Bugun...


Temel Demirer

facebook-paylas
Yerkürede Ve Coğrafyamızda Göç İle Göçmenlik-2
Tarih: 09-03-2020 17:54:00 Güncelleme: 09-03-2020 17:54:00


Özetle coğrafyamızda Afgan işçilerin ölüm oranı nerdeyse Suriyeli işçileri yakalamış durumda. Zira toplam mülteci/göçmen işçi ölümleri içinde yüzde 37’lik oranla Suriyeliler başı çekerken, Afgan işçilerin ölüm oranı yüzde 31’e dayanmış!

Göçmen işçi ölümleri içinde Ruslar yüzde 4, Ukraynalılar yüzde 5’e ulaşmış! Yani neredeyse ölen her 10 göçmen işçiden biri Ukraynalı ya da Rus. Aynı şekilde İranlı, Özbek işçi ölümleri de yüzde 5’ler seviyesinde. Türkmenistanlı işçilerde ölüm oranı da yüzde 4.[148]

Örneğin “Adıyaman’da çalıştığı inşaattan düşen Suriyeli işçi hayatını kaybetti…

Mersin’de, Suriyeli işçi çalıştığı inşaatta 3’üncü kattan düşerek yaşamını yitirdi…

İzmir’de çöplük alanında, dozerin altında kalan Suriyeli işçi yaşamını yitirdi…

Ş. Urfa’da çalıştığı inşaatın üçüncü katından düşen, Suriyeli hayatını kaybetti…

G. Antep’te çalıştığı inşaatın çatısına çıkardığı metal profillerin elektrik tellerine temas etmesi sonucu akıma kapılan Suriyeli işçi hayatını kaybetti…

İç savaştan kaçarak geldiği Adana’da bir kuruyemiş deposunda çalışan 21 yaşındaki Suriyeli işçi yük asansöründen düşerek yaşamını yitirdi…

Hayatını kaybeden Suriyeli işçinin üzerinden kimlik çıkmadı…

Bursa’da bir mermer fabrikasında meydana gelen olayda, 12 tonluk mermer bloğunun altında kalan Suriyeli işçi hayatını kaybetti…

G. Antep’te bir terlik ve ayakkabı fabrikasında çıkan yangında, 2 Suriyeli işçi dumandan zehirlenerek öldü,” haberlerine ek olarak; 16 Ocak 2019 tarihinde Ankara’da bir mobilya atölyesinde çıkan yangında ise, beş Suriyeli işçi yaşamını yitirdi.

İş cinayetlerinin çoğunda olduğu gibi sigortasızdılar ve çoğu ölmek için çok gençti. Yakındaki bir atölye sahibi “Ben Türk işçi çalıştırsam bana maliyeti sigortası, yemeği, suyu en az 3.000 TL. Ama Suriyeli aylık 1.000 TL’ye ancak mal oluyor,” diyordu![149]

Göçmen işçileri, ya patronları karşısında seslerini çıkaramaz hâlde patronlarına bağlı kılan ya da kayıtsızlık nedeniyle yaşadıkları hak ihlâllerine karşı hiçbir şekilde seslerini çıkarma, haklarını arama imkânları olmadan kayıtsız çalışmaya mahkûm eden bu istihdam biçimi, çok sayıda işçinin canına da mal oluyor.

Bu kişilerden yakın zamanda şüpheli bir ölümle yaşamını yitiren ve bir milletvekilinin evinde çalışan Özbekistan vatandaşı Nadira Kadirova’nın ölümü göçmen işçilerin maruz kaldığı güvencesizlik ve sömürüye, saldırıya açık olma hâlinin örneklerinden![150]

Milletvekili Şirin Ünal’ın evinde sigortasız ve çalışma izni olmaksızın çalışan 23 yaşındaki Kadirova, daha önce arkadaşlarına işyerinde tacize uğradığını söylüyor ve ardından intihar olduğu iddia edilen, şüpheli bir ölümle yaşamı son buluyor. Kayıtsız ve çalışma izni olmadığı için muhtemelen sınır dışı edilme korkusuyla yaşadığı tacizi, baskıyı herhangi bir yere şikâyet edemiyor.

Nadira’nın ölümü varlığından haberdar bile olmadığımız çok sayıda örnekten birisi ve göçmen bir kadın işçinin çalışırken maruz kaldıklarının da bir göstergesi.

Yine Nadira’nın hemşerisi olan 24 yaşındaki Özbekistan vatandaşı Ozodkhon Abdıkarımova, 2019’un Eylül ayında Zonguldak’ta çalıştığı birahanede pompalı tüfekle öldürüldü.

Aileleriyle beraber mevsimlik işçilik yapan 7 yaşındaki Suriyeli Abdurrahman Abdi ve Ali Berkel, 28 Ağustos 2019’da Konya Ereğli’de mevsimlik işçi ailelerinin dere yatağında kurdukları çadırların bulunduğu yerde toprak kayması sonucu göçük altında kalarak yaşamlarını yitirdiler. Arkadaşları Muhammet Berkel (12) ile Riyad Abdi (11) ise göçükten yaralı olarak çıkarılarak hastaneye kaldırıldı. Maalesef göçmenlerin kayıt dışı ve en güvencesiz koşullarda çalışmaya zorlanmalarının ölümcül sonuçlarına dair çok sayıda örnekten sadece bir kaçı bu yaşananlar. Söz konusu işçiler arasında, Suriye, Afganistan, Azerbaycan, Pakistan, Türkmenistan, Gürcistan, İran, Rusya, Ukrayna, Hindistan, Kırgızistan, Macaristan, Nijerya, Özbekistan, Romanya, Tacikistan ve Zimbabveliler var.[151]

Toparlarsak: Birleşik Metal-İş Sendikası’nın ‘Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’de Emek Piyasasına Dahil Olma Süreçleri ve Etkileri’ başlıklı raporuna göre, tekstil sektöründe emek piyasasında, geldikleri ülke ve cinsiyete göre çalışanların ortalama ücretleri karşılaştırıldığında, Türkiyeli erkek işçiler ortalama ücrette en yüksek grubu oluştururken; Türkiyeli kadın işçiler Türkiyeli erkek işçilerden ortalama 309 TL daha az kazançla ikinci sırada yer alıyor. Suriyeli erkek işçiler ise Türkiyeli erkek işçilerden ortalama 330 TL daha az kazançla üçüncü sıradadır. Suriyeli kadın işçilerin ortalama ücreti ise Türkiyeli erkek işçilerin yaklaşık yarısına tekabül ederken, tüm işçilerin ortalamasından yaklaşık 489 TL daha düşük çıkmıştır.[152]

Türkiyeli erkek işçilerin yüzde 46’sı, kadın işçilerin yaklaşık yüzde 63’ü sigortasız çalışırken, bu oranlar Suriyeli işçilerde daha kötü bir hâl almaktadır. Suriyeli erkek işçilerin yüzde 99.64’u -araştırmaya göre neredeyse tamamı-, Suriyeli kadın işçilerinse tamamı sigortasız çalıştırılmaktadır.[153] Enformel sektörlerde, fason üretim yapan mekânlarda, taşeron inşaat şirketlerinde ve tarım arazilerinde güvencesiz, sigortasız ve düşük ücretle çalışan Suriyeli emekçi sınıflar ağır bir sömürü sürecine maruz kalmaktadır.

İnşaat, tekstil ve tarım sektörlerindeki mutlak ve göreli artık değer sömürüsünü “düşmanlaştırma” takip etmektedir. Suriyeli emekçi sınıfların hayatta kalma stratejisi olarak geçici ve güvencesiz işlerde çalışma zorunluluğu, Türk-Kürt ve Suriyeli patronlar açısından avantaj olarak görülmektedir. Emek piyasasında daha düşük ücretle çalışma işçiler arasında iş barışını bozmaktadır. Birleşik Metal-İş’in araştırmasına katılan Türkiyeli tekstil işçilerinin yaklaşık yüzde 66’sı Suriyeli işçilere kesinlikle çalışma izni verilmemesi gerektiğini savunurken, yaklaşık yüzde 32’si Suriyelilere çalışma izni verilmesine olumlu bakmaktadır. Tekstil işçilerinin yüzde 67’si Suriyeli işçilere geçici çalışma izni verilebileceğini savunurken, yaklaşık yüzde 32’si ise Suriyelilere geçici çalışma izni verilmesine sıcak bakmamaktadır.[154]

Kalkınma Atölyesi’nin ‘Türkiye’de Mevsimlik Tarımsal Üretimde Yabancı Göçmen İşçiler Mevcut Durum Raporu’na göre, mevsimlik tarım işçisi havuzunun büyük çoğunluğunu Suriyeliler oluşturmaktadır. İşçi pazarları ve Türkiye’deki akrabalık ilişkileri aracılığıyla Adana, Urfa, Mersin ve civar illerde gezici işçilik yapmaktadırlar.[155] Örneğin, Elbistan’da ayçiçeğinde çapa yapan bir yerli işçi 45 TL civarında yevmiye alırken Suriyeli işçinin yevmiyesi 38 TL civarında bunun yüzde 10’u ise dayıbaşlar tarafından kesilmektedir.[156] Ortalama olarak bir Suriyeli işçi 30 lira kazanmaktadır.

Rapora göre, mevsimlik tarım işinde aile olarak çalışan Suriyeli göçmenlerin arasında 10 yaşın biraz üzerinde çocukların bulunduğu gözlenmiştir. Suriyeli göçmenler arasında tarım işini zaten gençlerin yapması gerektiği, o kadar ağır ve temposu hızlı bir işi yaşı geçkin bir kişinin yapamayacağı düşüncesi hâkimdir. Eğitim hizmetine erişim güçlüğü okullaşma oranlarının düşüklüğünde bir etmen olmakla birlikte okul çağındaki Suriyeli çocuklar hayatta kalabilmek adına mevsimlik işçi olarak tarlalarda, tekstil işçisi olarak atölyelerde ucuz işgücü olarak çalıştırılmakta ya da sokaklarda dilendirilmektedir.[157]

Suriyeli sınıflara dair genel hatlarıyla oluşturmaya çalıştığımız sınıf haritasında Suriyeli emekçilerin geçinme mücadelesi dışında, emek piyasasında ücretleri düşürmek için işlevselleştirilmeleri, sermaye mantığının bir dışavurumudur.[158]

Görülmesi gerek: Mülteci politikası inkârdan ibaret Türkiye nüfusunun yüzde 4.5’i Suriyelilerden oluşuyor.

Suriyelilerin yaklaşık 500 bini Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçti ve 3.5 milyondan fazla Suriyeli Türkiye’de kaldı. Onların yanı sıra Afganistan, Irak, İran ve Pakistan gibi ülkelerden kaçan 300 bin göçmen ile birlikte yaşıyoruz.

Birlikte yaşıyor, birlikte çalışıyoruz. Çalışma çağında 1.6 milyon Suriyeli var. İnşaat, tekstil ve tarım başta olmak üzere bütün iş kollarında, Kilis, G. Antep, Antakya, Ş. Urfa ve İstanbul başta olmak üzere bütün kentlerde on binlerce Suriyeli mülteci çalışma izni olmaksızın güvencesiz koşullarda çalışıyor.

Yol, yemek, bayram ikramiyesi gibi sosyal haklar ve yıllık zamlar Suriyelilere verilmiyor. Çoğu işyerinde mesai saati diye bir mevhum yokken iş arkadaşlarına ödenen fazla mesai ücretleri onlara ödenmiyor. Suriyeliler günde ortalama 12.4 saat çalışıyor.[159]

Suriyelilerin çalıştığı işyerlerinde sağlık ve güvenlik önlemleri alınmıyor, denetimler yapılmıyor.

Tarım iş kolunda barınma ve alışveriş gibi ihtiyaçların karşılanması için aracılara yüzde 25’e varan komisyonlar ödeniyor.[160]

 

V.3) ÇOCUKLARIN HÂLİ

 

‘Kocaeli Üniversitesi Çocuk Psikiyatrisi Anabilim Dalı’ Başkanı Prof. Dr. Ayşen Coşkun’un, “Tüm insanlığın gözlerini kapadığı bir dram yaşanıyor. Savaş nedeniyle Türkiye’ye göçen 2.9 milyonu aşkın Suriyeli mülteci var. Bu sayının 1.2 milyonunu çocuklar oluşturuyor ve 870 bini okul çağında. Bu çocuklar her türlü istismara açık, zor yaşam koşulları altında hayatta kalmaya çalışıyor. Bu yüzden sosyal ve ruhsal gelişimlerinde kalıcı örselenmeler meydana geliyor,”[161] diye tarif ettiği çocukların hâline gelince!

Türkiye’de Suriyeli olmak zor; ancak Suriyeli bir çocuk olmak daha da güç! Örneğin bir öğretmen, Suriyeli öğrencilerin sınav kâğıtlarına çizdiği ağlayan yüzleri, çocukların nefessiz bırakıldığı gerici atmosferi anlatırken;[162] tam da bunu tarif ediyor.

Kolay mı?!

Suriye iç savaşı binlerce çocuğun canını alırken, komşu ülkelere kaçanlar da “feci bir hayat” sürüyor. UNHCR, göçmen kamplarında yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre 2.2 milyon Suriyeli göçmenin yarısından fazlası çocuk. Çocuklar savaş bölgesi dışında olsalar bile fiziksel ve psikolojik zarar görmeye devam ediyor. Göçmen çocukların en az yarısı eğitimden yoksun kalıyor. 7 yaşından itibaren düşük ücretle uzun saatler çalışmak zorunda kalıyorlar.

Rapora göre 70 binin üzerinde çocuk babasını kaybetti ve ailenin geçimini sağlamak zorunda kaldı. 3 bin 700 çocuk anne-babasız ve kendilerine yardımcı olan herhangi bir aile büyüğü olmadan tek başına yaşıyor. Çocuklar başta tarım ve inşaat olmak üzere çok çeşitli işlerde çalıştırılıyor, dilencilik[163] yapıyor.[164]

İç savaştan kaçarak yollarına düşen mültecilerin çoğu çocuktu. Babaları savaşta ölmüştü çocukların ya da esir düşmüştü. Aile yükü onların omuzlarındaydı artık ve işçilik kapıdaydı. Küçük parmakları tekstil atölyelerinde, saya tezgâhlarında, pamuk balyalarında ekmek kovaladı. Sayıları 1 milyona yaklaşmıştı mülteci işçi çocukların. Hayalleri ise mutlu ve umutlu bir gelecekte yaşamak...

Savaş mağduru çocuklar Türkiye’de açlıkla, yoksullukla, sefaletle “büyüdü”. Onlardan biriydi Mert. Bir reklam ajansının kendisine verdiği isimle anıyor onu artık herkes: Suriyeli Mert.

“13 yaşında okulu bıraktım, 15 yaşında bütün sorumluluklar benim omuzlarımda hissettim. 17 yaşımda herkesin acımasız olduğunu 18 yaşında kimsesiz olduğumu fark ettim. 20 yaşımda ben de acımasız olmayı denedim ama olmadı,”[165] diyen Mert her şeyin özeti gibi!

Günde 15 saat çalışan ve çok düşük ücret alan bu çocukların sadece yüzde 15’i okula gidebiliyorken;[166] çocuklara haftalık yaklaşık 150 lira ödediğini belirten bir işletme sahibi, “Geçmişte Türkiyeli çocuklar burada çalışırdı ama artık sadece Suriyeliler var. Türkiyeli çocuklar bu işleri çıraklık olarak yaparlardı, ama Suriyeli çocuklar yalnızca para için yapıyor,” diyor.[167]

DİSK-AR’ın 2016 raporuna göre, 15-17 yaş arası çalışan 2 milyona yakın çocuğun yüzde 80’e yakını kayıt dışı çalıştırılıyor. Mülteci işçi çocukların sayısında ise artış var. Artık merdiven altı atölyelerde ve tarlalarda çalışan mülteci çocuk sayısı Türkiyeli çocukları geçti.

UNHCR’in Eylül 2017 tarihli raporuna göre, eğitim-öğretim yılında 5 ila 17 yaş arasındaki 3.5 milyondan fazla mülteci çocuk okula gidemiyor. Bu rakamlar içerisinde, Milli Eğitim Bakanlığı Eylül 2017 verilerine göre, 976 bin okul çağında olan çocuğun yaşadığı Türkiye de yer alıyor.

Milli Eğitim Bakanlığının 18 Eylül 2017 tarihli verilerine göre, geçici eğitim merkezlerinde 280 bin, devlet okullarında 243 bin, açık okullarda 10 bin olmak üzere 533 bin Suriyeli çocuk eğitim görüyor. Yaklaşık 450 bin mülteci çocuk hiç okullaşmamış.[168]

Ayrıca DİSK/ Genel-İş Sendikası’nın 2017 Nisan’ında yayımlanan ‘Türkiye’de Çocuk İşçi Olmak’ raporuna göre, “Suriyeli çocuklar ile çocuk emeği sömürüsü derinleşti. Bu çocukların yarıya yakını da eğitim olanaklarından yararlanamadığı için kayıtdışı sektörlerde çalıştırılıyor. Türkiye’de çalışan çocuk sayısı 2 milyona yaklaştı.”

Aynı konuda milletvekili Veli Ağbaba da, “Suriye’den göç eden çocuklar, çalışma hayatının en dikkat çeken kayıt dışı unsurlarıdır. Kayıt altına alınmayan çocuk işçiler ve çıraklarla birlikte 2 milyona yaklaştı. Çalışan her 10 çocuktan 8’i kayıt dışı çalışıyor,”[169] diye ekliyor.

Bu işin bir yanı; ötekilere gelince!

UNICEF, Suriye ve aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ülkelerde 8 milyon 4 bin Suriyeli çocuğun insani yardıma ihtiyaç duyduğunu, savaş sırasında 3 milyon 7 bin çocuğun doğduğunu, bu rakamın Suriyeli çocukların üçte birini oluşturduğunu ve hayatlarının şiddet, korku ve göçle şekillendiğini vurguluyorken;[170] Suriyeli sığınmacı çocukların Türkiye’deki yaşam koşulları, çeşitli örneklerle de gün yüzüne çıkıyor…

Şöyle ki; IŞİD’in ele geçirdiği Cerablus’tan kaçarak G. Antep’e gelen 12 yaşındaki F.A. insanca yaşama erişemeyen milyonlarca Suriyeli çocuktan biri. Hurda toplayarak ailesinin geçimine yardımcı olmaya çalışan F.A, topladığı parçaları getirdiği hurdacıda, cebindeki 50 TL için saldırıya uğradı. Bir Türkiye yurttaşı 50 TL için F.A’nın başını keserek, cesedini bir işyerinin tuvaletine attı. F.A’nın kesik başı ise bir kuyuda bulundu.

Kayıp olan ve haklarında kayıt tutulmayan binlerce çocuğun organ mafyasının eline düşmüş olabileceği de düşünülüyor. Elde edilen bilgilere göre, Türkiye’de bulunan Suriyeli çocukların yüzde 10’u kayıp, geri kalanlar ise yaşamlarını sürdürmek için hayati tehlike altında.

Suriyeli çocukların yaşadığı bir başka tehlike de cinsel istismar. Yine çeşitli sivil toplum kuruluşlarının yaptığı araştırmalara göre, Suriyeli yüzlerce çocuk sığınmacı kamplarında cinsel istismara uğruyor.

G. Antep’in Islahiye ve Nizip kamplarında toplam 35 Suriyeli çocuğun cinsel istismara uğradığına ilişkin mahkemeye intikal eden olayların dışında, G. Antep-Kilis Tabip Odası’nın raporuna göre, her gün kamplarda yaşayan yüzlerce çocuk cinsel istismara uğruyor. Araştırmada, küçük yaşta kız çocuklarının yaşça çok büyük insanlara kuma olarak verildiği ya da para karşılığı satıldığı belirtiliyor. Özellikle çadır kentlerde aile içi ensest ilişkilerin yoğunlukta olduğu belirtilen raporun ardından İl Halk Sağlığı Kurulu’nda konunun detaylıca araştırmasını isteyen Tabip Odası’nın bu isteği, Vali Yardımcısı ve diğer kamu görevlilerinin karşı oyuyla reddedildi.

Uzmanlara göre, kamp içerisinde yaşayan Suriyeli nüfusun, Türkiye genelindeki Suriyelilerin sadece yüzde 10’unu oluşturması, kamp dışında yaşanan istismar vakalarının da yüksek olduğunun göstergesi![171]

‘Çocuklara Yönelik Ticari Cinsel Sömürüye Son’ projesine göre, cinsel dokunulmazlığı ihlâl suçlarının yüzde 46’sı çocuklara karşı işleniyorken; Türkiye, çocukların cinsellik amaçlı ticaretinde varış, geçiş ve kaynak ülke durumunda. Ticari cinsel sömürüye en çok maruz kalanlar mülteci çocuklar. 100 Suriyeli çocuktan 5’i evli. Suriyeli çocukların büyük kısmı para karşılığı evlendiriliyor, yani satılıyor. Kayıp mülteci çocukların da ticari cinsel sömürüye maruz kaldıkları düşünülüyor.[172]

Örneğin ‘The Times’, G. Antep’ten yaptığı haberde Suriyeli çocukların 5 - 6 bin TL’ye, “güzelse” 11 bin TL’ye satın alınarak yaşlı Türklerle evlendirildiğini yazdı… Haberde 3 milyon Suriyeli göçmenin bulunduğu belirtilerek, ‘kadın simsarlığı’ yapan ve kendisine çöpçatan diyen kişilerle de görüşülmüş, Ebu Cafer adındaki simsar, “Eğer ‘güzel’ bir kızsa 11 bin TL’ye kadar alıcı olabilir. Bildiğim en genç gelin 13 yaşındaydı,” diyor.

Haberde, Türkiye’de çok eşliliğin yasalar önünde yasak olduğu belirtildikten sonra bu evliliklerin gizlice yapıldığı vurgulanıyor. Ebu Cafer, çocuk gelinlerin yüzde 50’sinin şiddete uğradığını söylüyor. Bir Suriyeli STK çalışanı “birkaç ay kullanıldıktan sonra” kovulan bu kızların utançtan evlerine dönemediğini, büyük şehirlere giderek gece kulüplerinde çalıştığını ve hayatlarının mahvolduğunu belirtiyor.[173]

Gerçekten de yabancı uyruklu çocukların hedef olduğu Türkiye’de cinsel saldırılar yüzde 736 artarken; ilk sırada Hatay yer alıyor.[174]

Savaştan kaçıp, aileleriyle Türkiye’ye gelen Suriyeli çocuklar, AFAD kamplarında istismara maruz kalıyorlar. ‘İHD Çocuk Komisyonu’ üyesi Evrim Baykondu, “Kamptaki çocukların hiçbir şekilde güvenceleri yok,” vurgusuyla; AFAD’ın “en iyi kampları” arasında gösterilen Nizip’teki kampta çok fazla cinsel istismar vakanın yaşandığını kaydetti.[175]

2016 Ocak’ında, 30 çocuğun Nizip’te birileri tarafından 1- 2 lira karşılığı kandırılarak cinsel istismara maruz kaldığını hatırlatıp, bu olayın basına 3-4 ay sonra yansıdığını; kamptaki ailelerin çocuklarını koruyamadığı ve cinsel istismara maruz kalmalarını önlemek için çocuklarını 2’nci eş olarak “sattıkları” söyledi.[176]

Bunların yanında ‘Yabancı Uyruklu Çocuklara Yönelik Cinsel Suç Atlası’ başlıklı raporda, Türkiye’de cinsel saldırıya uğrayan yabancı uyruklu çocuk sayısının rekor düzeyde arttığını gözler önüne sererken; şu tespitler sıralandı:

Türkiye genelinde 2014-2017 kesitinde çocuklara yönelik cinsel saldırı vakaları yüzde 67 oranında artarken, aynı dönemde yabancı uyruklu çocukların hedef olduğu vakalar neredeyse 8.5 kat arttı. 2014’te 170 olan cinsel şiddet mağduru yabancı uyruklu çocuk sayısı 2017’de yüzde 736 artışla, 1421’e yükseldi.

2017’da cinsel şiddet mağduru olan toplam çocuk sayısı, 2016 yılına göre yüzde 43 oranında arttı. İçişleri Bakanlığı verilerine göre, 2016’da cinsel suç mağduru olan yabancı uyruklu çocuk sayısı 992’ydi.

2017’de haftada 25 yabancı uyruklu kız çocuğunun cinsel saldırıya uğradığı ortaya çıktı. 1300 olarak kayıtlara geçen cinsel istismar mağduru kız çocuğu sayısında önceki 2016 yılına göre, yüzde 42 artış yaşandığı görüldü.[177]

İstanbul Küçükçekmece’deki Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne 5 aylık süreçte gelen, yaşları 18’in altında 39’u Suriyeli 115 çocuğun hamile olduğu saptandı.[178]

Ve bir şey daha! ‘Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği’ Başkanı İkram Doğan, “Avrupa’da 10 bin civarında çocuğun kaybolduğu söyleniyor. Türkiye’de kaybolan çocukların sayıları ise daha fazla. Kaybolan çocukların akıbeti ise bilinmiyor,”[179] derken; milyonlarca göçmenin bulunduğu Türkiye’de, 1.5 yıl içerisinde 140’ı Afganistan uyruklu olmak üzere toplam 160’a yakın yabancı uyruklu çocuk esrarengiz şekilde kayboldu.[180]

 

V.4) KADINLARIN DURUMU

 

Ve göçmen/ mülteci kadınlar…

Göçe zorlanan Suriyelilerin yüzde 75’i kadın ve çocuklardan oluşuyor. Savaştan kaçıp yardım ve kaynaklara erişmeyi beklerken; taciz, cinsel saldırı, aile içi şiddet ve yoksullukla karşı karşıya kalan 1 milyonu aşkın kadın savaşın en çok etkilenenleri... Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün 14 Kasım 2019 tarihli verilerine göre, Türkiye’de Geçici Koruma Statüsü sağlanan 1 milyon 687 bin 864 Suriyeli kadın bulunuyor. Savaş ortamından kaçan kadınlar ülkelerinde ve kaçış sırasında yaşadıkları travmanın sosyal ve psikolojik izlerini taşırken, bir yandan da “sığınmacı” olmanın getirdiği yeni travmalarla yüzleşmek durumunda kalıyorlar.

Yasal olarak cinsiyet eşitsiz pek çok uygulamayla karşılaşan 1.6 milyonluk Suriyeli kadın nüfusunun yaklaşık olarak yarısının yaş aralığı aktif çalışma dönemini kapsıyor. Lakin Suriyeli erkeklere oranla çalışma yaşamına katılım son derece düşük. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğü’nün 2017 tarihli Çalışma Hayatı istatistiklerine göre çalışma izni bulunan 20 bin 966 Suriyelinin yalnızca bin 641’i kadın.[181]

‘Yuva Derneği’nde mülteciler üzerine çalışan Nur Elçik, “Kadınlar ve çocuklar cinsel istismara, tecavüze maruz bırakılıyor. Kadınlar cinsel istismar vakalarında suç duyurusunda bulunduklarında polislerin olayı kapatmaya yönelik davranışları oluyor. Bu sebeplerden kadınlar şikâyetçi olmuyor. Suriyeli kadınlar ikinci eş olarak alınıyor. Kadınların rızası bile alınmadan evleniyorlar. Türkiyeli kadınlar da mağdur ediliyor. İşyerlerinde mülteci kadınlar cinsel taciz ve istismara maruz bırakılıyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği yok. Kadınlara daha az istihdam sağlanıyor. Mültecilerin çocuklarından beklentileri var. Mülteci yardımları çocuklar üzerinden yapıldığı için anne üzerindeki çocuk yapma baskısını artırıyor. Aile için çocuk bir gelir kapısı oluyor,”[182] derken; ‘Savaş, Göç ve Sağlık Sempozyumu’na sunulan Türk Tabipleri Birliği (TTB) raporu Suriyeli sığınmacılarla ilgili acı gerçeği gözler önüne serdi.

Suriyeli kadın ve çocukların kadın tacirlerinin eline düştüğü ve küçük kızların imam nikahıyla kuma yapıldığı belirtilen raporda, “Kuma olma, nikâh görüntüsü altında fuhuş, çocuk-kadın ticareti ve zorla çalıştırılma yaş ortalaması 11-12’ye kadar düştü” denildi.

Suriyeli kadınların yüzde 26.7’sinin gebeliği nedeniyle hiçbir sağlık çalışanına başvurmadığı, yüzde 47.7’sinin Türkiye’ye geldikten sonra düşük ya da ölü doğum şeklinde gebelik kaybı yaşadığı vurgulandı.[183]

Evet, “Canlarını kurtaran Suriyeli kadınları Türkiye’de ayrı bir savaş bekliyor: Sömürü ve cinsel taciz… 20 yaşındaki Suriyeli M., ‘Şu an hayallerim overlok makinesinin ötesinde değil. Sabah 08.30’da makinenin başına geçiyorum, akşam mesaiye kalmadıysam 21.00 gibi çıkıyorum. Evde annem, benden üç büyük ablam ve iki küçük kardeşim var. Pek konuşmayız. Konuşacaklarımız, bombaların yerle bir ettiği evimizin enkazında, iki yıldır haber alamadığımız babamızda kaldı. İki yıldır buradayız, birkaç Suriyeli dışında pek tanıdığımız yok. Buranın insanları Suriyelileri sevmedi,’ vurgusuyla emeğinin sömürülmesi dışında cinsel tacizden yakınarak, ‘Çalıştığım bir tekstil atölyesinde öğle molasına birkaç dakika kala patron geldi. Overlok makinesinin üzerine bir yığın parça bırakıp ‘Bunları yaptıktan sonra öğle yemeğini yersin’ dedi. Çalışırken baktım bir sandalye çekip yanıma oturdu, bir elini bacağımın üzerine koyup diğer eliyle de öpmeye çalıştı. İttim ama kurtulamadım. Saçlarımdan tutup çekmeye başladı. O an başımın yerinden koptuğunu hissettim, bağırmaya başladım. Saçlarım hâlâ o pis ellerindeydi. O kadar uzamış simsiyah saçlarımı kestim sonra. Ve bir daha hiç gitmedim o işyerine. Şimdi bana soruyorsun ya, ‘Ne hayal ediyorsun’ diye. Kendi ülkemde, evimde, yarım kalan eğitimini bitirmiş bir öğretmen olarak uyuyup sabah okula gitmek için uyanmayı hayal ediyorum,”[184] diyor!

Ve bu hâle dair birkaç şeyi daha aktarırsak…

• 2016’daki UNICEF istatistiklerine göre, Suriye’deki kadınların yüzde 13’ü 18 yaşından önce evlendiriliyor. 15 yaşından önce evlendirilen Suriyeli kızların oranı ise yüzde 3…[185]

• Suriyeli kadınlar Türkiye’de kuma olarak satılıyor. 2-3 bin lira karşılığında satın alınan kumaların yaşları 15 ile 30 arasında değişiyor. Kuma alan adamların yaşı ise 40’tan başlıyor 70’e kadar çıkıyor…[186]

• İran rejiminin kadınlara yönelik cinsiyetçi ve baskıcı uygulamalarından kaçarak Türkiye’ye gelen mülteci iki kadın yaşadıklarını anlattı. Van’a gelen Z.S., “Çalıştığım yerde tacize uğradım. Tanıştığım onlarca kadın fuhuşa sürüklendi,” dedi…[187]

• Ş. Urfa’da yaşayan 64 yaşındaki Türkiye vatandaşı M.D. kendisinden 40 yaş küçük Suriye uyruklu zihinsel engelli H.Y. ile 3 yıl önce imam nikahı kıydı. H.Y. dışında, biri yine imam nikahlı olmak üzere iki birlikteliği daha bulunan M.D., engelli kadını kendi ihtiyaçlarını göremediği ve diğer eşleriyle sorun yaşadığı gerekçesiyle Eylül 2018’de Ş. Urfa İl Göç İdaresi Müdürlüğü’ne bıraktı…[188]

• ‘İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) yaptığı araştırma, Lübnan’a göç eden Suriyeli kadınlarla ilgili kan donduran hikâyeleri gün yüzüne çıkardı. Örgüt yaptığı açıklamada, Lübnan’da bulunan Suriyeli kadınların memurlar, mülk sahipleri ve yerel yardım görevlileri tarafından cinsel tacize maruz kaldığını açıkladı… Kadınlar, korktukları için hiçbir yetkili makama başvuramadıklarını çünkü seyahat belgeleri veya oturum izni olmadığı için tutuklanma ya da intikama maruz kalma korkusu yaşadıklarını söyledi…[189]

• ‘Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği’nin raporunda, iç savaş ve benzeri çatışmalardan kaçanlar arasında kadınların, genç kadınların ve LGBTİ bireylerin fiziksel, cinsel, ekonomik, psikolojik şiddete maruz kaldıkları aktarılıp, “Fuhuşta 13-14 yaşında kızlar da var,” deniliyor.

Kadınların çoğu çocuk sahibi ve çocuklarına bakmak için bunu yaptıklarını aktarıyor. Kadınlardan birisi “Eve ekmek gelmeli, çocuklarıma bakmalıyım, onlara kim bakacak?” diye soruyor…[190]

• 2017’de göçmen ve mülteci kadınlara yönelen şiddet ve cinayetlerin arttığını görüyoruz. 2016 çetelesinde, öldürülen 261 kadının 6’sı mülteciydi. 2017’nin ilk 10 ayında ise 14 mülteci kadın öldürüldü. Şiddet, cinsel taciz ve çocuk istismarı kategorilerinde de çok sayıda mülteci kadın ve kız çocuğu var...[191]

 

VI. AYRIM: YALAN(LAR) VE GERÇEK(LER)

 

Coğrafyamızdaki- göç ve göçmenlik meselesine ilişkin yalan (entegrasyon) ile gerçek (ırkçılık) dökümüne gelince!

 

VI.1) YALAN (ENTEGRASYON)

 

Göç ve göçmenlik meselesine ilişkin -asimilasyoncu- yalanın en büyüğü “entegrasyon”dur.

UNCHR’in verilerine göre, Suriyeli sığınmacı nüfusunun yüzde 42’si Türkiye’de bulunuyor. İnsanlarımızın yüzde 72.2’si Suriyelileri “Zulümden kaçanlar, misafirlerimiz ya da din kardeşlerimiz,” olarak görüyor, görmesine ama…

“Ama”sı şu: “Suriyeliler işimizi elimizden almaktadır” diyenler yüzde 56.1; Suriyelilerin şiddet, hırsızlık ve fuhuş gibi suçlara bulaşarak ahlâk ve huzuru bozdukları kanaatinde olanlar yüzde 62.3; Suriyelilerin kültürel olarak kendilerinden farklı olduğunu düşünenler yüzde 70.6; Suriyelilerin Türk toplumuna uyum sağlamayacağı görüşünde olanlar yüzde 66.9 oranında ve ayrıca nüfusun yarısı (yüzde 49.8) “Suriyeliler ile komşuluk yapmak beni rahatsız eder” diyor. Nüfusun yüzde 84,5’i sığınmacılara vatandaşlık verilmesine karşı.[192]

Suriyelileri bir “koz”, “pazarlık unsuru” olarak görüp, ötesiyle fazla da ilgilenmeyen[193] T“C” için aslolan entegrasyon değil, tamı tamına asimilasyon… Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla başlatılan “Okuryazar Seferberliği”ndeki üzere![194]

Aynı zamanda bir sömürü nesnesi olan Suriyeli göçmenlerin istismarı konusunda İŞKUR’un mali hesaplarını mercek altına alan Sayıştay’ın usulsüzlük tespitlerden birisi de, Suriyeli mültecilerin entegrasyonu için kuruma gönderilen paranın ve bu bütçeyle yapılan harcamaların kayıt altına alınmaması oldu![195]

Türk-Alman Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı/Göç ve Uyum Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. M. Murat Erdoğan’a göre, Suriyeli mültecilerin yüzde 72’si kendisini Türkiye toplumuna yakın hissetmeyip; Türkiyelilerin yüzde 63’ü de Suriyelileri kendisine uzak buluyorken; nüfusun yüzde 75 ise yabancılarla uyumlu bir gelecek olabileceğini düşünmüyor[196] olsa da; Suriyeli göçmenlerde kalıcılık eğilimi baskın öğedir.

‘Suriyeli Mültecilerle Dayanışma Derneği’ Başkanı Muhammed Salih’in, “Biz yaşamak istiyoruz. Suriyeliler ne seçim kaybettirdi ne de ekonomik kriz yarattı. Suriyelileri günah keçisi yapmaktan vazgeçin,”[197] uyarısını dillendirip; Prof. Dr. M. Murat Erdoğan’ın, “Türkiye’de yaygın bir yanlış anlama ya da sorun var. O da Suriyelilerin geri döneceği. Bu çok mümkün değil… Göç politikanız olmazsa çatışma kaçınılmaz olur,”[198] gerçeğini anımsattığı koordinatlarda Kamu Denetçiliği Kurumu’nun, ‘Türkiye’de Suriyeliler’ başlıklı raporda “Savaş bitse bile Suriyelilerin ülkelerine dönmelerinin zor olacağı, 10 yıl sonra Türkiye’de 4-5 milyonu aşan bir Suriyeli nüfusu olması ihtimalinin yüksek göründüğü” belirtilerek, “Gerçeklerle yüzleşmek kalıcılık konusunda politikalar üretmek gerekmektedir. Bunun adı da uyum politikalarıdır,”[199] denilmektedir.

Gerçekten de ‘Türkiye Ekonomi Araştırmaları Vakfı’nın (TEPAV) göç sonrası Türkiye’deki Suriyeli şirketlerin durumuna ilişkin açıkladığı rapora göre, sınıra yakın 8 ilde (G. Antep, Ş. Urfa, Kilis, Mardin, Hatay, Maraş, Adana ve Mersin) işyeri açan Suriyeli patronlar 44 bin mülteciyi istihdam etmişler.

Göç serüveninin 8. yılında sınıfsal dönüşümü anlamak için önemli bir veri bu. Çünkü her toplumsal yapı gibi göç etmek zorunda kalan topluluklar da sınıfsız ve zümresiz değiller. Yani Suriye göçünün, bir sermaye (patronlar) bir de emek (işçiler) boyutu var. Ki, biri (Suriyeli patronlar) diğerini (Suriyeli işçileri) sömürerek palazlanıyor ya da sermaye birikimini korumaya, arttırmaya çalışıyor.

TEPAV’nın verilerine göre, sözü edilen şirketlerdeki ortalama çalışan sayısı 7.3 kişidir; ortalama bir Suriyeli ailenin 6 kişiden oluştuğu düşünüldüğünde yaklaşık 250 bin Suriyeli bu şirketler sayesinde geçimlerini sağlıyor; Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin yüzde 7’si Suriyeli şirketlerde (içlerinde Türk ortaklı olanlar da var) istihdam ediliyor...

TEPAV raporunda, “Suriyeli girişimcilerin (yani patronların) yüzde 72’si Suriye’deki savaş sona erse bile Türkiye’den ayrılmayı düşünmüyor,”[200] ibaresi de var…

Evet, Türkiye’ye sığınan Suriyeliler, Türkiye’de 10 bin civarında şirket kurdu. Yabancı sermayeli şirket sıralamasında da liderliği 6 yıldır kimseye kaptırmadılar

Suriyelilerin en çok ilgi gösterdikleri iş kolu toptan ticaret oldu. Özellikle gıda ticareti üzerine yoğunlaşan Suriyeliler lokanta, tatlıcı ve kuaför gibi iş kollarında yüzlerce iş yeri açtı

Ağırlıklı olarak 2012’den itibaren Suriyeli göçmenlerin Türkiye’de artan yoğunluklarını takip eden süreçte, Suriyeli yatırımcılar da ülke ekonomisine entegrasyonlarını artırdı.

‘Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ (TOBB), 2018’in tamamında 13 bin 405 yabancı sermayeli şirket kurulurken, bunların 6 bin 867’si Türkiye, 1.595’i Suriye, 1.152’si Suudi Arabistan ortaklı şirketler olarak açıklandı.

2012’de sıralamaya bile girmeyen Suriyeliler, 2013’te toplam 489, 2014’te 1.257, 2015’te 1.599, 2016’da 1.764, 2017’de 2.493 ve 2018’de 1.685 olmak üzere toplamda 6 yılda 9 bin 287 şirket kurdu.[201]

Zorunlu göç ile Türkiye’deki sınıfsal kompozisyonun demografik bileşimi savaşla birlikte değişmeye başlamıştır. Toplumsal üretim araçlarının mülkiyetine sahip sınıflardaki ve ezilen/bağımlı sınıflardaki Suriyeli nüfusta artış yaşanmaktadır. Türkiye’de “İki Suriye” olduğunu söylemek mümkündür: Belirli bir refaha ve servete sahip Suriye burjuvazisi ile güvencesiz işlerde geçici çalışan, açlık/yoksulluk sınırının altında yaşayan Suriyeli emekçiler bir arada bulunmaktadır…

Suriyeli sermayedarların dört yıllık bir zaman diliminde İstanbul, Antep, Mersin, Hatay gibi illerde ortalama 750 milyon lirayı aşan sermaye yatırımları olduğu bilinmektedir. Suriyeli sermayedarlar “sürdürebilir rekabet gücü kazandırmak” amacıyla Suriyeli Girişimci İş Adamları Derneği’ni (SİAD) kurarak örgütlenmiştir ve üye sayıları 220 firma ve kuruma ulaşmıştır. SİAD, her ne kadar kendisini “siyasetten uzak” olarak tanımlasa da, iktidara yakın siyasal tutumunu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısıyla başlatılan dolar bozdurma kampanyasında 1 milyon dolar bozdurarak sergilemiştir…

Kim ne derse desin; Suriyeli göçmenler yerleşiyorlar; ancak Çukurova Üniversitesi’nden sosyolog Prof. Dr. Adnan Gümüş’ün, “Suriyeliler de Türkiye’de kalacaklar ama ikincil bir kimlik olarak kalacaklar. Hiçbir zaman için tam entegrasyon olmayacak,”[202] uyarısındaki üzere…

Mülkiye Başmüfettişi Mahmut Esen’in araştırmasına göre, 50 yıl sonra Türkiye’de yaşayanların çeyreğini Suriyeliler oluşturacak.[203]

Toparlarsak: Coğrafyamızda 85 ülkeden gelen göçmen yaşıyorken; bir kısmı da burayı memleket edinmiş. Suriyelilerin dışında Afgan, İranlı, Iraklı binlerce insan var…

Coğrafyamız sadece göçmen kuşların göç yolu değil; aynı zamanda göçmen insanların güzergâhıdır. Tarihte de boşuna kavimler kapısı denmemiştir ki…

Göç tarihin motoru olduğunu ve 1950’lerin sonunda başlayan Almanya göçünü düşünün. Almanlar 1980’lerde şöyle demişti: “Biz Türkiye’den işgücü getirdiğimizi sanıyorduk, meğer insan getirmişiz.” Zira Almanlar, “Kalkınma sürecinde Türk işçileri bize çok faydalı oldu. Kalkındık, artık geri dönsünler” deyince biz ne dedik. “Irkçılık” dedik.

Suriyelilerle ilgili en kolayı “gitsinler” demek. Ama bu kolay görünmüyor. “Gelin biraz empati yapalım”!

Yazının devamı



Bu yazı 3422 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HAVA DURUMU
nöbetçi eczaneler
GAZETEMİZ

HABER ARA
YUKARI