Türkiye Entelektüel Alanının Kürt Öznesiyle İmtihanı
Bugün Kürt hareketine yöneltilen eleştirilerin önemli bir kısmı şu eksende şekillenmektedir: Neden Marksizmi eleştiriyorsunuz? Neden ayrı devlet talebini merkezde tutmuyorsunuz? Neden ulusal devlet perspektifini açıkça savunmuyorsunuz?
15/02/2026 18:27 | Son Güncelleme : 21/02/2026 01:39 | Okunma Sayısı : 39 | Editörün seçtiği
Türkiye Entelektüel Alanının Kürt Öznesiyle İmtihanı /Mert Yıldırım
![]() |
Bugün Kürt hareketine yöneltilen eleştirilerin önemli bir kısmı şu eksende şekillenmektedir: Neden Marksizmi eleştiriyorsunuz? Neden ayrı devlet talebini merkezde tutmuyorsunuz? Neden ulusal devlet perspektifini açıkça savunmuyorsunuz?
Bu sorular ilk bakışta teorik görünebilir. Ancak daha derine inildiğinde başka bir mesele ortaya çıkar.
Bir ulusal hareket Marksist olmak zorunda mıdır? Hayır.
Bir ulusal hareket ayrı devlet talebini merkezine koymak zorunda mıdır?
Hayır.
Ulusal mesele literatürünün temel ilkesi açıktır. Özellikle Lenin’in ulusların kaderini tayin hakkına dair formülasyonu bu noktada nettir: Ezen ulusun sosyalisti, ezilen ulusun ayrılma hakkını koşulsuz savunur. Ancak ayrılma tercihini dikte edemez.
Bu ayrım hayati önemdedir.
Lenin için ayrılma hakkının savunulması, ayrılmanın zorunlu olarak teşvik edilmesi anlamına gelmez. Hak ile tercih arasında bilinçli bir mesafe vardır. Çünkü eşitlik, ancak tercih özgürlüğü tanındığında mümkündür.
Hak savunusu ile strateji belirleme birbirine karıştırıldığında eşitlik yerini vesayete bırakır.
Ezilen ulusun ayrılma hakkını savunmak başka, o ulusun hangi siyasal formu benimsemesi gerektiğini tarif etmek başkadır.
Bir ulusal hareket:
Marksist olabilir ya da olmayabilir.
Bağımsız devlet isteyebilir ya da istemeyebilir.
Konfederal bir model savunabilir ya da çoğulcu bir zeminde kalabilir.
Bu tercihler o ulusun kendi iç siyasal dinamikleri tarafından belirlenir. Tartışma içeride yürütülür.
Dışarıdan yapılan normatif çağrılar, eşitlik değil, hiyerarşi üretir.
Ezen Ulus Aydınının Sınırı
Sorun tam da burada başlıyor.
Türkiye’de kendisini sol, liberal ya da demokrat olarak tanımlayan birçok entelektüel, ezilen ulusun hakkını savunduğunu söyler. Ancak bu savunu çoğu zaman koşulludur.
Hak vardır, ama doğru zamanda.
Hak vardır, ama doğru ideolojik çerçevede.
Hak vardır, ama doğru stratejik hatta.
Bu yaklaşım eşitlik değil, üst konumdan denetleme üretir.
Ezen ulus aydınının sınırı şudur:
Ezilen ulusun tercih hakkını koşulsuz kabul etmek.
Eğer bir ulusal hareket sürekli “doğru çizgiye” çağrılıyorsa, burada eleştiri sınırı aşılmış demektir. Bu durum entelektüel bir vesayet üretir.
Ayşe Hür ve benzer çevrelerin son dönemdeki tutumu bu teorik çerçeve içinde okunmalıdır.
Kürt hareketinin bugün eleştiri konusu yapılan paradigma yeni değildir. Demokratik ulus yaklaşımı, ulus-devlet eleştirisi, Marksizmle mesafe, ayrı devlet talebinin merkezde tutulmaması en az yirmi yıllık bir geçmişe sahiptir.
Bu görüşler ortada iken, Ayşe Hür Kürt hareketine yakın medyada yıllarca yer almıştır. O dönemde bu başlıklar “ideolojik sapma” olarak sunulmamıştır.
Peki bugün ne değişmiştir?
Paradigma mı değişti?
Hayır.
Değişen şey, ikinci müzakere sürecinin görünür hale gelmesidir. Ama iktidar bloğu üzerinden devletle kurulan temastır.
Devletle temas momenti ortaya çıktığında, aynı teorik çerçevenin “sorun” olarak gündeme getirilmesi dikkat çekicidir.
Bu durum ideolojik bir keşiften çok, siyasal konumlanma değişimini düşündürmektedir.
Ayşe Hür’ün Kürt hareketini doğrudan hedef alan dili, Türkiye sosyalist hareketini tavır almaya çağırması ve Kürt hareketine karşı pozisyon alan çevrelerle aynı söylem hattına yaklaşması, tartışmayı salt teorik bir düzlemin dışına taşımaktadır.
Eleştiri meşrudur. Ancak eleştirinin sürekliliği ile seçiciliği arasındaki orantısızlık, analiz edilmesi gereken bir siyasal yoğunlaşmaya işaret eder.
Devletle Temasın Suçlaştırılması
Ulusal hareketler tarihsel olarak devleti yalnızca karşıtlık üzerinden değil; mücadele, pazarlık ve zorunlu temas momentleri üzerinden de okurlar.
Temasın kendisi ilkesizlik değildir.
Belirleyici olan temasın hangi stratejik çerçevede kurulduğudur.
Eğer Kürt hareketinin müzakere anındaki hamleleri doğrudan “teslimiyet” ya da “sapma” olarak damgalanıyorsa, burada sorun temas değil; Kürt öznesinin özerkliğinin kabul edilmemesidir.
Muhalif Ama Devletçi
Türkiye entelektüel alanının önemli bir bölümü devlete ilkesel değil, konjonktürel olarak karşıdır. Eleştirilen devlet formunun kendisi değil, mevcut iktidar pratiğidir.
Bu nedenle Kürt hareketinin devleti yapısal bir sorun olarak ele alması ve stratejik esneklik göstermesi, liberal muhalefetin siyasal ufkunu zorlamaktadır.
Kürt hareketi mağdur olduğu sürece desteklenmiş; özneleştiği ölçüde denetlenmek istenmiştir.
Bugün yaşanan gerilim bir fikir ayrılığı değildir. Bu, Kürt öznesinin kendi siyasal stratejisini dış normlara ihtiyaç duymadan belirleyebilme kapasitesinin kabul edilip edilmemesi meselesidir.
Ve belki de asıl soru şudur:
Türkiye’de muhalif entelektüel alan, Kürtlerin yalnızca acısını değil; iradesini de kabul edebiliyor mu?
Eğer cevap tereddütlü ise, sorun Kürt hareketinde değil; muhalefetin kendi devlet sınırındadır.
Sonuç: Eşitlik mi, Vesayet mi?
Ulusal meselede gerçek eşitlik, ezilen ulusun haklarını savunmakla sınırlı değildir. Asıl eşitlik, o ulusun stratejik tercihlerini koşulsuz kabul edebilmekle mümkündür.
Eğer ayrılma hakkı savunuluyor ama ayrılma tercihi denetleniyorsa;
Eğer özerklik hakkı kabul ediliyor ama özerk strateji eleştirinin merkezine yerleştiriliyorsa;
Eğer müzakere hakkı tanınıyor ama müzakere pratiği sürekli meşruiyet testine tabi tutuluyorsa;
Burada eşitlik değil, inceltilmiş bir vesayet vardır.
Türkiye entelektüel alanının Kürt meselesi karşısındaki asıl sınavı budur.
Kürt hareketi Marksist olmak zorunda değildir.
Ayrı devlet savunmak zorunda değildir.
Hiçbir ideolojik şablona uymak zorunda değildir.
Ama Kürt halkının kendi siyasal geleceğini belirleme hakkı tartışma dışıdır.
Eğer bu hak, her siyasal momentte yeniden ölçülüyor ve onaylanıyorsa, sorun Kürt hareketinde değil; muhalefetin kendi zihinsel sınırındadır.
Solfasol TV
Bunlar da ilginizi çekebilir
Türkiye Entelektüel Alanının Kürt Öznesiyle İmtihanı
Bugün Kürt hareketine yöneltilen eleştirilerin önemli bir kısmı şu eksende şekillenmektedir: Neden Marksizmi eleştiriyorsunuz? Neden ayrı devlet talebini merkezde tutmuyorsunuz? Neden ulusal devlet perspektifini açıkça savunmuyorsunuz?
5 gün önceİtirazdan İnşaya Sol Siyaset
Solfasol'a yazan Ahmet Asena, ' “Ne istiyoruz?” sorusu, yalnızca karşı çıkışla yanıtlanamaz. Bu soruya yanıt verebilmek, pozitif bir siyasal ufuk, ortak bir yön ve kurucu bir tasavvur gerektirir' diyor.
2 hafta önceCHP’nin sıra dışı Kürt Konferansı’nın düşündürdükleri
İstanbul’da CHP, Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı başlığıyla sıra dışı bir toplantı gerçekleştirdi. Konferans, bu nitelemeyi hak edecek ölçüde hem katılımcılar tarafından olumlu karşılandı hem de farklı medya organlarında çeşitli yönleriyle yer buldu.
2 hafta önce


Yargıtay'da kaybolan dosya ile Gürsel Tekin'in alakası var?