Bugun...


Temel Demirer

facebook-paylas
Ekim Devrimi: Geçmiş Değil, Geleceğin Bu Günü- devamı
Tarih: 20-12-2021 01:17:00 Güncelleme: 05-01-2022 00:44:00


Evet “Devrimci bir teori olmaksızın devrimci bir hareket olamaz”…

“Uyuşmazlıkları giderebiliriz, çelişki kalıcıdır”…

“Devrim ezilenlerin şölenidir,” gerçeklerinin altını çizen V. İ. Lenin için devrimci Marksist bir bütünlüktür; örgütlü özgürlük teorisidir; devrimci praksistir.

“Komünist ahlâk, emekçileri her türden sömürüye, her türden küçük mülkiyete karşı birleştiren bu mücadeleye hizmet eden ahlâktır… Bu ahlâk, toplumun eski sömürücüsünü yıkmaya ve bütün emekçilerin, komünistlerin yeni toplumunu kuran proletaryanın etrafında birleşmelerine hizmet eden bir ahlâktır,” diyen O; “Silahsızlanma sosyalizmin amacıdır,” şiarıyla kriz(ler) ve emperyalizm meselesini devrimin güncelliği ile doğrudan ilişkilendirmişti.

Ve “Tüm krizlerin büyük önemi, gizli olanı açığa çıkarmaları, sınırlıyı, yüzeyseli, ayrıntıyı bir kenara itmeleri, politik moloz yığınını ortadan kaldırmaları, gerçekten yürüyen sınıf mücadelesinin gerçek saiklerini ortaya koymalarıdır,” saptaması eşliğinde “Emperyalizm, proletaryanın toplumsal devriminin arifesidir. Bu, 1917’den beri dünya ölçeğinde doğrulanmıştır,”[97] demişti.

 

1917 EKİM’İ

 

Oscar Wilde’ın, “Ütopya içermeyen bir dünya haritasına bakmaya bile değmez,” ifadesindeki üzere 1917 Ekim’i[98] bir eşitlikçi özgürlük ütopyasının hayata geçirilme pratiğidir.

Söz konusu devrimci pratik, eksiği/ fazlasıyla “Bizim yiğitliğimiz ve güzelliğimiz fırtınanın içinde ortaya çıkar,”[99] formülasyonuna mündemiçken; “Biz hatalarımızdan korkmuyoruz. Devrimin patlamasıyla insanlar azizlere dönüşmüyor. Yüzyıllardır ezilmiş, korkutulmuş, sefalet ve cehalet içinde tutulmuş, vahşileştirilmiş olarak yaşamış olan emekçi sınıflar devrimi, hatalar da yapmadan gerçekleştiremezler.

Ve benim daha önce de söylediğim gibi, burjuva toplumunun cesedi ve tabut içinde çivilenip mezara gömülüp bitmez. Hâl edilmiş kapitalizmin cesedi bizim içimizde, ortamızda çürümeye başlar, havayı zehirler, varlığımızı zehirler ve yeni olanı, taze, genç, canlı olanı eskinin, çürümüşlüğün ve ölümün binlerce bağıyla bağlayıp boğmaya çalışır,” diye uyaran V. İ. Lenin ekliyordu:

“Yalnızca adına üst sınıflar denilenlerin, yalnızca zenginlerin, yalnızca zengin okullarına gidenlerin devleti yönetebileceği ve sosyalist toplumun örgütsel gelişimini sağlayabileceği yolundaki o köhnemiş, saçma, vahşi ve tiksindirici önyargıyı her ne pahasına olursa olsun yerle bir etmeliyiz. (...)

İşçi sınıfının her bireyi, okuma yazma bilen her köylü, insanları tanıyan ve pratik deneyimi olan herkes, örgütsel çalışma için yeterlidir. Burjuva entelektüellerinin öylesine bir aşağılama ve küçümseme ile söz ettikleri o alelade insanlar arasında bu yetenekte pek çok insan vardır. Sözünü ettiğimiz türden bir yeteneğin işçi sınıfında ve köylülükte zengin ve gürül gürül akan kaynakları vardır.

İşçiler ve köylüler henüz çekingendir. Artık kendilerinin egemen sınıf olduğu fikrine alışamamışlardır. Henüz yeterince kararlı değillerdir. Tüm yaşamları boyunca yokluğun esareti altında bulunan, sopa tehdidi altında çalışmaya zorlanan milyonlarca insana devrim tek bir hamleyle bütün bu nitelikleri kazandıramaz. Ama yine de 1917 devrimi bu nitelikleri canlandırdığı, eski ayak bağlarını koparıp attığı, küflenmiş prangaları ortadan kaldırdığı ve emekçi halkı yeni bir yaşamın bağımsızca yaratılması yolunda sürükleyebildiği için güçlü, canlı ve yenilmezdir.”

1917 Devrimi’nin kuruluş ve mevcudiyetini koruma hamleleri “demokrasi”nin reddi(?) ya da “diktatörlük”(!) ile “suçlanmaya” kalkışılsa da, Baruch Spinoza’nın “Önemli olan yargılamak değil; anlamaktır,” ifadesindeki üzere ele alınması gereken bir hakikâttir O; V. İ. Lenin’in de dikkat çektiği gibi:

“Sovyet düzeni işçi ve köylüler için demokratizmin en üst ölçeğidir ve aynı zamanda da burjuva demokratizminden bir kopuş, dünya tarihinde yeni bir tip demokrasinin, yani proleter demokratizmin diğer bir deyimle proletarya diktatörlüğünün de doğuşudur.”

“Yoldaşlar, işçiler! Unutmayın, artık siz kendiniz devleti kontrol ediyorsunuz. Eğer siz birleşmez ve bütün devlet işlerini kontrolünüz altına almazsanız, kimse size yardım etmeyecek. Sizin Sovyetleriniz, bundan böyle devlet otoritesinin organları, bütün iktidarın meşru bedenidir.”

Evet burjuvazinin ve reformizmin 1917 Devrimi’ne ve Bolşeviklere yönelik karşı-devrimci saldırıları, esas olarak demokrasi-diktatörlük meselesinde odaklanıyordu.

1918’de yayınlanan ‘Proletarya Diktatörlüğü’ broşüründe, diktatörlüğü devletin özü değil tıpkı demokrasi gibi biçimlerinden biri olarak ele alan Karl Kautsky, burjuva demokrasisini kutsarken Bolşevikleri parti diktatörlüğü kurmakla suçluyordu. Buna teorik kılıf uydurmaya çalışırken de, Karl Marx’ın proletarya diktatörlüğü konusundaki yaklaşımını iğdiş edip, onu Lenin’in deyimiyle “kötü bir liberale” çeviriyordu.

En demokratik burjuva devlette bile demokrasinin ancak zenginler için yani bir azınlık için söz konusu olduğu, yoksullar içinse her zaman kısıtlamalar içerdiği ve onları siyasete etkin katılımın ve demokrasinin dışına ittiği gerçeğinin üzerini örten Karl Kautsky, işçi sınıfının toplumun çoğunluğunu oluşturup parlamentoda da çoğunluğu elde ettiği takdirde iktidarı kolaylıkla ele geçirebileceğini ve burjuvazinin buna karşı durmaya gücünün yetmeyeceğini savunmaktaydı.

Karl Kautsky gibi dönekler 1917 Devrimi’ne parlamenter budalalıkla yaklaşıp Bolşeviklere saldırırken, Alman Sosyal Demokrat Partisi’nden yolunu devrimci temellerde ayırıp, “Her kim ki on yıllarca kendini tekmeleyen egemeninin çizmelerini yalıyorsa, o bir köpektir,” diyen Rosa Luxemburg, Bolşeviklerin önlerine hedef olarak burjuva demokrasisini korumayı değil proletarya diktatörlüğünü kurmayı koymakla tarihî bir fark yarattıklarını söylüyor ve “parlamento köstebekleri”ni mahkûm ediyordu.

Ayrıca şöyle diyordu V. İ. Lenin:

“Burjuva devletleri biçim olarak çok değişiktir, ama özde aynıdırlar: biçimleri ne olursa olsun bütün bu devletler son tahlilde kaçınılmaz olarak burjuva diktatörlüğüdürler. Kapitalizmden komünizme geçiş, kuşkusuz son derece bol ve çeşitli siyasal biçimler gösterir, ama özü kaçınılmaz olarak aynı olacaktır: proletarya diktatörlüğü.”[100]

Ayrıca proletarya diktatörlüğü meselesinin aslında sınıf mücadelesinin kilit sorunu olduğunu vurgulayan V. İ. Lenin, tam da bu yüzdendir ki, sınıf mücadelesinin kabulünün proletarya diktatörlüğünün kabulüne dek genişletilmesinin, Marksistlerle küçük (ve büyük) burjuva solcular arasındaki en derin ayrım çizgisini oluşturduğunu belirterek uyarır:

“Proletarya demokrasisi, herhangi bir burjuva demokrasisinden milyon defa daha demokratiktir. Sovyet devleti, en demokratik burjuva demokrasisinden milyon defa daha demokratiktir.”[101]

“İşçi, Asker, Köylü v.b. Sovyetleri iyi anlaşılmadı. Şu anlamda ki birçok kişi, Sovyetlerin Rus devrimindeki sınıfsal anlamı ve işlevi üzerine açık bir fikir edinemedi. Ama onların yeni bir devlet biçimini, ya da daha doğrusu yeni devlet tipini simgeledikleri de anlaşılamadı.

En yetkin, en gelişmiş burjuva devlet tipi parlamenter demokratik cumhuriyettir. Parlamenter demokratik cumhuriyette iktidarı, parlamento kullanır. Devlet makinesi yönetim aygıt ve örgütü, bildiğimiz aygıt ve örgütlerden oluşur: sürekli ordu, polis, gerçekte görevden alınamaz, ayrıcalıklı ve halkın üstünde yer alan memurlar kastı.

Ancak XIX. yüzyıl sonundan başlayarak devrimci dönemler, demokratik devletin üstün bir tipine Engels’in deyişiyle söylersek, daha şimdiden bir devlet olmaktan çıkan, ‘artık terimin gerçek anlamında devlet olmayan’ bir devlete yol açtı. Halktan ayrı ordu ve polisin yerine, halkın kendisinin doğrudan ve dolaysız silahlanmasını geçiren Paris Komünü tipindeki devlettir bu devlet. Burjuva yazarlar tarafından kötülenen, kara çalınan ve haksız olarak sosyalizmi bir çırpıda ‘başlatma’ niyeti yüklenen Komün’ün gerçek özü işte budur.

1905’te ve 1917’de Rus Devrimi, işte bu tip bir devlet kurmaya başladı. Rusya Halk Temsilcileri Kurucu Meclis ya da Sovyetler Konseyi v.b. biçiminde bir araya gelen bir işçi, asker, köylü v.b. vekilleri Sovyetler Cumhuriyeti: şu anda ülkemizde, kadet profesör efendilerin bir burjuva parlamenter cumhuriyet için kendi yasa tasarılarını kaleme almalarını ya da Bay Plehanov ya da Kautsky gibi küçük-burjuvazi ‘Sosyal demokrasi’si bilgiç ve görenekçilerinin Marksist devlet kavramını çarpıtmaktan vazgeçmelerini beklemeksizin, kendiliğinden ve kendi tarzlarında bir demokrasi yaratan halk yığınlarının girişkenliğiyle doğmakta olan şey işte budur.”[102]

1917 Ekim’inin yarattığı tam da budur! “Ya şiddet” mi?

Gayet basit! Amerikalı iktisatçı, sosyolog ve akademisyen Thorstein B. Veblen’in ‘The Dial’ dergisi editörlüğünü yaptığı 1918-1919 kesitindeki yazılarını bir araya getiren ‘Bolşevizm Üzerine Metinler’inde yazarın temel sorusu ‘Bolşevizm Kimler İçin Tehdit?’ oluyordu.

Yanıtı da şöyleydi: “Sovyet Kongresi tarafından yürürlüğe konulan Anayasa kimin için tehdit? Bu belgeler, çıkar grupları ile sıradan insan arasında kesin bir ayrım yapar ve Bolşevik program bütün çıkar gruplarının kesin ve kapsamlı reddine dayanır. Bütün amaç esasen budur. Başlangıçtaki niyeti bakımından, kendi amacını gerçekleştirme çabasında ilgili taraflarca engellenmediği sürece, Bolşevizm yalnızca çıkar gruplarına yönelik bir tehdittir. Başka hiçbir şeye ya da kimseye karşı bir tehdit değildir.”

Veblen Amerika ve Avrupa’daki çıkar gruplarının Rusya dışında “Bolşevik İltihap” korkusuna karşı Sovyet Rusya üzerinde sermaye operasyonu ve sabotaj düzenlediklerine de dikkat çekerek, “Rusya’daki Sovyet idaresinin başarıyla sürmesinin gerek Amerika’daki gerekse Avrupa’nın medeni ülkelerindeki çıkar gruplarının koruyucularına aşırı korku saldığına kuşku yoktur. Sovyetler’in son derece olumsuz koşullarda faaliyette bulunduğu düşünüldüğünde, Sovyet Rusya’nın belli bir başarı kazandığı gerçeği reddedilerek bir yere varılamaz. Ne kadar acı verse de gerçek budur. Sovyetlerin, müttefik kuvvetlerin sansür ve yalan bürolarının incelemesinden geçen raporlarda yazanlardan çok daha başarılı olduğu açıkça ortadadır,” diyordu.

Veblen, Bolşevizm’in Batı’da neden bu kadar korkulan bir unsur olduğunun yanıtını ararken “Bolşevizm ‘mülk sahiplerinin işe gelmediği bir sisteme’ tehdittir, bu yüzden de yerleşik hukuk ve düzenin kutsal ruhuna karşı işlenmiş bir günah olduğu için yeterince ölümcül bir suçtur. Çünkü ‘mülk sahiplerinin işe gelmediği sistemin’ reddi, ekonomik ve politik unsurların kurulu düzenini yerinden edecektir. Bu ise Avrupa medeniyetinin sonudur,”[103] sonucuna ulaşır.

Tüm bunlarda Teslim Töre’nin, “Esas yanlış olan Lenin ve Leninizm’dir,”[104] mesnetsiz uçukluğu dışında itiraz edilen nedir?

Ya soru(n)lar mı? Elbette vardı; yaşayan her şey gibi olacaktı ve oldu da!

Bilmeyen var mı? Louis Althusser’in, “Lenin’e göre bir yanılgı karşısında susmak ya da onu görmezlikten gelmek, yenilmekten ve o yanlışı yapmaktan daha vahimdir,”[105] notunda ifade edilen bir tutumdu O…

1917 Ekim’i de bunun özetiydi; “Kuru ekonomik sosyalizmle ilgilenmiyorum. Sefalete karşı savaşıyoruz, ama aynı zamanda yabancılaşmaya karşı da savaşıyoruz. Marksizmin temel amaçlarından biri, insanların psikolojik motivasyonlarından bireysel çıkar ve kazanç faktörü olan ilgiyi ortadan kaldırmaktır. Marx, hem ekonomik faktörlerle hem de bunların bilinç üzerindeki yansımalarıyla meşguldü. Komünizm bununla da ilgilenmiyorsa, bir mal dağıtma yöntemi olabilir ama asla devrimci bir yaşam biçimi olmayacaktır,” satırlarındaki üzere Ernestro Che Guevara’nın…

 

VE…

 

i) Aslın da bugünde hâlâ (aşılmamış) tartışılan meselelerin antagonistik düalitelisini reformcu II. ve ihtilalci III. Enternasyonal ayrımı oluşturmaktadır. Tarafımız III. Enternasyonal’in sınıf doğrultusudur.

ii) 1917 Ekim Devrimi umuttur: “Çünkü umut kaçınılmaz gelecektir/ Bütün gümbürtüsüyle/ umut kaçınılmaz gerçektir çünkü,” dizelerindeki üzere Turgut Uyar’ın…

iii) 1917 -Paris Komünü gibi- söylenmiş sözdür: Attilâ İlhan’ın, “O sözler ki kalbimizin üstünde/ dolu bir tabanca gibi ölüp ölesiye taşırız/ O sözler ki, bir kere çıkmıştır ağzımızdan/ uğrunda asılırız,” mısralarındaki gibi…

iv) Ve nihayet Marksist-Leninist geleneğin süreklilik içindeki devrimci kopuşu ve sınıf hareketinin devrimci teoriye nihai biçimi vereceği ihtilalci praksis ile “Şafak vakti, ateşli bir sabırla donanmış olarak gireceğiz muhteşem şehirlere.”[106]

 

17 Ekim 2021 17:31:21, İstanbul.

 

N O T L A R

[*] Kaldıraç’ın 7 Kasım 2021 tarihinde İstanbul’da düzenlediği “Ekim Devrimi'nin 104. Yılında Gelmekte Olan Devrimdir” başlıklı panelde yapılan konuşma… Kaldıraç, No:244. Kasım 2021…

[1] Nâzım Hikmet.

[2] V. İ. Lenin, “Rus Sosyal-Demokrat Hareketi İçindeki Reformculuk”, Marx-Engels-Marksizm, çev: Vahap Erdoğdu, Sol Yay., 1976, s.301.

[3] Celalettin Can, “Sovyet Devrimi’nin Yıl Dönümünde, Lenin’in Politik Düşüncesini Hatırlamak…”, 8 Kasım 2020… https://www.indyturk.com/node/269156/

[4] Henri Lefebvre, Marx’ın Sosyolojisi, çev: Selahattin Hilav, Sorun Yay., 1996.

[5] Henri Lefebvre, Diyalektik Materyalizm, çev: Barış Yıldırım, Sel Yay, 2006, s.107.

[6] Paul Lafargue, Tembellik Hakkı, çev: Hasan İlhan, Alter Yay., 2009.

[7] Theodor W. Adorno, Negatif Diyalektik, çev: Şeyda Öztürk, Metis Yay., 2016

[8] Alex Callinicos, “Kapitalizm ve Felaket”, Birgün Pazar, Yıl:18, No:752, 8 Ağustos 2021, s.10.

[9] Max Horkheimer, Akıl Tutulması, çev: Orhan Koçak, Metis Yay., 1986.

[10] Bhaskar Sunkara, “Sosyalizmden Korkuyorlar”, Birgün, 30 Aralık 2019, s.5.

[11] “Kameralar karşısında vakur görünmeye çalışan ama kırgınlığının yüzüne yansımasını engelleyemeyen adam altı yıllık iktidarını 11 dakikada savunmaya, suçsuz olduğunu kanıtlamaya uğraşıyordu ama onu ekrandan izleyenlerin gözlerinde sadece öfke ve nefret vardı. Zaten o, artık olmayan bir ülkenin devlet başkanıydı. TV’de istifasını açıklayan adam Mihail Gorbaçov’du yani Sovyetler Birliği’nin son devlet başkanı. Tarih 25 Aralık 1991’di yani dünyanın altüst olduğu gündü.” (Cenk Başlamış, “Dünyanın Altüst Olduğu Gün...”, Cumhuriyet, 26 Aralık 2020, s.6.)

[12] Fyodor Dostoyevski, İnsancıklar, çev: Sabri Gürses, Can Yay., 2013.

[13] Grigory Petrov, Beyaz Zambaklar Ülkesinde, çev: Elnur Osmanov, Koridor Yay., 2007.

[14] Ray Bradburry, Fahrenheit 451, çev: Zerrin Kayalıoğlu, İthaki Yay., 2017.

[15] Yalçın Ergündoğan, “Soğuk Savaş Yıllarında Solun Arkasında SSCB mi Vardı?”, 30 Ekim 2017… https://www.artigercek.com/soguk-savas-yillarinda-solun-arkasinda-sscb-mi-vardi

[16] Yalçın Ergündoğan, “Atılım Yapmış Tarihi TKP’ye Örtülü SSCB Freni…”, 13 Kasım 2017… https://www.artigercek.com/atilim-yapmis-tarihi-tkp-ye-ortulu-sscb-freni

[17] Yalçın Ergündoğan, “Sivil İtaatsizlikle Halkın Rızasını Kazanma Başarısı…”, 26 Kasım 2018… https://www.artigercek.com/yazarlar/yalcin_ergundogan/sivil-itaatsizlikle-halkin-rizasini-kazanma-basarisi

[18] Noam Shpancer, İyi Psikolog, çev: Nil Karaca, Pegasus Yay., 2015.

[19] “SOL Parti PM Üyesi Alper Taş: Önceliğimiz AKP’yi Yenmek”, 11 Ekim 2021… https://www.birgun.net/haber/sol-partililer-onceligimiz-akp-yi-yenmek-361646

[20] Orhan Pamuk, “Bu (‘Yetmez Ama Evet’ten Pişman mısınız?) soruya yanıt vermeyeceğim” derken, Ufuk Uras da, “Orhan Pamuk’un bir toplantıda ‘Yetmez ama Evet’ üstüne gelen bir soruya yanıt vermeye tenezzül bile etmemesi çok doğru bir yaklaşım,” (“Yetmez Ama Evet Tartışmaları: Kimler Neler Söyledi?”, 17 Ekim 2021… https://marksist.org/icerik/Haber/16746/Yetmez-ama-evet-tartismalari-Kimler-neler-soyledi) zırvasını terennüm etmiş! Bu ne demek? Bu nasıl bir tavır? Neye tenezzül etmiyorsunuz?

Pamuk’un ardından ayrıca Nilüfer Göle uzun yanıtında, “Tam bir coşku içindeydik, naif bir şekilde Türkiye’nin batılılaşacağına inandık”; Edhem Eldem, “Bizi “kullanışlı aptallar” olmakla itham ettiler ve batı gözünde bu rejimi meşru kılmakla suçladılar. Ancak biz gerçekten bir şeyleri değiştireceğimize inandık”; Ekonomist Seyfettin Gürsel de “AB’ye girerek, acı çekmeden, hızlı bir şekilde demokratikleşeceğimize inandık. Ama yanıldık,” diye konuştu. (“Pamuk ve Göle’ye Soruldu: ‘Yetmez Ama Evet’ten Pişman mısınız?”, 5 Ekim 2021… https://www.birgun.net/haber/orhan-pamuk-ve-nilufer-gole-ye-soruldu-yetmez-ama-evet-ten-pisman-misiniz-360987)

[21] Karl Marx, 1844 El Yazmaları: Ekonomi Politik ve Felsefe, çev: Kenan Somer, Sol Yay., 1993.

[22] Bkz: Deniz Adalı, “Devrim Kendi Kendine Olmaz”, Kaldıraç Dergisi, No:232, Kasım 2020; s.53-57.

[23] Karl Marx-Friedrich Engels, Devlet ve Hukuk, çev: Rona Serozan, Ayrıntı Yay., 2016, s.26-27.

[24] Bkz: “Murat Belge’den ‘Yetmez Ama Evet’ Gerekçeleri”, 12 Ekim 2021… https://tele1.com.tr/murat-belgeden-yetmez-ama-evet-gerekceleri-486276/

Bir de Düşün Think’de (11 Ekim 2021) “Ben bir ‘Yetmez, Ama Evet’çiyim” diyen Şanar (Yurdatapan) abi, “O gün, karşımızda üçüncü bir seçenek yoktu. (Boykot, hiç oy vermemek seçenek miydi?) Birbiri ile ilgisiz birçok konu için bir tek -Evet ya da Hayır- denmesinin saçmalığını vurgulayarak -Yetmez ama evet- dedim, dedik…

Bütün bu saydığım örneklerde, siz başka bir şey mi yaptınız? Örneğin, siz sevgili ‘Solcu’ kardeşlerim, İmamoğlu ve CHP sizce YETER miydi ki oy verdiniz? Aynı soruyu HDP seçmenine de sorabilirim.

Hayat karşımıza çoğu kez iki seçenekten fazlasını çıkarmaz. Hepimiz ‘Yetmez ama…’ demek zorunda kalırız,” diyor.

Kısa yanıtım: İlk turda İmamoğlu değil Türkiye Komünist Hareketi adayı Aysel Tekerek’e; ikinci boş oy verdim.

Ayrıca bir de Emma Goldman’ın “Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı” diyerek işaret ettiği yol vardır her zaman; sandıkla sınırlanmış “Evet ya da Hayır” dışında!

[25] Abdullah Öcalan, “Demokratik Uygarlık Manifestosu” kapsamında yazdığı ‘Kapitalist Uygarlık’ kitabında, (Abdullah Öcalan, Demokratik Uygarlık Manifestosu/ Kapitalist Uygarlık, Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi Yay., 2013.) çağdaş dünyayı şöyle tanımlamaktadır: “Modernitenin çözülüşü ve yeni postmodernite dönemi, biz bunu demokratik modernite olarak adlandırmak istiyoruz.” (Abdullah Öcalan, Demokratik Uygarlık Manifestosu/ Kapitalist Uygarlık, Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi Yay., 2013, s.54.)

[26] Abdullah Öcalan, “Kapitalizmin Döl Yatağı: Ziggurat”, Demokratik Modernite Dergisi, No:18, Ekim-Kasım-Aralık 2016, s.6.

[27] yagk, s.13.

[28] yagk, s.21.

[29] yagk, s.7.

[30] yagk, s.16.

[31] yagk, s.10.

[32] Mahmut Yamalak, “Marksizme Kavramsal ve Kuramsal Bir Bakış”, Demokratik Modernite Dergisi, No:18, Ekim-Kasım-Aralık 2016, s.40.

[33] Ahmet Cemal, “Marksizmin İktidar, Bilgi ve Sermaye Birikimine Yaklaşımı”, Demokratik Modernite Dergisi, No:18, Ekim-Kasım-Aralık 2016, s.54.

[34] Murat Satılmış, “Marksizmin Zihniyete Yaklaşımı”, Demokratik Modernite Dergisi, No:18, Ekim-Kasım-Aralık 2016, s.78-81.

[35] Nurettin Amed, “Marksizmin Kapitalist Modernite ile Bitmeyen Kavgası”, Demokratik Modernite Dergisi, No:18, Ekim-Kasım-Aralık 2016, s.84.

[36] Haydar Ergül, “Sınıf Değil Komünalite”, Demokratik Modernite Dergisi, No:18, Ekim-Kasım-Aralık 2016, s.95

[37] Cihan Bedewi, “Kaba Materyalizmi Metafizikle Aşmak”, Demokratik Modernite Dergisi, No:18, Ekim-Kasım-Aralık 2016, s.136.

[38] Karl Marx, Felsefenin Sefaleti, çev: Ahmet Kardam, Sol Yay., 7. Baskı, 2011.

[39] Friedrich Engels, Anti-Dühring: Bay Eugen Dühring Bilimi Altüst Ediyor, çev: Kenan Somer, Sol Yay., 1966.

[40] V. İ. Lenin, Materyalizm ve Ampiryokritisizm- Gerici Bir Felsefe Üzerine Eleştirel Notlar, çev: Sevim Belli, Sol Yay., 1976.

[41] Rosa Luxemburg, Sosyal Reform mu Devrim mi? çev: Nihal Yılmaz, Belge Yay., 1993.

[42] V. İ. Lenin, Devlet ve İhtilal, çev: Kenan Somer, Bilim ve Sosyalizm Yay., 1989.

[43] Arif Koşar, “Demokratik Modernite’nin ‘Marksizm Eleştirisi’nin Eleştirisi”, 1 Mart 2017… https://teoriveeylem.net/2017/03/demokratik-modernitenin-marksizm-elestirisinin-elestirisi/

[44] Konu “çözüm süreci” ise Abdullah Öcalan, CHP’yi nasıl görüyordu? Yanıt için kütüphanemdeki bir kitaba göz atıyorum. “Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa” adlı kitap, 2013-2015 yılları arasında İmralı’da yapılan görüşmelerin kayıtlarını ve Öcalan’ın mesajlarını içeriyor. Yani hem HDP heyetinin hem de devlet yöneticilerinin tanık olduğu sözleri aktarıyor.

İmralı notlarına bakıldığında iki temel nokta görülüyor: Hem çok sert CHP eleştirisi hem de CHP’yi sürecin bir parçası hâline getirme çabası. Uzatmadan, Öcalan’ın dediklerinden birkaç alıntı aktarayım:

“Bu süreci bizzat biz hazırladık tabii. Önce devleti ısıttık, ortak ettik. Şimdi de AKP’yi ısıtıyoruz. Öyle eskisi gibi değil, eskiden farklı olarak siz de varsınız tabii. Bütün bunlar sizin masanıza da gelecek. (Sırrı’ya dönerek) Solu da sizin çabalarınızla katıyoruz. BDP’nin rolü önemlidir tabii, öyle arabuluculuk falan değil. Gazetelerde ‘postacı’ gibi şeyler yazıyorlar, öyle değil. Bütün bu anayasal-yasal boyut, yani parlamento boyutu sizin işinizdir. AKP’nin de CHP’nin de bütün bunları kendi içinde tartışması lazım. Sizin de onlarla görüşüp tartışmanız gerekir. Hatta canı isterse MHP bile katılır, katılmasa da kendisi bilir. CHP bir çıkmazı yaşıyor. Ben de varım dediği noktada adım atamıyor ya da ne dediğini bilmiyor.” (Barış Pehlivan, “Öcalan’ın CHP Mesajları”, Cumhuriyet, 23 Eylül 2021, s.4.)

[45] Sevgi Soysal, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu, Bilgi Yay., 1976.

[46] Seyfi Öngider, “SYRIZA Başardı, HDP de Başarabilir”, 30 Aralık 2015… https://bianet.org/kurdi/siyaset/161902-syriza-basardi-hdp-de-basarabilir

[47] https://hdp.org.tr/tr/hdp-syriza-nin-yunanistan-in-umudunun-yaninda/5827/

[48] https://www.ntv.com.tr/dunya/syrizadan-hdpye-destek,XM_TFC_xzEuQNkvQ83RLRA

[49] Temel Demirer, “SYRIZA: Neydi? N’oldu?!”, Newroz, Ağustos 2016… https://temeldemirer.blogspot.com/2016/08/syriza-neydi-noldu.html#.YWkwphpBxPZ

[50] Zafer Yörük, “Biz SYRIZA’yı Çok Sevmiştik”, Yeni Yaşam, 14 Temmuz 2019, s.7.

[51] Aylin Kör, “Avrupa Solunda SYRIZA Krizi”, Birgün, 7 Şubat 2018… https://www.birgun.net/haber-detay/avrupa-solunda-syriza-krizi-203333.html

[52] Hayri Kozanoğlu, “SYRIZA’nın Bağırarak Gelen Yenilgisi”, Birgün, 9 Temmuz 2019, s.5.

[53] Arif Koşar, “Lafazanis: SYRIZA İhanet Etti, Sömürge Hâline Getiriliyoruz”, Evrensel, 10 Aralık 2016, s.14.

[54] Nilgün Cerrahoğlu, “İspanya’nın Yeni Solu ‘Podemos’…”, Cumhuriyet, 1 Şubat 2015, s.9.

[55] Oscar Reyes, “İspanyol Seçimlerini Anlamak İçin”, Birgün, 25 Temmuz 2016, s.14.

[56] Nilgün Cerrahoğlu, “İspanya’da Seçim: Podemos Mucizesini Beklerken”, Cumhuriyet, 20 Aralık 2015, s.10.

[57] Nilgün Cerrahoğlu, “Podemos’un Hedefi: ‘Cenneti Fethetmek’…”, Cumhuriyet, 27 Aralık 2015, s.10.

[58] Nilgün Cerrahoğlu, “İspanya ‘7 Haziran Senaryosu’ ile Yüz Yüze”, Cumhuriyet, 22 Aralık 2015, s.12.

[59] “Podemos’un ‘Yepisyeni’ Solculuğu...”, 23 Haziran 2015… http://haber.sol.org.tr/dunya/podemosun-yepisyeni-solculugu-120393

[60] Nilgün Cerrahoğlu, “Özelleştirmeleri Geri Alacağız!”, Cumhuriyet, 3 Şubat 2015, s.7.

[61] Onur Erem, “Sosyal Demokratlar Sola Kaymazsa Bölünebilir”, Birgün, 18 Mayıs 2016, s.5.

[62] Alejandro Lopez, “Bir Politik Sahtekârlık Olarak Podemos (2)”, 28 Kasım 2014… http://www.sendika.org/2014/11/bir-poltik-sahtekarlik-olarak-podemos-2-alejandro-lopez/

[63] Korkut Boratav, “Podemos’un Tuhaf Muhalefeti”, 26 Haziran 2015… http://www.sendika.org/2015/06/podemosun-tuhaf-muhalefeti-korkut-boratav/

[64] Nilgün Cerrahoğlu, “İspanya’da ‘Öfkelilerin’ Seçimi”, Cumhuriyet, 19 Aralık 2015, s.10.

[65] Selami İnce, “İspanya Seçimlerinde Ne Oldu?”, Birgün, 26 Haziran 2015, s.11.

[66] “Katalonya’da Seçim Bitti Tartışma Büyüyor”, Cumhuriyet, 29 Eylül 2015, s.13.

[67] “Podemos ‘Sol İttifakı’ Reddetti”, Evrensel, 26 Haziran 2015, s.11.

[68] Onur Erem, “Maite Mola: SYRIZA Başarırsa Tüm Avrupa’ya Örnek Olacak”, Birgün, 11 Mart 2015, s.10.

[69] Elif Görgü, “PCE(ML) Genel Sekreteri Raul Marco: Avrupa’da İnisiyatif El Değiştirebilir”, Evrensel, 6 Şubat 2015, s.10.

[70] “İspanya’ya Sol Damga”, Gündem, 26 Mayıs 2015, s.13.

[71] “Podemos Tabanında Yaşanan Hayal Kırıklığı”, Birgün, 9 Mayıs 2021, s.5.

[72] “İşçi Partisi Liderliğine ‘Sosyalist Aday’ Jeremy Corbyn Seçildi”, Cumhuriyet, 13 Eylül 2015, s.9.

[73] Ergin Yıldızoğlu, “Tarihe Geri Dönerken”, Cumhuriyet, 3 Ekim 2016, s.9.

[74] Ergin Yıldızoğlu, “Bir Semptom Olarak Jeremy Corbyn”, Cumhuriyet, 22 Eylül 2015, s.8.

[75] Tarık Ali, “Corbyn: İşçi Partisi’nin Sahip Olduğu En Sol Lider”, Birgün, 21 Eylül 2015, s.12.

[76] Nilgün Cerrahoğlu, “Jeremy Corbyn Şoku”, Cumhuriyet, 15 Eylül 2015, s.10.

[77] “… ‘Erkek Sosyalizmi’nde Kadınlara Yer Yok”, Milliyet, 14 Eylül 2015, s.12.

[78] V. İ. Lenin, “Uzaktan Mektuplar”, Seçme Eserler, Cilt: 6, çev: Saliha N. Kaya-İsmail Yarkın, İnter Yay., 1995, s.17.

[79] Friedrich Engels, Anti-Dühring: Bay Eugen Dühring Bilimi Altüst Ediyor, çev: Kenan Somer, Sol Yay., 1966.

[80] A. Dinç Alada, “Marx’ın Felsefesini Tartışmaya Açmak”, Birgün, 14 Şubat 2020, s.14.

[81] Bkz: i) Temel Demirer, “Karl Marx ile Marksizmi”… https://temeldemirer.wordpress.com/2018/08/26/karl-marx-ile-marksizmi/ ; ii) Temel Demirer, “Radikal Sosyalizm Hâlâ Güncel!”… https://temeldemirer.wordpress.com/2016/05/02/radikal-sosyalizm-hala-guncel/

[82] Mustafa K. Erdemol, “Yoksulların Yoksul Teorisyeni: Karl Marx”, Birgün, 1 Mayıs 2018, s.5.

[83] Melda Yaman-Özgür Öztürk, “Marx’ın Yolu”, Birgün Kitap, Yıl:15, No:196, 11 Mayıs-7 Haziran 2018, s.12.

[84] Eric J. Hobsbawm, Aşırılıklar Çağı: 1914-1991, çev: Yavuz Aloğan, Everest Yay., 2006.

[85] Tülin Öngen-Kansu Yıldırım, “Marx, Kapital ve ‘Kolektif Prometheus’…”, Birgün Kitap, Yıl:15, No:196, 11 Mayıs-7 Haziran 2018, s.10.

[86] Önder Kulak, “Marx ve Kapitalist Toplum Eleştirisi”, Birgün Kitap, Yıl:15, No:196, 11 Mayıs-7 Haziran 2018, s.16.

[87] Bkz: i) Temel Demirer, “Paris Komünü(müz) Hâlâ Güncel”… https://temeldemirer.wordpress.com/2017/10/10/paris-komunumuz-hala-guncel/ ; ii) Temel Demirer, “Komün’den Ekim’e Eski(meyen) Sosyalizm”… https://temeldemirer.wordpress.com/2016/04/05/komunden-ekime-eskimeyen-sosyalizm/ ; iii) Temel Demirer, “Ekim Devrimi ve Sovyet(ler)”… https://temeldemirer.wordpress.com/2017/11/05/ekim-devrimi-ve-sovyetler/

[88] Özde Çelikbilek, “Paris Komünü 150 Yaşında”, Birgün, 18 Mart 2021, s.5.

[89] Manu Goswami, “Paris Komünü’nün Anlamı Üzerine Kristin Ross ile Söyleşi”, Yeni Yaşam, 3 Nisan 2021, s.10.

[90] V. İ. Lenin, “Nisan Konferansında Politik Durum Üzerine Rapor”, Seçme Eserler, Cilt 6-Devrim Yılı 1917, çev: Saliha N. Kaya- İsmail Yarkın, İnter Yay., 1995, s.88.

[91] V. İ. Lenin, “Komünist Enternasyonal I. Kongresi Açılış Konuşması”, V. İ. Lenin, Burjuva Demokrasisi ve Proletarya Diktatörlüğü, çev: Muzaffer Erdost, Sol Yay., 1977, s.119.

[92] Lev Troçki, Rus Devriminin Tarihi, çev: Bülent Tanatar, Yazın Yay., 2017.

[93] V. İ. Lenin, “Uzaktan Mektuplar”, Seçme Eserler, Cilt: 6, çev: Saliha N. Kaya-İsmail Yarkın, İnter Yay., 1995, s.42.

[94] V. İ. Lenin, akt: N. K. Krupskaya, Lenin’den Anılar, Cilt 3, çev: Mehmet Şimşek, Odak Yay., 1974., s.29.

[95] Utku Kızılok, “Lenin’i Anlamak”, Marksist Tutum, No:100, Temmuz 2013… https://marksist.net/utku_kizilok/lenin_i_anlamak_5.htm

[96] V. İ. Lenin, Köylü Temsilcileri Kongresi, Nisan 1917, Pravda, No:34.

[97] V. İ. Lenin, Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması, çev: Cemal Süreya, Sol Yay., 1969.

[98] Bkz: i) Temel Demirer, “Marksizm+V. İ. Lenin=Ekim Devrimi (Notları)”… https://temeldemirer.wordpress.com/2017/10/22/marksizm-v-i-lenin-ekim-devrimi-notlari/ ; ii) Temel Demirer, “Ekim’in 100. Yılında Kavramlar, Gerçekler”… https://temeldemirer.wordpress.com/2017/03/09/ekimin-100-yilinda-kavramlar-gercekler/ ; iii) Temel Demirer, “100. Yaşında Ekim Devrimi’nin Anımsattıkları”… https://temeldemirer.wordpress.com/2017/11/05/100-yasinda-ekim-devriminin-animsattiklari/ ; iv) Temel Demirer, “V. İ. Lenin ve Ekim Devrimi”… https://temeldemirer.wordpress.com/2020/11/08/v-i-lenin-ve-ekim-devrimi1/ ; v) Temel Demirer, “Ekim Devrimi ile Tartışmalı ‘Tartışmalar’ı”… https://temeldemirer.wordpress.com/2017/12/25/ekim-devrimi-ile-tartismali-tartismalari/ ; vi) Temel Demirer, “Ekim’in Lenin, Lenin’in Ekim Destanı”… https://temeldemirer.wordpress.com/2016/11/14/ekimin-lenin-leninin-ekim-destani/

[99] Dritëro Agolli, Komiser Memo, çev: Çiğdem Kömürcüoğlu, Oda Yay., 1989.

[100] V. İ. Lenin, Burjuva Demokrasisi ve Proletarya Diktatörlüğü, çev: Muzaffer Erdost, Sol Yay., 1977, s.80.

[101] V. İ. Lenin, Proleter Devrim ve Dönek Kautsky, çev: Kenan Somer, Bilim ve Sosyalizm Yay., 2013, s.117-118

[102] V. İ. Lenin, Komün Dersleri, çev: Kenan Somer, Sol Yay., 1977, s.72.

[103] Thorstein B. Veblen, Bolşevizm Üzerine Metinler, çev: Barış Özçorlu-Devrim Kılıçer-Ömer Mollaer-Pelin Tuştaş, Heretik Yay., 2020.

[104] Teslim Töre, aktaran: Sinan Çiftyürek, “Teslim Töre’ye Zorunlu Yanıt”, 19 Temmuz 2007… http://www.sinanciftyurek.com/teslim-toreye-zorunlu-yanit/

[105] Louis Althusser, İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları, çev: Mahmut Özışık-Yusuf Alp, Birikim Yay., 1978.

[106] Antonio Skármeta, Neruda’nın Postacısı, çev: İnci Kut, Kırmızı Kedi Yay., 2018.

 



Bu yazı 132 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI