Bugun...


Temel Demirer

facebook-paylas
Ekonomik Hâl(İimiz) Mi?!/Yoksulluk
Tarih: 19-11-2019 02:36:00 Güncelleme: 19-11-2019 02:36:00


YOKSULLUK

 

Açlık sınırının 15 yılda dört kat yükseldiği[108] coğrafyamızda; 12 milyon 596 bin emeklinin 8 milyon 311 bininin maaşı 2 bin TL’nin altında olup; [109] emekli aylığı alan 8 milyon yurttaşın 4 milyonu hâlen çalışıyorken;[110] Fyodor Dostoyevski’nin, “Yoksulluktan utanmak aptallıktır. Aptallıktan utanın,” uyarısı asla unutulmamalıdır…

‘Avrupa İstatistik Ofisi’ne (Eurostat) göre, nüfusun yüzde 36.6’sı yoksulluk nedeniyle çatısı akan, duvarları, zemini ya da temeli rutubetli veya pencere çerçeveleri çürük evlerde yaşadığı Türkiye, bu alanda da Avrupa’da zirvede!

Kolay mı? Nüfusun yüzde 41.3’ü yoksulluk ya da sosyal dışlanmışlık riskiyle yaşıyorken;[111] en yoksul yüzde 20’lik kesimin gıda harcamasının yüzde 20’si ekmeğe gitti![112]

AKP iktidarının 15 yılında 4 kat yükselen açlık sınırı, asgarî ücreti de geride bıraktı.[113]

16 milyonu aşkın yurttaş açlık sınırında, yaklaşık 48 milyon yurttaşta da yoksulluk sınırında olduğu Türkiye’nin[114] Ekim 2018’inde yoksulluk sınırı 6 bin lirayı geçti.[115]

Bu durumda bir kişinin yoksulluk sınırı ile asgarî ücret arasındaki makas hızla açılıyor. Tek kişinin yoksulluk sınırı asgarî ücreti ikiye katlamak üzere...[116]

Evet, Türkiye’de yoksulluk artıyor. Gıda, barınma gibi temel harcamalardaki artış, ücretlerdeki artışları geçti. Yaklaşık 7 milyon işçi asgarî ücretle geçinmeye çalışıyor. Toplam 13.8 milyon işçi olduğu dikkate alındığında işçilerin yarısı asgarî ücretli. Asgarî ücret, geçim ücreti olmaktan çok uzak. Daha açıklandığında açlık sınırının altında kalan asgarî ücret, bir işçinin yaşayabilmesi için yapması gereken aylık asgari harcamanın yanına bile yaklaşamıyor.[117]

‘Tüketici Hakları Derneği’nin 16 milyon kişinin açlık sınırının, 48 milyon kişinin de yoksulluk sınırın altında yaşadığını açıkladığı[118] coğrafyamızda halkın en yoksul yüzde 20’lik kesiminin harcamalarının üçte birini oluşturan gıdada yıllık fiyat artışı yüzde 50’yi geçti. Bir yılda süt ve süt ürünlerinde yüzde 30’u aşan zamlar tüketimi de yüzde 10 düşürdü.[119]

2015’te kişi başına gelir 11 bin dolar iken, 2017’de yüzde 3.8 düşüşle 10 bin 602 dolara indi.[120] Ayrıca ‘Birleşik Metal İş Sendikası Sınıf Araştırmaları Merkezi’nin (BİSAM) verilerine göre, açlık sınırı yüzde 20 arttı.[121]

Türkiye’nin 81 ilinin tamamında 2018’de kişi başı gelir 2017’ye göre düştü. Doğu ve Güneydoğu illeri en yoksul iller. Prof. Dr. Erinç Yeldan’a göre, “Türkiye artık yoksulluk tuzağına girdi.”[122]

2019’un sosyal güvenceden yoksun kalan yurttaş sayısına 396 bin kişi daha katılırken;[123] sosyal güvenceden yoksun vatandaş sayısı 10.5 milyona yükselirken, 18 yaş ve üstü toplam 56.3 milyon nüfusun 8.2 milyonunun gelirinin asgarî ücretin 1/3’ünden az olduğu yoksulluk tablosu gözden kaçırılmamalıdır.[124]

Nihayet uluslararası kurumların tüm ülkelerce kabul edilen göstergelerine göre, yoksunluk ve şiddetli maddi yoksunluk kategorilerinde yaşayan milyonlarca insan var. Belki de bunlar arasında en önemlisi, 7.5 milyon çocuğumuzun ülkemizde “şiddetli yoksunluk” (dolayısıyla yoksulluk) içinde yaşıyor olmasıdır.

Buna göre, Türkiye’de şiddetli maddi yoksunluk yaşayanların (çocuk ayrımı olmaksızın) 2014’de oranı yüzde 29.4 iken, 2015’de yüzde 30.3’e, 2016’de ise, 2.6 puanlık artışla yüzde 32.9’a yükseldi: 26 milyondan fazla. Her 3 kişiden biri şiddetli maddi yoksunluk yaşıyor...[125]

Ve çocuklar…

Çocuk işçi[126] sayısının 2 milyona yaklaştığı Türkiye’de, her 10 çocuktan 8’i güvencesiz çalıştırılırken;[127] çocuk işçilerin yüzde 80’i güvencesiz.[128]

İSİG Meclisi’nin derlediği verilere göre, 2016’de 18’i 14 yaş altı olan toplam 63 çocuk işçi, 2017’de 18’i 14 yaş ve altı olan toplam 60 çocuk işçi ve 2018’de 23’ü 14 yaş ve altı olmak üzere toplam 67 çocuk işçi hayatını kaybetti. 2016-2018 döneminde toplam 190 çocuk işçi hayatını kaybetti.[129]

 ‘Dünyada ve Türkiye’de Çocuk Emeği Sömürüsü’ başlıklı rapora göre, Türkiye’de kayıt dışı çalıştırılan çocuk sayısı 600 bin, çıraklık ve stajyerlikle birlikte bir milyondan fazla çocuğun emeği sömürülüyor.[130]

 

EMEKÇİLERİN DURUMU

 

“Ücreti asgari, vergisi azami”[131] olup; en yoksul yüzde 10’luk kesiminin 100 lirasından 31 lirasının gıdaya gittiği[132] ve BİSAM’ın raporunda, “Yurttaşın alım gücü düştü”[133] notu düşülen emekçilerin durumuna gelince…

Bu tabloda Türkiye Kamu-Sen’in hesaplamalarına göre, 2018’de ortalama memur maaşı 2017’e kıyasla aylık olarak 164 lira değer kaybetti.

Rapora göre, 2018 sonunda ortalama memur maaşı 2017’ye göre, 441 liralık artışla 3 bin 419 TL’ye çıktı. Artış oranı yüzde 14.81 oldu. Oysa aynı dönemde enflasyon yüzde 20.3 arttı. Maaş, aylık ortalama 164 TL değer kaybetti.

2002’den 2019’a mal ve hizmet bedelleri ortalama yüzde 347.8 zamlandı. Aynı dönemde açlık sınırı yüzde 402.6 yükseldi. 2002-2018 arası ortalama enflasyon yüzde 347.8, mutfak enflasyonu yüzde 402.6 arttı.

2002’de ortalama memur maaşı ile 22.1 adet çeyrek altın alınabilirken, 2018’de bu sayısı 9.7 adede geriledi. En düşük memur maaşıyla alınabilen çeyrek altın sayısı ise 14.9 adetten 7.3 adede düştü.

2012 sonrasında 1049 dolara kadar yükselen ortalama memur maaşı 2018’de 709 dolara; 2013’te 812 dolar olan en düşük memur maaşı da 533 dolara geriledi.[134]

Ayrıca 2017’den 2018’e en fakir yüzde 20’nin en yüksek aylık ortalama geliri 1990 liradan 2 bin 390 liraya yükseldi. En zengin yüzde 20’nin en düşük ortalama aylığı ise 5 bin 696 liradan 6 bin 545 liraya çıktı.[135]

Ve Türkiye, 37 ülkeyi kapsayan “en iyi emeklilik” araştırmasında en kötü notu alan 3’üncü ülke oldu.[136]

 

VE ZENGİNLER!

 

Honoré de Balzac’ın, “Gözle görünür bir nedeni bulunmayan servetlerin gizi, temiz yapıldığı için unutulmuş birer cinayettir,” uyarısı eşliğinde toplam gelirden aldıkları pay yüzde 47.2’ye ulaşan[137] zenginler meselesine gelince…

‘The Forbes’un ‘En Zengin 100 Türk’ listesinde ilk sırayı Saray’ın müteahhidi Erman Ilıcak aldığı zenginler toplam servetten 6.1 milyar dolar pay alıyorlar. Söz konusu isimler arasında 2018’de hayatını kaybeden Şarık Tara ve Erdoğan Demirören’in vârisleri ile Mustafa Koç’un iki kızı da yer alıyor.

Mustafa Koç’un kızları 22 yaşındaki Esra Koç ve 18 yaşındaki Aylin Koç, Koç Grubu şirketlerinde hissedar olan dördüncü kuşaktan ilk üyeler oldu. Koç kardeşler aynı zamanda Forbes 100 tarihinin en genç isimleri olarak kayıtlara geçerken, iki isim de 400’er milyon dolarlık servetleriyle listeye 100. sıradan girdiler.[138]

Türkiye’nin dolar milyarderleri sayı olarak 2017’ye göre, dokuz kişi artarak 40’a yükseldi. Yani kişisel serveti 1 milyar dolar barajının üstünde olan Türk sayısı 40’ı buldu. Milyarderlerin toplam serveti ise 72.4 milyar dolara çıktı. ‘The Forbes’un Türkiye’nin milyarderler listesine giren 40 isimden bazıları şöyle:[139]

 

EN ZENGİN TÜRKLER[140]

1

MURAT ÜLKER

Yıldız Holding

58. sıra

4 milyar 800 milyon dolar

2

ERMAN ILICAK

Rönesans Holding

51. sıra

4 milyar dolar

3

HÜSNÜ ÖZYEĞİN

Fiba Holding

71. sıra

2 milyar 800 milyon dolar

4

OSMAN KİBAR

Samumed

48. sıra

2 milyar 600 milyon dolar

5

MUSTAFA KÜÇÜK

LC Waikiki

55. sıra

2 milyar 600 milyon dolar

6

SEMAHAT ARSEL

Koç Holding

90. sıra

2 milyar 300 milyon dolar

7

ŞARIK TARA

Enka Holding

88. sıra

2 milyar 500 milyon dolar

8

FERİT ŞAHENK

Doğuş Grubu

54. sıra

2 milyar 400 milyon dolar

 

BDDK verilerine göre, yurtiçinde yerleşik milyonerlerin sayısı 2017’de, 2016’ya kıyasla 18 bin 105 kişi artarak 126 bin 969’a ulaşırken, toplam mevduatları da 835 milyar 621 milyon lira oldu.[141]

Türkiye’deki milyonerler hesaplarına, 2018 Haziran’ında 2017 sonuna göre 75 milyar liralık döviz ekledi. Eklenen Türk lirası ise 16 milyar lirada kaldı. Milyonerler 120 milyar dolar daha biriktirdi. Milyoner mudilerin bankalardaki mevduatının dağılımına bakıldığında, bunun 439 milyar 589 milyon lirasını yerel para cinsinden mevduat, 482 milyar 701 milyon lirasını döviz tevdiat hesabı, 4 milyar 175 milyon lirasını da kıymetli maden depo hesapları oluşturuyor.[142]

Hesabında 1 milyon lira veya üzeri parası olan mudi sayısı, 2019 yılın ilk yarısında 21 bin 20 kişi artarak 201 bin 176’ya ulaştı. Milyonerlerin toplam mevduatı 1 trilyon 214 milyar 387 milyon liraya çıktı. 2018 sonunda milyonerlerin toplam mevduatı 1 trilyon 109 milyar 859 milyon lira seviyesinde bulunuyordu.[143]

Hesabında 1 milyon lira veya üzeri parası olan mudi sayısı, 2018’in Ocak-Ağustos döneminde 192 bin 419’a ulaştı. Ağustos sonu itibarıyla milyonerlerin bankalardaki toplam mevduatı 1 trilyon 279 milyar 70 milyon liraya yükseldi. 2017 sonunda milyonerlerin toplam mevduatı 909 milyar 979 milyon lira seviyesinde bulunuyordu. Milyoner başına düşen ortalama mevduat 2018 ağustos sonu itibarıyla 6 milyon 647 bin lira olarak hesaplandı.[144]

Halkın geniş kesimleri ekonomik kriz ve enflasyonla boğuşurken, 2018’in Ocak-Ağustos ayları arasında milyoner sayısı 53 bin kişi artarak 192 bin kişiye ulaştı.[145]

Bir şey daha: Vergi yüzsüzleri listesinde ilk 100’ün borcu bir yılda 30.7 milyardan 44.3 milyar TL’ye çıktı. 1 milyon TL’nin üzerinde vergi borcu olan kişi sayısı, bir yılda 31 binden 47 bine yükseldi. Ve 1 milyon liranın üzerinde vergi borcu bulunan mükellef sayısı bir yılda yüzde 51’lik artışla 31 bin 56’dan 47 bin 32 kişiye yükseldi![146]

Ve “son” bir şey daha: ‘New World Wealth’in raporuna göre, 2017’de Türkiye’de hesabında 1 milyon dolar olan mudilerin yüzde 12’si yurtdışına göç etti. Bu oranla Türkiye dünyada en çok dolar milyoneri göçü veren birinci ülke hâline geldi![147]

 

İSRAF, KIYAK, İSTİSMAR!

 

Türk(iye) ekonomisinin başındaki belalardan birisi de israf, kıyak, istismardır!

“Yorumsuz” aktaralım; bu bile yeter…

• Erdoğan’ın 2003’den itibaren 11 yıl süreyle Başbakan olarak “tek başına” kullandığı, Cumhurbaşkanı seçildiği 2014’den sonra da ortak olduğu “örtülü ödenek”ten 2017 yılında 3 milyar 756 milyon liraya kadar harcama yapılabileceği açıklanmıştı. AKP’nin iktidara geldiği 2002’den 2017 Ekim’i sonuna kadar örtülü ödenekten 13 milyar liralık harcama yapıldı![148]

• Cumhurbaşkanlığı 2018’de 1 milyar 943 milyon harcarken, örtülü ödenek harcaması da 1 milyar 722 milyon lira ile bu rakama yaklaştı. Erdoğan’ın seçildiği 2014’den 2019’a sadece Cumhurbaşkanlığı harcamaları yüzde 550 arttı![149]

• 2018’in beş ayında 198 milyon lira harcayan Cumhurbaşkanlığı’nın 2019’un aynı dönemindeki harcaması 1.5 milyar liraya yaklaştı. Saray’ın örtülü ödenekle birlikte beş ayda yaptığı harcama 2.5 milyar TL ile güvenlik ve savunma amaçlı yapılan harcamalara eşitlendi![150]

• Nereye harcandığı açıklanmayan, Cumhurbaşkanlığı’nın kullanımında bulunan “örtülü ödenekten” 2019 Mayıs’ında 60.4 milyon lira harcama yapıldı. 5 aylık toplam harcama ise 1 milyar lirayı aşarak 1 milyar 6 milyon 621 bin liraya çıktı![151]

• Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ın harcama yetkisinde olan örtülü ödenekten 2018’in ilk beş ayında 915 milyon 702 bin lira harcama yapıldı![152]

• Cumhurbaşkanlığı’nın 2019 bütçesi 2 milyar 818 milyon, üç yıllık örtülü ödenek ise 16.5 milyar![153]

• Halktan tasarruf isteyen Cumhurbaşkanlığı’nın, günlük 1.8 milyon lira harcadığı gündeme geldi. Erdoğan’ın, Saray’a taşındığı 2015’den itibaren Cumhurbaşkanlığı’nın harcama kalemlerinin büyük oranda arttığı görüldü. Cumhurbaşkanlığı’nın 2015 ve 2017 raporları karşılaştırıldığında; 3 yılda Saray’ın günlük harcamasının yüzde 50, seyahat bütçesinin yüzde 40, mutfak harcamasının yüzde 49, temizlik harcamasının yüzde 69 resepsiyon ve ziyafet gibi temsil ve tanıtma bütçesinin yüzde 18 arttığı görüldü![154]

• Devletin hava filosu, Katar’dan alınan ve Erdoğan’ın “hibe” dediği uçakla birlikte 16 araca ulaştı. Bu süper lüks filoda, İtalya eski Başbakanı Silvio Berlusconi’nin kullandığı uçak da var, Tunus’un devrik diktatörü Zeynel Abidin bin Ali’nin kullandığı uçak da; Ankara’dan Los Angeles’e aralıksız uçabilen iş jeti de var, 185 milyon dolara mal olan uçak da. Oysa Sağlık Bakanlığı’nın 80 milyon kişinin acil sağlığı için elindeki hava filosu sadece 4 uçak, 19 helikopterden oluşuyor![155]

• Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın bahçesinde hurma ağaçları olduğu ancak meyve vermediği için ithal ısıtma sistemleriyle gündeme gelen Saray’a şimdi de sera ve kümes kuruluyor. Saray’daki seranın toplam kapladığı alan 2 bin metrekareden fazla. Serada 1150 metrekarelik salatalık, biber ve domates alanı bulunuyor. Saksı bitkileri için ise 680 metrekarelik alan ayrılmış. Seranın depo ve teknik alanı ise 224 metrekare![156]

• Marmaris Okluk Koyu’nda yaklaşık 3 yıldır yapımı devam eden Cumhurbaşkanlığı Yazlık Konuk Evi’nin inşaatı tamamlanan bazı bölümlerin beğenilmediği gerekçesiyle yıkılarak yeniden yapılacağı iddia edildi. 330 milyon TL harcanan yazlık saray için 30 milyon TL daha ek bütçe ayrıldığını belirten Milletvekili Muharrem Erkek, “yazlık saray” olarak bilinen 300 kişi konaklama, 400 kişi çalışan kapasiteli toplam 113 bin 443 metrekarelik projenin inşaatına devam edildiğini kaydetti. Erkek, milyonlarca liralık peyzaj düzenlemesinin yapıldığı inşaat dolayısıyla 50 bine yakın ağacın kesildiği ve 10 bin 966 metrekarelik kıyı dolgusu yapıldığını anımsattı![157]

• Maaşları 22 bin 200 liraya yükselen milletvekillerine, Halkbank da maaşlarının yüzde 45’i kadar promosyon ödemesi yaptı. Böylece hem vekil hem emekli maaşı alanlara 16 bin liralık ödeme yapıldı![158]

• Hayatın her alanında kendini hissettiren ve vatandaşın mutfağını vuran ekonomik kriz TBMM’yi de etkiledi. TBMM Başkanlık Divanı’nda Meclis lokantalarında fiyat artışı kararı alınmasının ardından ilk zamlar Meclis’te bulunan çay ocakları, kuaför ve Meclis lokantasına geldi. TBMM’de 50 kuruşa satılan Türk kahvesi yüzde 100 zamlanırken, 25 kuruş olan çayın fiyatında herhangi bir değişiklik yapılmadı… Zamdan önce 3.5 TL’ye satılan tostun fiyatı 5 TL’ye çıkarken, 25 kuruş olan bitki çayının fiyatı 50 kuruşa çıktı. 25 kuruşa satılan bardak suyun fiyatı da yüzde 100 zamlanarak 50 kuruşa yükseldi. 1 TL’ye satılan ayranın fiyatı yüzde 50 zamlanarak 1.5 TL’ye çıktı. Meyve suyu ve kolalar 2 TL’den 2.5 TL’ye yükseldi… TBMM’de hizmet veren kuaförlerde erkek saç tıraşı 7 TL’den 10 TL’ye çıkarken, sakal tıraşı da 3 TL’den 5 TL’ye yükseldi. Zam furyasından, ucuz olmasıyla bilinen Meclis lokantası da payını aldı. Çorba fiyatları yüzde 100 zamlanarak 1 TL’den 2 TL’ye çıkarken, diğer yemek fiyatlarına da dünden itibaren zamlı tarifeler uygulandı. Buna göre 7-8 TL civarında olan et yemeklerinin fiyatları 10-12 TL’ye çıkarken, 3-4 TL civarında olan sebze yemeklerinin fiyatları da 5-6 TL’ye yükseldi![159]

• TBMM’deki yönetmelik değişikliğiyle yeni ve eski milletvekillerin diş tedavilerinde bedeli karşılanacak implant sayısı 8’den 12’ye çıkarıldı. Değişiklikten, emekli olan milletvekillerinin yakınları da yararlanacak![160]

• Ekonomik kriz nedeniyle hastanelerdeki temizlik, bakım, ilaç ve onarım maliyetlerinden tasarruf etmeye çalışan Sağlık Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı’nın “itibardan tasarruf olmaz” anlayışına ayak uydurdu. 2017’de makam aracı ihalesinden 5 kat fazla bedelle ihale yapıldığı ortaya çıktı![161]

• ‘Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) finansman açığı AKP iktidarı döneminde toplam 301 milyar TL’ye çıktı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 2018 bütçe sunumundan SGK’nin mali gelir gider dengesinin giderek bozulduğunu ortaya koyuyordu. 2017’de 51.7 milyar TL devlet katkısına rağmen SGK bütçesi 24.1 milyar TL “açık” vermişti. 2018’de ise SGK finansman açığı tarihi zirve yaparak 34.045 milyar TL’ye çıktı. Bu da yüzde 29’luk artış anlamına geliyor![162]

• Sayıştay’ın ‘Kamu İşletmeleri Genel Raporu’na göre, 2012’de 1.5 milyar TL olan görev zararı ve sübvansiyonlar, 2016’da 3.3 milyar TL’ye yükseldi![163]

• Sayıştay’ın 17 yılda tespit ettiği kamu zararı 10.3 milyar TL, 34 milyon dolar ve 103 bin avro oldu. Zarar, otoyol projeleri nedeniyle 2011’de zirve yaptı, 10 milyarlık zararın 6 milyarını bu projeler oluşturdu![164]

• Sayıştay, 2017 denetimlerinde devletin kesesinden dernek, vakıf, birlik, kurum, kuruluş, sandık gibi kurumlara yapılan yardımlara ilişkin bilgilerin saklandığını belirterek; 3.7 milyar liralık gizemin altını çizdi![165]

• Sayıştay’ın 2017 raporlarında kamu idarelerine yönelik yer alan çok sayıda eleştiri özetle şöyle: “Genel Uygunluk Bildirimi raporuna göre, kamu kurumları 38 milyar liralık toplam yedek ödeneğin tamamını harcayarak sıfırladı. Raporda kamu idarelerinin ödenek üstü giderlerine de yer verildi. İlk sırada 20.4 milyar lira ile Milli Eğitim Bakanlığı yer aldı. İkinci sırada, 7.7 milyar lira ile Emniyet Genel Müdürlüğü, üçüncü sırada 111.9 milyon lira ile Diyanet İşleri Başkanlığı, dördüncü sırada da 109 milyon lira ile Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu geliyor”![166]

• Yap-İşlet-Devret modelinin kamuya faturası büyüyor. AKP iktidarlarının yandaş müteahhitleri fonlama aracına dönüşen model ile yapılan projeler arasında yüzde yüze yakın yanılma payı ile en çarpıcı örnek olan Kütahya Zafer Havalimanı’nın 25 yıl daha sürecek garanti ödemelerinin yedi yıllık (2012-2017) faturası 32.7 milyon Avro oldu. 2044’e dek verilen yolcu garantisi nedeniyle hedefe ulaşılamazsa şirkete bütçeden 25 yıl daha kaynak aktarılmaya devam edilecek![167]

• 2018’de Ziraat Bankası 2.3 milyar TL, Halkbank 1.3 milyar TL görev zararı açıkladı. Ziraat Bankası ile Halkbank’ın görev zararı 4 yılda ikiye katlanarak 3.6 milyar TL’ye çıkarken, 2018’de Hazine’ye aktardıkları temettü sıfır oldu![168]

• Hazine’nin herhangi bir sorun çıkması hâlinde borcu üstlenme taahhüdü verdiği köprüden, tünele kadar kamu-özel sektör işbirliği kapsamında yürütülen projeler için verilen borç üstlenim taahhüt tutarı 15.4 milyar dolara ulaştı![169]

• KİT’lerin ve hükümetin özelleştirme programına aldığı kurumların borçları bir yılda yüzde 58 arttı. 2017’de 49 milyar TL olan borç, 2018 sonunda 77.5 milyara fırladı. AKP iktidarının bilinçli politikaları sonucu giderek verimsizleşen ve küçülen KİT’lerin borçları 2018 sonu itibariyle 77 milyar 496 milyon lira oldu. En çok görev zararı olan kuruluş, 1.2 milyar TL ile Türkiye Kömür İşletmeleri![170]

• 2016’da 3.8 milyar TL zarar eden KİT’lerin 2017 zararı 1.9 milyar TL artarak 5.7 milyara çıktı. Zarardaki artış yüzde 48.9 oldu. Kömür, enerji ile danışmanlık gibi ihale sisteminin dışında olan mal ve hizmet alımları 21.1 milyarlık artışla 87.3 milyar oldu![171]

• Türkiye’nin silah harcamalarında bir yılda yüzde 70’e yakın artış oldu. Sayıştay denetim raporlarına göre Savunma Sanayii Destekleme Fonu’ndan “güvenlik ve savunmaya yönelik silah, araç, gereç ve savaş teçhizatı alımı” için 2017’de 13.4 milyar TL harcanırken, 2018’de bu miktar 22.5 milyar TL’ye çıktı![172]

• Maliye Bakanlığı’na göre, 2018 başından Mart ayına dek ‘Savunma Sanayi Destekleme Fonu’na yapılan aktarmalar 3.6 milyar lirayı buldu![173]

• Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı aylık harcama rakamları, 2016’da Suriye’ye yönelik başlatılan Fırat Kalkanı Operasyonu’nun kamuya yükünü ortaya koydu. Savaş ve mühimmat için 2018’nin ilk üç ayında 573 milyon TL harcandı![174]

• Fatih Belediyesi’nin 2017 gelir ve giderleri ile hesap ve işlemlerinin denetimi için oluşturulan rapora göre mehter takımı harcamaları için 11 milyon 490 bin TL ödenmiş. Bu 2017 sonu itibariyle 341 milyon 925 bin TL borcu olan, İstanbul Defterdarlığı’nın vergi alacağı için İller Bankası gelirine haciz koydurduğu bir belediyenin yaptığı gereksiz bir savurganlık![175]

• Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı 2018’in vergi yüzsüzlerini açıkladı; ilk 100 yüzsüzün borcu 44.3 milyar lira![176]

Veriler bu merkezdeyken hatırlatmadan geçmeyelim!

Bülent Falakaoğlu, “AKP döneminde verilen teşviklerin haddi hesabı yok,”[177] derken; İhsan Çaralan da ekliyor: “Sermayeye dolaysız servet aktarımının adı teşvik; işçinin sırtından sermayeye teşviktir.”[178]

“Nasıl” mı?

Aralarında Ethem Sancak’ın sahibi olduğu BMC’nin de yer aldığı 19 şirkete 23 proje için 135 milyar TL’lik yatırım desteği verildi. Vergi muafiyetleri, istisnaları, indirimleri, istihdam ve personel destekleri, kredilerde faiz ve kâr payı destekleri, bedelsiz arazi devri, kamu alım garantisi gibi teşvik unsurlarının bulunuyor![179]

Ethem Sancak’ı tanıyorsunuz değil mi?

Bir şey daha: Anayasa Mahkemesi, Saray ve hükümetin yaptığı bazı harcamaların Anayasa’ya aykırılığını iki yıl geriden gelerek tescilledi. 2018 bütçesinde de yer alan bu keyfi harcamaların yapıldığı 2016 ve 2017 bütçe yılları sona erdiği için AYM’nin iptal kararı hükümsüz kaldı![180]

Durum tam da böyle!

 

DELİK DEŞİK BÜTÇE!

 

Böyle olunca; bütçenin de delik deşik olması kaçınılmaz oluyor!

Devletin kasası 2018’in 11 ayında 54.5 milyar lira açık verdi. 2017’nin aynı döneminde açığın 26.5 milyar lira olması, “bütçede tasarruf” söyleminin sözde kaldığını ortaya koydu. Bütçenin önemli bir bölümü yine faize gitti. Faiz giderleri için 11 ayda 71.8 milyar lira harcandı. “Örtülü ödenekten” 2018’in 11 ayında yapılan harcama 1.6 milyar liraya ulaştı. Bütçeden taşıt, bakanlık binaları gibi kiralamalar için 1.1 milyar lira harcama yapıldı![181]

2018’de “Örtülü Ödenek” harcamaları bütçede, “gizli hizmet giderleri” olarak yer aldı. Nereye harcandığı gizli tutulan “örtülü ödenekten” 2018 Ocak’ında 163.9 milyon lira harcama yapıldı. 2017 Ocak’ında bu rakam 163.8 milyon liraydı![182]

Bütçe açığı 2019 Nisan’ında 18.3, ilk dört ayda 54.5, bir yılda 103 milyar TL’ye ulaştı. Bütçede hedeflenen 80 milyar TL’lik yıllık açığın 54 milyar TL’si ilk 4 ayda verildi![183]

Bütçe açığı 2019’un ilk beş ayında yüzde 225 arttı.[184]

2019’un tümü için öngörülen 80.6 milyar liralık bütçe açığına karşın, ilk 6 ayda 78.6 milyar liralık açık gerçekleşti. Böylece hedeflenen açığın yüzde 97.5’i ilk 6 ayda gerçekleşti. Ayrıca 6 aylık açık rakamı 2018’in tamamında gerçekleşen 72.6 milyar liralık açığı da solladı. 2019’un ilk 6 ayında faiz gideri yüzde 50.1 artarak 50.7 milyar liraya yükseldi.[185]

 

KRİZİN SOSYAL SONUÇLARI

 

AKP Milletvekili Halil Etyemez’in, “Yaşanmadı” ya da Yok” dediği krizin sosyal sonuçlarına gelince… Sadece sıralamakla yetiniyoruz!

Ekonomik kriz intiharları artırıyor. İşçi intiharları beş yılda yüzde 300 arttı. 2013’den Ekim 2018’e 332 işçi intihar etti![186]

Resmi rakamlara göre, 2017’de 233’ü “geçim zorluğu” nedeniyle olmak üzere toplam 3 bin 69 kişi intihar etti![187]

Türkiye’de başta ekonomik kriz olmak üzere çözüm bekleyen sorunlar intiharı tetiklerken, 2018’de resmi verilere göre, 3 bin 161 kişi yaşamına son verdi. Bu durum ortalama her 25 bin kişiden birinin intihar ettiğini gösterdi![188]

Giderek artan geçim zorluğu, intihar nedenleri arasında ikinci sırada olurken, işçi intiharlarına avukatlar, atanamayan öğretmenler ve sağlık çalışanlarını da eklendi. Türkiye’de işçi intiharları, işsizlik ve güvencesiz çalışmayla doğru orantılı artıyor. 2013’te 15, 2014’te 25, 2015’te 59, 2016’da 90, 2017’de 89 ve 2018’de de 73 işçi hayatına son verdi. 6 yılda işe bağlı sebepler yüzünden yaşanan intiharlar 5 katına çıkıp kişiye ulaşmıştır![189]

İsmail Devrim, liseye giden oğluna okul kıyafeti alamadığı gerekçesiyle intihar etti![190]

Balıkesir’de, işsiz olduğunu belirterek daha önce defalarca iş başvurusunda bulunduğunu söylediği belediyenin önünde kendisini yakan Mustafa Birgül, “Taş taşıyayım, çöpçülük yapayım ama işim olsun. Maaşım 300 lira, 500 lira olsun ama bir işim olsun. Yakınlarıma yük olmak istemiyorum. İbreti âlem olsun diye kendimi yaktım,” dedi![191]

Çocukluğunu yurtlarda geçirdikten sonra Taksim sokaklarında kalmaya başlayan 18 yaşındaki Bircan Caba’nın köpeklerle aynı bankta uyuduğu görüntüler görenlerin yüreklerini burktu. Babasını küçük yaşta kaybettiğini annesinin ise başka biri ile evli olduğunu anlatan genç, “Köpekler en iyi dosttur onlarla uyur onlarla oynarım,” dedi![192]

Hayat pahalılığı ve enflasyon karşısında maaşların erimesi nedeniyle dedeler nineler ve emekliler de tekrar iş kuyruğuna girdi. 2018 Mayıs döneminde 50 yaş ve üstü 194 bin 682 kişi iş kuyruğuna girerken 2019’un aynı döneminde bu sayı yüzde 57.5 artışla 306 bin 754 kişiye fırladı![193]

Bireysel kredi veya kredi kartı borcunu ödememiş kişi sayısı 3.5 milyona ulaştı. Klinik psikolog Dr. Serap Altekin’e göre, ekonomik krizde insanlar yeterli muhakeme etmeden dürtüsel karar veriyor. Yani kriz aklımızı aldı![194]

 “Dünya Ekonomik Forumu’nun Gallup’un bir araştırmasına dayandırdığı Küresel Risk Raporu’na göre, toplumsal gelir eşitsizliği ne kadar artarsa, depresyon riski de o kadar artıyor. Örneğin, Patel ve ark’nın 2018 tarihli araştırması gelir eşitsizliğinin depresyon ve anksiyete ile ilişkisini kesin biçimde ortaya koydu. Özellikle kadınlar ve toplumun düşük gelirli kısımları depresyondan daha fazla pay almaktalar![195]

 

BİR KAÇ NOT

 

Tekrar pahasına dediklerimizi toparlarsak…

16.9 milyon yoksuluyla,[196] 31.3 milyon borçlusuyla[197] Türkiye’de; dış borcun milli geliri yutması[198] yanında, batık krediler bir yılda yüzde 55 artarken;[199] TÜİK’in, ‘2018 Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’na göre, en yüksek yüzde 20’lik gelir grubunun toplam gelirden aldığı pay yüzde 47.6, en düşük gelire sahip yüzde 20’lik grubun aldığı pay 0.2 puan azalarak yüzde 6.1’e düştü.[200]

Ve sonra… İstanbul Fatih’te 4 kardeş, kapılarına “Dikkat siyanür var,” yazılı bir not bırakarak intihar ettiler![201]

Kuşku yok: V. İ. Lenin’in, “Eğer bir toplumda, devrim ve toplumsal değişim için koşullar olgunlaşmışsa, ama bu toplumsal değişimi gerçekleştirecek bir güç yoksa, o toplum için için çürümeye başlar” sözü bugünün Türkiye’sini anlatır sanki…

Emekçiler, verili çürümüş sistemin çelişkilerini kendi sınıfsal çıkarları temelinde aşmaya yönelmedikçe, siyaseten de, ruhsal-kültürel olarak da çürüyüp, ufalanmaya mahkûmdurlar.

Bizler bu gerçeği hızla dönüştüremezsek umutsuzluk dipsiz bir kuyu gibi toplumu da insanı da yutacak…

Tabir caizse Jack London’un, “Öve öve bitirilemeyen modern toplumunuz kan üzerine kurulu, her tarafından kan fışkırıyor. Bu kıpkırmızı lekeden ne ben kaçabilirim ne de sizler,” uyarısıyla müsemma bir geçiş sürecindeyiz. Her şey alt üst oluyorken; bunların dahası da var.

Geç(emey)işin “yeni(lenemeyen)” Türkiye’si, 24 Ocak-12 Eylül ekonomi-politiği ile formatlanmış ucube bir sistemle yönetiliyor…

Oldu bittiler ve siyasal hilelerle müsemma “başkanlık sistemi”nin topluma dayatıldığı bugünün geç(me)mişi, 12 Eylül’de temelleri atılan darbe rejimidir.

Ve denilebilir ki 24 Ocak-12 Eylül ekonomi-politiği ile hesaplaşamamak bizi bugünlere mahkûm etmiştir.

Devrimci hareket(ler)in atomizasyonu ve işçi hareketinin boşa çıkartıldığı terör tablosunda; Kürt dinamiğinin de “bir tanınma talebi”ne geriletilip; -sadece askeri değil,- ideolojik politik operasyonlarla devrimci geleneğin parçalanarak etkisizleştirilmesi; toplumun muhafazakârlaştırılmasında önemli bir koçbaşı işlevi görmüştür.

24 Ocak-12 Eylül ekonomi-politiği tabloda neo-liberal siyasetler (ve “solu”) etkili olurken; sosyalist sektörel ülkeler topluluğunun likidasyonu da bu hâlin negatif etkisini genişleten başat bir faktör oldu.

Devrimci toplumsal değişimlerin artık “mümkün olmadığı” post-modern zırvasının, “Elveda proletarya” hezeyanı ile topyekûn bir dönüşüm mücadelesi yerine, mikro alan mücadelelerine mahkûm edilmekle kalmayıp; bütünlük yerine parçalar konulup, sınıflar yerine kimlik ve kültür temelli motifler öne çıkartıldı.

Bu anlayış(sızlık)lar doğrultusunda örgütsel planda da merkezi ve bütünlüklü örgütlenme anlayışlarını reddetme eğilimleri güçlendi. Merkezi örgütlenmeler yerine, parçalanma, bireycilik, bencillik vb. körüklendi…

Yıllardır siyasal İslâmcı politikalarla nefes alamaz hâle getirilen tabloda[202] muhalefetin talebi rejim değişikliğidir. Söz konusu talebin bir çatışmayı devreye sokmaması olanaksızdır.

Bu durumda gidişat geniş çap ve kapsamlı bir barbarlığı da yol açabilir; zorbaların zulmünü nihayete erdirmeye de!

Şimdi, şu an her şey tarihini yapan insan(lık)ın elindedir; geleceği de bu güç biçimlendirecektir.

Bu noktada John Steinbeck’in, “Bir insan kapana kısılmışsa ve seçme şansı yoksa, kapanın içini dekore etmeye girişir,” biçiminde ifade ettiği açmaz karşısında yapılması gereken: Zalime karşı durma hakkını kullanarak, özgürlüğün amacının onu herkes için yaratmak olduğunu unutmamaktır.

Tıpkı, “İnandığımız tek kutsal varlık emeğin gücüdür,” vurgusuyla V. İ. Lenin’in, “Büyük bir rüyanın ilhamı olmadan kimse devrimcilik yapamaz!” deyişindeki cüretkârlıkla…[203]

O hâlde krizin mülk sahiplerinin mülklerini ve mülksüzlerin sefaleti büyüttüğünü unutmadan; işçi sınıfı ile emekçi yığınların ekonomik mücadelelerini siyasallaştırıp, taban örgütlenmelerini -iktidar perspektifi ile!- yaygınlaştırmalıyız.

Bertolt Brecht’in, “Bilin, halkın ekmeğidir adalet./ Bakarsınız bol olur bu ekmek, bakarsınız kıt,/ bakarsınız doyum olmaz tadına, bakarsınız berbat./ Azaldı mı ekmek, başlar açlık, bozuldu mu tadı,/ başlar hoşnutsuzluk boy atmaya,” uyarısını bir an dahi unutmadan…

Dip Notlar için Tıklayınız



Bu yazı 3758 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HAVA DURUMU
nöbetçi eczaneler
GAZETEMİZ

HABER ARA
YUKARI