bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...


Temel Demirer


Facebookta Paylaş









İTİRAZ EDEN MÜLKSÜZLER İÇİNDİR LE GUIN [1]
Tarih: 20-03-2018 23:28:00 Güncelleme: 20-03-2018 23:28:00


“söz sessizlikte,
ışık karanlıkta” [2]

 

 

88 yaşında bırakıp gitti bizi, özgürlükçü ve dolayısıyla da iktidarla kavgalı Ursula K. Le Guin…

İnkârı mümkün değil; -soru(n)larıyla birlikte- iktidar meselesine mündemiç önemli noktaların altını

çizdi; insan(lık)ın iktidara boyun eğdirildiğinden beri güdülecek koyunlara dönüştürüldüğü bir tabloda.

Hatırlayın: “Firavun Mısırlı bir çobandı. Taç giyme töreninde ritüel olarak çobanın değneğini alırdı;

“insanın çobanı” terimi Babil monarkının unvanlarından da biriydi.” [3]

Doğu’da karşımıza çıkan siyasetnamelerde de çoban ve sürü metaforlarına rastlıyoruz; üstelik Thomas

Hobbes’un “insan insanın kurdudur” tınısıyla: “Eğer hükümdar olmasaydı insanlar birbirlerini yerlerdi. Tıpkı

çoban olmayınca sürünün yırtıcı hayvanlar tarafından yenilmesi gibi.” [4]

Evet, “Hiçbir şeyiniz yok. Hiçbir şeye sahip değilsiniz. Hiçbir şey sizin malınız değil. Özgürsünüz.

Sahip olduğunuz tek şey ne olduğunuz ve ne verdiğinizdir,” vurgusuyla O; “Bütün hayatımızı, aslında

yapmaktan başka çaremiz olmayan şeyleri rızamızla seçmeyi öğrenmekle geçiriyoruz”… [5]

“Yalnızca haklı olduğundan emin olmak, haklı olmayı gerektirmez”… [6]

“Zorlama, düzeni sağlamanın en etkisiz yoludur”… [7]

“Eğer bir insanın kuvveti sadece bir diğerinin zayıflığıysa, korku içinde yaşar”… [8]

“Zor olan, ait olmadığın bir dünyada yaşamını sürdürmek,” [9]  derdi…

 

* * * * *

 

21 Ekim 1929’da ABD’de dünyaya gelen Ursula Kroeber Le Guin, antropolog bir babayla (Alfred

Kroeber) psikolog/ yazar bir annenin (Theodora Kroeber) çocuğudur.

Üç erkek kardeşi ile beraber kültürel çeşitlilik fikrinin egemen olduğu bir ortamında yetişen O;

Massachusetts-Radcliffe College’daki lisans eğitimi ardından, Columbia Üniversitesi’ni bitirdi.

Yüksek lisansını “Fransa ve İtalya’da Orta Çağ ve Rönesans Dönemi Edebiyatı” üzerine yaptı. 1951’de

tarihçi Charles A. Le Guin ile evlendi.

Yazmaya 1960’li yıllarda başladı. İlk öyküsü 1962’de yayınlandı. Pek çok üniversitede ders verdi,

çeviri, derleme ve makaleleri yayınlandı. 

Le Guin, 1969’da yazdığı ‘Karanlığın Sol Eli’ başlıklı yapıtıyla bilim kurgu dünyasının iki büyük ödülü

Hugo ve Nebula’yı aldı. Ayrıca, ‘Mülksüzler’ ile de 1975’de yine Hugo ve Nebula ödüllerine layık görüldü.

Politika, toplumbilim ve psikolojinin öne çıktığı ve alternatif toplum biçimlerinin sorgulandığı

yapıtlarıyla O, 20’den fazla romanına ek olarak bir düzine şiir kitabı, 100’den fazla kısa öykü, yedi adet

koleksiyon, 13 kitap ve 5 ciltlik çevirinin de yazarıydı ve Guin’in yapıtları 40 dile çevrildi

Le Guin’in yapıtlarındaki kahramanlar, hep bir süreci, bir değişimi, bilgeliği ve büyümeyi değişmekten

korkmamakta bulurken; karakterleri basmakalıp olmaktan uzaktı.

Yalın ama şiddet dolu bir evreni yansıtan Onun, özgürlük ve cesaret dolu bir dili vardı.

“Politik Bilim Yapıtı” diye anılan ‘Mülksüzler’inde, “Sahip olmak yanlıştır. Paylaşmak

doğrudur,” [10]  diye uyardı okurlarını kapitalizm konusunda Le Guin…

Özetlersek: Her ne kadar kendisi belli türler içine hapsedilmekten yakınsa da, 22 Ocak 2018’de hayata

veda eden Le Guin’in ölümünü ajanslar “Bilim kurgu ve fantezi edebiyatının dev ismi hayatını kaybetti,”

cümlesi üzerinden duyurdu.

Kendisine sorsanız “Ben romancı ve şairim” demeyi tercih ederdi şüphesiz. ‘Karanlığın Sol Eli’,

‘Mülksüzler’, ‘Sürgün Gezegeni’, ‘Yerdeniz’ serisi gibi roman ve öyküleriyle çağına damga vurdu.

Öykü, deneme ve çocuk edebiyatı alanlarında da eserler veren, kitapları 40’tan fazla dile çevrilen ve

milyonlarca satan Le Guin, yerleşik cinsiyetçi kalıplara meydan okuyan tarzıyla fantastik ve bilimkurgu

yazınında kendine özgü bir üslup geliştirdi. Le Guin politika, çevre, cinsiyet, din, cinsellik ve etnografya

konularını işlediği kitaplarında fütürüstik ve hayali alternatif dünyaları tasvir etti.

2014’de Ulusal Kitap Vakfı’nın ‘Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü alırken yaptığı konuşmada Le Guin

şunları ifade etmişti: “Kitaplar sadece meta değildir. Kâr motivasyonu çoğunlukla sanatın hedefleriyle çatışma

hâlindedir. Kapitalizmde yaşıyoruz, onun gücünden sakınılamaz gibi geliyor ama kralların kutsal iktidar hakları

da öyleydi. Her türlü insan iktidarına karşı direnilebilir ve bu iktidar insanlar tarafından değiştirilebilir. Direniş

 

2

 

ve değişim çoğu zaman sanatta başlar. Çoğu zaman bizim sanatımızda, kelimelerin sanatında. Bir yazar olarak

uzun bir kariyerim oldu, iyi bir kariyerdi. Şimdi, onun sonuna geldiğimde Amerikan edebiyatının nehrin

akıntısına kapılıp gittiğini görmek istemiyorum. Yazarlıkla ve yayıncılıkla yaşayan bizler, bu sürecin

getirilerinden hak ettiğimiz payı talep etmeliyiz ama bizim güzel ödülümüz kâr değildir. Onun adı

özgürlüktür.” [11]

 

* * * * *

 

Ursula Le Guin, bilimkurgu, fantezi, deneme, şiir, gerçekçi kurgu alanlarında pek çok eser yazdı. Çok

yönlü bir yazardı.

Politik kimliği, Paris’te 68 hareketinde yer aldığı dönemde şekillendi. 1980’lerde feminist yönü ortaya

çıkar, feminist bilimkurgu yazmaya başladı. Aynı zamanda Kropotkinci, dayanışmacı anarşisttir. Tao’cudur,

Tao’nun düşüncelerinden etkilenir. Psikanalizle ilgilenir, özellikle Jung’un düşüncelerini kendisine yakın

hisseder. Edebiyattan psikanalize yönelen herkes gibi Jung’un temel kavramlarını kullanır. Bu özellikleri yani

anarşist, feminist, Tao’cu olması ve Jung düşüncesine yakınlığı başlıca dört özelliğidir. Babasının antropolog

olması da düşüncelerini etkilemiştir.

“Erkek egemen dünyayı alaşağı eden ve bilim kurgu edebiyatını feminizm ve anarşizmle bir araya

getiren” [12]  Ursula Le Guin bir hakikât anlatıcısıdır. “Hakikâte en çok yaklaştığımız yer, hayal kurduğumuz

zamanlardır” derdi ve ‘Mülksüzler’ kitabı, bir nevi manifestosuydu. [13]

Yani “Le Guin, anarşist, sosyalist, feminist, Taocu; bunların hepsi birden ve hiçbiriydi. O, XX. yüzyılın

en önemli romancılarından biri; isterseniz romanını bir Bildungsroman (bireyoluşumu romanı) olarak okuyun,

isterseniz anarko-sosyalist bir bildirge olarak,” [14]  der Bülent Somay Onun için.

“Lewis Call, ‘Le Guin’in Postmodern Anarşizmi’ başlıklı yapıtında onun anarşizme katkısını şöyle ifade

ediyordu: ‘O, anarşist fikirleri hem anarşist geleneğe sadık, hem de çağdaş okuyucunun anlayabileceği şekilde

anlatarak büyük bir hizmette bulunur. Anarşizmi, sürüldüğü kültürel gettodan kurtarır. Belki de asla eline

Kropotkin alıp okumayacak bilim kurgu okuyucusunu anarşist vizyon ile tanıştırır. Anarşizmi (biraz da olsa)

entelektüel söylemin ana akımına taşır.’ Bu çok haklı bir tespittir. Çünkü sahiden de yazar metinleriyle

anarşizmin felsefesini geçerli kılan bir dünya yaratır ve onu genel okur kitlesi ile tanıştırır. ‘Mülksüzler’de

Kropotkin, Emma Goldman, Proudhon gibi anarşist felsefenin önemli isimlerinin düşüncesini açıkça

görürüz.” [15]

Tüm bunlara ek olarak Murray Bookchin’cidir de; Le Guin’in 86 yaşında kaleme aldığı “Solun Geleceği

Üzerine” başlıklı makale, Murray Bookchin’in tutkulu bir övgüsü gibidir. [16]

Bıçak sırtı gibi yazan Le Guin, “Düşlerimiz olmadan gerçekliğimizi değiştirebilir miyiz?” soruna

“Hayır” yanıtı veren anarko-sosyalist bir devrimcidir.

Kimi eleştirmenler Yasakların ve engellerin yıkması için bütün kadınlara ve erkeklere, “Kendiniz olun!”

diyen Le Guin’in yazarlığının merkezinde yer alan bilimkurgunun, anarşizm ve devrim ile bağlantısının

bulunmadığını söylese de; onun, önce düşleyip ardından “devrim olmak” dediği fikir bile aslında bu yolda ne

kadar mesafe kat ettiğini gösterir.

Onun yazdıkları, düşler ile gerçekler arasında köprüler kuran yapıtlarıyla hayal gücü eyleminin önünü

açar. Çünkü Le Guin için hayal gücünü bir silah değil, temel düşünme yoludur. Yani insan olmanın (insan

kalmanın) esaslı bir aracıdır.

Ona göre, devrimci nüveler taşıyan hayal gücü, sorunların üstüne sorularla gitmeyi kolaylaştırır;

“Özgürlüğü hayal edemezsek özgür olmayacağız. Adalet ve özgürlüğün erişilebilirliğini hayal etme şansına

sahip olmamış birinden bunlara erişmeye çalışmasını talep edemeyiz,”  [17]  derdi.

Le Guin, bilimkurgu ve düş gücüne yaslanarak kurduğu estetik mekânda, edebiyatın hakikâtin ortaya

çıkarılmasında hak iddia edebileceğini hem okurlarına hem de ondan esinlenen yazarlara bir ders niteliğinde

gösterirken; [18]  Le Guin yapıtlarını, kendine mal ettiği felsefî ve antropolojik bir birikim üzerine inşa eder.

Taoculuk, feminist teori, Jungçu psikoloji, farklı antropolojik yaklaşımlar, Sartre varoluşçuluğu, Martin

Buber’in “ben ve sen” ilişkisi ve Heidegger’in oluş felsefesini alıp harmanlayan Le Guin, bu sayede

yapıtlarında daima okurlarına yepyeni bir düşünce patikası açmayı başarır. [19]

“Keşke hepimiz kapıların kilitli olmadığı büyük bir evde yaşayabilsek,” [20]  düşüncesinden hareket eden

Le Guin, “Her çalışmasında, her zaman şu aynı acil soruyu sorardı: Nasıl bir dünyada yaşamak istersin? Onun

tercihi toplumsal cinsiyet eşitliğinin, ırksal eşitliğin olduğu, ekonomik bakımdan adil, kendi-kendini yöneten bir

toplumdu, ancak bu teklif edilmiyordu. Bu toplum karşılıklı zevk alınan bir cinsellik ve güzel yemekler de

sunmalıydı: bunun için daha fazla şans vardı.” [21]

Bu bağlamda Le Guin, krallara, hükümdarlara, yönetenlere, devlete ve onun kurumlarına, her tür

eşitsizliğe, sahip olanlara ve sahip olduklarını bırakmamak için her şeyi yapmaya hazır olanlara karşıdır. [22]

 

3

* * * * *

 

Edebiyat alanına sayısız yapıt kazandıran ve Margaret Atwood’un, “Ne büyük bir hayal gücü, ne güçlü

ve ne keskin bir zekâ,” [23]  diye betimlediği Le Guin’i okurken bambaşka bir dünyada bulursunuz kendinizi.

Hayaller kurdurur insana her cümlesinde ve bunu yaparken de düşündürür insanı…

İşte onlardan kimileri…

• “Otorite, kişinin kendisinden mi kaynaklanır yoksa etrafındakilerden mi?” [24]

• “Bir nesil, bilginin cezalandırıldığı ve cehaletin saadet olduğunu öğrenerek yetişiyor. Bir sonraki nesil

cahil olduklarını bile bilmeyecek çünkü bilginin ne olduğunu bilmeyecekler”… [25]

• “Birbirine zarar vermekle güç kazanılamaz. Yalnızca zayıflık kazanılabilir”… [26]

• “Düşünceler baskı altına alarak yok edilemez. Onlar ancak dikkate alınmayarak yok edilebilir”... [27]

• “Bilgiden yoksun bir güç tehlikelidir”… [28]

• “Cehalet içindeki güç felakettir!” [29]

• “Korku sessizliği doğurur, sonra sessizlik korkuyu doğurur”… [30]

• “Çivi bir kez vurur, çekiç binlerce kez”… [31]

• “Sağır bir şiddet karşısında hangi söz bir anlam ifade eder ki?” [32]

• “Adalet güç kullanılarak elde edilemez!” [33]

• “Yasak mı? Doğal olmayan bir sözcük. Kim yasaklıyor?... Söylenmeden kalmış yasaklı her kelime,

içinde sessizliğin gücünü barındırır”…  [34]

• “Haksızlıklar kuralları yaratır, cesaret ise onları yıkar”… [35]

• “Benim kadar ileri gitmek istemeyen hiç kimsenin beni gitmekten alıkoymaya hakkı yoktur”… [36]

• “Sadece ses şarkı söylemez. Akıl şarkı söyler. Eğer akıl şarkı bilmiyorsa dünyanın en güzel sesi bir işe

yaramaz”… [37]

• “Sen sarıp sarmalanmış, üstü örtülmüş, karanlık bir yere gizlenmiş bir fener gibisin. Yine de ışığın

parıldıyor; ışığını söndürememişler. Seni gizleyemiyorlar”… [38]

• “Duymak istiyorsan, sessiz ol”… [39]

• “Susmak, hem her şeye hem hiçbir şeye cevaptır”… [40]

• “İstediğin kadar bir taşı sula, taş büyümez”… [41]

• “Kıyıya vurmadıkları sürece, balıklar suyun farkında değildirler”… [42]

• “Sevgi akla boyun eğmez”… [43]

• “Buzullar bir gecede donmadılar”… [44]

• “Işık karanlığın sol elidir karanlık da ışığın sağ eli, ikisi birdir, yaşam ve ölüm, yan yana yatarlar”… [45]

• “Ölmek, kendini yitirmek ve diğerlerine katılmaktır”… [46]

• “Hatıralar kör bir adamın gözüdür”… [47]

• “Geçmişi inkâr etmek, geleceği inkâr etmektir.” [48]

• “Özgürlük ağır bir yüktür, ruhun yüklenmesi gereken büyük ve garip bir sorumluluk. Kolay değildir.

Verilen bir armağan değil, yapılan bir seçimdir; bu seçim de zor bir seçim olabilir. Yol yukarıya, ışığa doğru

çıkar; ama yüklü yolcu oraya hiçbir zaman varamayabilir”… [49]

• “Yaşam bir yanıt değil, bir sorudur, bunun yanıtını sadece siz bulabilirsiniz”… [50]

• “Gerçekçi, hem dünyayı hem hayallerini bilen kişidir. Sizinse aklınız başınızda değil, üstelik binde

biriniz bile hayal kurmayı bilmiyorsunuz”… [51]

• “Birbirimizi anlamamızı sağlayan ölüm değil, şiir”… [52]

• “Kırılanı kırılmış onarır”… [53]

• “İnsan, yapmak için eskiyi yıkmalıdır. Bu yıkımı gerçekleştiren kuşak, tahribatın bütün acısını

yaşarken yaratımın hazzına çok az varabilir. Bu görevi ve beraberinde gelen nankörlük ve kötülemeyi

kabullenen cesaret övgüye değerdir”… [54]

• “Bir mum yakan bir gölge yaratır”… [55]

• “Zaman, bugündü; o koskoca yıl içinden yalnızca bugün”… [56]

• “Yirmi yaş dolaylarında öyle bir an vardır ki; yaşamın geri kalan kısmı boyunca ya herkes gibi olmayı,

ya da farklılıklarını erdeme dönüştürmeyi seçmen gerekir”… [57]

• “İnsanlar gerçek seçimlerini birlikte yaparlar”… [58]

• “Bizler kendi özgürlüklerimiz kadarız”… [59]

• “Biz tekil kişiler olarak, ruh olarak, birer birer yaşarız. Kişi, tek bir kişi olarak. Ortaklık, umut

edebileceğimiz en iyi şeydir… Ve ortaklık çoğu kişi için dokunmak demektir: Elinizin bir başkasının eline

dokunuşu, birlikte yapılan iş, birlikte çekilen kızak, birlikte edilen dans, beraber dünyaya getirilen çocuk. Biz

sadece tek bir vücuda ve iki ele sahibiz. Bir çember oluşturabiliriz ama bir çember olamayız…” [60]

 

4

 

• “Çakmaktaşı ile çelik yıllarca yan yana durur da en ufak bir kıpırtı olmaz, ama birbirine sürtersen

kıvılcımlar saçarlar. İsyan anlık bir şeydir, birden ortaya çıkar, bir kıvılcım, bir ateş gibidir…” [61]

• “Vermediğimiz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrim’i satın alamazsınız. Devrim’i

yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. Devrim ya ruhunuzdadır ya da hiç bir yerde değildir”… [62]

 

* * * * *

 

Ancak Onun için her şey bu kadar değil; bir de doğal olarak eleştiriler var.

Mesela “Le Guin büyük bir romancıydı ama Mülksüzler bir ütopyayı değil distopyayı anlatır

bence,” [63]  diyen Metin Yeğin gibi…

Ya da “Le Guin’in anarşist-Taocu ütopizmi ise, gelişkin bir komünizmden çok, ilkel komünal toplumu

çağrıştırıyor,” [64]  tespitindeki üzere… [65]

Le Guin’in yapıtlarına sempatide tabii ki devletsizliğin cazibesi var her şeyden önce. Daha doğrusu

devletin yok olduğu bir dünyadaki özgür insanların o güzel yaşantılarının hayali ve cazibesi. Devletle birlikte

her tür otoriteden uzaklaşmak, hemen onun yamacında. Hele otorite böyle lenduha gibi gelip dururken

üstümüze üstümüze; devletsiz-otoritesiz bir gelecek…

Ama bu nasıl olacak? Le Guin’in görüşlerindeki soru(n), tam da buradadır!

Evet, ütopyalar yüksek düzeyde politik nitelik taşıyan ürünlerdir. Kendi dönemlerini kıyasıya

eleştirirken tarihsel dönemeçlerin ortaya çıkardığı soru(n)lara çözüm üretmeye; bugüne karşılık geçmişi ve

geleceği yeniden gündemleştirip yeniden tasarlamaya çalışırlar.

Le Guin’in, özellikle ‘Mülksüzler’indeki anarko-sosyalist bir ütopyanın yanıtlayamadığı; “Birey ve

devrim ‘ahlâki seçimler’den mi ibarettir?” sorusudur.

Bakın bu noktada Karl Marx ne der: “İnsanlar tarafından şimdiye dek edinilmiş üretici güçler ile bu

üretici güçlere artık tekabül etmeyen toplumsal ilişkileri arasındaki çelişkiden doğan büyük tarihsel hareketin

yerine, her ulusun değişik sınıfları arasında hazırlanmakta olan korkunç savaşların yerine; bu çelişkileri

çözebilecek biricik şey olan kitlelerin pratik ve zorlu eylemi yerine, Mösyö Proudhon, kendi kafasındaki saçma

devinmeyi koyuyor. Böylece tarihi yapanlar, bilgili kimselerdir. Tanrının gizli düşüncelerinin nasıl aşırılacağını

bilenlerdir. Sıradan insanların yapacakları şey, bunların ortaya çıkardıklarını uygulamaktan ibarettir.”

Evet küçük-burjuvazi, kendi çelişkin durumu gereği, bir yandan sosyalist, öte yandan ise bir anarşisttir.

Büyük burjuvazinin görkemi, kapitalizmin canlılık ve dinamizmi karşısında gözleri kamaşırken, halkın

çektiklerine karşı da sempati besler. “Bu türden bir küçük burjuva, çelişkiyi yüceltir, çünkü kendi varlığının

temeli çelişkidir,” vurgusuyla şunları ekler Karl Marx, Proudhon eleştirisinde:

“Küçük burjuva da, ‘bir yandan’ ve ‘öbür yandan’ meydana gelir. Ekonomik çıkarları ve bundan ötürü

de politikası, bilim, din ve sanat görüşleri hep böyledir. Ahlâkı da böyledir, her şeyi böyledir. O yaşayan bir

çelişkidir. Buna ek olarak bir de Proudhon gibi yetenekli bir kimseyse, çok geçmeden kendi çelişkilerini

kullanmayı öğrenecek ve içinde bulunulan koşullara göre bunları göze çarpıcı, gösterişli, bazen rezilane ve

bazen de parlak paradokslar biçiminde geliştirecektir…” [66]

* * * * *

 

Toparlarsak: “Sözcük sessizlikte duyulmalı, yıldızları görmek için karanlık gerek,” [67]  vurgusuyla,

“Dünyadaki bütün umut, hiç hesaba katılmayan insanlardadır,” [68]  diyen Le Guin, önemli ve öğrenilmesi

gerekendir.

Ya da Jean Salem’in, “Maksimum kârlılık toplumunu sürekli önerenleri dinleyerek insanlar, bilanço

çıkarmaya başladılar. Sadece girişimcilere ihtiyaç duyan bir toplumda, felsefe, tarih, müzik, mizah, sevgi kârlı

değildir. Ama insanlar insandır. Ve insanlar neo-liberalizmin hezeyanlı şekilde tanımladığı “soyut insan”

değildir. Felsefede rekabetle bir işimiz yoktur. Tutkulu kitaplar okuruz ve ne kadar çok olurlarsa kendimizi o

kadar iyi hissederiz,” [69]  diye betimlediği itiraz edenler içindir…

Ve nihayet, diyebiliriz ki, “İnsan yalnızca yüreğiyle yaşayamaz. Tepki eylem değildir,” [70]  diyen O,

geride bıraktıklarına hedefi gösteriyordu, ama yolu değil!

8 Şubat 2018 19:24, İstanbul.

N O T L A R

[1]  Kaldıraç Dergi, No:200, Mart 2018…

[2]  Ursula K. Le Guin, Yerdeniz Öyküleri, Çev: Çiğdem Erkal İpek, Metis Yay., 2010.

[3]  Michel Foucault, Özne ve İktidar, Çev: Osman Akınhay-Işık Ergüden, Ayrıntı Yay., 5. Baskı, 2016.

[4]  Bahadır Türk, Çoban ve Kral, İletişim Yay., 2. baskı 2018.

[5]  Ursula K. Le Guin, Yerdeniz Büyücüsü Yerdeniz Üçlemesi 1, Çev: Çiğdem Erkal İpek, Metis Yay., 2011.

[6]  Ursula K. Le Guin, Mülksüzler, Çev: Levent Mollamustafaoğlu, Metis Yay., 2013, s.230.

 

5

 

[7]  Ursula K. Le Guin, Mülksüzler, Çev: Levent Mollamustafaoğlu, Metis Yay., 2013, s.130.

[8]  Ursula K. Le Guin, Tehanu Yerdeniz Üçlemesi 4, Çev: Çiğdem Erkal İpek, Metis Yay., 2011.

[9]  Ursula K. Le Guin, Sürgün Gezegeni, Çev: Ekin Odabaş, İthaki Yay., 2016, s.58.

[10]  Ursula K. Le Guin, Mülksüzler, Çev: Levent Mollamustafaoğlu, Metis Yay., 2013, s.52.

[11]  “Yerdeniz Büyücüsü’nden Veda”, Cumhuriyet, 25 Ocak 2018, s.15.

[12]  “Mülksüzler’in Dünyası Var Olacak”, Özgürlükçü Demokrasi, 5 Ocak 2018, s.11.

[13]  Bülent Somay, “Ursula Le Guin: Hedef ve Yürünen Yol İlişkisinin Yazarı”, 31 Ocak 2018…

http://marksist.org/icerik/Kultur/8783/Ursula-Le- Guin-Hedef- ve-yurunen- yol-iliskisinin- yazari

[14]  Bülent Somay, “Mülksüzler ve Ursula K. Le Guin”, 18 Nisan 2012…

https://korkupolisiyebilimkurgu.wordpress.com/2012/04/18/mulksuzler-ve- ursula-k- le-guin- 3/

[15]  Emek Erez, “Kim Diyebilir ki Ursula K. Le Guin Öldü”, 24 Ocak 2018…

https://www.gazeteduvar.com.tr/kitap/2018/01/24/kim-diyebilir- ki-ursula- k-le- guin-oldu/

[16]  “… ‘Sol’, Fransız Devrimi’nden bu yana anlamlı bir kavram; sosyalizm, anarşizm ve komünizm ile daha geniş bir anlam

kazandı. Rus Devrimi ile tamamen sol görüşlü bir iktidar geldi…

Yirmi birinci yüzyılda, bu kavramları kullanmaya devam ediyoruz, peki soldan geriye kalan ne?

Devlet komünizminin başarısızlığı, sosyalizmin bir derecede demokratik hükümetlerdeki sessiz tahkimi ve politikanın

kurumsal kapitalizmin yönlendirmesiyle sürekli olarak sağa kayması gibi gelişmeler, ilerici düşüncenin arkaik veya gereksiz ya da

hayal ürünü olduğu algısını yarattı. Sol, düşüncesi açısından marjinalleşti, amaçları açısından bölündü, birleşme kabiliyeti açısından

güven vermemeye başladı. Özellikle ABD’de sağa kayma o denli güçlü oldu ki eskiden anarşizmin veya sosyalizmin konduğu terör

umacısı yerini şimdi liberalizm aldı ve artık gericilere ‘ılımlı’ deniyor.

Peki, sol gözünü kapamış, yalnızca sağ elini kullanmaya çalışan bir ülkede, iki elini ve iki gözünü kullanabilen Murray

Bookchin gibi bir eski tüfek ne yana düşüyor?..

Murray Bookchin, bir şiddetsiz devrim uzmanıydı. Tüm hayatı boyunca planlı ve plansız radikal toplumsal değişimler ve

bunlara nasıl hazırlanılacağı üzerine düşündü…

Sahip olduğumuz her şey, dünyadan aldıklarımız; ve giderek artan bir hız ve kibirle alırken, artık daha da azını kısır veya

zehirli olarak iade ediyoruz.

Fakat Bookchin, asık suratlı bir bağnaz değil. Onu ilk olarak bir anarşist olarak okudum. Muhtemelen kendi neslinin en

belagatli ve düşünceli olanı. Ve anarşizmden uzaklaşarak, özgürlükten aldığı haz duygusunu yitirmedi. O hazzın ve özgürlüğün bir

kez daha, kendi öforik sorumsuzluğunun enkazına gömülmesini istemiyordu…

Sahip olduğumuz her şey, dünyadan aldıklarımız; ve giderek artan bir hız ve kibirle alırken, artık daha da azını kısır veya

zehirli olarak iade ediyoruz.

Yine de süreci durduramıyoruz. Kapitalist bir ekonomi, tanımı gereği, büyüme sayesinde ayakta kalır; Bookchin’in

gözlemlediği üzere: ‘Kapitalizmin akılsız genişlemesinden vazgeçmesi, intihar etmesi anlamına gelecektir.’ Aslında yapmış

olduğumuz şey, kanseri toplumsal sistemimiz için bir model olarak seçmek.

Kapitalizmin büyü ya da öl şartı, ekolojinin karşılıklı dayanışma ve kısıtlılık şartı ile taban tabana zıtlık oluşturuyor. İki şart,

artık birlikte var olamazlar; aynı şekilde, bunların uzlaştırılabileceği miti üzerine kurulu hiçbir toplum da artık ayakta kalamaz. Ya

ekolojik bir toplum kuracağız ya da toplum, statüsü ne olursa olsun herkes için iflas edecek.

Murray Bookchin, yaşamını büyü ya da öl kapitalizminin açgözlü karakterine karşı çıkarak geçirdi. ‘The Next

Revolution’daki dokuz makale, bu emeğin en zirve noktasını temsil ediyor. Eşitlikçi ve doğrudan demokratik bir ekolojik toplum için,

onu nasıl inşa edeceğimize yönelik pratik bir yaklaşımla beraber teorik temel. Toplumsal değişimi amaçlayan önceki hareketlerin

başarısızlıklarını eleştiriyor, doğrudan demokrasi vaadini diriltiyor ve kitaptaki son makalede, çevresel krizi gerçek bir seçim yapma

anına nasıl dönüştürebileceğimize dair ümidini kâğıda döküyor - felç edici cinsiyet, ırk, sınıf, ulus hiyerarşilerini aşmak için bir şans;

toplumsal sistemimizin radikal kötülüğüne yönelik radikal bir tedavi bulmak için bir şans.” (Ursula K. Le Guin, “Solun Geleceği

Üzerine”, 4 Şubat 2015… https://dunyadanceviri.wordpress.com/2015/02/08/solun-gelecegi- uzerine-ursula- k-le- guin/)

[17]  Ursula K. Le Guin, Zihinde Bir Dalga, Çev: Tuncay Birkan-Özge Çelik-Özde Duygu Gürkan- Müge Gürsoy Sökmen-

Savaş Kılıç, Metis Yay., 2017.

[18]  Belma Fırat, “Ursula K. Le Guin’in ‘Hamile Kral’ı”… https://www.gazeteduvar.com.tr/kitap/2018/02/01/ursula-k- le-

guinin-hamile- krali/

[19]  Gökhan Yavuz Demir, “Ursula’mızın Ardından”, 25 Ocak 2018… https://www.birgun.net/haber-detay/ursula- mizin-

ardindan-201512.html

[20]  Bryan Hood, “Ursula K. Le Guin: ‘Keşke Hepimiz Kapıların Kilitli Olmadığı Büyük Bir Evde Yaşayabilsek’…”, 25 Ocak

2018… http://sendika62.org/2018/01/ursula-k- le-guin- keske-hepimiz- kapilarin-kilitli- olmadigi-buyuk- bir-evde- yasayabilsek-bryan-

hood-470207/

[21]  “Margaret Atwood’un Gözünden Ursula K. Le Guin”, 26 Ocak 2018… https://catlakzemin.com/margaret-atwoodun-

gozunden-ursula- k-le- guin-20- yuzyil-edebiyatinin- ustalarindan-biri/

[22]  Hakkı Yırtıcı, “Ursula K. Le Guin: Dil Zanaatkârı”… https://www.gazeteduvar.com.tr/kitap/2018/02/01/ursula-k- le-guin-

dil-zanaatkari/

[23]  “Yerdeniz Büyücüsü’nden Veda”, Cumhuriyet, 25 Ocak 2018, s.15.

[24]  Ursula K. Le Guin, Sürgün Gezegeni, Çev: Ekin Odabaş, İthaki Yay., 2016, s.42.

[25]  Ursula K. Le Guin, Sesler Batı Sahili Yıllıkları 2, Çev: Çiğdem Erkal İpek, Metis Yay., 2008.

[26]  Ursula K. Le Guin, Mülksüzler, Çev: Levent Mollamustafaoğlu, Metis Yay., 2013, s.189.

[27]  Ursula K. Le Guin, Mülksüzler, Çev: Levent Mollamustafaoğlu, Metis Yay., 2013.

[28]  Ursula K. Le Guin, Tehanu Yerdeniz Üçlemesi 4, Çev: Çiğdem Erkal İpek, Metis Yay., 2011.

[29]  Ursula K. Le Guin, Yerdeniz Öyküleri, Çev: Çiğdem Erkal İpek, Metis Yay., 2010.

[30]  Ursula K. Le Guin, Sesler Batı Sahili Yıllıkları 2, Çev: Çiğdem Erkal İpek, Metis Yay., 2008, s.32.

[31]  Ursula K. Le Guin, Sesler Batı Sahili Yıllıkları 2, Çev: Çiğdem Erkal İpek, Metis Yay., 2008, s.131.

 

6



Bu yazı 3144 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • 2016 tarihi Diyarbakır Newroz'undan
    2016 tarihi Diyarbakır Newroz'undan
  • İstanbul'dan Şırnak'a '#Akşam7deBarışaSesVer' eylemleri büyüyor
    İstanbul'dan Şırnak'a '#Akşam7deBarışaSesVer' eylemleri büyüyor
  • İstanbul’da binlerin çığlığ;‘Saray savaş, halklar barış istiyor’
    İstanbul’da binlerin çığlığ;‘Saray savaş, halklar barış istiyor’
  • Güncel
    Güncel
  • Yitirdiğimiz,Dostlar,yoldaşlar...
    Yitirdiğimiz,Dostlar,yoldaşlar...
  1. 2016 tarihi Diyarbakır Newroz'undan
  2. İstanbul'dan Şırnak'a '#Akşam7deBarışaSesVer' eylemleri büyüyor
  3. İstanbul’da binlerin çığlığ;‘Saray savaş, halklar barış istiyor’
  4. Güncel
  5. Yitirdiğimiz,Dostlar,yoldaşlar...
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • AFP'nin Afrin'den geçtiği görüntüler
    AFP'nin Afrin'den geçtiği görüntüler
  • Kardeş Türküler - Dom Dom Kurşunu / Mahzuniye Saygı
    Kardeş Türküler - Dom Dom Kurşunu / Mahzuniye Saygı
  • İşçi Sınıfının Anası: Jones Ana
    İşçi Sınıfının Anası: Jones Ana
  • 'Hesabı halk soracak' diyen HAZİRAN'cılara müdahale: Gözaltılar var
    'Hesabı halk soracak' diyen HAZİRAN'cılara müdahale: Gözaltılar var
  • Nazım Hikmet İşçilerimizin 1 Mayıs'ını Kutluyor!
    Nazım Hikmet İşçilerimizin 1 Mayıs'ını Kutluyor!
  • Kemal Sunal'ın sansürlenen 1 Mayıs sahnesi
    Kemal Sunal'ın sansürlenen 1 Mayıs sahnesi
  1. AFP'nin Afrin'den geçtiği görüntüler
  2. Kardeş Türküler - Dom Dom Kurşunu / Mahzuniye Saygı
  3. İşçi Sınıfının Anası: Jones Ana
  4. 'Hesabı halk soracak' diyen HAZİRAN'cılara müdahale: Gözaltılar var
  5. Nazım Hikmet İşçilerimizin 1 Mayıs'ını Kutluyor!
  6. Kemal Sunal'ın sansürlenen 1 Mayıs sahnesi
VİDEO GALERİ
YUKARI