Bugun...


Temel Demirer

facebook-paylas
1968’İN 50. YILINDA SARI YELEKLİLER-1
Tarih: 13-01-2019 22:38:00 Güncelleme: 13-01-2019 22:47:00


İSYAN, PROTESTOCULAR, “ŞİDDET”

“İsyan kıymetli bir eylemdir. Başkaldırı soylu bir iradedir. Haksızlıklara karşı çıkmak anlamlı bir duruştur.”[56]

Sarı Yelekliler’in de doğruladığı üzere bu hep böyledir; böyle olmuştur; böyle de olacaktır!

Bunun böyle olduğundan bihaber zavallılara rağmen tarih, XX. yüzyıl devrimlerinin yenilgisini kapitalizmin üstünlüğüne yoranlara, “Elveda devrim” diyerek para, mülkiyet ve hiyerarşi dünyasını kutsayanlara inat, malumun ilanıyla devam ediyor…

Kimileri için Fransa’da olup-bitenler “şaşırtıcı” bulunabilir belki, ama şaşılacak bir durum yok ortada. Tarih, yoluna açmayı sürdürüyor…

Egemenlere göre, “Aklını kaçırmış” kalabalıklar haftalardır, “Macron defol!”, “Süt inekleri değiliz biz”, “Yakıt zammı son damladır”, “İnsan gibi yaşayamıyoruz, yeter artık!” diye haykırıyor…

Çözümün, modern kölelik ve derin sınıfsal yarılmalar üzerinde, bıçak sırtında yürüyen kapitalizmin sınırları içinde bulunacağını, alınması muhtemel birkaç hak kırıntısıyla acılarının dineceğini sananların tarihsel yanılgılarına itiraz edip, “Macron/Hükümet=İstifa, Parlemento=Fesih, Senato=Tasfiye, Sistem=İlga” diyerek olması gerekeni işaret edenler de var…

Evet 1968’in üzerinden geçen yarım yüzyıl boyunca Richter ölçeğinin kaydetmediği pek çok sarsıntı yaşadı Paris ve belli-başlı Fransa kentleri. 2005 banliyö isyanlarından “Kızıl Bereliler” hareketine, “Gece Ayakta” eylemlerinden Sarı Yelekliler’e uzanan tarihsel devamlılığı oluşturan başkaldırıların sonlanacağını sanmak büyük bir yanılgıdır.

Geleceğin önünü açan yaşananlar, çoktandır iflas eden sürdürülemez kapitalist uygar(sız)lık modelinin dalgalar hâlinde gelişen yapısal krizinin itirafıdır.

Krizin saflaştırıcılığında isyan edenler kapitalist Macron temsiliyetince hor görülen, dışlanan ve ezilenler yani en altakileridir.

Sistem içi “sol”un,[57] “Bu sürdürülemez kapitalizmin uygarlık krizidir”; “Finans kapital diktatörlüğü aşılamadan, bu enkazın içinde debelenip dururuz” diyemediği; dolayısıyla da en alttakilerden koptuğu tabloda diyebildiği şu oldu: “Büyük şirketler, zenginler de elini ceplerine atmalıdırlar!”

Oysa en alttakiler yüzünü Champs-Élysées’ye dönmüştü; bu da tesadüf falan değildi!

Evet, “Bütün herkes, yüzü Champs-Élysées’ye doğru dönük olarak yürüyor. Polis Champs-Élysées’yi barikatlarla kapatıyor. 1848 devrimcilerinin nasıl birbirlerinden habersiz, saat kulelerine ateş etmesi bir toplumsal işaretse, Sarı Yelekliler’in protestosunun baştan beri, Champs-Élysées’yi hedef olarak alması, en zengin ve görgüsüzlerin simgesel mekânına yönelik olması her şeyi anlatıyor aslında”![58]

Bu barikatlar kuran; bir sokak diliydi…

Bilindiği gibi, “Toplumda siyasi iktidarı eline geçirmiş olanların, mükemmellik izlenimi verebilmek, tek seçenek olduklarını kanıtlayabilmek için bastırmak, görünmez kılmak zorunda kaldıkları ‘seslerin’ ve ‘bedenlerin’ geri geldiği, kendilerini gösterdiği seslerini duyurduğu yerdir sokak.

Sokak ‘seçildim istediğimi yaparım’ diyen politikacılara, demokrasinin seçimlerden öte bir şey olduğunu gösterir. Sokak, kurtarıcı lider fantezisini deler, gerçeği ortaya koyar, liderlere yanlış politikaları değiştirmeleri için, topluma da otokratlardan, despotlardan kurtulmak için bir fırsat penceresi açar.”[59]

 “Sokak dili evrensel bir iletişim aracı olup, esasen bedensel performansa dayalı olmasıyla ayırt edilir. Bu ayrım, kitle hareketlerinin bulaşma veya tetikleme gibi mekanizmalar aracılığıyla bir ‘dalga’ niteliği kazanabilmesinin en temel sebebini oluşturur. Bir toplumda ortaya çıkmış kitle hareketleri, etkilerini başka yer veya zamanda var olan toplumlara aktarmak suretiyle kendini aşan dalgaların parçası hâline gelebilmektedir.”[60]

Sarı Yelekliler hareketi tam da böyle bir şeydi.

Fransa’da da böyle oldu; aniden parıldayan bir kıvılcım, sonradan bütün bozkırı tutuşturan bir yangına dönüştü; önce Fransa’yı, sonra da yerküreyi bir uçtan diğer uca kat etti…

Aslında çok şeyin daha başındayız; şimdiye kadar üretilmiş ve sürdürülmüş araçları yok saymadan ancak onların yetersizliği kabul ederek, hazırlıkların yapılması, hazır olunması gerekli. Kesin olan şey, bu sistem kendisini yok etme potansiyeline sahip isyanlar doğuracak

İsyanın Fransa’da, yani bir Avrupa ülkesinde başlaması ise tehlikeyi bir kat daha artırmakta. Tehlike “kelebek etkisi”nden[61] çok daha büyük. Ya en alttakiler “Fransızca konuşmayı” öğrenirlerse…

Açıktır ki, bu tür isyanlar (çok hızlı bir biçimde ve kelimenin gerçek anlamıyla devrimci bir tarzda) kendi örgütsel ağlarını oluşturamadıkları, siyasal iktidar hedeflerini gösteremedikleri, kendi liderlerini açığa çıkaramadıkları sürece ya saldırılar karşısında gerilemeye ya da kısmi başarılarla sönümlenmeye mahkûmlar.

Ancak ne olursa olsun, başkaldırıların yaydığı enerjiyi asla “es” geçmemek durumundayız.

“Nedir bu enerji” mi?

Geçmişte bir tarihçi, Fransız Devrimi öncesinde köylülerin durumunu, “Daha dün bu yoldan geçen Kralın arabasının toprakta bıraktığı izleri eğilip öpüyordu” diye anlatırken; 1789 sonrasına ilişkin olarak da “Fakat bu gün başını istiyor!” notunu düşüyordu.

Bugündeyse eylemlere 300 binden fazla insan katıldı. Birçok protestocu hayatlarında ilk defa sokak eylemlerine katıldıklarını söylüyorlardu. Önemli sayıda emekli ve kadın işçi katılımcı görülüyordu.[62]

Ve en önemlisi söz konusu enerji Paris’in planlamacısı Georges-Eugéne Hausmann’ın[63] şehircilik anlayışını bir kez daha yerle bir etti diyebiliriz. Paris’in en önemli bulvarı Champs-Élysées’de dahil olmak üzere bütün semtlerinin bütün büyük trafik aksları inadına kurulan barikatlarla kapandı. Bu barikatlar sayesinde kent geçilmez oldu. Olaylar Paris’le sınırlı da kalmadı tabi. Ülkenin özellikle de ekonomik sıkıntılarla boğuşan küçük kentlerinde hatta kırsal bölgelerinde ve hatta denizaşırı bölgelerinde kimsenin beklemediği bir anda isyan ateşleri yandı.

Bu çok önemlidir… Kolay mı?

“Fransa’da 2 bin noktada 283 bin Sarı Yelekli eylemci sokakta”ydı.[64]

Resmi verilere göre, 66 bin kişinin katıldığı 15 Aralık 2018 tarihli gösterilerde 9 kişi yaralandı, 351 kişi karakollara götürüldü ve 242 kişi gözaltına alındı. Alınan güvenlik önlemleri kapsamında ülke genelinde yaklaşık 89 bin polis görev yaptı, Paris’i 8 bin polis ile 14 zırhlı araç korudu.[65]

Eylemler yavaş yavaş sönümlenmeye başlasa da, Paris başta olmak üzere 22 Aralık 2018 Sarı Yelekliler ülke genelinde sokakları doldurdu. 200 noktada yol kapatma eylemi yapan Sarı Yelekliler, sınırlarda TIR’ların geçişini engelledi. Perpignan bölgesinde toplanmaya çalışan eylemcilerinden biri yaşamını yitirdi. Eylemlerde yaşamını yitirenlerin sayısı 10’a yükseldi.[66]

Eylemciler, gösterilerin beşinci haftasında[67] Paris’te Champs-Élysées Caddesi ve Opera Meydanı’nda toplandı. Polise taş atan göstericilere güvenlik güçleri biber gazı ile karşılık verdi. Bu sırada gözünden yaralanan bir gösterici ambulansla hastaneye kaldırıldı. Atılan biber gazı kapsülü göstericinin gözüne geldi.[68]

Sarı Yelekliler eylemlerinin 6. haftasında baskı ve yasaklara, polis ve jandarma ablukası ve saldırılarına karşı yeni taktiklerle sokaklara çıktı.

Görsel ve yazılı burjuva basının eliyle 6. Paris eylemi çağrısının karşılıksız olacağı yönünde yoğun yayın yapılmıştı. Öyle ki sosyal medya üzerinde bile 6. eylem çağrısı için büyük bir belirsizlik ve sessizlik hâkimdi.

Sosyal medyada hafta boyu Versaille Sarayı’na yapılan çağrılar sonucu devlet 22 Aralık Cumartesi günü için Versaille Sarayı’nı ziyarete kapatarak polis gücünü ve araçlarını buraya sevk etmiş eylemcileri beklerken diğer taraftan da televizyon kanalları Champs Élysée’den ve Versaille’dan canlı yayın yapıp sokakların boş olduğunu göstermeye çalıştı. Neredeyse hareketin bittiği ilan edilirken birden binlerce Sarı Yelekli’nin Paris Montmartre’da buluşarak eyleme geçtiği haberleri yayılmaya başladı.

Versaille Sarayı’nda ise bine yakın polis ve jandarma, TOMA ve gözaltı araçlarının yanı sıra basın çalışanları ve sembolik 30 kadar Sarı Yelekli olduğu açıklandı.

Hiç kimsenin beklemediği bir anda Montmartre’da bir araya gelen binlerce eylemci buradan sarı yeleklerini giyerek “Macron istifa!” sloganlarıyla başkentin merkezi alanlarına hareket etti. Yer yer polis saldırısı olsa da polis barikatları, abluka ve saldırılar boşa çıkartılarak Sacré Cœur, Place Clichy, Pigale, St. Lazare, Madeleine, Rivoli, Opera, Grand Boulevard, Les Halles’den geçilerek polis saldırılarına karşı militan direnişin sergilendiği çatışmalarla Paris Belediye Meydanı’na ulaşıldı. Bu bölgelerde eylemler yaşanırken Madeleine semtinde rue Vignon’da aralarında hareketin sözcülerinden birinin de olduğu yüzlerce eylemci saat 11.30’dan 17.30’a kadar, yaklaşık 6 saat boyunca sokakta açık hava gözaltısında tutuldu. Eylemciler yiyecek, içecek, tuvalet gibi hiçbir ihtiyacı karşılanmayarak sokakta ayakta bekletildi.

Champs-Élysée’de ise sembolik bir kitle, Zafer Takı’nın bulunduğu meydan ve Champs-Élysée caddesinde iki taraflı trafiği tek şeride düşürerek trafik yavaşlatma eylemi gerçekleştirdi. Saray ve Matignon-başbakanlık yakınlarında da sembolik eylemler gerçekleştirildi.

Akşam saatlerinde ise birçok yerden siren sesleri yükselirken Champs-Élysée’ye çıkan caddelerde peş peşe sıralanmış TOMA, gözaltı araçları ve Cumhuriyet Muhafız Alayı diye adlandırılan CRS polis araçları ve jandarmalar sirenlerle Champs-Élysée’ye akın etti.

Binlerce kişi bütün gün sakinliğini koruyan Champs-Élysée’ye akşam üstü sürpriz bir çıkış yaptı. Hiçbir şiddetin yaşanmadığı, çevreye zarar verilmeyen pasif bir eylem olarak caddeyi işgal eden eylemcilere hiçbir uyarı yapmadan polisin azgınca saldırısı sonucu burada da yoğun çatışmalar yaşandı.

Eylemleri bastırıp sonlandırmak için her türlü yola başvuran devlet 32 sene önce bir öğrencinin ölümüne yol açmasının ardından yasaklanan motorlu polis gücü “Voltigeurs”leri yeniden kullandı. Champs-Élysée’deki çatışmanın motorlu polis ekiplerinin saldırısı sonucu yaşandığı ortaya çıktı. Voltigeur’lerin kuruluş tarihinin 1804’lere dayandığı belirtiliyor. Askeri anlamda “avcı”, en önde savaşçı olarak görev yapmak üzere seçkin birimlerden oluşan Voltigeur’lerin Paris Komünü’nden günümüze “kırıcılar”a karşı (Mayıs-Haziran 1936 işçi grevleri ve ‘68 Mayıs’ında da) kullanıldığı belirtiliyor.

Devlet Sarı Yelekliler eylemlerinde “ateşe ve silahlı saldırılara karşı dayanıklı” onlarca zırhlı aracını da devreye koyarken bu araçlar içinde kullanıma hazır ve birkaç futbol sahası genişliğindeki alanda etkili olabilecek kimyasal bir gaz bulunduğu belirtiliyordu.[69]

Ayrıca eylemciler, Macron’un açıklamalarındaki zam vaatlerine güvenmediklerini belirterek, “Bizi kandırmaya çalışıyor, fakat bizler ne kanarız ne de geri adım atarız, Noel bayramını da bu sokaklarda eylemlerle geçireceğiz” ifadelerini kullandı.[70]

Hareketin önemli isimlerinden Maxime Nicole, mücadeleleri ile taleplerinin bir kısmının kabul edilmesinin büyük bir kazanç olduğunu söyleyip, polis saldırıları ve Macron’un tehditlerinin kendilerini daha da kenetlediğini ve cumartesi çağrısında ısrarcı olduğunu da belirtti.[71]

“Eylemciler ne diyor; ne istiyorlar” mı?

Reuters’a konuşan 28 yaşındaki Guillaume Le Grac, “Biz buraya barışçıl bir yürüyüş için geldik, yıkıp dökmek için değil. Biz eşitlik istiyoruz, hayatta kalmaya çalışmak değil yaşamak istiyoruz” dedi.

BBC’ye konuşan Claude Rigolet isimli bir kişi, 2000 yılından bu yana gelirinin 5’te bir azaldığını ifade etti.

Reims kentinde yaşayan emekli Rigolet ise, “Her şey çok daha pahalı. Vergiler, kiralar, ısınma maliyeti, otomobiller... Tüm fiyatlar artıyor” dedi. Aynı kentte temizliğe giderek geçimini sürdüren Natacha Perchat da, “Biz zengin değiliz. Kocam bir ulaştırma şirketi için çalışıyor. Daha ayın başındayız, şimdiden dardayız. Hükümet dar gelirlileri fena vurdu. Ay ortasında çocuklarımızın karnını doyurmak için hediye çeklerini kullanır olduk. Biz yaşamıyoruz, hayatta kalmaya çalışıyoruz ve bu bir skandal.” ifadelerine yer verdi.[72]

Bir diğer eylemci de, “Tam bir çıkmaz içindeler. Hiçbir çözümleri yok. Halkı uyutmak istiyorlar. Bize önerecekleri, Fransız halkına sunabilecekleri hiçbir şey yok… Bu politik olmayan, sendikal olmayan bir harekettir. Biz tamamen halk hareketiyiz. Halkın içinde de toplumun bütün tabakaları vardır. Gencinden yaşlısına, emeklilere kadar, bütün halk kesimlerinin alım gücünü artırmak için mücadelemiz,”[73] diye ekledi…

Fransız haber ajansı (AFP) da farklı yaş, şehir ve mesleklerden eylemcilere neden sokağa çıktıklarını ve taleplerini sordu.

Buna göre, 29 yaşındaki işsiz Tim Viteau ve kız arkadaşı artık kiraları ödeyemedikleri için ailelerinin yanına geri taşınmayı planlıyor.

Üçüncü defa Lyon’dan otostopla Paris’teki protestolara giden Viteau, “16 yaşına geri dönmüş gibiyiz” diyor ve hayatta kalmak için devlet yardımlarına muhtaç olduğunu söylüyor.

Yanındaki 20’li yaşlarındaki gençlere dönüyor ve “Nasıl çocuk sahibi olmayı başardınız? Ben de çocuk yapmak istiyorum ama daha önümüzdeki 4 ayın ötesini planlayamıyorum” diyor.

Sylvia Paloma, Fransa’nın güneyindeki liman kenti Marsilya’da yürüyen 2 bin eylemciden biriydi.

BBC Türkçe’nin aktardığı habere göre, harekete katılan pek çok emekli gibi 70 yaşındaki Paloma, Macron hükümetinin emekli aylıklarında kesintiye gitmesini eleştiriyor.

Eski devlet memuru, “Bu yaşa gelip hâlâ yalvarmak zorunda kalmak çılgınlık” diyor ve ekliyor:

“Hayatımda ilk defa protestoya katıldım. Ayda 1246 avro (7.650 TL) emekli maaşı alıyorum ve 4 çocuğumdan yardım istemek zorunda kalıyorum.”

“Paris’ten sefalet akıyor” diye şarkı söylüyor soyadını söylemek istemeyen anti-kapitalist aktivist Alice. Başkentin opera binasının yanında kendisine bir yurttaşlar bandosu eşlik ediyor.

31 yaşındaki Alice, “Bu bir hükümet sorunu değil, bu bir liberal ve kapitalist politik sistem sorunu” diyor.

Güney Fransa’daki Aveyron kentinden gelen yaz kampı koordinatörü Alice, Sarı Yelekliler’in içinde aşırı sağdan da aşırı soldan da insanların olmasından rahatsız değil.

“Sağcı veya solcu olmanızı umursamıyoruz. Esas soru buradan bütün yurttaşlar için nasıl bir siyasi hareket kurabileceğimiz. Sendikaların genel grev çağrısına ihtiyacımız var.”

Fransa’nın orta kesimlerindeki Vierzon kentinden 48 yaşındaki sağlık çalışanı Lydie Bailly, Macron’un sıradan insanları anlamadığını düşünenlerden.

“10 yıldır maaşımıza zam almadık, bu tam anlamıyla rezalet. Ucu ucuna bile geçinemiyoruz, bu artık imkânsız,” diyor.

Protestocuları sinirlendiren tek şey Macron’un eski bir yatırım bankacısı olması değil, aynı zamanda işçi sınıflarını önemsemeyen ve kibirli olarak algılanan yorumlarıydı.

Çok sayıda protestocu, basında yer alan haberlere göre Elysee Sarayı için sipariş verdiği 500 bin avroluk porselen takımını, Macron’un kişisel savurganlığına bir örnek olarak gösteriyor.

Bailly, Berlin’de sıradan bir apartmanda yaşayan Almanya Başbakanı Angela Merkel gibi bir lider istediğini söylüyor: “O özel jetlerle değil tarifeli uçaklar ve trenlerle seyahat ediyor.”

24 yaşındaki Marsilyalı Thomas Lefeuvre, Sarı Yelekliler hareketinin küçük bir kısmına ait: Fransa’nın parlamenter demokrasiyi tamamen kaldırarak doğrudan demokrasiye geçmesini talep ediyor.

Bahçıvanlık yapan Lefeuvre, “Paris’teki barışçıl savaşçılara saygı için” elinde çiçeklerle protestoya katılıyor.

“Yurttaşlar referandumu istiyoruz” diyen bir çocuk babası Lefeuvre, pek çok sarı yelekli gibi ayda 1300 avro ile geçinmekte zorlanıyor.

Lefeuvre, “İnternet sayesinde artık milletvekillerine ihtiyacımız yok. Her konuyu doğrudan kendimiz oylayabiliriz,” diyor.[74]

Bunlara ek olarak birkaç beyan daha:

Catherine: (Emekli-Parisli): “Devletin bizi aptal yerine koymasına karşı durmak istiyorum. Hükümet ne zaman bizimle konuşursa sanki beynimiz yokmuş gibi davranıyor. Şimdiki maliye politikası bize çok pahalıya mal oluyor. Halkın yanında olan yeni bir maliye politikası yapmak için reform yapmalıyız! Bir şeyleri kırıp dökenler var evet, ama devrim olmadan gerçekleşen bir değişimi hiç görmedim. Ben 68 Mayısı’na da katıldım. Bugün artık savaşçı olmak için sağlığım yok, bu yüzden yumuşak bir şekilde anlatıyorum. Benim için sarı yelek şu anlama geliyor: Bizi çıldırtmayı bırak. Biz buradayız, hiçbir şeyin elimizden alınmasına izin vermeyeceğiz. Sarı yeleğimi görüyorsun, ben artık bırakmıyorum. Her gün onu saklıyorum.”

Nadia M.: “Daha önce restoranda garsonluk yapıyordum ama şimdi resmen çalışmıyorum, gelirimi beyan etmeden çalışıyorum. Her ay 1300 Avro kazandığım zaman zenginlere oranla daha büyük bir oranı devlete vermekten bıktım. Bu durumu protesto etmek için buradayım. Bu hükümet, parayla bizi kontrol ediyor, biz de para yüzünden köleleriz. 1789’da kraliyet ve hizmetkârlığı durdurmak için savaştık, bugün tekrar parasal kölelik yapmamak için tekrar savaşmanın zamanı geldi.”

Vincent (Elektrikçi, Güney Fransa’da yaşıyor): “Bugün her zamankinden daha fazla sosyal adaletsizlik ve vergi adaletsizliği var. Dengesiz bir vergi politikamız var. Bu ekonomik adaletsizlik için mücadele ediyoruz. Eylemler için 700 km’den fazla yol yaptım. Aveyron’dan güneybatıdan geliyorum. Gelmek için çaba sarfettim. Neden? Çünkü çaba gerekiyor değişim için. Bu bir vatandaşlık eylemi. Benim için, çocuklarım ve emekliler için... 

Siyasal kurumumuzu yeniden dengelemek ve değiştirmek zorunda olduğumuzu söylemek, benim için önemli. Seçilmiş bir başkanımız var, evet tersini söyleyemeyiz. Ama büyük oylarla seçilmedi. Tüm Fransa arkasındaymış gibi davranmasın! O, halkı dinlemeyen kötü bir seçilmiş. Gerçekten otoriter bir politikaya sahip. Fransızlar bıktı, iller bıkmış durumda. Eylemlerde, halkın memnuniyetsizliğini gördüm. Ve bu gerçek bir iç savaştı, hatta çok sayıda eylem gören yaşlı Parisliler bile bunu 68’den beri hiç görmediklerini söylediler. Sarı yeleği hep üzerimde taşıyorum, otoriter bir cumhurbaşkanına hayır demenin anlamı bu.”

Oscar S. (Champs-Élysées’de Sarı Yelekliler’in hasarını, kırık camları, sökülmüş kaldırım taşlarını temizleyen Paris Belediyesi çalışanı): “Buradaki mağazalar, lüks; burası lüksün temsili bir yer. Sarı Yelekliler kaos yaşattı deniyor. Bu lüksle bizim aramızdaki uçurumun verdiği hasar daha fazla değil mi? Bu hareket meşrudur, ama her zaman olduğu gibi kitlelerin içinde de haydutlar vardır. Ben 93. banliyö bölgesinde yaşıyorum. İşçiyim, ama Sarı Yelekliler eylemini destekliyorum. Çünkü, verdiğimiz tüm vergiler, çevreyi aşırı kirleten o büyük tankerlerden, gemilerden çok daha fazla!”

Cristoph: “Bizim için akaryakıt fiyat artışı geri alınması ya da iptal edilmesi fayda etmez. Bütün vergilerden geri adım atılmadı. Hayat pahalılığı sona erene kadar, rahat yaşam sağlanana kadar sonuna kadar gideceğiz. Perde, açıldı, devam ediyoruz...”[75]

Ve nihayet ‘The Guardian’a konuşan Sarı Yelekli’lerden 70 yaşındaki Dan Lodi, “1968 Mayısında üç hafta boyunca Paris barikatlarındaydım. O zaman 20 yaşındaydım, şimdi 70 yaşında bir Sarı Yelekliyim” dedi ve ekledi:

“Fransa’da 1789’dan beri devrimler yaşıyoruz. Kraldan kurtulduk ama hâlâ mücadele ediyoruz çünkü hâlen zenginler iktidarda ve eşitsizlik sürüyor.

‘68’de herkes arkamızdaydı. Ekonomiyi Fransa tarihinin en büyük greviyle felç ettik. Şimdi de herkesin eylemlere katılmasını sağlamalıyız. Hükümet için küçük vaatler yeterli olmaz, ekonomik politikalarını gözden geçirmeliler.

Emekli maaşım eridi, çünkü Macron, emeklilerin üzerindeki vergi yükünü artırdı. Çocuklarım ay sonunu getiremiyor. 20 yaşındaki torunum da burada çünkü bilgi teknolojileri eğitimi almasına rağmen kendine bir gelecek göremiyor. Hükümet, onları dinlemeye başlamalı.

Şiddete karşıyım, biber gazından uzak duruyorum. Ancak bazı insanları da anlıyorum. Mayıs 1968’de hükümetin bizi taşları kaldırıp atmaya başlayınca dinlediğini düşünüyorlar. Keşke hükümet, barışçıl göstericileri dinlese.”[76]

Bu çerçevede “Eylemcilerin şiddeti mi”?

Öncelikle Jean Baudrillard’ın ifade ettiği gibi, “Gerçek her zaman için terörist bir özelliğe sahip olmuştur.”[77]

Hareketin öfkeli olduğuna dönük söylemlere tepki gösteren Priscilla Ludosky, vatandaşların üzerine yüklenen zamlar, vergiler ve adaletsizlikler karşısında öfkeden başka bir hitap yolunun olamayacağını dile getirip, Fransa halkının artık bu eşitsizlik karşısında kayıtsız kalamayacağını ifade etti, insanca yaşam koşullarının en temel hak olduğunun altını çizdi.[78]

Ekonomik nedenlerle başkaldıran Sarı Yelekliler’in öfkesi dinmiyor… Paris sokaklarında kimi eylemci lüks mağazaların camlarını kırdı, araçları yaktı... Neden mi? Bunun cevabı, duvara yazdıkları mesajda saklı belki de: “Sefalet eken, öfke biçer.”

İstekleri Champs-Élysées’deki ve Fransa’nın diğer şehirlerindeki duvarlarda yerini alıyor.

Sarı Yelekliler, her defasında ana dertlerinden birinin vergi sistemindeki adaletsizlik olduğunu ve büyük şirketlere ve zenginlere vergi kolaylıkları sağlanırken halka bunun sağlanmadığını vurguluyor. Bundan Mc Donalds da nasibini alıyor, Champs-Élysées’deki McDonald’s’ın duvarından geliyor bu mesaj: “Vergi kaçakçılığı iğrenç ve patatesleriniz de öyle... Öptük!”

Macron’un seçim sloganlarından “Cumhuriyet yürüsün”e gönderme yapan şu yazı da duvarlardaydı: “Macron bir zengin gibi yürüyor, biz de bir fakir gibi ölüyoruz.” Sarı Yelekliler’in duvarlara kazıdıkları, geleceğe dair beklentilerini anlatan en etkili sloganı, “Sizden daha güçlü rüyalar göreceğiz!”. “Macron sen ve soytarıların bizi aptal yerine koymayı ve paramızı çalmayı bırakın”, “İşveren vergilerinden ve patronlardan bıktık”, “Macron hara-kiri”, “Macron istifa”, “Paris bizimdir”, “Zenginleri vergilendireceğiz” de eylemcilerin kullandığı sloganlar arasında…[79]

 

EKONOMİK TABLO, DURUM VE DEVLET

 

Sarı Yelekliler gökten zembille inmedi. Onlar bir ekonomi-politik açmazın ürünü.

Örneğin, her iki günde bir köylünün (birinci neden ekonomik!) intihar ettiği[80] Fransa’nın 2.2 trilyon dolar borcu var. Bu rakam milli hasılasının yüzde 96.8’ne tekâbül etmektedir. Bu çok büyük bir orandır. Savunma bakanı, 2022 yılına kadar her yıl 1.7 milyar, 2023-2025 yılları arasında ise her yıl 3 milyar avro savunma bütçesinde artış yapılacağını duyurmuştur. Fransa’nın bütün zenginliğinin yüzde 25’i halkın yüzde 1’nin elinde bulunmaktadır. Macron ülkesinin hâline bakmadan bir de Avrupa Ordusu kurma niyetindedir. Oysa Avrupa Birliği ülkeleri Almanya hariç ciddi ekonomik sorunlar yaşamaktadır. Örneğin, Yunanistan milli hasılasının yüzde 180, İtalya’nın yüzde 125, İspanya’nın yüzde 130, Portekiz’in yüzde 137 oranında borcu var.[81]

Öte yandan Maliye Bakanlığı önünde hükümet karşıtı gösteri düzenleyip, Macron döneminde uygulamaya konulan zorunlu kesintilere karşı çıkarak, maaşlara zam talebinde bulunan emekliler, alım güçlerinin yüzde 6 oranında düştüğünü ifade ediyorlardı.[82]

Politik açıdan ise, kendileriyle birlikte birçok şeyi hareketlendiren Sarı Yelekliler ile lise öğrencilerinin Macron ve hükümetin eğitim politikalarını protesto etmek için düzenledikleri eylemler sırasında 700’den fazla öğrenci gözaltına alındı.[83]

Sarı Yelekliler’in eylemlerine sahne olan Paris sokakları 19 Aralık 2018’de Kâğıtsızlar Hareketi’nin her sene göçmen haklarına dikkat çekmek için yaptığı büyük yürüyüşe sahne oldu. Kâğıtsızlar’ın yürüyüş sırasında “Her yerde polis var, hiçbir yerde adalet yok” ve “Sarı Yelekliler’i desteklemiyoruz, biz onlarla aynıyız,” sloganlarını haykırdı.[84]

Polis sendikalarından Alliance kötü ve ağır çalışma koşullarına karşı “daha fazla araç gereç ve yetki”, ödenmeyen fazla mesailerin ödenmesi, ücretlerin artırılması talebiyle 19 Aralık 2018 günü bütün karakolları bloke etmeye çağırdı. 20 Aralık Perşembe günü ise saat 21.30’da 8. Paris polis karakolu karşısında Champs-Élysée Meydanı’nda eylemde olacaklarını açıkladılar.[85]

17 Kasım’da başlayan Sarı Yelekliler’in gösterileri nedeniyle alışveriş merkezlerinin 2 milyar avro zarar ettiği açıklandı. Ulusal Alışveriş Merkezleri Konseyi’nin (CNCC) açıklamasında, Sarı Yelekliler’in eylemlerinin başladığından beri alışveriş merkezlerindeki ziyaretçi sayısında önemli düşüş yaşandığı belirtilip; 800 alışveriş merkezinin olduğu ülkede gösteriler nedeniyle 280 merkezin uğradığı zararın 2 milyar avro olduğu kaydedildi.[86]

Fransa Perankendeciler Federasyonu, 17 Kasım’da başlayan eylemlerin yol açtığı maddi kaybın yaklaşık 1 milyar avro civarında olduğunu söylemişti.

Maliye Bakanı La Maire de restoranların kayıplarının yüzde 20 ila yüzde 50 arasında olduğunu belirtmişti.

Bu arada Paris’teki yetkililer de çatışmaların milyonlarca avroluk hasara yol açtığını ifade ederken; protestoların bilançosu da şöyleydi:

17 Kasım 2018: 282.000 eylemci; 1 ölü, 409 yaralı; 73 gözaltı…

24 Kasım 2018: 166.000 eylemci; 84 yaralı; 307 gözaltı…

1 Aralık 2018: 136.000 eylemci; 263 yaralı; 630 gözaltı…

8 Aralık 2018: 125.000 eylemci; 118 yaralı; 1.723 gözaltı…[87]

Kapitalist devletin tutumuna gelince, ilk yaptıkları İçişleri Bakanı Christophe Castaner’in, “Hükümet karşıtı protestolar bir canavar yarattı,”[88] sözlerinde somutlanan saldırganlıktı…

Fransız hükümeti, sosyal adalet için sokaklara çıkan Sarı Yelekliler’e yönelik saldırıları nedeniyle polislere teşekkür etti. İçişleri Bakanı Castaner, tepki çeken polis şiddetine rağmen polisi övdü. Macron da paylaştığı Twitter mesajında “cesaretleri ve istisnai profesyonellikleri” nedeniyle polislere teşekkür etti.[89]

Sarı Yelekliler’in ülke genelinde yollarda yaptıkları blokaj eylemlerinin sonlandırılması gerektiğinin altını çizerek, “Gösterilerin başlangıcından bu yana 8 kişi hayatını kaybetti. 30 yılda bu kadar insanın öldüğü başka bir sosyal sorun biliyor musunuz? Açık söylüyorum. Yeter artık,”[90] haykıran İçişleri Castaner, eylemlere karşı alınacak yeni tarz önlemlerden bahsediyordu[91] ki, devlet, Sarı Yelekliler’in eylemlerinin yaratmış olduğu politik atmosferin etkisini kırmak için Strazburg saldırısını kullanmaya çalıştı. Fransa’nın egemenleri demagojik “ulusal birlik” söylemleriyle, gözler önüne serilen derin sınıfsal bölünmüşlüğün ve eylemlerde açığa çıkan sınıfsal temelli öfkenin üzerini örtmek istedi.[92]

Böylelikle İçişleri Bakanı Castaner Strazburg’daki Noel pazarına düzenlenen silahlı saldırının ardından eylemcilere sokağa çıkmamaları konusunda çağrıda bulunsa da, Sarı Yelekliler’in yarın 5’inci kez protesto gösterisi düzenleyeceklerini açıkladılar.

Ayrıca Sarı Yelekliler, devletin, düzenleyecekleri gösteriye gölge düşürmek için Strazburg’da 12 Aralık 2018 akşamı yaşanan silahlı saldırıyı organize ettiğine de dikkat çektiler.[93]

Sarı Yelekliler’in, hükümetin çağrılarını yok sayarak eylem yapacaklarını duyurmaları üzerine İçişleri Bakanı Castaner, Sarı Yelekliler’i “sorumluluğa” davet ederek, eylem yapılmamasını istedi.

Hükümetin çağrılarına ‘Fransa Boyun Eğmeyen Hareketi’nin lideri Jean-Luc Mélenchon, Strasbourg saldırısını kullanarak “Sarı Yelekliler üzerinde duygu sömürüsü oluşturma” yoluna gittiğini söyledi.[94]

Bu kadar da değil! Devletin, Sarı Yelekliler’in protestoları için 89 bin polisi harekete geçirmesi, polisin Mantes-la-Jolie’de 700 lise öğrencisini “kurşuna dizilecek esirler” gibi gözaltına alması yanımda hükümet sözcüsü Benjamin Griveaux, Sarı Yelekler’in cumhurbaşkanının ikame ettiği Élysée Sarayı’na yürüme planlarına ilişkin, “Bu kesinlikle organize. Politize ve radikal unsurlar bu hareketi kullanılacak bir araca dönüştürmek istiyor. Hükümeti devirmek istiyorlar,”[95] dedi.

Korku ile yalan körükleyen devlet, Fransa’nın ana akım gazetelerinden Le Figaro kanalıyla, hükümeti protesto eden Sarı Yelekliler’i darbeci ilan etti. Adı açıklanmayan yetkilinin, bütün Fransa’yı saran sokak hareketleri hakkındaki, “Onlar darbeci, darbecilerin girişimlerine şahit oluyoruz,” yorumu aktarıldı.

Reuters’in bir Cumhurbaşkanlığı görevlisine dayandırdığı haberinde ise, bazı protestocuların Paris’e “vandalizm ve cinayet” için geleceğine dönük ihbar olduğu belirtildi.[96]

Bunlar yetmezmiş gibi Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, Sarı Yelekliler eylemlerinin Rusya tarafından geliştirildiğini iddia etti,[97] resmi makamların bunu araştırmaya başladığını aktardı.[98]

Fransa İçişleri Castaner, protestolar öncesi “şiddete müsamaha göstermeyeceğiz” uyarısında bulunup, “Radikal örgütlerin Cumhuriyet’i devirmeye çalıştığını” öne sürdü.[99]

Tüm bular tutmayınca da “diyalog” deyip; toplumsal öfkeyi kırıntılarla yatıştırmaya yönelik adımlar attılar.

Macron’un ekonomik vaatlerinin ardından, Başbakan Édouard Philippe de Sarı Yelekliler’in 42 talebi arasında yer alan Yurttaş Girişimi Referandumu’na (RIC) yeşil ışık yakarak;[100] protestolara hatalı bir şekilde müdahale ettiğini belirtip, hükümet ile protestocular arasında bir diyalog kurulmasının gerekli olduğu[101] vurgusuyla, “Diyalog zamanı geldi, milli birliğimizi yeniden oturtmalıyız,” dedi.[102]

Varılan nokta herkese Pablo Neruda’nın, “İnsanlarla yüz yüze konuşarak her sorunu hâlledebilirsin. Ama bazı insanlar gelir önüne, hangi yüzüne konuşacağını bilemezsin!” deyişini anımsatıyordu…

 

MACRON VE “YENİ DÖNEM”

 

Ne sağcı, ne de solcu olmadığını “iddia”(?!) eden Macron’un, önceki Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’den -nihai kertede- hiçbir farkı yok.

Macron (diğer örnekleri gibi), tekelci sermayenin dönemsel gereksinimleri için parlatılan bir figür; hepsi o kadar…[103]

Bilindiği gibi, “Macron genellikle bir ‘Rothschild Boy’ olarak sunulur. Bu doğru olmakla birlikte sadece bir teferruattır. Thierry Meyssan, seçim kampanyasını başta en büyük küresel şirketlerden birinin patronu olan Henry Kravis’e ve NATO’ya borçlu olduğunu ortaya koyuyor. Bu, bugün Sarı Yelekliler krizinde belirleyici olan ağır bir borçtur.”[104]

Fransız siyasetinde tekellerin parlattığı “yeni yıldız” Macron “genç, zeki ve karizmatik” bir lider olarak lanse edildi.

21 Aralık 1977’de Amiens’da dünyaya gelen Macron, 2004’te Fransa’da “Devlet adamı yetiştiren okul” diye bilinen l’ENA’dan (Ecole Nationale d’Administration) mezun oldu.

2008’de Yahudi kökenli Rothschild aile bankasında finans uzmanı olarak çalışmaya başladıktan kısa süre sonra bankanın ortağı oldu.

Genç finansçı, Cumhurbaşkanı François Hollande’ın görev süresinin ikinci yılında Ekonomi Bakanlığı’na atanınca Elysée Sarayı’na ayak bastı.

“Macron yasası” olarak bilinen “büyüme, istihdam ve ekonomik anlamda şansların eşitliği” isimli yasa ile ülkede ekonomik reformların baş aktörü oldu. Ancak yüzbinlerce Fransız sokaklara inerek şiddetle bu yasayı protesto etti.

Hollande’ın gözbebeğiydi. Ancak 2 yıl süren Ekonomi Bakanlığı görevinden ayrılarak Nisan 2016’da ne sağcı ne de solcu olarak adlandırdığı “En Marche” hareketini kurdu.

Napoleon Bonapart’tan sonra ülkenin en genç cumhurbaşkanı adayı olan Macron, Avrupa yanlısı, sınırlarını açık tutan ve değerlerini savunan bir Fransa inşa edeceğini belirterek, göçmen politikası konusunda her ülkenin elini taşın altına koyması gerektiğini belirtti.

Genç siyasetçinin okuduğu prestijli okullar ve ortağı olduğu Rothschild bankasına karşın, “sisteme alternatif getirecek” halkın içinden biri olarak tanıtıldı. Kapitalizmin Mozart’ı arkasında herhangi bir parti desteği olmadığından seçim kampanyalarını Rothschild ve Lehmann Brothers yatırım banklarının mali desteğiyle yürüttü.

Macron “Cumhurbaşkanınız olmak istiyorum. Tüm Fransız halkının Başkanı. Milliyetçilik tehlikesiyle karşı karşıya olan tüm vatanseverlerin başkanı,” dedi.

Medyanın desteğini arkasına alan Macron, sistem karşıtı seçmeni kendine inandırmayı başardı.[105] 2017 Başkanlık seçimlerini aşırı sağın adayı Marine Le Pen’e karşı, görünüşte açık farkla (yüzde 66.1) kazandı. Oysa asıl oylarını teşkil eden ilk tur oy oranı sadece yüzde 24 idi. İkinci turda da -seçime katılmayanlar ve rekor derecede boş oylar nedeniyle- kayıtlı seçmenlerin ancak yüzde 43’ünün oyunu alabilmişti. Aslında bu rakamlar kendisini mütevazı olmaya, “çoğunluğun” eğilimlerini de dikkate almaya zorluyordu. Oysa o, daha adayken Fransızların “Jüpiter tipi” bir başkan arzu ettiklerini söylemiş ve başkan seçilince de bu havalarla işe başlamıştı. Üstelik parlamento seçimlerine de tamamen kendi oluşturduğu bir liste ile girdi ve çoğunluğu elde etti. Alain Badiou’nun işaret ettiği gibi, yeni Meclis “bir plebisitin ürünü” idi ve Fransa, III. Napolyon’dan beri, ilk kez, “adayların bir partiye değil, bir adayın bir partiye sahip olduğu” bir döneme giriyordu.[106]

Macron’un kibirli söz ve tavırları, kendisi daha adayken hakkında sevimsiz bir imaj yaratmıştı. Seçildikten sonra da bu devam etti ve “Jüpiter” teşbihinin yanlış anlaşıldığını söylemesi kuşkuları dağıtmadı. Kaldı ki icraatı da otoriter kişiliğinin ve sınıfsal tercihlerinin damgasını taşımaya devam ediyorken; Fransa’da merkez sağın ve solun çöktüğü bir düzlükte, devletin ve tabii mali oligarşinin “sihirli çözüm” olarak dümene geçirdiği Macron’un fiyakası Sarı Yelekliler (Gilets Jaunes) isyanıyla fena hâlde bozuldu.

2005’teki banliyö patlamasından farklı olarak bu kez isyan edenler “beyaz” olunca yönetici elit “Kapa çeneni, pislik” diyemedi.[107]

Böylece Sarı Yeleklilerin eylemleri dördüncü haftasında Macron’un işçi sendikaları, sermaye örgütleri ve seçilmiş yerel yöneticilerle bir araya geleceği duyuruldu. Yani dört hafta sonra: polis şiddeti isyanı bastıramayınca Macron’un aklına diyalog geldi.[108]

17 Kasım 2018’de başlayan Sarı Yelekliler’in protestoları, 1 Aralık Cumartesi günü Paris’te doruk noktasına ulaştı. Protestoların yoğunlaşması sonrası hükümet, Sarı Yelekliler’in sokaklara dökülme nedeni olarak belirtilen akaryakıt zammını önce 6 ay erteledi. 6 Aralık günü Macron zamları geri çekti.[109]

Ancak hareket durmazken; sosyal ve ekonomik adalet talebiyle eylemler sürüyordu.

Sarı Yelekliler’in cumartesi eylemlerinden 5’cisi öncesi konuşan Macron, hükümet karşıtı protestoları yatıştırma amacıyla mini bir önlem paketi açıkladı, ancak yine zenginlere dokunmadı.[110]

“Halkın sıkıntılarını anladığı” ve “Zenginlerin cumhurbaşkanı olmadığı” mesajını veren konuşmasını Macron Élysée Sarayı’nın “altın odası”ndan yaparken; [111] asgari maaş zammı da içeren vaatleri çoğu Sarı Yelekli’yi ikna etmedi. Kimi eylemciler, “Bu bir kırıntı politikası” yorumunu yaptı.[112]

“Macron’un Sarı Yelekliler’e verdiği tavizler, bir çeşit zaman kazanma hamlesi olarak görülebilir. Zira Macron’un ekonomi politikasında köklü değişime gitme gibi bir düşüncesi ya da planı yoktu.”[113]

Dimitris Konstantakopoulos’un, “Fransız Cumhurbaşkanı, tıpkı zamanında Marie Antoinette’in de yaptığı gibi, gerçekliğin gerisine düşüyor. Giderek daha fazla devletin toptan ekonomik programı ve siyasi rejimin kendisi tartışılır hâle geliyor,”[114] notunu düştüğü tabloda Macron’un Sarı Yelekliler’in talepleri için aldığı karar bakanlar kurulunda onaylandı.

Fransa Hükümet Sözcüsü Benjamin Griveaux yaptığı açıklamada kararı duyurdu.

Şirketlere ek yük olmayacak şekilde asgari ücrete aylık 100 avro zam yapılmasıyla ilgili kararın kapsadığı kişi sayısı 3.8 milyondan 5 milyona çıkarıldığı belirtildi.

3 bin 600 avrodan düşük maaş alanlar için patronların ödeyeceği 1000 avroluk özel prim için 31 Mart 2019 tarihine kadar süre verildiğini ifade edildi.

2 bin avronun altında olan emekli maaşlarından artık kesinti yapılmayacağını ve fazla mesai ücretlerinden vergi alınmayacağını söyledi,[115] söylemesine… Ama “… ‘Tek derdim sizsiniz, tek kavgam sizin için, tek savaşımız Fransa için.’ Bu sözlerle biten ‘hayatının’ konuşmasında, Macron’un ifadesi duygulu ama ‘yumruk yemiş bir boksör’ gibiydi. 13 dakikada kırdığı insanlardan özür diledi, emeklilere yapılan vergi artırımının kapsamını indirdi, asgari ücretlere 100 avro zam yaptı, fazla mesai ücretlerini ve yılsonu ikramiyesini vergiden muaf tuttu. 13 dakikada 10-15 milyar avro dağıttı. Ondan önceki hafta tepki toplayan benzine zam projesini iptal etmişti ama nafile. Zamlara ve Macron’a ‘Yeter’ diyen Sarı Yelekliler bu öneriler için ‘Yetmez’ diyordu.”[116]

Çünkü “Macron’un iktidarda olduğu geçmiş bir buçuk yıl içinde ürettiği siyaset ve otoriter biçimde yaptığı derin reformlar Fransız halkının en ayrıcalıklı azınlığının çıkarına olmuştu. Fransa’daki çok farklı muhalif gruplar, bunun içerisinde aşırı sağ da olur, sosyalistler de olur, gençler de olur, işsizler de olur; özellikle Macron iktidara geldikten sonra yoğun bir muhalefet içindeydi artık”![117]

Her ne kadar Macron’un “ateşi söndürme” hamlesi karşılık bulmayacak gibi görünse de, şayet karşılık bulsa bile kitle hareketinin yeni bir yelekle sokakları doldurması, farklı coğrafyalara sıçraması uzun süre almayacaktı…

 

“ZIRVA”LAR, “ABARTI”LAR: DOĞRUDAN DEMOKRASİ

 

Öncelikle, “Nasıl oluyor da henüz iki üç haftada, hangi döner kavşağa gitsek herkes Zapatistalar gibi konuşuyor?”[118] türünden (“doğrudan demokrasi”) “abartı”ları yanında bir alay “zırva”yla da yüz yüze kalan “Sarı Yelek hareketi henüz bir öfkeli ‘çokluk’ olmayı aşamadı. Hareket kendini, katılan toplumsal kesimlerin somut talepleriyle değil, siyasi bir anlamı olmayan Sarı Yelekler kavramıyla, ‘bir boş göstergeyle’ tanımlıyordu. Bu ‘boş göstergenin’ içini dolduracak, anlamını belirleyecek bir ‘üçünü şey’ (yani öncü-bn) henüz ortada yoktu. Sonuç olarak, Sarı Yelek hareketine katılımın düşmeye başladığını gördük...”[119]

Mesela düzeni devasa ölçekte sarsan Sarı Yelekliler’in başkaldırısı Antonio Negri’ye göre, “Hapishane isyanlarını hatırlatmaktadır”![120]

Veya “Mao Zedong’un meşhur deyişinin ikinci kısmını biraz tahrif edip anarak başlayalım: ‘Göğün altında kaos var; koşullar mükemmel olmaktan uzak’…” vurgusuyla, “Sarı Yelekler gibi ‘patlamalar’, bu yenilgi koşullarında, radikal-devrimci sol için namüsait bir ahval ve şeraitte, yani solun küresel ölçekte zayıf olduğu bir konjonktürde gündeme geliyor. Dolayısıyla sokaktaki radikalleşme mesela bir otuz yıl önce olduğu gibi illa ki sola doğru yönelmiyor, otoriter popülist akımların, aşırı sağın, tesiri ve yönlendiriciliği altına girebiliyor,”[121] diyebilen Foti Benlisoy!

Ya da Sarı Yelekliler’i, “Sınıfsal analizlere sığmayan mağduriyetler”[122] olarak sunan Meryem Koray!

Bunlara ne demeli?

Sonrasında Ali Aslan’ın, “Sarı Yelekliler veya sağ ve sol popülist hareketlerin Avrupa’da ciddi bir dönüşüm gerçekleştirmesi, yani mevcut düzeni değiştirmeleri pek mümkün değildir. İçinden geçilen dönemi sistem içi ve geçici bir kriz olarak değerlendirmek gerekir,”[123] yollu tevatürü!

Ayrıca “sağın ve solun bittiği”ne ilişkin Cafer Tar’ın, “İşin en öğretici tarafı Sarı Yelekliler isyanına katılımda ortaya çıkan çeşitliliktir. Burada sıradan insanın isyanını görüyoruz; kendini sağda gören insan da, solda gören insan da bu gösterilere katılım göstermiştir. Düzen sağcılığı ve solculuğunun ne kadar ayaklarının havada kavramlar olduğunu bu olayda bir kez daha görmüş olduk,”[124] analizi(?) ile “Hareketin siyasal yelpazesi, ırkçılardan anarşistlere açılan genişliğiyle adeta tüm ideolojilerin kadük olduğuna işaret eden bir gösterge,”[125] saptamasıyla Mine G. Kırıkkanat!

Bunlar işin bir yanı; öteki de “doğrudan demokrasi” meselesi…

“Duyarlı ve cesur insanlar artık palavralara doymuş durumdalar ve doğrudan demokrasi istiyorlar. İnsanlar geçimlerini sağlayamıyorsa bu işin artık sağı, solu kalmamıştır,”[126] saptamasıyla (?!) Sarı Yelekliler’e ilişkin şu örnekten çokça söz ediliyor:

“Cebinden bir kâğıt çıkardı Oliver. Normandiya delegelerinin listesi vardı üstünde, telefon numaraları, mail adresleri. ‘Bizi belirleyen doğrudan halk, başka kimse değil. Gittikçe daha çok örgütleniyoruz. Eğer eyleme katılmazsanız asıl o zaman aşırı sağın, faşistlerin, eline düşer her şey.’

Döner kavşak demokrasisi her yerin kendi kararlarını öne çıkarıyor. Dalgalan bölge bayrağı!

Büyük bir alışveriş merkezinin otoparkı Sarı Yelekliler’le dolu. Bazıları evlerine giderken bile onu üstünden çıkarmıyor. Bir yeni kimlik simgesi. Bir taşra kasabasında, sadece 3-4 yılda bir oy atan ‘sıradan insanları’ politik bir aktör olarak oyuna sokan sihirli bir yelek. Kamel anlatıyor, orta yaşlı bir adam. Sözcü değil. Bir sohbet artık zaten, herkesin birbirinin ağzından lafı aldığı.

‘Bu, halkın demokratik bir hareketidir. Bu yukarıdan yönetilen bir hareket değildir; ne devlet ne de sendikalar yönetiyor. Sendikalar bir iki gün bizle görünüp hava estiriyorlar sonra hiçbir şey yapmıyorlar. Bu, doğrudan halkın bir eylemi. Artık yeter. Vergiler, zamlar, Maastricht kriterleri yetti artık. Burada konuşurken, burada dış kamuoyuna yansıtılan şeye göre, burada demokrasi var diyorlar hâlbuki biz bir diktatörlük altında yaşıyoruz. Bu işin peşini bırakmayacağız Macron’un gitmesini sağlayacağız’...”[127]

Öncelikle ifade etmeliyim ki, her şeyi “doğrudan demokrasi”ymiş gibi sunmaya kalkışma alışkanlığının basitleştiriciliğinden vazgeçmeliyiz…

Örneğin Paris’te yaşayan akademisyen Alican Tayla’nın, eylemlerdeki pankartlara ve sloganlara en çok yansıyan talebin “Yurttaşlara referandum inisiyatifi” (RIC/Référendum d’initative citoyenne) olduğu vurgusuyla, “Yani belli başlı konularda yurttaşların referandum talep etme hakkı. Doğrudan demokrasi. Sabahtan beri Fransa’da anaakım medya bu talebin gerçekçi olup olmadığını, gerçekleşirse nasıl somut koşullar olabileceğini tartışıyor. Bu bile Sarı Yelekliler açısından büyük başarı,”[128] diye ifade ettiği gibi…

“Doğrudan demokrasi”, kapitalizmi aşan yıkıcı bir yaratıdır; yani yıkmadan kurulması mümkün olmayandır.

Demiştik; tekrarlayalım: Sarı Yelekliler hareketinin kendiliğindenciliğini (“doğrudan demokrasi” diye) övüp, göklere çıkartmakla herhangi bir soru(n) yanıtlanıp, çözülmüş ol(a)maz.

Çünkü doğrudan demokrasi yöneten/ yönetilen ikilemini aşıp; yasama ve yürütmeyi iç içe geçiren silahlı işçi demokrasisinin ürünüdür.

Evet Sarı Yelekliler, bir taban hareketidir; yatay örgütlenmedir; ancak her taban hareketi, yatay örgütlenme “doğrudan demokrasi” olarak nitelendirilemez!

Mesela Fehim Taştekin, “Doğrudan demokrasi talebini besleyen temel unsur temsil organlarına inancın aşınmasıdır,”[129] diyor; ama bu talebin gerçekleşmesi yani “doğrudan demokrasi” bu talebi besleyen zeminin imhasını “olmazsa olmaz” kılar.

Yeri geldi tekrarlayalım: “Sarı Yelekliler alım gücünün düşmesi ve başta akaryakıt olmak üzere çeşitli ürünlere yapılan zamlar karşısında sokaktalar. Gelir dağılımı adaleti en temel talepleri… Temsilcileri aradan çıkarıp siyasete doğrudan müdahil olma talepleri bile var: Bireysel yasa teklifinde bulunmak istiyorlar. Köşelerinden çıkıp kendilerini unutmuş olan siyasilere seslerini yükselten kişiler bu protestocular. Kısacası ‘Biz de varız’ diyenler…

Sokakta öğreniyorlar. Siyasetin kendi gündelik yaşamlarının içinde ve hatta yaşamlarının bizzat kendisi olduğunu öğreniyorlar. Sokak siyaseti dayanışmayı ve yoldaşlığı öğretiyor, siyasallaştırıyor. ‘Blokaj eylemlerinde, barikatlarda, dinliyoruz, tartışıyoruz ve fikir alışverişi yapıyoruz’ diyor bir Sarı Yelekli…

Sarı Yelekliler’in mücadelesi aynı zamanda siyasal sistemlerin yeniden inşa edilmesi mücadelesidir.”[130] Ama bu “doğrudan demokrasi” pratiği değil; sadece bir reform talebidir…[131

Yazının devamı için

 

 



Bu yazı 2702 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HAVA DURUMU
nöbetçi eczaneler
GAZETEMİZ

HABER ARA
YUKARI