Bugun...



Gri ağaçta yeşillik arayışları / Metin Çulhaoğlu

Marks'is solun aykırı seslerinden Mein Çulaoğlu yeni köşe yazısında devlet üzerine,"Bizim gri ağacımız Marksist devlet teorisidir. Bu teori söz konusu olduğunda geçtiğimiz yüzyılda devlete biri “araçsalcı”, diğeri “yapısalcı” olmak üzere iki yaklaşım geliştirilmiştir. Kabaca özetlersek, “araçsalcı” yaklaşım devlete özerlik alanı tanımayıp onu sermaye sınıfının daha basit ve doğrudan aracı sayarken yapısalcı yaklaşım devletin göreli özerkliğini ön plana çıkarır. (*)" diyor

facebook-paylas
Tarih: 05-11-2019 02:50

Gri ağaçta yeşillik arayışları / Metin Çulhaoğlu

Marks'is solun aykırı seslerinden Mein Çulaoğlu  yeni köşe yazısında devlet üzerine,"Bizim gri ağacımız Marksist devlet teorisidir.

Bu teori söz konusu olduğunda geçtiğimiz yüzyılda devlete biri “araçsalcı”, diğeri “yapısalcı” olmak üzere iki yaklaşım geliştirilmiştir. Kabaca özetlersek, “araçsalcı” yaklaşım devlete özerlik alanı tanımayıp onu sermaye sınıfının daha basit ve doğrudan aracı sayarken yapısalcı yaklaşım devletin göreli özerkliğini ön plana çıkarır. (*)" diyor

 

Gri ağaçta yeşillik arayışları

Metin Çulhaoğlu

 

 

Kendini solda konumlandıran her çevre AKP iktidarının teorik-tarihsel geri planı konusunda bir şeyler söyleme gereğini duyuyor.

Kimi çevrelere göre AKP iktidarı ülkenin yüz yıllık tarihine sürekli damgasını vuran temel karşıtlık açısından yeni bir evreyi temsil etmektedir. Karşıtlık, “TC” olarak bilinen devlet ile “toplum” arasındadır. En azından 1908 yılında başlayan bir karşıtlıktır.

Ne varsa, ne oluyorsa, hepsi bunun etrafında dönmektedir.  

Bir “teori” olarak kabul edilirse hiç de gri sayılmaz; yaprak dökmeyen ağaçlar gibi her mevsim yeşil kalır. 1920 Meclisindeki “ikinci gruptan” başlamak üzere günümüz AKP’sine uzanan her karşıt siyasal oluşum “yeşillik” sayılabilir.

Daha ne olsun?

Ancak, bizim aklımız bunlara pek ermiyor.

İyisi mi biz teorinin o gri ağacından başlayıp başka yeşillikler arayalım.

***

Bizim gri ağacımız Marksist devlet teorisidir.

Bu teori söz konusu olduğunda geçtiğimiz yüzyılda devlete biri “araçsalcı”, diğeri “yapısalcı” olmak üzere iki yaklaşım geliştirilmiştir. Kabaca özetlersek, “araçsalcı” yaklaşım devlete özerlik alanı tanımayıp onu sermaye sınıfının daha basit ve doğrudan aracı sayarken yapısalcı yaklaşım devletin göreli özerkliğini ön plana çıkarır. (*)

Teori ağacı, kavramlar açısından bu noktada tam gridir.

Ancak bu gri ağaç,  araçsalcılar belirli özerklik alanları olabileceğini, yapısalcılar da göreli özerkliğine rağmen devletin “araç olma” işlevini kabul ettiklerinde biraz yeşermeye başlar.

Ama hâkim renk hala gridir.

Gri ağacın yeşillenmesi, ancak kimi ek kavramlar, tarihsel gelişim-değişim ve “ülke özeli” gibi boyutlar devreye girdiğinde gerçekleşebilecektir.

***

Az önce sözünü ettiğimiz iki yaklaşımın geçtiğimiz yüzyıldaki (60’lı ve 70’li yıllar) temsilcileri, örneğin Miliband ve Poulantzas, bugün yaşasalar ve Türkiye’ye baksalar araçsalcı gri yaklaşımla gene gri renkteki yapısalcı göreli özerklik yaklaşımının bir araya gelip ortaya yemyeşil bir tablo çıkardığını görür, belki temel yaklaşımlarında birtakım rötuşlara giderlerdi.

Çünkü araçsalcı yaklaşımın temsilcileri 17 yıllık AKP iktidarında kendi tezlerini doğrulayacak ne varsa onu görmenin mutluluğunu yaşarken yüzleri “göreli özerklik” örnekleriyle biraz ekşirdi. Bu iktidarın burjuvazinin çıkarlarıyla ilişkilendirilmesi hayli güç “özerk” çıkışları karşısında yapısalcıların duydukları mutluluk ise örneğin sermaye sınıfına yönelik “Bizim sayemizde grev falan gibi dertleriniz kalmadı” türü beyanlar ardından bir parça gölgelenirdi…

Ve bu ortamda belki de birisi çıkıp “Eyy Marksist devlet teorisyenleri, bakın hepinizi nasıl düğüm ettim!” derdi…

Sahi, ne oldu, ne oluyor?

***

Aradaki “geçişmede” üç faktörün ağırlık taşıdığı kanısındayız.

     1) Özellikle “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” ile birlikte Türkiye’de siyasal iktidarla devlet arasındaki ayrım noktaları ya ortadan kalkmış ya da fazlasıyla bulanıklaşmıştır. Bu durum araçsallıkla göreli özerkliğin aynı tek odakta kaynaşması gibi bir sonuca yol açmaktadır.

     2) Türkiye’de sermaye sınıfı kendi sınıfsal dürtü ve duyarlılıklarını sınıf bilincine taşıma açısından eksikli bir sınıftır. Burjuvazinin sınıf bilinci bu sınıfın kendi uzun dönemli çıkarlarını bir bütün olarak ve aktif biçimde savunması anlamına geliyorsa, “uzun dönemli” ve “bir bütün olarak” nitelemeleri de bu sınıfa fazla gelmekte, bu da başkalarına daha geniş alan bırakmaktadır.

     3) İlk ikisi kadar önemli bir faktör, günümüzde sermaye birikim süreçlerinin eskisine göre çok daha fazla askeri özellikler kazanması, ayrıca baskının ve bastırmanın bildiğimiz “zor” ötesinde doğrudan sermaye birikiminin de bir aracı haline gelmesidir Devletin doğrudan kendi girişimlerini ön plana çıkaran bir durumdur. (**)

Griden yeşile geçişte bu kadarının yeterli olmadığının farkındayız. Ama en azından elverişli bir başlangıç noktası olduğu kanısındayız. 

Yeri geldiğinde buradan devam ederiz.

________________________________________________________________________

(*) Özetlemede yararlanılan kaynak: Steve Ellner, “The Implications of Marxist State Theory and How They Play out in Venezuela, https://venezuelanalysis.com/analysis/13386

(**) William I. Robinson, “Accumulation Crisis and Global Police State”, https://escholarship.org/uc/item/3zd8w8jz

 




Kaynak: İleri haber

Editör: Yeniden ATILIM

Bu haber 65 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Basından yazılar Haberleri

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HAVA DURUMU
nöbetçi eczaneler
GAZETEMİZ

HABER ARA
YUKARI YUKARI