlete geri adım attırmak mümkün değildi ama tepkinin düzeyini açığa
çıkartması bakımından önemliydi. İmza sonuç vermeyince petrol istasyonlarını bloke etme, ardından ana
yolları, otobanları kapatma ve en sonunda meydanları işgal etmeye varan bir eylem çizgisi ortaya çıktı.
Akaryakıt zammına karşı başlayan tepki, genel olarak zamlara, vergilere, işsizliğe, yoksullaşmaya karşı bir
eylem hâlini aldı.” [23]
‘La France Insoumise/ Boyun Eğmeyen Fransa’ hareketi lideri Jean-Luc Mélenchon, “İçinde faşolar
olsa da bu bir öfkeliler hareketi” dedi ve eylemi desteklediğini açıkladı. [24]
Küçük ölçekli olmakla birlikte siyasal olarak daha ilerici ve devrimci niteliğe sahip Fransa’da Komünist
Yeniden Doğuş Cephesi (PRCF) ise eylemlerin ardından, Sarı Yeleklilerin taleplerine sahip çıkarak
sendikalardan ve diğer sol gruplardan daha cesur ve doğrudan buldukları bu hareketlenmeyi sahiplendi.
Uluslararası komünist harekete gönderdikleri bültenlerinde, Fransız Komünist Partisi dahil, diğer sol/sosyal
demokrat çevrelerin ve sendikaların yaptığı gibi, Macron’u meşrulaştırmaya dönük gerici ve ikiyüzlü siyasete
izin vermeyeceklerini açıkladılar. PRCF, işçilerin tabandan kendiliğinden gelen hareketlenmelerine karşı
olmadığını, bu eylemliliklerin siyasi bir örgütlülükle birleştirilmesi gerektiğini vurgulayarak Sarı Yeleklilerin
yanında yer aldı. [25]
 
HAREKETİN ZEMİNİ
 

6

Sarı Yelekler heterojen bir hareket. İçinde sağ sempatizanı da, sol sempatizanı da var ama siyasi
partilerle en ufak bir ilişkisi olmayanlar da var. Bir çoğunun hayatında katıldığı ilk eylem bu.
Martin Heidegger’in, “Hiçlik kendini kaygıda açığa çıkartır,” saptamasıyla da betimlenmesi mümkün
olan Sarı Yelekliler Hareketi’nin başlamasında Priscillia Ludosky adlı Fransız kadının akaryakıt fiyatlarına
yapılan zammı protesto eden imza kampanyası etkili oldu. Sosyal ağlarda 29 Mayıs 2018’de başlayan imza
kampanyasına yaklaşık 870 bin kişi katıldı.
Sosyal medya üzerinden büyüyen “tepki hareketi” daha sonra eylem yapmada tecrübeli olmayan, her
yaştan ve siyasi görüşten kişileri kapsayan ülke çapında dev bir protesto hareketine dönüştü.
Fransa’da güvenlik için araçlarda bulunması mecburi olan fosforlu sarı yeleklerin, arabaların ön camına
konulması “harekete destek işareti” hâline geldi.
“Sarı Yelekliler kendi içlerinde homojen olmasa da eylem başlama motivasyonuna bakıldığında
bölgesel açıdan iki ayrı Fransa’yı işaret ediyor. Bu Fransa şehirde yaşayanlar ve şehrin dışında taşrada kalanlar
olarak düşünülebilir. Ancak buluştukları ortak bölen, sesinin duyulmadığını düşünen öfkeli yığınlar.
Taşrada yaşayanlar her şeyin şehre kaydığını savunurken toplu taşımanın yaygın olmadığı yaşam
alanlarında onlar için akaryakıta yapılan zam hayati önem taşıyor.
Öbür taraftan tepkiler artık başladığı nokta olan ‘akaryakıta getirilen zam’dan çok uzakta. Sokağa çıkan
insanlar alım gücünün düşmesini protesto ederken her şeyden önce ‘dinlenmediklerini’ savunuyor. Sarı
Yelekliler bu anlamda seslerinin yöneticiler tarafından duyulmadığını düşünen öfkeli bir kalabalık olarak
düşünülebilir.
Toplumun aşırı sağından aşırı soluna kadar geniş yelpazede temsilcilerinin içinde bulunduğu hareketin
henüz ortak bir manifestosu ya da ideolojisi olmasa da sekiz sözcüsü bulunuyor. Bu temsilciler devlet ya da
hükümetle görüşmeler yapıyor. Sarı yeleklilerin isteklerini dile getiriyor.
Eric Drouet, 17 Kasım 2018’den beri hareketin içinde olan bir uzun yol şoförü. Maxime Nicolle, sosyal
medyada ‘Fly Rider’ olarak tanınıyor. Facebook’ta yaptığı paylaşımlarla hareketi organize edenler arasında yer
alıyor.
Hareketin kadın sözcülerinden Priscillia Ludosky Sarı Yelek hareketini başlatan kişi olarak kabul
edilebilir. Hareket Ludosky’nin akaryakıt fiyatlarına yapılan zammı protesto eden imza kampanyasından
ilhamla başladı. Olaylar başladığından beri Ludosky medyaya açıklamalarda bulundu.
Julien Terrier Isere 31 yaşındaki bir Fransız girişimci. Jason Herbert Charente ise 26 yaşında bir
girişimci. Öne çıkan bu isimlerin yanında tüm ülkeyi saran hareketin farklı bölgelerde farklı sözcüleri
mevcut.” [26]
Özetle; “Biz, Sarı Yelekliler; onların ‘dişsizler’ dediği yoksullarız, bizler ezilenleriz” diyen Sarı
Yelekliler Hareketinin temsilcilerinden Jason Herbert, Başbakan Edouard Philippe ile görüşme sonrasında,
“Onurumuzu geri istiyoruz, kazandığımız parayla yaşayabilmek istiyoruz ancak bugün buradaki konu o
değildi,” derken; yine kendini hareketin sözcülerinden olarak nitelendiren Thierry Paul Valette de, ‘The Time’
dergisine, “Burada bir iç savaş atmosferi var,” ifadesini kullandığı [27]  tabloda unutulmaması gereken ilk şey
kapitalizmin krizler üreten bir sistem olduğudur.
Sistemin işleyiş biçimi, iç çatışmaları, neden olduğu yoksulluk ve gelir bölüşümü adaletsizlikleri,
ayrımcılık, baskılar, savaşlar ve göçler sadece ekonomik krizlere değil, sosyal, politik ve ekolojik krizlere de
neden oluyor.
‘2008 Finansal Krizi’ ve ardından yaşanan ‘Büyük Resesyon’ sırasında, 2010 yılında, Kuzey Afrika’da
Tunus ve Mısır’da ortaya çıkan ve adına Arap Baharı denilen, sonrasında manipüle edilerek sonlandırılan
isyanlar bunun somut bir örnekleriydi.
Bunun bir yenisi Fransa’da yaşanıyor. “Sarı Yelekliler” adı verilen yüzbinlerce Fransız sokaklarda sivil
direniş örnekleri sergiliyor.
Fransız halkı katlanan akaryakıt vergisine, zenginlerce ödenen servet vergisinin kaldırılmasına, zamlara
ve hayat pahalılığına, düşük ücretlere kısaca en sert biçimde uygulanan neo-liberal politikalara karşı olduğu
kadar, aşağılanıp hor görülmeye ve sosyal dışlanmaya karşı da tepkisini sokaklara çıkarak gösteriyor. [28]  Bu
eylemler bugünlerde Hollanda gibi diğer Avrupa ülkelerine de yayıldı.
Vergiye karşı tepki biçiminde kendini gösteren, ama asıl olarak sosyal dışlanmışlık ve yok sayılmaya
karşı bir direniş olarak ortaya çıkan bu eylemler ne dünyada ne de Fransa’da bir ilk. [29]
Örneğin 10 Aralık 1848 tarihinde Fransa’da gerçekleşen köylü ayaklanmasındaki ana nedenlerden biri
burjuva cumhuriyetinin köylüyü ezen vergileriydi. Köylüler bir süre sonra burjuva cumhuriyetinin kendileri
için ağır vergiler demek olduğunu anladılar ve bu cumhuriyete karşı imparatorun yanında yer aldılar. [30]

7

1934 yılında bu kez benzine konulan ilave vergiyi protesto eden 17 bin beş yüz Fransız taksi şoförü 120
bin kişinin katıldığı geniş çaplı bir hükümet karşıtı protestoya neden olan bir eylemi başlattı ve eylemin
ardından hükümet istifa etmek zorunda kaldı.
XX. yüzyılda görülen en örgütlü vergi isyanı olarak kabul edilen ‘Poujade Hareketi’ ise İkinci Dünya
Savaşı sonrasında Fransa’nın içinde bulunduğu ekonomik koşullardan kaynaklandı.
Poujade Hareketi’nin ortaya çıktığı bölgenin sürekli göç veren bir bölge olması, Paris gibi büyük
merkezlerdeki tüccarların küçük esnaf aleyhine olmak üzere palazlanması, dolaylı vergilerin giderek artması,
deflasyonist politikaların küçük esnaf ve zanaatkârların iş hacmini daraltması ve ticari yaşamda durgunluğa
girilmesi esnafın üzerindeki vergilerin yükünü daha da ağır bir biçimde hissetmesine neden olmuştu.
Ekonomik sıkıntı içindeki Fransız çiftçi ve esnafı 33 yaşındaki bir çiftçi, Pierre Poujade liderliğinde
Paris’ten gelen vergi denetçilerine kapılarını kapattı ve onların denetim yapmalarına engel oldu. Vergi ödemeyi
reddetti. Fransa’da o dönemde esnafın ödemesi gereken 25 çeşit vergi bulunuyordu ve vergi denetçileri esnafa
potansiyel suçlu muamelesi yapıyorlardı.
Poujade Hareketi az gelişmiş bir ilden çıktı ve aynı konumdaki 12 ile daha yayıldı. Daha sonra politik
bir hareket hâline gelen Poujadisme 1956 seçimlerinde aldığı 3 milyon oy ile parlamentoya 52 milletvekili
göndermeyi başardı ama 1960’lı yıllarda popülaritesini yitirdi. [31]
Ama tüm bunlardan geriye kalan, Sarı Yelekliler’in de bir kez daha kanıtladığı üzere, Karl Marx’ın
“Vergi alanındaki mücadele sınıf mücadelesinin en eski biçimidir,” deyişidir.
 
NE İSTİYORLAR? (YA DA TALEPLERİ)
 
“Ne istiyorlar ya da talepleri nedir” mi? Onların talebi son derece basit: “Daha adil bir düzen” istiyorlar.
Carl Gustav Jung’un, “Kimse ışığı hayâl ederek aydınlanmaz. İnsanı aydınlatan karanlığı idrak
etmektir,” saptamasıyla müsemma Sarı Yelekliler, ülkedeki on milyonlarca dar ve orta gelirli bireyin; daha
doğrusu ezilenlerin yaşamını doğrudan ilgilendiriyor.
Sarı Yelekliler’in, 29 Kasım 2018 günü, saflarındaki 30 bin kişinin katılımıyla düzenledikleri anketlere
dayanarak saptadıkları 42 temel talebi şöyle:
* Sıfır evsiz: ACİL.
* Gelir vergisi daha kademeli olsun.
* Asgari ücret net 1300 avro olsun. (Hâlihazırda net asgari ücret yaklaşık 1150 avro.)
* Köylerde ve şehir merkezlerinde küçük esnaf korunsun. (Şehir merkezlerinin etrafında küçük ölçekli
ticareti yok eden dev alışveriş merkezi inşaatlarına son verilsin) + şehir merkezlerinde bedava otoparklar
kurulsun.
* Konutlar için büyük bir ısı yalıtımı projesi (vatandaşa da tasarruf yaptıran bir ekoloji uygulaması).
* BÜYÜKLER (McDonalds, Google, Amazon, Carrefour) BÜYÜK vergi ödesin, küçükler
(zanaatkârlar, küçük ve orta ölçekli işletmeler) küçük.
* Herkes için aynı sosyal güvenlik sistemi (zanaatkârlar ve bireysel girişimciler de dahil). Serbest
çalışanlar için ayrı sosyal güvenliğe (Bağ-Kur benzeri) son verilsin.
* Emeklilik sistemi dayanışmacı ve sosyal kalsın. (Puanlı emeklilik hesabına hayır).
* Akaryakıt zammına son.
* 1200 avronun altında emeklilik maaşı olmasın.
* Tüm seçilmişlerin maaşı ülkenin ortalama maaşıyla eşit olsun. Seyahat ve ulaşım harcamaları
denetlensin, ancak zorunlu olanlar karşılansın. Yemek ve tatil kuponu hakları olsun.
* Tüm Fransızların maaşları, aynı zamanda emeklilik maaşları ve sosyal yardımlar enflasyona
endekslensin.
* Fransa sanayi muhafaza edilsin; üretimin ülke dışına kaydırılmasına son verilsin. Sanayimizi korumak
uzmanlığımızı ve işlerimizi korumak demektir.
* Ülke dışı çalışanlar sistemine (AB üyesi ülke vatandaşlarının bir başka ülkede çalışmaya
gönderilmesi-posted workers) son verilsin. Fransa topraklarında çalışan bir kişinin aynı maaş düzenine ve
haklara sahip olmaması kabul edilemez. Fransa sınırları içinde çalışma hakkı olan herkes Fransız
vatandaşlarıyla eşit olmalı ve o kişinin işvereni Fransız işverenlerle aynı vergileri ödemeli.
* İş güvenliği hakkında: büyük şirketlerin sözleşmeli işçi çalıştırma hakkı sınırlandırılsın. Kadrolu
çalışma hakkı istiyoruz.

8

* Rekabet ve İstihdam İçin Vergi Kredisi (CICE-Büyük şirketler için vergi indirimi) kaldırılsın.
Buradan elde edilecek kaynak (elektrikle çalışan arabaların aksine gerçekten ekolojik olan) hidrojenle çalışan
araba üretimi için Fransa sanayine aktarılsın.
* Kemer sıkma politikalarına son. Hiçbir meşruiyeti olmayan borç faizlerinin ödemesi durdurulsun.
Ödenmesi gereken borçlara kaynak olarak en fakir ve az varlıklı kesimin parasını almak yerine, 80 milyarlık
vergi kaçakçılığının peşine düşülsün.
* Zorunlu göç hareketlerinin sebeplerine çözüm üretilsin.
* Sığınmacılara iyi davranılsın. Onlara barınak, güvenlik, temel gıda ve çocuklarına eğitim sağlamak
bizim sorumluluğumuz. Dünyanın birçok ülkesinde, sığınma talebine yanıt bekleyen kişiler için ağırlama
kampları kurulması adına Birleşmiş Milletler’le işbirliği hâlinde çalışılsın.
* Sığınma talebi reddedilenler ülkelerine gönderilsin.
* Hakiki bir entegrasyon politikası uygulansın. Fransa’da yaşamak Fransız olmayı gerektirir
(tamamlayana sertifika verilmek üzere Fransızca dil, Fransa tarihi ve vatandaşlık bilgisi dersleri verilsin).
* Azami ücret ayda 15000 avro olsun.
* İşsizler için iş alanları açılsın.
* Engellilere verilen mali ödeme artırılsın.
* Kiralara sınırlama getirilsin. Daha çok sayıda makûl ücretli kiralık konut (HLM) yapılsın (özellikle
öğrenciler ve güvencesiz koşullarda çalışanlar için).
* Fransa’ya ait mülklerin (baraj, havalimanı…) satışa çıkarılması yasaklansın.
* Yargı, polis, jandarma ve orduya daha kapsamlı imkânlar sunulsun. Güvenlik güçlerine fazla mesai
için ödeme yapılsın veya bunun karşılığı tatile çevrilebilsin.
* Ücretli otoyollardan toplanan paranın tamamı Fransa’da otoyol ve yolların yapımına, bakımına ve
güvenliğine yatırılsın.
* Gaz ve elektrik ücretleri özelleştirmeler sonrasında artış gösterdi. Tekrar kamusallaştırılsın ve fiyatlar
aşağı çekilsin.
* Küçük yerleşimlerdeki demiryolu hatlarının, postane şubelerinin, ilkokul ve anaokullarının
kapatılmasına son verilsin.
* Yaşlı nüfusun hayat seviyesi yükseltilsin. Yaşlılar üzerinden para kazanılması yasaklansın. Gri altın
(yaşlıların biriktirdiği para) devri kapandı. Gri refah çağı başlıyor.
* Anaokulundan lise sona kadar hiçbir sınıfta öğrenci sayısı 25’i geçmesin.
* Psikiyatrik desteğin yaygınlaşması için imkânlar sunulsun.
* Halk oylaması anayasaya girsin. Her bireyin yasa teklifini sunabileceği, bağımsız bir teşkilâtın
denetiminde kolay anlaşılır ve etkili bir site kurulsun. Eğer söz konusu yasa teklifi 700 binin üzerinde imza
toplarsa, Meclis bunu tartışıp, düzeltip, tasarı hâline getirerek tüm Fransızların katılacağı bir halk oylamasına
sunmakla yükümlü olsun.
* Cumhurbaşkanlığı görev süresi yeniden 7 yıla çıkarılsın (cumhurbaşkanının görev süresi, milletvekili
görev süresine tekabül etmesi ve bu sayede yasama ve yürütmenin farklı siyasi görüşler tarafından
kutuplaşmasını engellemek gerekçesiyle 2000 yılında 7 yıldan 5 yıla indirilmişti). (Cumhurbaşkanının
seçiminden iki yıl sonra milletvekili seçimlerinin düzenlenmesi cumhurbaşkanının yürüttüğü siyasete bir
memnuniyet veya memnuniyetsizlik mesajı verilmesini sağlıyordu. Bu da halkın sesini duyurmasına katkıda
bulunuyordu.)
* Emeklilik yaşı 60 olsun. Fiziki zorluk içeren mesleklerde (inşaat işçiliği, mezbaha işçiliği gibi) çalışan
herkes için ise 55 olarak belirlensin.
* 6 yaşındaki, tek başına bakımını üstlenemeyeceğinden çocuklar 10 yaşında girene kadar geçerli olmak
üzere çocuk bakımı için parasal destek sistemi geri getirilsin.
* Ticari malların dolaşımı demir yollarıyla sağlansın.
* Vergilerde stopaj sistemine son verilsin.
* Eski cumhurbaşkanlarına ömür boyu ödenek uygulamasına son verilsin.
* Banka kartıyla ödeme yapıldığında esnafa ek vergi uygulanmasın.
* Gemi yakıtlarına ve kerosene vergi getirilsin. [32]
 
DEĞERLENDİRME
 

9

Öncelikle -senaryosunu Troy Duffy’un kaleme aldığı- ‘Şehrin Azizleri’ndeki (1999) deyişle, “Bu
dünyada iki tür insan var: Biri konuşan tür, diğeri de yapan tür. İnsanların çoğu sadece konuşur, tek yaptıkları
budur.
Ama sözün bittiği noktada dünyayı değiştiren yapanlardır. Yaparken bizi de değiştirirler, bu yüzden de
onları asla unutmayız.
Siz hangisisiniz? Sadece konuşuyor musunuz yoksa yerinizden kalkıp bişeyler yapıyor musunuz?
Çünkü inanın bana geri kalan ne varsa kahve dedikodusundan başka bişey değil,” gerçeğini herkesin, hepimizin
gündem maddesi kılan Sarı Yelekliler Hareketi örgütlü bir direniş değil… Sarı yeleği sırtına geçirip sokağa
dökülenler içinde işçisinden işsizine, köylüsünden küçük esnafına, öğrencisinden sanatçısına tüm ezilen sınıf ve
tabakalardan insanlar, bu, yoksulluk sınırının altında ya da o sınırın altına düşme tehlikesindeki yurttaşların
kendiliğinden eylemi… İçinde solcusu da, sağcısı da, siyasetle uzaktan yakından ilgisi olmayanı da var.
Ancak unutulmamalıdır ki, 1789’da “baskıya karşı isyanı” hak sayan İnsan ve Yurttaş Hakları
Bildirisi’ni kabul etmiş Fransızlar isyan konusunda referansı bol bir millet.
Sarı Yelekliler kurulu düzene güvenini yitirmiş kesimlerden oluşuyor. Sadece hükümet, Ulusal Meclis
ve Senato değil, partiler ve sendikalardan ümidini kesmiş endişeli kalabalıklar.
Geleceklerinden, ceplerine girip çıkan arasındaki artan dengesizlikten, dev şirketlere müşfik, alttakilere
gaddar kesilen gidişattan mustaripler.
Bu noktada Foti Benlisoy’un, “Sendikal hareket destek vermezse bu eylemleri aşırı sağın kontrol etmesi
çok daha kolay olacak,” notunu düştüğü güzergâhta; Avrupa’da sağın daha da radikalleştiği vurgusuyla, sağın
“arsızlaşarak” mevcut toplumsal, siyasal öfkeyi kontrol eder hâle geldiği saptaması önemlidir.
Çünkü solun radikalleşmeye karşı aynı şekilde karşılık vermesi gerektiğinin altını çizen yazar, “Ortada
durmakta olan toplumsal huzursuzluğu ve öfkeyi kucaklamaya çalışması gerekiyor” da diyor. [33]
Evet, Sarı Yelekliler Hareketi olduğu yerde kalamaz; ya geri ya da ileri adımlar atmak zorundadır.
Çünkü “Toplumsal hayatta sınıfsal olmayan sorun yoktur. Burjuva hükümetleri ne yapıyor? Kapitalist
şirketlerin sahteciliğe devam etmesine göz yumuyor, kullandığı otomobil hayatını kazanmasının bir aracı olan
yoksul insanları cezalandırıyor! Yapılacak doğru iş, bu şirketleri kamulaştırmak, kârın ve rekabetin basıncını
ortadan kaldırarak yeryüzünü ve halkı zehirlemeyecek bir üretim sürecini sağlam biçimde yerleştirmektir. Ama
Macronlar bunu yapmaz, yapamaz. Tatlı su ekolojizmi işte bu yüzden gericidir. Gezegeni kapitalizm
kirletmiştir. Kapitalizm sadece ekonomik krizin değil ekolojik krizin yükünü de yoksul halkın sırtına yüklerken,
o, kapitalist tekellerin tribününde oturuyor, onu alkışlıyor.” [34]
Bunun yanında; yine herkese ve hepimize, “Bedel ödemediysen hikâye anlatma!” gerçeğini hatırlatan
Sarı Yelekliler Direnişi geniş kesimleri etkiledi. Direniş sürdükçe etkisi ve katılımcı kitlesi daha da büyüdü.
“Faşist partiyle bağı”, “sağı güçlendirici özelliği” üzerine liberal ve “sol” söylemlere rağmen taleplerinin
haklılığı ve yerindeliği halkın geniş kesimlerince desteklenmesini sağladı sağlamasına da, bizde “kimileri”ne
kendini bir türlü beğendiremedi!
Mesela! Fransa’daki “Sarı Yelekliler hareketi, içerdiği ekolojik sosyal paradokstan çok, esas olarak
milliyetçi ve faşist partilerin sistem içi bir iktidar dalaşıdır.” [35]
Veya! Sarı Yelekliler hareketi akaryakıt zamlarına karşı gelişen ve otomotivcilerin organize ettiği sağ
popülist bir harekettir.” [36]
Ya da! “Paris sokakları binlerce “Sarı Yelekli”nin protestolarına sahne oldu. Doğrusu eylem biçimleri,
reaksiyoner ve şiddete yatkın tavırları ‘sol’ tınılar taşımıyor. Zaten aralarında Fransız Ulusal Cephe’nin faşist
militanlarının çokça bulunduğu bildiriliyor,” [37]  türünden zırvalardaki üzere!
Unutmayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fransa’daki protestoları “terör eylemleri” diye niteleyip Gezi
Parkı eylemleriyle kıyaslarken; [38]  Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen Fatih Tezcan’ın, Fransa’daki protestoların
simgesi hâline gelen sarı iş yeleklerinde indirim yapıldığı iddiasıyla, 17 Kasım tarihinden itibaren Türkiye’de
bu yelekleri alan herkesin terör şüphelisi olduğunu söylebildiği [39]  tabloda bu hezeyanların neye hizmet ettiğine
varın siz karar verin!
Bu işin bir yanı; öteki de yanı da Samuel Johnson’un, “Bilmediğimiz şeyler bizi felakete sürüklemez.
Bizi felakete sürükleyen şeyler, gayet iyi bildiğimizi sandığımız fakat öyle olmayan şeylerdir,” saptamasında
ifadesini bulan Sarı Yelekliler “abartısı”!
“Sarı Yeleklilerin eylemi, XXI. yüzyılda küresel kapitalizme karşı sınıf mücadelesinin yeni zeminlerde
ve yeni mücadele ile örgütlenme biçimleriyle gelişeceğinin yeni bir işareti ya da hamlesidir,” [40]  tesbitine
hatırlatılması gereken “yeni” denilenin; neresinden bakılırsa bakılsın “Halkların Baharı” diye anılan 1848’i
andırdığından söz edilemez mi?

10

XIX. yüzyılın en yaygın kitlesel huzursuzluklarının sonucu olan 1848, bir uçtan diğer uca bütün
Avrupa’yı sarstı ve sonuçları her yerde aynı olmadı. Fransa’dan başlayarak Prusya, Avusturya, Alman
Prenslikleri, Polonya, Piemonte, Venedik, Eflak eyaleti, Moldova ve bütün kıtada Viyana Kongresi ile teminat
altına alınmış olan monarşilerin egemenlik alanları 1848 ile sarsıldı.
Farklı ülkelerde farklı talepler ağırlık kazansa da hepsinin ortak noktası, mutlak monarşilerin yıkılması
olarak özetlenebilirdi.
1848, Avrupa’daki çoğu ülkede toplumun büyük bir çoğunluğundaki büyük hayal kırıklığının ve yaygın
huzursuzluk sürecinde farklı toplumsal sınıflar ile meslek kollarının üyeleri arasındaki geçici iş birliğinin bir
sonucudur. İşçiler, öğrenciler ve zanaatkârlar Paris, Berlin ve Viyana’da barikatları kuran eylemciler ve sokak
savaşçılarıydılar. Toplumun daha etkili unsurları, patronlar ve hukukçular ilk başlarda, eylemcilerin
kendiliğinden giriştikleri ayaklanmaya sempati ile yaklaştılar, zaman geçtikçe tehlikeli derecede irrasyonel
olarak gördükleri güçleri kontrol altına almanın ve devrimleri daha sınırlı ve özel hedeflerin elde edilmesine
yönlendirmenin bir yolunu aramaya başladılar. 1848’de çeşitli geçici hükümetlerin kurulması yönündeki
görüşlerini açıkça ifade etmişler ve bu süreci etkilemişlerdir.
1848 kitlesel hareketlerinin başını çeken devrimci militanların çoğu zanaatkârdı, özellikle Paris’te metal
işçileri ve Berlin’de dokumacılardı. İlk bakışta önceden görülmemiş ve çok ani olmuştu ve çoğu örgütlenmemiş
hareketlerdi.
 
İSYAN VE DAYANIŞMA
 
Sarı Yelekli Direniş kaçınılmaz olarak her ülkenin sömüren ve sömürülen sınıf ve kesimlerinde farklı
duygular ve tepkilere yol açtı.
Belçika ve Hollanda’da benzeri bir doğrultuda kimi girişimler baş gösterirken Almanya başta olmak
üzere hükümetler, direnişin kendi ülkelerinde de ortaya çıkıp yayılmaması için “önlemler alma”ya giriştiler.
Ortaya çıkan henüz ne bir devrim öncesi başkaldırıydı ne de işçi sınıfı ve emekçilerin burjuva iktidarını
yıkmayı hedefleyen örgütlü ve sınıf bilinçli ayaklanmasıydı.
Bu doğru ama Fransız halkının devrimci geleneği artık sadece Avrupa’da da değil bütün kapitalist
ülkelerde tekelci gericilik, kapitalist patronlar ve sermaye devleti için ürkütücü, korkutucu ve harekete geçirici
işleve sahipti.
Sonuç itibariyle, “Emekçi direnişleri bulaşıcı, harekete geçirici ve öğreticidir.” [41]
“Nasıl” mı?
Fransa’da yakıt fiyatı eylemleriyle ortaya çıkan Sarı Yelekliler’in eylemleri Brüksel’e sıçradı;
Brüksel’deki eylem yüksek vergilere ve hayat pahalılığına karşı yapıldı; eylemde gözaltılar da olurken, 60 kişi
“kamu düzenini bozma” suçlamasıyla gözaltına alındı. [42]
Başbakan Charles Michel’e şikâyetlerini iletebilmek için hükümetin bulunduğu caddeye girmek isteyen
Sarı Yelekliler, [43]  polis tarafından göz yaşartıcı bombalarla ve tazyikli su sıkılarak dağıtıldı. [44]
Belçika’nın ardından Hollanda’da Sarı Yelekliler protestoları başladı. Fransa’daki gösterilere destek
olmak isteyen binlerce kişi Lahey’de destek gösterileri düzenledi. [45]
Evet, isyan bulaşıcı, dayanışmacı ve yaratıcıdır…
Sarı Yelekliler’in ilk kitlesel sokağa çıkışından beri eylemler sürerken Paris’in kalbinden vazgeçilmiyor.
Sarı Yelekliler eylemlerinin 3. haftasında bir kez daha Champs Elysees’deydi. Sabahın erken
saatlerinden itibaren binlerce sarı yelekli caddenin farklı noktalarına ulaşmak için buluştu. Sabah saatlerindeki
çatışmalar sırasında kitle Arc de Triomphe’un üstüne bile çıktı. Paris’in en merkezi noktasındaki bu çatışmalar
öğlen saatlerindeki buluşmalarla kitleselliğini katladı.
Polis saldırıları karşısında militan karşılıklar verilirken, yer yer polis geri çekilmek zorunda kaldı.
Kilometrelerce alanı kapsayan barikatlar kurulurken neredeyse her sokakta sarı yelekliler ve her caddede
çatışma vardı. Eylemciler etraftaki şantiye bariyerlerini kullanarak yolları kapattı. Barikatlar ateşe verildi.
Kitleler barikat kurmak ve polise atmak için bulabildikleri her materyali değerlendirdiler. Normal şartlarda
sökülmesi zor olan asfaltı bile oldukça yaratıcı yöntemlerle parçalayarak yoktan malzeme yaratıldı. [46]
Tarihten bihaber olmayanlar için bunların hiçbirisi yeni değil!
Neo-liberal vahşete karşı, Immanuel Kant’ın, “İnsanlar ışığı görmez, ışıkla görür,” betimlemesini
hatırlatarak ortaya çıkan Sarı Yelekliler eylemi; ucuz işgücü, yüksek kâr, “Küçüleyim ama vergilerimi
artırayım”; “Artık bedava sağlık ve eğitim hizmeti yok”; “Benden biber gazı ve polis şiddeti dışından bir şey
beklemeyin” diyen kapitalist devlet modeline itirazın bir örneği...
 

11

“BİR KAÇ ŞEY DAHA”
 
Egemenlerin bugünlerinde Sarı Yelekliler kâbusu yaşamaları herkes için öğretici olmalıdır.
Bu öyle bir kâbus ki, Macron yakıt vergisini ertelemek değil iptal etmek zorunda kaldı.
Polis teşkilâtının idari ve teknik işlerini yapan sivil memurların sendikası Vigi, Sarı Yelekliler’e destek
vermek amacıyla hafta sonu grev çağrısı yaptı… [47]  Sud-Rail Demiryolu Sendikası Sarı Yelekliler’e bedava
ulaşım imkânı sağladı… [48]  Kamyon şoförlerinin ulusal grevi başladı… [49]
Ve Sarı Yelekliler’in yeni sloganları “3 M Gitsin: Macron, May, Merkel!” oldu…
Bu kadar da değil; 45 liseyi işgal eden lise öğrencileri eğitim reformlarına karşı “Macron istifa” diye
haykırdı. Sonra liseliler devlet terörüyle gözaltına alındı. Lise öğrencilerinden 700’ü gözaltına alındı. Sadece
Kuzey Fransa’daki Mantes-la- Jolie’de 146 kişi gözaltına alındı. Öğrencilerin gözaltına alınma şekli ise Nazi
toplama kampına götürülüyor gibiydi. [50]
Sarı Yelekliler paranoyası büyüyen Fransa polisi Paris’in en ünlü caddesi Champs-Elysees’deki
mağazaları Sarı Yelekliler’in düzenleyeceği gösteriden dolayı kepenk indirmeye çağırdı. Protestolar sebebiyle
Eyfel kulesi de kapanacakken; Fransa Başbakanı protestolar için 65 bin polisin görev yapacağını belirtti. [51]
Ve nihayet Fransız basını adını vermediği Cumhurbaşkanlığı yetkililerine dayandırdığı haberlerinde Sarı
Yelekliler’in gerçekleştirecekleri protestolarda darbe teşebbüsünde bulunabileceğini iddia etti.
Eylemcilerin Elysee Sarayı’nı hedef alabileceğinden ve bunun bir darbe teşebbüsü oluşturmasından
kaygı duyduğu belirtildi.
Adı verilmeyen yetkilinin basına , “Büyük bir şiddetten korkmamız için sebeplerimiz var, birkaç bin
azılı eylemci Paris’i yıkmaya ve öldürmeye gelecek” şeklinde değerlendirmede bulunduğu öne sürüldü.
Haberlerde ayrıca istihbarat sorumlularının Elysee Sarayı’nı uyardığı ve silahlı eylemcilerin parlamento
üyelerine, hükümet temsilcilerine, Cumhurbaşkanlığına ve güvenlik güçlerine saldırmayı ve öldürmeyi
planladığını söylediği ifadesine yer verildi. [52]
Tablo buyken; belki de bu kadarı için bile öfkeli Sarı Yelekliler’e “Evet” dememek mümkün mü?
O hâlde diyeceklerimizi toparlarsak; belirsiz/ öngörülemeyen sonuçlarına karşın Sarı Yelekliler’in
başkaldırısını, öfkesini paylaşıyor ve destekliyoruz!
Çünkü Pyotr Kropotkin’in, “Mücadele et! Mücadele ne kadar canlı olursa, yaşam da o kadar yoğun
olacaktır”; Albert Camus’nün, “Ya zamanla birlikte yaşar ölürsün, ya daha yüce bir yaşam uğruna zamanın
dışına çıkarsın”; André Gide’in, “İnsan, kıyıyı uzun süre göremeyeceğini kabul etmeden yeni toprakları
keşfedemez”; José Martí’nin, “Özgürlük, çok pahalı bir kazanımdır. Ya onsuz yaşamaya boyun eğmek ya da
bedelini ödemek gerekir,” saptamalarına müthiş değer veriyor ve önemsenmesi gerektiğinden şüphe
duymuyoruz!
Kolay mı?
Paulo Coelho’nun, “Bugüne kadar milyonlarca insan pes etti. Öfkelenmiyorlar, ağlamıyorlar, hiçbir şey
yapmıyorlar. Yalnızca zamanın geçmesini bekliyorlar. Tepki gösterme becerilerini yitirmiş onlar!”
Ya da Sabahattin Ali’nin, “İçimizde şeytan yok... İçimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik,
bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: Hakikatleri görmekten kaçmak huyu var!” [53]  biçiminde
tariflenen bugünde Sarı Yelekliler’in öfkesine ve ısrarına ihtiyacımız var.
 
6 Aralık 2018 17:37:27, İstanbul.
 
N O T L A R
[*] Newroz, Aralık 2018…
[1]  Paulo Coelho.
[2]  Emil Michel Cioran, Çürümenin Kitabı, Çev: Haldun Bayrı, Metis Yay., Metis Yay., 2000.
[3]  Italo Calvino, Varolmayan Şövalye, Çev: Neyyire Gül Işık, Yapı Kredi Yay., 2016.
[4]  “Fransa’da Sarı Heyula”, Gerçek, 2 Aralık 2018… https://gercekgazetesi.net/uluslararasi/fransada-sari-heyula
[5]  “Fransa’da Liseliler Macron ve Hükümetin Eğitim Politikalarını Protesto Etti”, 3 Aralık 2018…
https://www.birgun.net/haber-detay/fransa-da-liseliler-macron-ve-hukumetin-egitim-politikalarini-protesto-etti-238875.html
[6]  “Sarı Yelekliler Eylemlerinde Can Kaybı 4’e Yükseldi”, 4 Aralık 2018… http://sendika62.org/2018/12/sari-yelekliler-
eylemlerinde-can-kaybi-4e-yukseldi-gaz-bombasi-ile-vurulan-kadin-yasamini-yitirdi-520692/
[7]  “Fransız Hükümetinde ‘Sarı Yelek’ Krizi”, 3 Aralık 2018… http://www.realitehaber.com/2018/12/03/fransiz-
hukumetinde-sari-yelek-krizi/
[8]  Stephane Mahe, “Fransa’da Sarı Yelek Satışları Patladı”, 3 Aralık 2018…
https://tr.sputniknews.com/avrupa/201812031036444934-fransa-sari-yelek-satislari

12

[9]  “Fransa’da 9 Milyon Kişi Yoksulluk Sınırının Altında”, 13 Eylül 2018… http://www.kizilbayrak41.net/ana-
sayfa/duenya/haber/-/fransada-9-milyon-kisi-yoksulluk-sinirinin-altinda/
[10]  “Fransa’da Sarı Yelekliler Hareketine Dair Tarihsel ve Sınıfsal Bir Analiz”, 3 Aralık 2018…
http://devrimciproletarya.net/fransada-sari-yelekliler-hareketine-dair-tarihsel-ve-sinifsal-bir-analiz/
[11]  “Fransa, Eğitim ve İstihdamdan Kısıp Savaşa Yatıracak”, 24 Eylül 2018… http://www.kizilbayrak41.net/ana-
sayfa/duenya/haber/-/fransa-egitim-ve-istihdamdan-kisip-savasa-yatiracak/
[12]  Mühdan Sağlam, “Zenginlerin Başkanına Karşı Haydi Barikata”, 2 Aralık, 2018…
https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/12/02/zenginlerin-baskanina-karsi-haydi-barikata/
[13]  Sigmund Freud, Psikanalize Giriş Dersleri, Çev: Selçuk Budak, Öteki Yayınevi, 6. Baskı, 2016
[14]  “Macron’dan ‘Sarı Yelekliler’e Uzlaşma Mesajı”, 1 Aralık 2018… https://www.cnnturk.com/dunya/macrondan-sari-
yeleklilere-uzlasma-mesaji
[15] [15]  “Macron: Bu Şiddetin Failleri Değişim Değil, Kaos İstiyor”, 2 Aralık 2018… https://www.politikyol.com/macron-bu-
siddetin-failleri-degisim-degil-kaos-istiyor/
[16]  “FT Yorumu: Fransızlar Dirgenlerini Macron’a Doğrulttu”, 28 Kasım 2018… https://www.bbc.com/turkce/haberler-
dunya-46367438
[17]  Alican Tayla, “Bu Fransa Hangi Fransa?”, 30 Kasım 2018… https://www.birartibir.org/siyaset/190-bu-fransa-hangi-
fransa?
[18]  Laura Fletcher, “Gözü Dönmek: Fransa’yı Sallayan Sarı Yeleklilerin Vergi Protestoları”, 2 Aralık 2018…
http://sendika62.org/2018/12/gozu-donmek-fransayi-sallayan-sari-yeleklilerin-vergi-protestolari-laura-fletcher-rte-ie-politikyol-
520489/
[19]  K. Bulut, “Sarı Yelekliler ya da Fransa’daki Toplumsal Hareketin Yeni Yüzü”, Kızıl Bayrak, No:2018/45, 30 Kasım 2018,
s.18-19.
[20]  Nihat Bilge, “Fransa’da ‘Sarı Yelekliler’in Yürüyüşü Sürüyor: Fransız Baharı’nın Ayak Sesleri mi?”, 1 Aralık 2018…
https://onedio.com/haber/fransa-da-sari-yelekliler-in-yuruyusu-suruyor-fransiz-bahari-nin-ayak-sesleri-mi-851389
[21]  “Sarı Yelekliler Başkent Paris’te”… https://bianet.org/bianet/insan-haklari/203116-sari-yelekliler-paris-sokaklarinda-100-
un-ustunde-gozalti
[22]  “Sokaktaki Sözcükler: Fotoğraflarla Paris Protestolarının Duvar Yazıları”, 4 Aralık 2018…
http://sendika62.org/2018/12/sokaktaki-sozcukler-fotograflarla-paris-protestolarinin-duvar-yazilari-520768/
[23]  Arif Çelebi, “… ‘Sarı Yelekliler’ İsyanı Neyin Habercisi”, Atılım, Yıl:5, No:353, 30 Kasım 2018, s.18.
[24]  L. Michel Destan, “… ‘Sarı Yelekliler’ Hareketi Bir Gezi Olabilir mi?”, Atılım, Yıl:5, No:352, 23 Kasım 2018, s.24.
[25]  Burçak Özoğlu, “Fransa’da Ne Oluyor: Mavi (Özgürlük), Beyaz (Eşitlik), Kırmızı (Kardeşlik) ya Sarı (?)”, 29 Kasım
2018… http://haber.sol.org.tr/dunya/fransada-ne-oluyor-mavi-ozgurluk-beyaz-esitlik-kirmizi-kardeslik-ya-sari-251740
[26]  Hüseyin Koyuncu-Beraat Gökkuş, “… ‘Sarı Yelekliler’ Kim? Fransa İkiye mi Bölündü?”, 1 Aralık 2018…
https://tr.euronews.com/2018/12/01/video-fransa-sari-yelekliler-kimdir-ne-istiyorlar-fransa-benzin-zam-protesto
[27]  Gonca Tokyol, “Fransa Sokakta; ‘Sarı Yelekliler’in Protestosu da Polisin Biber Gazlı Müdahalesi de Sürüyor”, 1 Aralık
2018… https://t24.com.tr/haber/fransa-sokakta-sari-yeleklilerin-protestosu-da-polisin-biber-gazli-mudahalesi-de-suruyor,761610
[28]  Christophe Guilluy, “France is Deeply Fractured. Gilets Jaunes Are Just a Symptom”, 2 December 2018,
https://www.theguardian.com
[29]  İçinde yaşadığımız coğrafya da vergiye karşı isyanlarla dolu bir coğrafya. Öyle ki Anadolu’da ilk vergi isyanı Selçuklu
İmparatorluğu’nun çöküşünün ardından gerçekleşti. 1285’te ağır vergileme ve mültezimlerin ağır soygunlarına karşı Tokat, Aksaray,
Konya ve Kayseri’de halk ayaklandı. Bir kısım halk vergiler nedeniyle göç etmek zorunda kaldı.[ David F. Burg, A World History of
Tax Rebellions, Taylor & Francis, 2004.]
Osmanlı’da vergi benzeri sebeplerle çıkan isyanlar ise; Celalî isyanları, Patrona Halil İsyanı (1730), Atçalı Kel Mehmet
İsyanı (1829-1830) gibi isyanlar. Celalî isyanları ağırlıklı olarak Bozok (Yozgat) civarında görüldü. Bunlar; Şeyh Celal İsyanı (1519),
Baba Zünnun İsyanı (1525), Kalender Çelebi İsyanı (1528) ve Karayazıcı İsyanı’dır (1598).
Celalî İsyanlarının iktidarı ele geçirmek gibi politik bir hedefi yoktu. Bunlar sistemden dışlananların, aşırı vergi yükü ve
toprak baskısından kurtulmak için gerçekleştirdikleri ayaklanmalardı.[ http://www.ottomanhistorypodcast.com]
Bu dönemi iyi anlamak için sadece resmi kayıtlara (Tahrir Defterleri ve Osmanlı Arşivleri gibi) bakmak yeterli değil.
Dönemin edebi metinlerine, şairlerine de bakmak gerekiyor. Nitekim Nabi ve Nefi gibi Divan Edebiyatı şairleri şiirleri ile saltanatı
ciddi bir biçimde eleştirmişlerdir. (Mustafa Durmuş, “… ‘Poujade Hareketi’nden ‘Sarı Yelekliler’e”, 4 Aralık 2018…
http://sendika62.org/2018/12/poujade-hareketinden-sari-yeleklilere-mustafa-durmus-520698/)
[30]  Karl Marx, Fransa’da Sınıf Mücadeleleri 1848-1850, Çev: Sevim Belli, Sol Yay., 2006, s.73.
[31]  Şaban Küçük, “Vergi İsyanları”, Yaklaşım Dergisi, No:239, Kasım 2012.
[32]  “Sarı Yelekliler’in Siyasal Programı: 42 Talep”, 4 Aralık 2018… http://sendika62.org/2018/12/sari-yeleklilerin-siyasal-
programi-42-talep-520684
[33]  Gülşah Karadağ, “Foti Benlisoy: ‘Sarı Yelekliler’ Hareketinin Ayırt Edici İki Özelliği Var”, 1 Aralık 2018…
http://gazetekarinca.com/2018/12/foti-benlisoy-sari-yelekliler-hareketinin-ayirt-edici-iki-ozelligi-var/
[34]  Sungur Savran, “Tatlı Su Ekoloji Hareketi Sarı Yeleklilere Çarptı!”, 3 Aralık 2018…
https://gercekgazetesi.net/uluslararasi/tatli-su-ekoloji-hareketi-sari-yeleklilere-carpti
[35]  Sad



Bu yazı 3014 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HAVA DURUMU
nöbetçi eczaneler
GAZETEMİZ

HABER ARA
YUKARI