bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...


Mahmut BALPETEK


Facebookta Paylaş









Darbe İçinde Darbe, Saray AKP’si İle FETÖ AKP’si Matruşkası
Tarih: 19-09-2016 01:40:00 Güncelleme: 19-09-2016 01:40:00


 

      Sarayın, ‘’İsteseniz de, istemesiniz de, rejim değişti” diye özetlediği  sivil darbe süreci; 15 temmuz’da yaşanan darbe kalkışması ile tamamlanma evresine  girmiş oldu. Saray, her ne kadar  parlamentoyu devre dışı bırakarak  ülkeyi  muhtarlar Senatosu eli ile yönetmeye çalıştıysa da , geçen süre içinde, bunun  kendisi  için, sorunsuz bir model olmadığının ayırdına vardı. Parlamentonun  varlığı, HDP ve Bir kısım CHP’linin  saraya muhalif duruş sergilemeleri;  tek kişi iktidarına engel olabilme potansiyeli taşıyabileceğine dair sarayın kaygı ve endişesini  derinleştirmiş oldu .  Kamuoyunun ABD’de görülen  Reza Zarrap  davası ,Suriye politikasının çıkmazı, Rusya krizi ve Cumhurbaşkanının  diplomasına olan ilgisi, saray AKP’sini savunma pozisyonuna itmiş durumdaydı. Bu koşullarda,müdafaa konumundan taarruza geçmesine  olanak sağlayacak  esaslı bir gerekçeye ihtiyacı vardı. Bütünüyle ele geçirilmemiş  yargı  sistemi,az da olsa sarayın beklentisi ile çakışmayan anayasa mahkemesi kararları, farklı ses çıkaran medya bakiyesi,  başı ezilmiş gövdesi  hareket eden parlamento,  ayak bağı olmaktan çıkarılmalıydı. Sarayın  atraksiyonlarının,  hızını sınırlayan bu ayak bağlarından kurtulması ,ancak OHAL (Olağan Üstü Hal) şartlarında mümkündü. İşte FETÖ’cü  darbenin kıymeti -harbiyesi,  OHAL şartlarının nesnel koşullarını, yaratmış olmasındadır.

       15 Temmuz,  beklenen operasyonun sahnelendiği  günün adıdır. Sahici bir darbe  gerçekleştirmeye meşru kılıf olacak “saray karşıtı” darbe kalkışması, müdafaadan  taarruza geçme olanağı yarattı. Sarayın mevcut kalkışmayı bir lütuf olarak telakki etmesi, içinde FETÖ’cüler olsa da, asıl olarak,   saray tarafından senaryolaştırılmış olmasındandır.

          Kalkışmanın öngünlerinde,  gelişen ilişkilerin  ve, o gece yaşananların,  karanlıkta  kalmasını isteyen, sarayın kendisidir. Günlerce demokrasi nöbeti adı altında, camilerden  halkı, AKP  teşkilatları  ya da, Emniyet merkezlerinin  önüne toplanmaya  çağıran da, saraydan başkası değildi. Sabahlara kadar içilen çorbalar ,çekilen halaylarla kolaj edilen,  milli birlik mizansenlerinin  arkasında ,gizli kalan, sahici darbeyi,  gerçekleştirme planı yatmaktaydı.

   Bir nevi kahramanlar ve hainler çatışması şeklinde  masallarla  bezenen   15 Temmuz gecesi , efsaneleştirilerek,  medya tarafından evlerimize taşındı. 27 gün sabahlara kadar  süren bu “demokrasi nöbeti” öncesi , adeta  mutad hale gelen,  tek bir  İŞİD  eylemi,  olmadı. Elbette, herhangi bir saldırının olmaması,  yüreği barıştan yana olan herkes için, son derece sevindirici, ancak, nöbet bitiminin ardından IŞİD ‘in, harekete geçerek,  halkı hedef alması ise , bir o kadar düşündürücüdür.

  IŞİD saldırısının dehşeti,  insanım diyenin kanını donduracak boyuttaydı. Bir düğün törenini hedef  seçerek, tarihte, eşi benzeri görülmemiş bir eylem biçimi, gerçekleştirdi . Saldırının  düşündürücü  bir başka  yönü ise,  eylemin zamanlamasıdır.  Eylem, YPG’nin Minbiç’i  özgürleştirmesinin ardından;  iktidarın Cerablus’a  müdahale hazırlıkları yapmak üzere,  El-Kaide ile bağlantısını  kestiğini duyurarak  adını “Şam’ın Fethi Cephesi” olarak değiştiren El-Nusra  ile  Ahrrar’u Şam, Sultan Murat gib,i bir dizi  fundamentalist  silahlı örgüt  ve  grupları, Türkiye’ye topladığı bir tarihte,, yaşanmış olmasıdır.

  Yüzlerce  sivilin ölümü, binlerle ifade edilen yaralılarla sonuçlanan,  darbe kalkışmasını;  ‘’Allahın lutfu’’  olarak gören cumhurbaşkanının, büyük bir savaş hazırlığı içinde olduğunu perdelemek isteyen medya maymunlarına düşen görev ise;  Türkiye’de,  gerek iç siyasette,  gerekse, başta Suriye olmak üzere, dış siyasette,  beyaz  bir sayfanın açılacağı yorumlarını  yapmaktı.

        Ancak Saray şürekasının yeni sayfası;  içerde,  darbelere karşı olan bir çok geleneğin ortak temsilcisi  HDP’yi ,  demokrat  sendikaları, muhalif sol basın ve  yayınları, aydınları,  demokratik kitle örgütlerini,  darbe yapmışçasına  hedefe koyması ; dış siyasette ise;  küresel güçlerin önünde diz çökerek , Kürt karşıtlığı politikasına destek araması oldu. Suriye siyasetinde yenilik  ise,  Esat rejimini kabul etmeye karşılık , Rojava’nın işgali, şeklinde vuku buldu.  Barış ve demokrasi beklentilerini, boşa çıkararak,rejimi,  otoriterleşmenin  bir üst evresine taşımış oldu. Yalancının mumu, yatsıya kadar misali, demokrasi beklentilerinin,  Saraydan  Yeni Kapı’ya kadar olduğunu bir kez daha gösterdi.

                              Kayyım;  Kürtlerin Seçme ve Seçilme Hakkının İlgası

  Saray AKP’sinin,  HDP’li belediyelere kayyum atamak, demokrat muhalefeti tasfiye etmek  isteği, yeni bir durum değildir.  7 Haziran seçimlerinin akabinde, İçişleri Bakanlığı müfettişleri  tarafından,   bütün HDP’li belediyelerin  hesapları, incelemeye alındı.  Aylar süren incelemeler sonucunda, yargıya taşınacak bir suç bulunamadı. Yargıya taşınabilinecek, ne, herhangi bir örgüte yardım, ne de, yolsuzlukla ilgili bir bulguya, ulaşılamadı. Böylece, Saray için normal şartlarda HDP’li belediyelere kayyım atama yolu kapanmıştı. Ancak saray  nasıl ki, 7 Haziran seçimlerinin  sonucunu,  kabul etmediyse;  HDP’li belediyelere,  “hukuk sistemi” içinde  kayyım atanamayacağı gerçekliğini,  içine sindiremedi.  Geriye tek çıkar yol  görünmekteydi . Yargı yolunun, kapalı olacağı koşulların yaratılmasıydı. OHAL ve KHK (Kanun Hükmünde Kararname, ) bunun için, gerekli  iklimi, yaratmış oldu.   FETÖ’nün  darbe  tehlikesi, ortadan kaldırılıncaya kadar,  ilan edildiği iddia edilen OHAL’in, ilk hedefinin,  Kürt coğrafyasındaki,  belediyeciliği tasfiye etmesi şaşırtıcı olmadı. Sarayın adamları tarafından buna yeni belediyelerin ekleneceği , HDP’li  vekilleri de bekleyen akıbetin ise, cezaevi olduğunu ifade etmeleri , diktatörlüğü derinleştirerek sürdürmek istediklerinin ifşasıdır. Zira , sol, sosyalist , devrimci, demokrat hatta sosyal demokrat,  bütün muhalif lerin,  kamudan tasfiye edilmesi; yapmak istediklerinin somut  tezahürüdür. 

    Yapılmak istenen,  saray  AKP’sinin  devletini,  yaratmaktır. Kamu çalışanlarında aranan nitelikler, liyakat değil, saray AKP’sinin yandaşı olmaları  ve  ona muhalif olmayan ,sendikasız , güvencesiz işe rıza göstermeleridir.

 Dünyanın en  ilkel hukuk sistemi içinde  bile  bunu yapmak mümkün olmadığına göre, hukuk sisteminin bütünüyle ortadan kaldırmak  en gerçekçi yol olarak görünmektedir. Bir başka ifade ile bu adımların başarı ile sonuçlanması için, ülkenin sürekli olarak OHAL ile yönetilmesi  kaçınılmaz olacaktır.

   Kayyım ile birlikte, bölgede Kürtlerin seçme ve seçilme hakkı ilga, Kürtler için kamu hizmetlerinde çalışma  ve  legal siyaset yapma  hakkı gasp edilmek istenmektedir. Ülkenin genelini bekleyen akıbet ise adım adım seçimsiz, sendikasız, demokratik örgütlerin olmadığı, gösteri ve yürüyüşlerin suç sayıldığı, havuz medyası dışında yazılı ve görsel medyanın yasaklandığı, sosyal medyanın kilitlendiği ,kadınların kamu hayatından uzaklaştırıldığı,parlamentonun sarayın alt komisyonuna dönüştüğü , yasal parti olmanın şartının saraya biat etmekten geçtiği , güçler ayrılığının yerine güçlerin sarayda toplandığı , diktatörlük  rejiminin  ete kemiğe büründürülmesidir.

 

                                  FETÖ AKP’si ile Saray AKP’si Savaşı

Darbe’ye kalkışan askeri personel ile birlikte; medyadan, kamu çalışanına, adli personelden ,polisine, öğretmenden , belediye çalışanına  kadar,   farklı sektörlerde bulunan uzantıları,  kısa  denilebilecek bir zaman periyodunda,  elleri  ile koymuşçasına bulup, tasfiye ettiler. Elleri ile koymak  dışında “gizli bir örgütü” bu kadar kısa sürede çökertmek mümkün değildir.Anlatılana bakıldığında, devletin her yerine sızmış küresel bir örgütten söz ediliyor. Devleti, adeta ele geçirmiş bu örgütün kendi güvenliğini sağlayamayacak kadar acemi olduğunu düşünmenin, Türk usulü düşünce   sistematiğinin  nadide  örneği olmak dışında, her hangi bir anlamı yoktur.

    İçişleri bakanı Ala , 7000 bin MİT elamanının 6500’nün, 81 ilin emniyet müdürlerinden  76 ‘sının, ordunun yüzde 80,90’nın FETÖ’cü olduğunu,  telafüz etmektedir.  Söz edilen örgütün, abartılmıyor ise, devlet kadar  güçlü ve son  derece profesyonel olduğu anlaşılmaktadır.  Böylesi bir örgütün, birkaç günde çökertildiğini söylemek,  örgüt ile anlaştıkları  manasına gelmektedir. Bunun en sarih kanıtı, örgütün siyasi kanadına yönelik herhangi bir operasyon yapılmamış olmasıdır.

   Devletin farklı kurumlarında  bu kadar yaygın ve etkin olan profesyonel örgütün, başta AKP olmak üzere siyasi partiler içindeki varlığı gözardı edilmektedir.

    Her yere sızmış ya da sızdırılmış yapının, siyasette karşılığının olmadığını düşünmenin, örgütün ontolojisine ve çalışma modeline aykırı olduğunun altını, birkaç kez çizmek gerekir. Bu bağlamda böylesi bir kapsamlı darbe  kalkışmasının, siyasi ayağının olmadığını düşünemeyeceğimize  göre, geriye kalan  seçenekler; siyası kanadın  ya tehditle  teslim alınmış, ya da, pazarlık sonucu, orta bir yolda, anlaşmış olduklarıdır. Görünen odur ki ,böylesi bir ara çözüm, her iki tarafın da, ortak çıkarınadır.

   Siyaset düzleminde, saray AKP’si  ayzbergin görünen; FETÖ örgütü ise, AKP içinde  ayzbergin  görünmeyen kısmını, temsil etmektedir. Sarayın, örgütün siyasal  kapsama alanına karşı,  olası bir operasyonu,  buzdağının tümden erimesine neden olabilme riski taşımaktadır. Karşılıklı kılıç çekerek her iki tarafın zararla çıkabileceği bir mecraya girmek yerine  şimdilik türlü pazarlıklarla konuyu geçiştirme seçeneğini  rasyonel  gördüklerini  söylemek için kahin olmaya gerek yoktur. Çünkü AKP,  Saray AKP’si ile FETÖ  AKP’sinden teşekkül bir koalisyonun adıdır. İlişkileri i Rusların  matruşkası gibidir.Biri diğerinin içinde, iç içedirler.

    Dolaysıyla, AKP’ye, detaylı  neşter atmak, Cemaat ile yüzleşmek  anlamına gelecektir. Böylesi bir karşılaşmanın  ardından, her  iki tarafın kirli ilişkilerinin, kamu önünde sergilenmesi, kaçınılmaz olacaktı. Vahim bir tablonun ortaya çıkma ihtimalini, iki taraf da, göze alamazdı.Siyasi kanatta hesaplaşmanın ertelenmesinin; yolsuzlukları ,kokuşmuşlukları, halkın gözünden uzak tutmanın yanı sıra,  saray AKP’sinin çökmesini önlemek için de, son derece tayin edici önemi vardı.

       Akılımın  diline pelesenk olan  soru; yargının, sarayın emrine geçmiş olması  dolayımı ile avantajlı konumda olduğu bir iklimde , FETÖ’nün siyasetteki uzantılarına saldırıya  geçmesine engel  olanın, ne olduğudur. Aklımın yanıtı; olası bir çatışma durumunda   AKP’nin çökmesi  ve sarayın kara deliğine dönüşmesine karşı duyulan, derin endişe ve korkudur. Cumhurbaşkanı’nın,  “ Biz kandırıldık, çok yanlışlar yaptık, halkımız bizi affetsin.” Sözleri, anlaşmanın şifresidir. Her ne kadar halka söyleniyor gibi görünse de, bu kodlamalarla, cemaatin siyasi kanadı yani AKP’ örgütünün omurgasına, barış çubuğu uzatmaktadır.

 Her iki taraf,  mutlak zaferin olmadığı bir savaşa girmek yerine , bindikleri gemiyi batırmamayı  daha anlamlı bir taktik olarak gördüklerini söylemek mümkündür.  Denilebilinir ki, birlikte bu yolları yürüyenlerin, siyaset alanında şimdilik erteledikleri  bir hesaplaşma söz konusudur. Evet bunu en güzel AKP millet vekili Burhan Kuzu açıkladı. “Her şeyi biliyorduk, ama o dönem çıkarımız gereği ses çıkarmadık”.  Bugün de, örgütün siyasal yapısı, saray tarafından biliniyor, ancak, bugünkü güç ilişkileri ve sarayın  çıkarları nedeniyle görmezden gelinmesi, makul  görünmektedir.

              Saray AKP’si ile FETÖ AKP’sinin  koalisyonu olan, toplam AKP’nin,  bir başka   ortak hedefi ise; Kürtleri, sol, sosyalist, demokrat ve sosyal demokrat güçleri, siyaset sahnesinden silmektir. Bu ulvi amaç için , dün olduğu gibi bugün de, koalisyonlarını sürdürmeleri, yeni bir mutabakatta buluşmaları,  kuvvetle muhtemel bir olasılıktır.Ortak düşmanları  olan muhalif güçlere karşı, “kardeş” kanı akıtmak yerine, MHP, IŞİD dahil bütün ülküdaşları aynı siperde buluşturmak, aynı potada eritmek  düşüncesi baskın gelmiştir. Bütün mesele; demokratik güçlerin,  gelişmelerden ne öğrendikleri, gelişecek olana ne öğreteceğine verdiği yanıtla, şekillenecektir.

Devam edecek.



Bu yazı 1116 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • 2016 tarihi Diyarbakır Newroz'undan
    2016 tarihi Diyarbakır Newroz'undan
  • İstanbul'dan Şırnak'a '#Akşam7deBarışaSesVer' eylemleri büyüyor
    İstanbul'dan Şırnak'a '#Akşam7deBarışaSesVer' eylemleri büyüyor
  • İstanbul’da binlerin çığlığ;‘Saray savaş, halklar barış istiyor’
    İstanbul’da binlerin çığlığ;‘Saray savaş, halklar barış istiyor’
  • Güncel
    Güncel
  • Yitirdiğimiz,Dostlar,yoldaşlar...
    Yitirdiğimiz,Dostlar,yoldaşlar...
  1. 2016 tarihi Diyarbakır Newroz'undan
  2. İstanbul'dan Şırnak'a '#Akşam7deBarışaSesVer' eylemleri büyüyor
  3. İstanbul’da binlerin çığlığ;‘Saray savaş, halklar barış istiyor’
  4. Güncel
  5. Yitirdiğimiz,Dostlar,yoldaşlar...
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • AFP'nin Afrin'den geçtiği görüntüler
    AFP'nin Afrin'den geçtiği görüntüler
  • Kardeş Türküler - Dom Dom Kurşunu / Mahzuniye Saygı
    Kardeş Türküler - Dom Dom Kurşunu / Mahzuniye Saygı
  • İşçi Sınıfının Anası: Jones Ana
    İşçi Sınıfının Anası: Jones Ana
  • 'Hesabı halk soracak' diyen HAZİRAN'cılara müdahale: Gözaltılar var
    'Hesabı halk soracak' diyen HAZİRAN'cılara müdahale: Gözaltılar var
  • Nazım Hikmet İşçilerimizin 1 Mayıs'ını Kutluyor!
    Nazım Hikmet İşçilerimizin 1 Mayıs'ını Kutluyor!
  • Kemal Sunal'ın sansürlenen 1 Mayıs sahnesi
    Kemal Sunal'ın sansürlenen 1 Mayıs sahnesi
  1. AFP'nin Afrin'den geçtiği görüntüler
  2. Kardeş Türküler - Dom Dom Kurşunu / Mahzuniye Saygı
  3. İşçi Sınıfının Anası: Jones Ana
  4. 'Hesabı halk soracak' diyen HAZİRAN'cılara müdahale: Gözaltılar var
  5. Nazım Hikmet İşçilerimizin 1 Mayıs'ını Kutluyor!
  6. Kemal Sunal'ın sansürlenen 1 Mayıs sahnesi
VİDEO GALERİ
YUKARI