Bugun...


Arif Ali CANGI

facebook-paylas
Çevre Bakanı hangi 'çevre'nin bakanı?
Tarih: 28-03-2016 05:40:00 Güncelleme: 28-03-2016 05:40:00


Çevre Bakanı hangi 'çevre'nin bakanı?

 

Çevre ve Şehircilik Bakanı Fatma Güldemet Sarı, "Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporları hakkında dava açılmasının, bir çevre mücadelesinden çok 'yatırım düşmanlığı' olduğunu ve bazı çevrelerin siyasi mücadele aracı yöntemine dönüştüğünü, bu konuda yeni yasal düzenleme üzerinde çalıştıklarını" söylemiş.[1] 
Bu sözlerin neresinden başlasak?
Sayın Bakan bunları, Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı'nın "...biz müteahhitler ÇED raporunu alıyoruz ancak bir süre sonra birileri mahkemeye gidiyor ve rapor iptal ediliyor, bu raporların bozulamaması için bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç var..." demesi üzerine söylemiş.

İsterseniz buradan başlayalım. Çevreye ciddi olumsuz etkileri olan yatırımlar yapan bir holdingin yönetim kurulu başkanı, ÇED raporlarının hukuksal denetimi için dava açılmasından yakınıyor, bu davaların önüne geçilmesi için yasal düzenleme istiyor, Sayın Çevre Bakanı da '...bu davaları açmak zaten yatırım düşmanlığı, merak etmeyin biz de bu konuda yasal düzenleme yapıyoruz, ÇED raporlarının tamamının iptalini önleyeceğiz...' diyor.

Bakanın konuşmasından anlaşıldığı kadarıyla çevrenin düşmanı 2009/7 sayılı genelge [2] kanun haline getiriliyor. 'Efemçukuru altın madeni işletmesi İzmir'in su havzasını kirletiyor', 'Cerattepe madeni işletilirse Artvin yaşanmaz hale gelir' vb gerekçelerle mahkemeler ÇED olumlu kararını iptal etseler de kararlar uygulanmayacak; ne pahasına olursa olsun projeler uygulanacak. İzmir arsenikli suya mahkûm olmuş, Artvin yaşanmaz hale gelmiş, dereler kurumuş, Aliağa kirliliğe boğulmuş, Kozak, Kaz Dağları talan edilmiş, ülkenin doğası mahvolmuş ne gam; yeter ki yatırım olsun, kalkınma olsun. 

O zaman soralım; Çevre Bakanı kimin bakanı, hangi 'çevre'nin bakanı? 'Canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları biyolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamı'[3] olan 'çevre'nin bakanı mı yoksa canlıların yaşama ortamlarını mahveden çevrelerin bakanı mı?

Sayın Bakan, çevre ve ekolojinin korunması mücadelesi için de 'bu iş artık bir siyasi mücadele yöntemi oldu' demiş, çok doğru demiş. Bugün artık küreselleşen kapitalist sistemde emeğin sömürüsünün yanı sıra doğal varlıklar da kaynak haline geldi, doğa da sömürünün konusu haline dönüştürüldü. Uygulanan politikalarla doğal varlıklar hızla tüketiliyor, yaşam alanları kirletiliyor, önlenemeyen küresel iklim değişikliğiyle ekolojik yıkım kapımıza dayanmış durumda. AKP Hükümeti bu sistemin çok iyi bir uygulayıcısı, bu politikalara karşı yürütülen toprağın, suyun, havanın kısaca yaşamın korunması mücadelesinin de siyasi bir mücadeleye dönüşmesi kadar doğal bir şey olamaz.
Bugün artık köyünde, kentinde, dağında, tepesinde, ovasında, kıyısında, vadisinde, deresinde Türkiye'nin her yerinde bu yıkımı durdurmak için direnen insanlar var ve örgütleniyorlar. Sizin yaşamı tüketme pahasına yürüttüğünüz kalkınma politikalarınıza karşı direniyorlar; ekolojinin, yaşamın siyasetini örüyorlar; ne derseniz deyin, ne yaparsanız yapın yaşamı savunmakta kararlılar.

1- ÇED davaları yatırım düşmanı
2- Çevrenin düşmanı 20097 sayılı genelge
3- Çevre Kanunu'nun 2.maddesindeki 'Çevre'nin tanımı



Bu yazı 4125 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HAVA DURUMU
nöbetçi eczaneler
GAZETEMİZ

HABER ARA
YUKARI