Bugun...


Temel Demirer

facebook-paylas
Ukrayna Sadece Ukrayna Değildir Ya da “Büyük Fotoğraf”
Tarih: 11-04-2022 01:56:00 Güncelleme: 13-04-2022 11:09:00


 

“Veritas odit moras”[1]

 

“Küreselleşme” dedikleri emperyalizm, ABD/NATO bağlamlı Ukrayna-Rusya Savaşı ile ulaşılan yere geldi. Ancak bu kadar değil; sıkı durun, dahası da olacak!

“Küreselleşme geri çevrilebilir” korkusuyla titreyenler, “Küreselleşme bitti” noktasında şimdi; ama bu daha başlangıç…

Bundan sonrası, daha sert bloklaşmalar, kapışmalar ve ötesi…

Küreselleşme sonrasında hegemonya savaşımları daha da kıran kırana, yeni kutupların cephesini oluşturacak…

Kolay mı? Joe Biden da ABD liderliğinde bir blok arzuladığını daha Ukrayna savaşından önce “Demokrasiler ve otokrasiler” ayrımıyla ortaya koymuştu.

Yani perde yeniden açılıyor!

Perdeyi açan vesileye ilişkin rivayet muhtelif… 

Avrasyacılar, savaşın Putin’in güvenlik ve nüfuz alanına tecavüz eden NATO genişlemeciliği yüzünden çıktığını söylüyor. 

Emperyalist Batı ise “NATO kışkırtmacılığı bahane, Vladimir Putin yayılmacılığı şahane” diyor. 

İzahat ne olursa olsun -NATO kışkırtması ya da Putin yayılmacılığı- sonuç halkların katledilmesi… 

Rusya’nın Ukrayna’ya girdiği 24 Şubat 2022’den üç gün sonra Rus devlet ajansı RIA Novosti’de yayınlanan makalede, “Ukrayna’nın, Rusya’nın bağrına dönmesiyle” birlikte Rus dünyasının yeniden bir araya getirildiği; Rusya’nın “tarihi ve de dünyadaki yeri için bunun elzem olduğu”; “Batı’nın küresel tahakkümüne bu vesileyle son verildiği”nden söz edilirken; Moskova’nın yolundan döndürülemeyeceği, dünyanın bu meyanda çok kutuplu yeni bir düzene geçeceği ilan ediliyordu.[2]

Öteki tarafa gelince, ABD müdahaleciliğinin yeni bir evresiydi yaşanan!

Malum emperyalist “müdahale”ler yeryüzünü cehenneme çevirirken, dünya barışını tehdit eden ABD her yerdeydi; Ukrayna’da olduğu gibi…

Elbette bu hâlin de bir tarihi var.

 

TARİH BİLGİSİ

 

Öncelikle, “ulusal sol” mahreçli, “Sovyetler döneminde oluşturulan ‘Ukrayna’ yapay ülkelerden biri oldu hep. Eski Slav dilinde adı, ‘sınır ülkesi’ demekti zaten…”[3] ya da “Ukrayna’nın aslında Sovyet dönemi ürünü olduğu söylenebilir…”[4] veya “Ukrayna, Beyaz Rusya ve Rusya bir bakıma ‘Büyük Rusya’dır. Dilleri aynıdır ve halklarının çoğunluğu Slavdır…”[5] sonra da “Esasında Ukrayna tam olarak uluslaşamamış bir ülke konumunda,”[6] türünden “Ukrayna’nın Varlığı” tahrifatlarını tekzip ederek başlarsak: Ukrayna ile Rusya ilişkisinin tarihini[7] kavramak için XI. yüzyılda olanları değerlendirmek “olmazsa olmaz”dır.

VIII. yüzyılda, Ukrayna ve Rusya sözcükleri yoktu. Kiev ve Moskova prenslikleri vardı. Proto Slav dilinde Rus, “kürekçi” demekti ve Kiev’i alan Varegler (Doğulu Vikingler) Karadeniz’den Baltık’a uzanan topraklarına “Rus ülkesi” derlerdi.

Yani Viking kürekçilerinin ülkesi. Bugünkü Rusya’nın batısını da kapsayan ülkenin başkenti Kiev’di ve zaten bölge halkını 988’de Hıristiyanlaştırıp Konstantinopolis Baş Patrikliği’ne bağlayan da Kiev Büyük Prensi I. Vladimir idi.[8]

Rus kimliği veya Kiev Dükalığı Vareg Prensi Rurik tarafından kurulan Rurik hanedanı hükümdarlığı altında XI. yüzyıldan XIII. yüzyıl ortalarına kadar varlığını sürdüren bir federasyonun ürünüyken; ortakları Belarus, Rusya ve Ukrayna olmuştur.

Ukraynalı tarihçiler/ akademisyenler, Kiev Dükalığı’nı Ukrayna devletinin ilk kurucusu olarak görürler. Rus tarihçiler ise Knezliği Rus tarihinin ilk dönemi olarak benimser.

Uzun yıllar değişik biçimlerde ve farklı kuruluşlarıyla beraber yaşamışlardır.

31 Mayıs 1223’de Moğollar, Rusları Kalka Nehri Muharebesi’nde yendi. Moğollar, Kiev’i yakıp yıktılar. Rusya 1480’e kadar Moğol istilası altında yaşadı. Rusya, çarlığı ancak 1547’de kurdu.

XII. yüzyılda Koman, Tatar ve Moğol istilasına uğrayan, XIV. yüzyılda Polonya ve Litvanya’nın, bir ara da İsveç’in egemenliğine geçen bölgeye “Küçük Rus” anlamına gelen Russin deniyordu. Büyük Rusya halkına ise Rus.

1453’ten öteye Üçüncü Roma olduğunu iddia eden Moskova Patrikliği, 1686’da Kiev Patrikliği’ni kendine bağlayarak, Slav Ortodoksluğunun en üst makamı hâline geldi.

Bugünkü Ukrayna’nın kurucu soyu Kozaklar, XVIII. yüzyılda Büyük Rusya’nın vasallığını kabul etti ve Rus Çarlığı, ülkeye “sınır boyu” anlamına gelen Ukrayna adını verdi. 

Ruslar, XII. yüzyıldan XIX. yüzyıla kadar İsveç ile savaştılar.

İsveç savaşı bitti, Fransa ile savaş başladı.

Napolyon, 13 ülkeden topladığı 680 bin askeriyle Rusya’ya girdi. Ruslar, “erzak bulamasınlar” diye işgal öncesi Moskova’nın dörtte üçünü yaktı. 

22 Haziran 1941’de Hitler 4.5 milyonun üzerinde asker ile Sovyetler Birliği’ne saldırdı. İlk hedefi tahıl ambarı Ukrayna oldu. Hitler’in tek talimatı vardı; “hasarsız ele geçirin!” Keza; Ukrayna’da makine-traktör-çelik fabrikaları, tersaneler, manganez madenleri, 1.5 milyar tonluk demir yatakları, kömür damarları, alüminyum bileşikleri vardı. Ukrayna, savaş altyapısı yatağı idi.

1944’te Ukrayna’yı Nazi işgalinden Kızıl Ordu kurtardı. SSCB, Ukrayna ile Belarusya’nın Rusya’nın yanı sıra BM’nin kurucu üyesi kabul edilmesini sağladı.

Burada bir Ukrayna parantezi açarsak: Şubat Devrimi sonrası, 1917 Martı’nda Kiev’de, bir iktidar organı olarak Merkezi Rada kuruldu. 1917 Kasımı’nda Rada, Rusya bünyesinde Ukrayna Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu açıkladı. 1918’de Sovyet Rusya; Brest-Litovsk Anlaşması’nı Almanya ve müttefikleriyle imzaladığında, Ukrayna temsilcileri de vardı. Onlar da kendi bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bu bağımsızlık uzun sürmedi. Rada heyeti, birkaç hafta sonra Alman bloğuyla ayrı bir anlaşma imzaladı. Güç durumda bulunan Almanya ve Avusturya-Macaristan’ın, Ukrayna’nın buğdayına, hammaddesine ihtiyacı vardı. Ukrayna’ya asker ve teknik personel gönderip bunu da fiilen işgal bahanesi olarak kullandılar.

Merkezi Rada, işgal kuvvetlerinin doğrudan katılımıyla devrildi. İktidara, Ukrayna Halk Cumhuriyeti yerine, aslında Alman protektorası altında bulunan bir Ukrayna devletini ilan eden P. Skoropadskiy getirildi. Daha sonra Almanya ve Avusturya-Macaristan’da ortaya çıkan devrimci olaylar sebebiyle Skoropadskiy Almanların desteğini kaybetti. Sonra da Ukrayna milliyetçileri, 1918’de Güney Ukrayna Halk Cumhuriyeti’nin (GUHC) kurulduğunu duyurup Ukrayna Halk Cumhuriyeti’yle birleştiler. 1919’da Ukrayna birlikleri Polonya kıtaları tarafından ezildi. Eski GUHC toprakları, Polonya’nın egemenliği altına girdi. Sonra Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti (RSFSC), Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ve Polonya arasında 1921’de Riga Anlaşması imzalandı. Eski Rusya İmparatorluğu’nun batı toprakları Polonya’ya geçti. Polonya hükümeti iki savaş arası dönemde “batı kresahlarında” (Polonya’da şimdiki Batı Ukrayna, Batı Belarus toprakları, Litvanya’nın bir bölümüne böyle diyorlardı) etnik bileşimi değiştirmek hedefiyle aktif bir yeniden iskân siyaseti uyguladı. Sert bir Polonyalılaştırma hayata geçirildi. Yerel kültür ve gelenekler ezildi.

Polonya’nın ele geçirdiği topraklar, 1939’da SSCB tarafından alındı; Sovyet Ukraynası’na verildi. Buna, 1940’ta Romanya tarafından 1918’de işgal edilen Besarabya’nın bir bölümü ve Kuzey Bukovina, 1948’de Karadeniz’deki Yılan Adası (Zmeinnıy) eklendi. 1954’te RSFSC’nin Kırım oblasti Sovyet Ukrayna’sına verildi.

Ukrayna ve Rusya’nın ortak, uzun bir tarihleri varken; Sovyetler Birliği Komünist Partisi ve/ veya devlet yönetiminde Andrey Vişinsky, Nikita Kruşçev ve Nikolay Podgorni gibi önemli görevlere gelmiş Ukrayna kökenli insanlar da vardır.

Ukrayna, Sovyetler Birliği’nin dağılması sürecinde 24 Ağustos 1991’de bağımsızlığını ilan etti. Aynı süreçte bağımsız bir devlet olan Rusya Federasyonu ile Ukrayna ve Beyaz Rusya’nın öncülüğünde 21 Aralık 1991’de kurulan Bağımsız Devletler Topluluğu’na 11 devlet daha katıldı.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’daki siyasi bölünmenin yansıması olarak 14 Mayıs 1955’te SSCB’nin öncülüğünde 8 devletin katılımıyla bir savunma örgütü antlaşması olarak imzalanan Varşova Paktı, Doğu Avrupa’da SSCB’nin dağılmasını izleyen rejim değişikliklerine paralel olarak 1 Temmuz 1991’de sona erdi.

SSCB’nin yerini alan Rusya Federasyonu dışındaki Varşova Paktı üyeleri, 1999-2009 yılları arasında NATO’ya alındılar. 2021’de Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenski, ülkesinin NATO’ya üye olmak istediğini açıkladı.

 

UKRAYNA KRİZİNİN GÜNCESİ[9]

21 Kasım 2013

Kiev’de iktidarda olan Rusya yanlısı Viktor Yanukoviç, Avrupa Birliği (AB) Ortaklık Anlaşması’nı askıya aldığını açıkladı. Bu karar krizin fitilini ateşledi. Karara tepki gösteren Batı yanlılarının aylar süren eylemleri başladı.

1 Aralık 2013

Anlaşmanın imzalanmasını isteyen Batı yanlılarının haftalar süren protestolarına polisin sert müdahalesi krizin patlamasına neden oldu. Olaylar ülke geneline yayılarak kontrolden çıkmaya başladı.

20 Şubat 2014

Kiev’deki Maydan Meydanı’nda çadır kuran Batı yanlılarının eylemine müdahale edildi. 50’den fazla gösterici yaşamını yitirdi. Çatışmaların ardından muhalefet liderleriyle Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç arasında anlaşmaya varıldı. Göstericiler için genel af çıkarıldı.

23 Şubat 2014

Genel affa rağmen eylemler büyürken koltuğu bırakmak zorunda kalan Yanukoviç Rusya’ya kaçtı. Batı yanlıları yönetimi devraldı.

27 Şubat 2014

Rusya yanlısı silahlı gruplar Kırım Parlamentosu’nu bastı, Rus bayrağı astı. Bir gün sonra ise Kırım’daki iki havaalanının kontrolü ele geçirildi. Kiev, olayı Rus güçlerin işgali olarak tanımladı.

18 Mart 2014

Kırım Parlamentosu’nun 11 Mart’ta “bağımsızlık deklarasyonunu” kabul etmesinin ardından Kırım, Rusya tarafından ilhak edildi.

19 Mart 2014

Ukrayna’nın tüm Silahlı Kuvvetleri Kırım’dan çekildi.

6 Nisan 2014

Ukrayna’nın doğusundaki Donbass bölgesinde çatışmalar başladı.

11 Mayıs 2014

Donetsk Halk Cumhuriyeti ve Lugansk Halk Cumhuriyeti isminde iki ayrı yönetim oluşturdu.

24 Mayıs 2014

Lugansk Halk Cumhuriyeti ve Donetsk Halk Cumhuriyeti konfederasyon imzaladı.

6 Nisan 2014

Ukrayna’nın doğusundaki Donbass bölgesinde çatışmalar başladı.

3-5 Eylül 2014

Ukrayna Devlet Başkanı Petro Poroşenko ile Rusya lideri Putin, Ukrayna’nın doğu bölgesinde kalıcı ateşkesin sağlanması konusunda anlaşmaya vardı. 5 Eylül’de Minsk anlaşması imzalandı.

12 Şubat 2015

Krize çözüm bulmak amacıyla Normandiya Dörtlüsü devreye girdi. Grup Belarus’un başkenti Minsk’te imzalanan ateşkese uyulması için mutabakata vardı.

10 Aralık 2019

Anlaşma ve mutabakata rağmen çatışmalar devam etti, Normandiya Dörtlüsü bir kez daha ateşkes için devreye girdi.

23 Temmuz 2020

Minsk Anlaşması gereği çatışmaların durdurulması konusunda mutabakata varıldı. Ateşkes sağlanması için ek tedbirler üstünde anlaşıldı.

21 Kasım 2021

ABD ve NATO’nun Doğu Avrupa’ya yönelik yığınağı devam ederken eş zamanlı olarak Donbass’ta da çatışmalar yeniden başladı.

11 Ocak 2022

Luhanks ve Donetsk’te sınır ihlâli ve çatışmalar şiddetlendi. Taraflar karşılıklı olarak birbirlerini suçladı.

24 Ocak 2022

ABD ve müttefikleri Ukrayna’ya asker yığarken Pentagon, NATO Mukabele Gücü’nün aktif hâle getirilmesi durumunda 8 bin 500 askeri teyakkuza geçirdiklerini açıkladı.

27 Ocak 2022

Lugansk ve Donetsk liderleri Ukraynalı askerlerin sivilleri kovarak onların evlerine yerleştiği açıkladı.

16 Şubat 2022

ABD yönetimi, CIA, istihbarat servisleri ve Batılı medya kuruluşları “16 Şubat’ta Rusya Ukrayna’yı işgal edecek” iddialarını ortaya attı. Daha sonra işgalin Pekin Kış Olimpiyatları bitiminde yapılacağı ileri sürüldü.

23 Şubat 2022

Putin, Donbass Cumhuriyetleri’nin bağımsızlığını tanıdı, Rus birlikleri bölgeye girdi.

 

İki kritik noktayı hatırlatmadan geçemeyelim: Birincisi, 1991’de Rusya’nın Almanya’nın birleşmesine itiraz etmemesi ve Kızıl Ordu birliklerinin Doğu Avrupa’dan çekilmesi karşılığı, ABD de NATO’nun doğuya doğru bir santim bile ilerlemeyeceği garantisi vermişti. Bilindiği gibi bu söz tutulmadı. Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti birer birer NATO’ya üye yapıldı. 2004’te 7 Balkan ve Baltık ülkesi daha NATO bünyesine katıldı. Sonra da Washington gözünü Gürcistan ve Ukrayna’ya dikti. Yani ahde vefa göstermedi.

İkincisi, 2014’te Obama’nın özel temsilcisi Victoria Nuland’ın planlamasına bizzat katıldığı bir darbe ile ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanı Yanukoviç devrildi. Neo-Nazi çetelerin Kiev sokaklarında terör estirdiği, ülkenin adeta Rusça konuşanların ağırlıkta olduğu Donbass bölgesiyle Batı Ukrayna arasında bölündüğü fiili bir durum ortaya çıktı. Aslında 2014 Eylül’de Ukrayna, Rusya ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilâtının Almanya ve Fransa gözetiminde imzaladığı Minsk Anlaşması barış ve ateşkes için yeterli çerçeve sunuyor.

Ama o tarihten bu yana başta ABD, NATO güçlerinin çözüm yerine sürekli bu yarayı kaşıması barış umutlarını giderek zayıflatıyor. Hele son günlerde Donbass bölgesinde yaşanan arka arkaya provokatif eylemlerle adeta Rusya’yı savaş minderine çekiliyordu.

 

NASIL OLDU?

 

Bugünkü çatışmanın yakın kökeni, Sovyetler Birliği’nin Aralık 1991’de likidasyonuna dayanıyor.

Emperyalist batının “büyük zaferi” ve “tarihin sonu” diye lanse edilen çöküş ile tek kutuplu bir dünya düzeni oluştu, ABD giderek dünyanın tek egemeni durumuna geldi.

Batılı devletlerin siyasal destekleriyle renkli devrimler öne çıktı…

Yugoslavya’da 2000 yılında “Buldozer Devrimi”, 2003 yılında Gürcistan’da “Gül Devrimi”, 2004’te Ukrayna’da, “Turuncu Devrim” 2005’te Kırgızistan’da “Lale Devrimi” gerçekleşti.

Rusya güçsüz kalmıştı! Avrupa’da eski Varşova Paktı üyeleri, Romanya, Polonya, Çekoslovakya ve Bulgaristan NATO’ya üye olarak kabul edildiler. Üçüncü dünya düşüncesinin ileri ülkesi Yugoslavya dört parçaya bölündü.

Bunlar yetmedi, NATO’nun 2008 tarihinde Bükreş toplantısında Gürcistan ve Ukrayna’nın da NATO’ya üye olma istemlerinin olumlu karşılanmasına karar verildi.

Sovyetler’in dağılması sonrası Rusya bir askeri çerçeveye alınmak isteniyordu. Yinelersek Çekoslovakya, Macaristan, Polonya, Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya, güneyde Arnavutluk, dağılan Yugoslavya, Slovenya, Hırvatistan, Karadağ ve Kuzey Makedonya ya NATO’ya ya da AB’ye alındı.

ABD ve NATO, Rusya’ya karşı bir kuşatma politikası izliyor, özellikle Karadeniz’de denetimi ele geçirip Karadeniz’i bir NATO kapalı denizi durumuna sokma çabası içine giriyordu. Ancak zaman içinde Rusya kendisini toparlamış, ekonomisi göreceli olarak güçlenmiş, petrol ve doğalgaz alanında Avrupa’nın gereksinmelerine cevap verebilir düzeye ulaşmıştı; 2000’li yılların başında göreve gelen Putin ile…

Yani “Turuncu Devrimi gerçekleştiğinde Rusya yanlısı Yanukoviç kaybetti yerine Batı yanlısı geldi… Ukrayna’daki 2014 olayı çok açık Musaddık Darbesi gibidir,”[10] notu düşülen süreçte ABD-AB-CIA büyük propaganda ve para harcamalarıyla yürütülen kampanyalar Ukrayna yönetiminin, NATO’ya üye olmak için başvurmasıyla, farklı bir zemin yarattı; denilebilir ki iplerin koptuğu yer burasıydı!

 

İŞGAL(Cİ RUSYA)

 

Belirtelim: Rusya’nın Ukrayna’yı işgal (ve ilhakı) kesinlikle kabul edilebilir değildir; ‘The Newsweek’ten Ted Galen Carpenter’in ‘NATO ve ABD, Ukrayna Savaşının Tetiklenmesine Yardımcı Oldu’ başlıklı yazısındaki ifadesiyle, “Rusya’nın işgali her ne kadar Ukrayna ve NATO provokasyonuna abartılı bir yanıtı”[11] olsa da!

Ukrayna işgali Rusya’nın XIX. yüzyıl diplomasisini hatırlatırken; emperyal(ist) eğilimlerden malûldür! Malum: İmparatorluklar fetihlerle başlamıştır ve tek araç, askeri güçtür; işgaldir!)

Tamam, Ukrayna’da batı bir tuzak kurmuştur. Putin Batı tarafından Ukrayna işgaline mahkûm edilip; tezgâha getirilmiştir

Ancak Rusya’nın konumunu, “Hem saldırı hem savunma,”[12] diye tarif etmek yanlıştır. Noam Chomsky’nin ifadesiyle, “Gayri-meşru bir saldırı”dır bu.[13]

Hayır; bu saldırganlık -Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Aleksei Erkhov’un-, “Rusya’nın sabrı sona yaklaştı… Bizim Rusya’nın güvenliğini sağlamaya, insanlarının yaşamını ve refahını sağlamaya ihtiyacımız var. Kusura bakmayınız, bildiğimizi yapıyoruz,”[14] keyfiliğiyle meşrulaştırılamaz; buna “Evet” denirse daha vahim müdahalelerin önü açılır!

BM Sözleşmesi’nin 2. maddesi, devletlerin başka bir devletin toprak bütünlüğüne, siyasal bağımsızlığına karşı veya BM amaçlarıyla uyumsuz şekilde güç kullanmasını, güç tehdidinde bulunmasını yasaklar. Bu açık maddenin gri alanları olsa da; ABD’nin 2003’teki Irak işgali de, Rusya’nın 2022’deki Ukrayna işgali de uluslararası sözleşmelere aykırıdır.

Tekrarda yarar var: Rusya’nın işgali emperyal(istleşme) eğilimlerden malûldür.

Eğer “Emperyalizm; tekellerin ve mali sermaye egemenliğinin belirginleştiği, sermaye ihracının olağanüstü bir önem kazandığı, dünyanın uluslararası tröstlerce paylaşılmasının başladığı ve yeryüzü topraklarının en büyük kapitalist ülkeler arasında paylaşılmasının tamamlandığı bir gelişim aşamasındaki kapitalizm”[15] ise (Rusya dahil) “Emperyalizmi düşünürken, dört noktayı özellikle değerlendirmek gerekiyor: 

1) Modern emperyalizm, bir devlet politikasına değil, kapitalizmin geldiği aşamaya ilişkin ‘sistemik’ bir durumdur. Devletlerin politikaları bu ‘sistem’ içinde anlamlarını kazanırlar. 

2) Küreselleşmenin ve ABD hegemonyasının gerilemesiyle birlikte bu hegemonya altında şekillenmiş emperyalist sistem, istikrarını ve bütünlüğünü kaybetmiştir. 

3) ABD hegemonyası döneminde emperyalist sistem içinde paylaşılmış pazarların, kaynakların, coğrafyaların yeniden paylaşımı gündemdedir. 

4) Bu yeniden paylaşım içinde, modern emperyalizmin ekonomik-finansal şantaj gibi silahlarının yanı sıra klasik emperyalizmin, Roma İmparatorluğu’ndan bu yana yerleşmiş ‘koruma vaadi’, işgal, ilhak gibi doğrudan askeri müdahale yöntemleri de giderek daha fazla kullanılacaktır.”[16]

Söz konusu çerçevede ‘Monthly Review’ nde yayımlanan Stansfield Smith’in ‘Rusya Emperyalist mi?’ makalesine, V. İ. Lenin’in kapitalist emperyalizmi oluşturan özellikleri sınıflandırması üzerinden[17] Rusya’nın dünyadaki konumunu masaya yatırırken[18] belirttiği üzere Rusya’nın emperyalistliği hâlâ tartışılabilir; ancak kapitalist Rusya’nın öne çıkan emperyal(istleşme) eğilimi asla!

Evet “Rusya’nın yakın tarihte hinterlandında kabul ettiği Gürcistan, Ukrayna, Moldova ve Yugoslavya’ya müdahale ettiği biliniyor. Ancak bu askeri harekâtlarda temel motivasyonun jeopolitik kaygılar dışında, doğal kaynaklar ve serveti ele geçirmek, ekonomik sömürü mekanizmaları kurmak motivasyonuna dayandığını söylemek zor görünüyor.

Putin’in genişlemeci özlemleri olsa da, bu tahayyülün sınırları ve ufku oldukça dar. Novorossiya, yani ‘Yeni Rusya’ sloganıyla Ukrayna ve Belarus’u Rusya ile birleştirme planı da Çarlık dönemi hayallerine takılıp kalmış, arkaik bir fikirdir…

Bugünkü Rusya askeri gücü dışında, rakamların ortaya koyduğu gibi küresel tekellerin ve finans kapitalin rekabet dünyası içerisinde söz sahibi olacak bir potansiyele sahip değil. Etki alanındaki ülkelere sermaye ihraç ederek, kâr ve sömürü mekanizmaları kuracak bir noktaya da gelememiştir. Sadece petrol ve doğalgaz piyasasında önemli güçlerden biri olarak dengeleri etkileyen ülkeler arasındadır.”[19]

Özetin özeti: Rusyanın emperyal(istleşme) eğilimleri, onun saldırganlığını, işgal/ ilhak eğilimlerini keskinleştirmektedir.

Tam da bunun için Rusya’nın Ukrayna hamlesi tarım topraklarının kontrolünü ele geçirerek dünya tarım ve gıda pazarında etkin bir güç hâline gelme arzusunda başka bir şey değil. Çatışmanın adı, neo-liberal dönemin sıcak savaş yüzlü “Tarım ve Gıda Savaşı! Demem odur ki; küresel şirketler ve hamileri (emperyalistler) arası tarım ve gıda savaşının çakmağı çakıldı ve sürecek![20]

 

“TEK ADAM” RUSYA’SI

 

Rusya, NATO’nun giderek kendi sınırlarında kendi güvenliğine karşı bir tehdit oluşturmasını Ukrayna savaşının temel gerekçesi olarak gösteriyor. Aslında Putin’in Ukrayna’ya karşı başlattığı saldırının temel stratejisi Ukrayna’yı güçsüzleştirmek, Batı yanlısı Zelenski hükümetini devirmek, Rusya’nın batı sınırındaki Harkiv, Luhansk, Donetsk bölgelerini tamamen Rusya’ya bağlı duruma getirmek, ayrıca Kırım Yarımadası’nı tam denetim altına alarak özellikle Herson ve Mariupol limanlarını ele geçirmek vb.’leri olarak ortaya çıkıyor.

Rusya böylece Luhansk ve Donetsk bölgelerini alarak batıdaki sınırını, Kırım Yarımadası ve Mariupol limanlarını alarak özellikle Karadeniz’i tam olarak denetim altına almak istiyor. Ayrıca Ukrayna’nın NATO üyeliğini engelleyerek Ukrayna’yı Rusya için bir tehdit olmaktan çıkarmak istiyorken; çok önceleri Münih 2007 Güvenlik Toplantısı’nda Putin tek kutuplu dünyanın yıkılacağını açıklamıştı.[21]

Putin öncesinde Rusya, “Kozirev Doktrini” ile Batı karşısında pasif, işbirliğini hedefleyen bir politika izlemişse de, bu durum Rusya’da Avrasyacı ve ulusalcı gruplar tarafından tepkiyle karşılanmıştı. 1993’te kabul edilen “Yakın Çevre Doktrini” ile Rusya bu tutumundan dönüş için önemli adımlar atmıştı. “Primakov Doktrini” ile birlikte Rusya sert adımlarını hızlandırmış, Putin’in 2000’de devlet başkanı olmasıyla yeni dış politikaya giriş yapmıştı.

SSCB’nin dağılmasını “tarihin gördüğü en büyük jeopolitik felaket” olarak niteleyen Putin, Rusya’nın uluslararası ilişkilerde konumunu yükseltmek için hamlelerini artırmıştı. 2007’de Münih Konferansı’ndaki konuşmasında çok kutuplu dünya vurgusu bunun kanıtlarındandı.

Geçerken anımsatalım: “Rusya’daki neo-otoriter devlet modeli”[22] ya da “Putin’in kurduğu otokratik rejim, kamu kuruluşlarının özelleştirilmesiyle vurgun vurarak servet yapmış olan, ülkenin enerji ve hammadde kaynaklarını kontrol eden bir avuç oligarkla, ‘siloviki’ adı verilen güvenlik bürokrasisinin ittifakına dayanan çarpık bir kapitalizmdir. Putin 1917 Devrimi’nden ziyade Çarlık Rusyası’nın genişlemeci eğilimlerine özlem duyan bir zihniyete sahip. V. İ. Lenin’in Ulusların Kaderini Tayin Hakkı ilkesini de eleştiren, Rusya’nın egemen ulus konumuna vurgu yapan bir tavır sergiledi. Rusya-Ukrayna- Belarus’un aslında aynı ulus olduğu teziyle, tarihin tozlu sayfalarından genişlemeci emellerine dayanak bulmayı denedi.”[23]

 “Putin Rusya’sı yapamaz denilen birçok şeyi yaptı,”[24] realitenin “Tek Adam”lığa denk düştüğü bir “sır” değilken;[25] “Putin bir rastlantı değil, Rusya’nın geçmişi Putin’de canlandı”;[26] “Putin Rusyası’nın “mega hayal planlamaları” var”;[27] “Rus devlet geleneğinin imparatorluk geçmişi vardır. Özellikle, XVIII. yüzyıldan itibaren önemli bir güç olan Çarlık Rusyası’nın emperyal politikalarını SSCB de takip etmiştir”;[28] “Rusya 100 yılda üç kez isim, üç kez rejim, üç kez siyasi harita değiştirdi. Çarlık Rusyası, Romanov Hanedanlığı yıkılıp, 1917 Ekim Devrimi sonrasında 1922’de SSCB, komünist rejim kuruldu. 1991’de SSCB dağıldı. Federal bir cumhuriyet, yarı başkanlık sistemi, kapitalist ekonomi kuruldu. Fakat Rusya’nın jeopolitik arzuları ve duyarlılıkları, devlet deneyimi, diplomatik hafızası hiç değişmedi,”[29] türünden fantezileri bir kenara bırakırsak; gelinen nokta Rusya ekonomi-politiğinin uluslararası ilişkiler planları + emperyal(istleşme) eğilimleri + “Tek Adam” rejimi şeytan üçgeninde açıklanabilir.

Bu durumda Moskova ciddi bir açmazla karşı karşıya: Hem Ukrayna sorununa “ölüm kalım” meselesi gözüyle bakıyor; hem de Batı’nın kendisini bir savaşa çekmek için tuzak kurduğunu ifade edip; tarihsel gerçekleri de alt üst ediyor.

Örneğin Putin’in Ukrayna’nın doğusundaki yönetimleri bağımsız devlet olarak tanıdığını açıkladığı konuşmasında komünizmi ve Sovyet dönemini Rusya açısından felaket olarak gördüğünü belirtip; kendisinin dünya görüşünü, iç ve dış politika anlayışını sergilediği uzun konuşmasında, Ukrayna’da 2015’ten itibaren yürürlüğe giren “komünizmden arınma” politikalarına değinmiş ve “Ukrayna’da asıl komünizmden arınma süreci, şimdi başlıyor” demişti.

“Ukrayna bir tarih hatasıdır. O topraklar bizim ecdadımız Çarlık Rusyası’nın mirasıdır” söylemiyle Putin bugünkü Ukrayna’yı ve Ukrayna milletini, Sovyet icadı olarak görüyor (Çarlık Rusyası zamanında Ukraynacanın inkâr edilmesine karşılık, Sovyet Devrimi sonrasında, Sovyetler Birliği bünyesinde bir Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuş ve Ukraynaca, bu cumhuriyet bünyesinde, Rusçanın yanı sıra resmi dil yapılmıştı.) 

Ancak bunlara karşın SSCB’den ayrılma hakkının, ülkenin altına konulmuş bir saatli bomba olduğunu düşünen Putin’in, “SSCB’nin yeniden dirilmesini arzu etmediği” anlamını çıkaracak ifadeler kullandığı da söylenebilir.

Putin’e göre, SSCB’yi oluşturan cumhuriyetlere, tarihi Rusya’nın bölünmez parçası idi ve topraklarının Bolşevikler tarafından keyfi biçimde dağıtılması, SSCB’nin uyguladığı yanlış siyasetlerdendi. Putin, o dönemi şu sözlerle eleştiriyor: “Bolşevikler; ulusal devletleri tamamen ortadan kaldıracak bir dünya devriminin hayalini kurduklarından, birlik içi sınırları keyfi olarak kesiyor, cömert toprak ‘hediyeleri’ dağıtıyorlardı. Nihayetinde Bolşevik liderler, ülkeyi dilimlerken neyi amaçladıkları artık önem taşımıyordu. Şu veya bu kararların ayrıntıları, arka planı ve mantığı üzerinde tartışmak mümkün. Açık olan tek şey var: Rusya, fiilen yağmalanmıştı.”[30]

İyi de -hatırlayacağımız üzere-, “Sovyetler Birliği’nin yıkılması, XX. yüzyılın en büyük trajedisidir,” diyen Putin, şimdi tam tersi bunları demeye başladı? 

Bunun nedeni Putin, Rusya’daki muhafazakâr kesime yakın ve Putin yönetimi, 2004’ten bu yana, muhafazakârlığa dayanan bir resmi ideoloji oluşturmaya çalışıyor. Bu konuda en yoğun işbirliği yaptıkları yerlerden biri de Rus Ortodoks Kilisesi olması ve anti-komünist tutumu ile emperyal(istleşme) stratejisidir.

Hatırlansın: 21 Şubat 2022 pazartesi gecesi ve 24 Şubat 2022 perşembe sabaha karşı Vladimir Putin’in yaptığı açıklamalarda sık sık başvurulan bir yöntem (bir tema) dikkat çekiciydi… Görüşlerini şu cümlelerle de (aynen aktarıyorum) ifade etti:

“Babalarınız, dedeleriniz, büyük-büyük babalarınız Ukrayna’da bugünkü neo-Naziler iktidarı ele geçirsin diye Nazilerle çarpışıp ortak anavatanımızı Nazilere karşı savunmadı.”

Putin’in bu sözleri hiç kuşkusuz, dünyanın hemen her yerinde, her yönetimin, benzer durumlarda, özellikle de “milli dürtülerle” ve “ecdat vurgusu” ile yaptığı ve yapabileceği açıklamaları hatırlatırken;[31] Putin, Ukrayna’yı yapay bir devlet olarak gördüğünü de 2008’de Bükreş’teki NATO-Rusya Zirvesi’nde dönemin ABD Başkanı George W. Bush’a “Hey, George, Ukrayna diye bir devlet yok ki! O devletin topraklarının yarısını biz verdik, diğer yarısını da Polonya’dan aldılar,” diyerek göstermişti.

Kırım, Donbas, Harkov, Odessa gibi toprakları Putin ve çevresi, Sovyetler Birliği’nin Ukrayna’ya hediye ettiği topraklar olarak görüyor.[32]

“Putin, konuşmasında da görüldüğü üzere sol karşıtı söyleme sahip, bir Rus milliyetçisi. Rusya’da kapitalizmden yana, kapitalizmle bir sorunu olmayan, oligarşik bir düzen kuran, Partiye ve Putin’e yaklaşanın zenginleştiği, zenginseniz iktidara yaklaştığınız bir rejim var. Aynı zamanda hem milliyetçi hem yayılmacı.”[33]

Söz konusu tabloda[34] kamuoyu yoklamaları Rusya nüfusunun yüzde 50’sinin Putin’in Ukrayna kararını desteklediğini, yüzde 25’inin kararsız, yüzde 25’inin ise karşı olduğunu gösteriyorken;[35] Yunanistan Komünist Partisi (KKE) Rusya Federasyonu’nun Ukrayna’nın doğusunda attığı adımlara ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Sovyetler Birliği ile ilgili sözlerine yüksek tonda tepki gösterdi.

KKE bölgedeki gelişmelere ilişkin yaptığı açıklamada, Rusya’nın hatalı dış politikası, kapitalizmin ve emperyalizmin çürümüşlüğüne işaret ederken NATO’nun üsleri kapatılması ve Balkan ülkelerindeki faaliyetlerinin de sonlandırılması çağrısı yaparak, “Bu tehlikeli gelişmeler, sosyalizmin yıkılması ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana halk için ortaya çıkan trajik durumun bir sonucudur” denilirken, Putin’in Sovyetler Birliği ve Ekim Devrimi lideri Vladimir İlyiç Lenin ile ilgili sözlerine şu şekilde tepki gösterildi:

“Putin konuşmasında mevcut duruşunu anti-komünizm ve Bolşevikler, Lenin ve Sovyetler Birliği’ni hedef alarak haklı çıkarmaya çalıştı. Sosyalizmin eşit devletlerin çok ırklı bir birliği olan Sovyetler Birliği’ne katkısını hiçbir şey lekeleyemez. Putin kendisinin rol aldığı kapitalist restorasyonun kötülüklerini gizleyemez.”[36]

KKE’nin tutumu ile “majestelerinin muhalefeti” görevini yerine getiren Rusya Komünist Partisi’nin (CC CPRF) Başkanı Gennadi Zyuganov’un tavrı temelden farklı…

 

NATO İLE ABD EMPERYALİZMİ

 

Fidel Castro’nun, “NATO Askeri bir mafyadır,” diye tanımladığı küresel vahşetin son marifeti, ateşe attığı Ukrayna’yı barıştan uzak tutarak Rusya’yı yıpratacak bir cephe olarak kullanmayı sürdürmek.

ABD’nin barış diye bir derdi olmadığı ve 2014’ten beri savaşa hazırladığı Ukrayna konusu 2000- 2005’lerdeki olaylara uzanır. ABD/ Avrupa Ukrayna’yı (Tabii ki Gürcistan’ı da!) Batı’ya “ilhak” etme ve Rusya sınırına dayanma projesini yürürlüğe koymasından itibaren, Rusya için “güvenlik” birinci öncelik oldu. Rusya’nın karşı hamleleri Gürcistan, Kırım vb. oldu.

1987’den 1991’e kadar ABD’nin eski Sovyetler Birliği büyükelçisi olan Jack Matlock, Ukrayna’nın işgalinden dokuz gün önce bir makale yazarak, yaklaşan krizin bu noktada önlenebilir olup olmadığı sorusunu yanıtladı. “Kısacası evet” dedi. Kriz öngörülebilir miydi? “Kesinlikle. NATO’nun genişlemesi, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana en büyük stratejik gaftı.”[37]

Ancak savaş odağı NATO/ABD kararlıydı. Çünkü “sahte kahraman” pozisyonundaki Zelenski’nin sorumlusu olduğu Ukrayna savaşında ABD/NATO’nun tek yaptığı işgali seyretmekken, eline Rusya’yı çökertmek gibi bir imkân da geçmişti.

ABD Rusya’yı baş düşman olarak görmekten asla vazgeçmedi; 2019 Londra Zirvesi’nde alınan kararlar doğrultusunda, 2021 Temmuzu’nda Brüksel zirvesinde açıklanan yeni NATO-2030 belgesinde de yanıt netti! Söz konusu belge Rusya’yı işbirliği yapılacak partner değil, baş düşman (ortak düşman) olarak açıklıyordu. Çünkü “NATO bir savaş histerisi”dir.[38]

4 Nisan 1949’da, ABD’nin öncülüğünde “komünizm tehlikesi”ne karşı kurulan, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) bir savaş örgütü (Altın Post, Gladio da dahil) olduğundan kimsenin kuşkusu yoktur.

Ancak CHP için değil elbette!

Reuters haber ajansına verdiği röportajda, “Biz NATO’nun bir parçasıyız. Dolayısıyla kendimizi bu ittifakın dışında göremeyiz. Bu konuda taahhütlerimiz var. Biz NATO’yu sadece bir savunma aracı, kurumu olarak da görmüyoruz. NATO artık bugün, XXI. yüzyılda aynı zamanda demokrasinin de bir güvencesi,” şeklindeki beş cümlelik beyanatında Kemal Kılıçdaroğlu böyle düşünmüyor!

Oysa NATO’nun geçmişine ve bugününe baktığımızda gördüğümüz manzara çok nettir: NATO’culuk Amerikancılıktır.

ABD ve emperyalist devletlerin kendi çıkarları için dünyanın her tarafında demokratik süreçlere askeri operasyonlarla köstek olduğu, NATO’nun kontrgerilla örgütlenmeleriyle askeri diktatörlere destek verdiği ilişkileri anlatmaya kalksam bu köşeye sığmaz.

Bu kirli operasyonlar, NATO kurulduğundan bu yana devam ederek günümüze kadar geldi.

“ABD’nin Ukrayna’yı ileri karakol yaparak Rusya’yı kuşatmak istediğini” belirten Emekli İtalyan korgeneral, eski NATO Güney Komutanlığı Kurmay Başkanı Fabio Mini, “NATO yayılmasının aralıksız bir provokasyon olduğunu”[39] belirttiği “son” Ukrayna örneğinde olduğu üzere…

Ve de NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in, “Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Slovakya’da bulunan yeni gruplar, Baltık ülkelerinde ve Polonya’da bulunan mevcut uluslararası muharip gruplara ek olacak. Baltık Denizi’nden Karadeniz’e kadar olan varlığımızı arttıracağız. Avrupa genelinde 100 bin Amerikan askeri bulunuyor. NATO çabalarına destek olmaya devam ediyor ve Avrupalı müttefiklerimiz ve Kanada ile birlikte doğrudan NATO komutasında 40 bin asker var. Bunların büyük bir kısmı da ittifakın doğu kanadında yer almakta. Bunlara çok büyük bir hava ve deniz gücü de destek oluyor. Uçak gemisi 5 adet filo ile destek veriyor,”[40] açıklamasında olduğu üzere…

NATO’ya dair söylediğimiz her şey misliyle ABD emperyalizmi için geçerliyken; “Rusya-Ukrayna çatışmasında ABD’nin rolü”nün[41] de kilit önemde olduğu “es” geçilmemelidir.

ABD’nin savaşı köpürtmesinde 2014’teki hibrit darbe ile Ukrayna siyasetinde kurduğu hegemonyanın tehlikeye girmesi söz konusuyken; krizi anlayabilmek, Ukrayna’yı satranç tahtasına ve cephe ülkesine dönüştüren ABD’nin stratejisini çözümlemekten geçiyor.

Malum ABD, müttefikleriyle biri Rusya’ya, diğeri Çin’e karşı iki stratejik kuşatma hattı inşa ediyor.

Bu amaçla da NATO’yu genişletiyor. ABD, Soğuk Savaş bitiminde 14 üyesi olan NATO’yu, Rusya’yla anlaşmasına rağmen, sürekli Rusya’ya karşı genişletiyor. NATO şimdilik 30 üyeli. Ukrayna, Gürcistan, Moldova, Bosna, İsveç ve Finlandiya’yı da üye yaparak üye sayısını 36’ya çıkarmaya çalışıyor.

NATO’nun ne olduğu malum; o bir savaş makinesiyken; ABD’nin bu makineyi geçmişte hangi amaçla kullandıysa, bugün ve gelecekteki yönelimi de aynıdır.

ABD NATO’yu, düzenini korumanın, Avrupa üzerindeki hegemonyasını sürdürmenin, Çin ve Rusya’ya diz çöktürmenin aracı olarak kullanıyorken; NATO’nun mevcudiyeti, savaş riskidir.

 

BATI VE AB IRKÇILIĞI

 

Gelelim Ronan Burtenshaw’ın, “Konu savaşsa Batı ikiyüzlüdür,”[42] notunu düştüğü emperyalizmin AB boyutuna…

Örneğin “Sistemli şekilde süregiden kısıntılar nedeniyle Alman ordusu Bundeswehr’in eli kolu bağlı” diyen Almanya Genelkurmay Başkanı Alfons ekliyor: “Bundan esef duyuyorum!”[43]

Ayrıca İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Maximilian Kall de, Almanya’daki aşırı sağcıların (faşistlerin) Ukrayna’da savaşmak istediğini belirterek, güvenlik birimlerinin bu çevrelerden vatandaşların çatışmalara katılmak için bölgeye gittiği bilgisine sahip olduğunu açıkladı![44]

Bunlar ikrardır; tıpkı sosyal demokrat Olaf Scholz başkanlığındaki Almanya hükümetinin sadece siyasi ve ekonomik açıdan değil, askeri olarak ve fiilen savaşın tarafı olduğu gibi…

Berlin, böylece ABD stratejisine tam olarak tabii olurken Scholz, olağanüstü oturumda ülke bütçesinin yüzde 2’den fazlasının silahlanmaya ayrılmasını öngören NATO kararlarının uygulanacağını açıkladı. Daha önemlisi silahlanma için Alman ordusuna 100 milyar euro ek bütçe verileceğini duyurdu. ABD de yıllardır Almanya’nın silahlanmaya ayırdığı harcamaları artırmasını istiyordu. Almanya’nın bu kararıyla küresel silahlanma yarışının önündeki önemli bir engel kalkmış oldu.[45]

Scholz’un 27 Şubat 2022’deki konuşması, dünya basınında büyük sarsıntı yarattı. Rusya’dan gelen Kuzey Akım enerji hattını iptal etti; Rusya’ya yönelik ticari ve finansal yaptırımlara katılacaklarını açıkladı. Almanya’nın savaşmakta olan ülkelere silah göndermeme ilkesi de tarih oldu: Almanya, Ukrayna’ya 1400 tanksavar - roket, 500 Stinger füzesi gönderiyor. 

Koalisyon ortağı Yeşiller ile birlikte, Almanya ordusunu modernleştirmek için 100 milyar Avroluk (127 milyar dolar) bir fon yaratacaklarını açıkladı. Bu fon, Alman savunma sanayisini canlandırmak için gereken yatırımları da finanse edecek: Bu 100 milyar Avroluk fon, Almanya’nın hâlen geçerli savunma bütçesine eklendiğinde, Almanya savunma bütçesi İngiltere’den sonra 6. sıradan, ABD ve Çin’den sonra 3. sıraya yükselebilecek.[46]

Böylelikle denilebilir ki AB’nin “öncüsü” Almanya’nın Ukrayna’ya, yani savaşın bir tarafına doğrudan silah yardımında bulunarak ve ordusunu geniş çapta silahlandırmaya karar vermesiyle, II. Dünya Savaşı’ndan sonraki “pasifist” dönem neredeyse tarih oldu.

Avrupa’nın büyük medya grubu ‘Springer’in başkanı Matthias Döpfner’in ‘Bild’deki “NATO, Hemen Müdahale Etmeli!” başlıklı yazısında şöyle haykırıyordu:

“Eğer Putin, her şeyden önce NATO üyeleri askeri direniş göstermedikleri için, Kiev’i ele geçirirse Batı zayıf düşer. Batı zayıf düşerse Çin Tayvan’ı ilhak eder. Bu da Batı’nın siyasi olarak sonu olur. O nedenle NATO üyeleri hemen devreye girmeli. Birliklerini ve silahlarını değerlerimizi ve geleceğimizi koruyabileceğimiz yere göndermeli”![47]

Hasılı: ABD’nin yeniden Avrupa’ya dönüşü Biden ile olmuşken; “Demokrat” Biden’ın, ABD emperyalizminin has adamı olduğu da unutulmadan Avrupa’da barışın önündeki engelin, Rusya’yı baş düşman gören ABD ve güdümündeki NATO olduğu ve AB’nin de bu politikanın sürdürücüsü olduğu bir an dahi göz ardı edilmemelidir.

Unutulmaması gereken bir diğer konu da AB ırkçılığıdır; İspanya’daki faşist Vox partisinin lideri Santiago Abascal, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili Meclis Genel Kurulu’ndaki ülkelerindeki savaştan kaçan Ukraynalılar ilişkin konuşmasında, “Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar, evet bunlar savaş mültecileridir ve Avrupa’da hoş karşılanmalıdır. Herkes, bu mülteci akışı ile Avrupa sınırına akın eden, Müslüman kökenli, askerlik çağındaki genç erkeklerin işgalleri arasındaki farkı anlayabilir. Onlarınki Avrupa’yı istikrarsızlaştırma ve sömürgeleştirme girişimidir,”[48] derken Müslüman kökenli göçmenlere sınırlarını kapatmasını istemesi gibi…

Bu kadar da değil; batı dünyası Rusya-Ukrayna savaşının bedelini emekçi Ruslara ödetmeye çalışıyor. Batıdaki Ruslara karşı cadı avı başlatıldı. Eğitim, sanat, spor, inşaat gibi alanlarda çalışan Ruslar sosyal hayattan men edilmeye çalışılıyor.

Dünyaca ünlü (Türkiye’de de çalışmıştı) Maestro Valery Gergiev önce La Scala’dan sonra Münih Filarmoni Orkestrası’nın şefliğinden atıldı. Şimdi Edinburgh Festivali, Rotterdam Filarmoni Orkestrası ve İsviçre’deki ünlü Verbier Festivali de aynı yola girdi. Tümü şef Gergiev’in konserlerini iptal etti. 

Ermitaj Amsterdam Müzesi, “Rus Avangardı: Sanatta Devrim” sergisini kapattı.. Eserleri Saint-Petersburg’a geri yolluyor. Rusya ile 30 yıllık ilişkiyi kestiler.

Milano’da Bicocca Üniversitesi Dostoyevski dersini programdan kaldırdı. Üniversite içinden ve dışından ciddi tepki, eleştiri alınca geri adım atıldı.

Uluslararası Bologna Kitap Fuarı, Rus kitaplarına bu yıl yer vermiyor. Rusya ile türlü işbirliğini kesti. 

Bu arada: Ünlü Rus soprano Anna Netrepko, ikiyüzlü Avrupa’nın Rus sanatçılara tutumu nedeniyle, Milano La Scala’da 2022 Mart’ındaki “Adriana Lecouvreur” operasındaki başrolünü bıraktığını açıkladı.[49]

Vasat kültürün küresel misyoneri Netflix, Tolstoy’un Anna Karenina eserinden uyarlanan dizinin yapımından vazgeçti. ABD’nin hegemonyasındaki internet servisleri, Rusya’yı devreden çıkardı. Vasat beslenmeyi küreselleştiren Mc Donald’s ve daha pek çok sosyal görünüp aslında kültürel olan uluslararası propaganda şirketleri, Rusya’dan çekildiler.[50]

Rusların, bulundukları ülkelerde Ukrayna savaşına karşı açıklama yapmaya zorlanması akıllara, “Faşizm konuşma yasağı değil söyleme mecburiyetidir” sözünü getirdi. Yaşananlar, ABD’de 1940’lı yıllarda başlayıp, 1950’li yılların sonuna dek süren ve komünistlerin baskı görüp, soruşturmalara muhatap kaldığı, sosyal hayattan izole edilmeye çalışıldığı McCarthycilik dönemini hatırlattı. Şöyle ki:[51]

ŞEF KOVULDU

Yaşayan en büyük orkestra şeflerinden Rus Valery Gergiev,[52] Rusya saldırısını kınamaya zorlandı. Kınamayınca Münih Filarmoni Orkestrası şefliği görevine son verildi.

ÖĞRENCİLER ATILIYOR

Avrupa’da üniversitede okuyan Rus öğrencilerin kayıtlarının silindiği de iddia edildi. İddianın sahibi Rusya İnsan Hakları Sorumlu Yetkilisi Tatyana Moskalkova, “Avrupa’daki üniversitelerde öğrenim gören Rus öğrencilerin kayıtları siliniyor” dedi.

SEYAHAT ENGELİ

Reuters’ın aktardığına göre Belçika’nın İltica ve Göçten Sorumlu Bakanı Sami Mehdi, tüm Rus vatandaşlarına vize vermeyi durdurmayı düşündüklerini açıkladı. Edinilen bilgilere göre Çekya, Litvanya gibi ülkeler de bu yönde adım atmayı planlıyor. AB Başkanı Ursula von der Leyen de üye devletlerin Rusya’ya uygulayacağı yaptırımlar arasında vize kısıtlamalarının da olduğunu açıkladı.

EMEK ETKİLENDİ

Ayrıca Çekya, Letonya, Litvanya gibi ülkelerde inşaat sektöründe çalışan Rusların, işten atılmaya başlandığı öne sürüldü.

EUROVİSİON’DAN MEN

Rusya’ya yönelik kültür alanında bir yaptırım da Eurovision şarkı yarışmasından geldi. Avrupa Yayın Birliği, 24 Mayıs’ta İtalya’da düzenlenmesi planlanan yarışmadan Rusya’nın çıkarıldığını açıkladı.

FIFA’DAN HAMLE

UEFA’nın 2022 Şampiyonlar Ligi finali St. Petersburg’da oynanacaktı. UEFA, finali Paris’e taşıdığını açıkladı. Öte yandan FIFA, maçlarda Rus bayrağı ve marşının kullanılmasını yasakladı.

FORMULA 1 İPTAL EDİLDİ

Rusya’daki yarışın 25 Eylül’de yapılması planlanıyordu. F1 CEO’su Stefano Domenicali liderliğinde toplanan F1 tarafından şu açıklama yapıldı: “İlgili tüm paydaşların görüşüyle beraber, mevcut şartlarda Rusya Grand Prix’sini düzenlemenin imkânsız olduğu sonucuna varıldı” denildi.

BASKETBOLDA DA İHRAÇ

THY EuroLeague’in köklü takımlarından CSKA Moskova’nın yanı sıra, UNICS Kazan ve Zenit ile 7DAYS EuroCup’ta oynayan Lokomotiv Kuban ve Krasnodar’ın turnuvalara katılımı da donduruldu.

Makalenin devamı için



Bu yazı 126 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
GAZETEMİZ

HABER ARA
YUKARI