bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...


Sibel Özbudun


Facebookta Paylaş









ZAPATİSTALARIN 33. YILI: BİR DEĞERLENDİRME
Tarih: 09-12-2017 09:44:00 Güncelleme: 09-12-2017 09:44:00


 ZAPATİSTALARIN 33. YILI: BİR DEĞERLENDİRME[1]

 
Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz:
Bir o renksiz, o yalnız, o sürgün medüzalar
Aşar söylediklerimizi çeker gideriz.
 Ülkemiz, toprağımız, her şeyimiz”[2]

 

33. yıl dedim, ama tabii -Zapatistalara ilişkin pek çok söz gibi- bu da nereden baktığınıza bağlı, arızî bir söylem.

Yoksa “başlangıç”ı başka birçok tarihe taşımak mümkün.

 

Başlangıç?

 

Örneğin Meksika’nın NAFTA (Kuzey Amerika Serbest Ticaret Antlaşması) üyeliğinin yürürlüğe gireceği günün gecesinde, Meksika’nın en yoksul eyaleti, nüfusun % 35.2’sinin anadilinin yerli (esas olarak Maya: Tzotzil, Tzeltal, Tojolabal, Chol ve -daha ender olarak- Mam) dillerinden biri olduğu Chiapas’da Lacandon ormanlarının derinliklerinden 5 000 kadar silahlı kadın ve erkek Maya yerlisinin Meksika ordusu başta olmak üzere tüm devleti gafil avladığı, yani EZLN’nin “açığa çıktığı” 1 Ocak 1994…

Ancak çok daha gerilere gitmek mümkün. Çünkü EZLN homojen bir örgütlenme değil. En kestirmesi, Meksikalı Marksist devrimciler ile bölgede önce İspanyol işgalcilere, ardından da mestizo devlete karşı 500 yıldır direnen Mayalar arasında bir harmanlanmanın ürünü. Bu nedenledir ki, o zamanki adıyla Subcommandante Marcos EZLN’nin “doğum tarihi”ni iki hareketin kaynaştığı 17 Kasım 1983 olarak verir.[3]

Açımlayayım:

Avrupalıların (Latin Amerika için esas olarak İspanyol ve Portekizlilerin) kıtayı istila etmeye başladıkları 16. yüzyıl tarihi, kıta yerlileri için (“Beyaz Tarih”in sözünü etmekten hiç haz etmediği) direniş ve ayaklanmaların tarihidir aynı zamanda. Chiapas bu konuda bir istisna değildir.

Avrupalılar 1520’lerin başında bugün Chiapas adıyla anılan topraklara ulaştıklarında, siyasal, iktisadî, kültürel ve askerî açıdan gelişkin bir uygarlıkla karşılaştılar. Bölgede Chiapa halkının askerî ve kültürel hegemonyası altında kimi zaman uyum, kimi zaman da çatışkı içinde çeşitli halklar yaşıyordu. Ve Latin Amerika yerlilerinin tarihinde sıkça rastlandığı üzere, Avrupalı fatihler hâkim unsurla çelişen müttefikler bulmakta gecikmediler. Zinecanteco’lardan aldıkları destek, İspanyolların bölgeye nüfuzunu kolaylaştıracaktı. Ancak beyazların denetim sağlaması yine de pek kolay olmadı. 1524 yılında başlayan fetih savaşları,1528’e dek sürdü.

Mayalar yenilgiye uğrasalar da sömürgecilerin kendilerine dayattığı ağır çalışma koşulları ve dayanılmaz vergilere karşı -kimi zaman pasif, kimi zaman da açık ayaklanmalar biçimini alan- direnişi elden bırakmadılar. 1712’deki ayaklanma, bölgede kısa ömürlü bir “Tzeltal Cumhuriyeti” kurulmasına yol açacak kertede başarılı olmuştu örneğin. 19. ve 20. yüzyıllar da tüm Meksika’da olduğu gibi, Chiapas’da da yerli direniş ve isyanları süregitti. Meksika’nın bağımsızlık savaşını aktif biçimde destekleyen Mayalar, Meksika Devrimi sırasında Emiliano Zapata’nın Güney Kurtuluş Ordusu saflarında ulusun kuruluşuna etkin destek verdiler.[4]

Kıtada 19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl başlarında kurulan pek çok ulusal devlet için olduğu gibi, Meksika ulusal devleti de bağımsızlık ve kuruluş mücadelelerine çoğunlukla aktif destek sağlayan yerliler için bir düşkırıklığı olacaktı. Cumhuriyet rejimlerinin kurucusu mestizo elitler, bir yandan türdeş, birleşik bir “ulus” yaratma çabaları içinde yerlilerin asimilasyonu çabalarını yoğunlaştıracak, bir yandan da topraklarına kapitalist ilişkilerin nüfuz etmesini sağlayabilmek için, sömürge yönetimlerinin yerli cemaatlere tanıdığı, atasal toprakları kolektif olarak temellük etme hakkını gasp ederek özel mülkiyete açma girişimlerine hız vereceklerdi.

Chiapas’da yerli cemaatlerin kolektif mülkiyetindeki ejido’ların özel mülkiyete açılması sonucu yaşam alanlarından olan yerli cemaatler için öngörülen çözümlerden biri de onların Lacandon ormanları çeperlerine yerleştirilmesiydi. 1930’ların sonlarında başlayan bu yeniden yerleştirme, topraksız köylülerin plantasyonlarda, kereste işletmelerinde çalışmak üzere bölgeye göçüyle 20. yüzyıl sonuna dek süregitti; 1990’lara gelindiğinde, Lacandon ormanlarında 600 kadar kolonide farklı Maya dillerini konuşan 200 000 kadar yerli yaşıyordu. Merkezî ya da federal kurumların yokluğunda, yerleşimciler altyapı, kamu düzeni, gruplar arası gerilimler gibi sorunlarını kendi başlarına (ve/veya bölgedeki Protestan ve Katolik misyonların yardımıyla) çözmek zorundaydı; bunu ortak çalışma ve ortaklaşa karar alma yolundaki yerli geleneklerine dayanarak hâllettiler. 1960’ların ortalarında, tüm bölgede periyodik olarak toplanan meclislere (asambleas) dayanan özerk yerel hükümetler oluşmuştu.

Bu gelişmeler bölgede güçlü bir “Maya kimliği” duygusunun oluşmasına yol açacaktı.

1970’lerin ortalarından itibaren, Lacandon yerleşimleri Meksikalı solcu eylemcilerin de desteğiyle, tarımsal üretimin geliştirilmesi, toprak hakları, kolonilerin kolektif çıkarlarının savunulması amaçlı bağımsız örgütlerin (kooperatif, sendika, siyasal dernekler vb.) kuruluşuna sahne oldu. 1980’lerde üretim kooperatifleri birliği Unión de Uniones (UU) bölgenin başat iktisadî siyasal ve toplumsal örgütlenmesi hâline gelmişti; kurucu cemaatlerin temsilcilerinden oluşan bir meclisin yönettiği UU, fiiliyatta bir yerli özerk yönetimi konumuna gelmişti. Ve bir yandan Lacandon ormanlarını sömürgeleştiren sığır yetiştiricileri ve plantasyon sahipleri, bir yandan da bölgedeki her türlü yerli özerklik girişimini “bölücülük” olarak gören eyalet yönetiminin saldırılarıyla karşı karşıyaydı.[5]

EZLN’yi oluşturacak harmanlanmanın ikinci unsuru, Meksikalı (mestizo) devrimcilerin bölgeye girişi, böyle bir ortamda gerçekleşecekti.

Meksika’nın Olimpiyat oyunlarına ev sahipliği yapmaya hazırlandığı 1968 yılında, üniversite öğrencileri de ayaktaydı. Hükümetin vahşi saldırıları olmasa barışçıl gösteriler hâlinde gelişecek olan öğrenci olayları, yetkililerin bastırma emri üzerine, 2 Ekim’de Mexico City’nin Tres Culturas meydanında polis ve paramiliterlerin saldırısıyla yüzlerce öğrencinin öldürüldüğü, yaralandığı ve kaybedildiği bir katliama dönüştü.

Katliam, aynı zamanda gençliğin yasal/barışçıl bir dönüşüm umudunu yitirdiği bir momente işaret ediyordu. Marksist-Leninist Fuerzas de Liberación Nacional (FLN = Ulusal Kurtuluş Güçleri) bu “kopuş”un tecessümü olarak 6 Ağustos 1969’da Monterrey’de kuruldu. 1972’de örgüt kurucularından Cesar Germán Yañez Chiapas eyaletinde üslenmişti; örgüt kısa bir sürede eyalet çapında geniş bir ilişki ağına sahip olmuştu.

Ne ki, Şubat 1974’te örgütün karargâhlarından birine düzenlenen ve beş gerillanın ölümü,16’sının tutuklanmasıyla sonuçlanan baskınla birlikte Meksika polisi FLN’e ülke çapında bir operasyon başlattı. Chiapas üssü de bu operasyondan nasibini alacak, polisten kaçabilen militanlar Lacandon ormanlarının derinliklerinde izlerini kaybettireceklerdi…

FLN 1974-83 arasında Lacandon yerleşimcileri arasında örgütlenme çabalarına hız verdi. Bu dönemde Chiapas eyaleti FLN’in merkez üssü hâline gelmişti. Bölgede daha önce çalışma yapan yerel örgütlerle kısa sürede kaynaştılar: Maoist gruplar, kooperatif önderleri, Kurtuluş Teolojisine bağlı Katolik rahiplerin taban cemaatleri…

Orta Amerika’daki silahlı cephelerin deneyimleri, örneğin El Salvador’daki Farabundo Marti Ulusal Kurtuluş Cephesi, Nikaragua’daki Sandinista Ulusal Kurtuluş Cephesi ve Guatemala’daki otuz yıllık iç savaş, FLN’i gerilladansa düzenli bir ordu kurma gereğine ikna etmişti; Chiapas’da yürüttükleri başarılı örgütlenme çalışması FLN-EZLN’de meyvesini verdi. Yüksek ölçüde siyasallaşmış Maya yerlilerinin desteğiyle Garrapata (“Kene”) adlı ilk Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu kampı, 17 Kasım 1983’te kuruldu…[6]

Yerlilerle temaslar başlangıçta bir hayli ikircimliydi. Kentli, üniversiteli mestizo gerillaların ormanların derinliklerinde var olma savaşı veren yoksul Maya yerlilerinin güvenini kazanması kolay olmadı. 1994 ayaklanmasıyla birlikte açığa çıktığı günlerden bu yana uzun süre EZLN’nin sözcülüğünü yürüten (o zamanki mahlasıyla) Subcommandante Marcos, bir söyleşide başlangıçta yerlilerden “sığır hırsızı, büyücü ya da eşkıya muamelesi” gördüklerini söyler.[7]

Yerli cemaatlerle temas FLN militanlarında derin bir dönüşüme yol açacaktır: “Bir yeniden eğitim, yeniden biçimlendirilme sürecinden geçtik. Sanki bizi silahsızlandırmışlardı. Sanki bizi biz yapan herşey -Marksizm, Leninizm, sosyalizm, kent kültürü, şiir, edebiyat- biz farkına varmadan bizi oluşturan herşeyi dağılmaya uğratmışlardı. Bizi silahsızlandırdılar, ardından yeniden silahlandırdılar, ama farklı bir tarzda. Ve bu hayatta kalabilmenin tek yoluydu.”[8]

Ancak yalnızca mestizo gerillaların kültürel “ihtida”sı değil… 1988-89’a gelindiğinde, tarım ürünlerinin fiyatlarındaki ani düşüşün üretim kooperatiflerini krize sürüklemesi, hükümetin yardım ya da kredi desteği sağlamayı reddetmesi ve güvenlik güçlerinin süregiden düşmanca davranışları, EZLN’yi Lacandon’daki yerli cemaatleri için bir çekim merkezi hâline getirecekti. 1990’da UU liderlerinin çoğunluğu başta olmak üzere Lacandon cemaatleri EZLN üyesiydi ve gizliden gizliye devletle nihaî bir hesaplaşmaya hazırlanıyorlardı. Ayaklanma kararı Ocak 1992’de Salinas hükümetinin tarım reformu yasasını yürürlükten kaldırılması üzerine 400 cemaat tarafından alındı. Merkezi hükümetin bu hamlesi, cemaatlerin topraklarının tapusunu barışçıl yollardan alabilme umudunu yok etmişti.

EZLN ayaklanma kararının ardından UU’nun meclis modeline göre yeniden örgütlendi. Ocak 1993’deki bölgesel meclis toplantısında siyasal denetim cemaat temsilcilerinden oluşan ve üyeleri “Comandante” sanını taşıyan cemaat temsilcileri komitesine (CCRI) devredildi. CCRI üyelerinden üçü coğrafi bölgeleri, dördü ise Tzeltal, Tzotzil, Tojolabal ve Ch’ol etnik gruplarını temsil etmekteydi. Mevcudu 5000’i bulan ordu ise üç düzlemden oluşmaktaydı: tam zamanlı askerler (“insurgentes”=isyancılar), yedekler (“milicianos”=milisler) ve orduya lojistik destek sağlayan sivillerden oluşan “bases de apoyo” (destek üsleri)[9]

 

Ayaklanma ve Sonrası

 

1 Ocak 1994 gününün erken saatlerinde Chiapas eyaletinin kimi kentlerinde çok “tuhaf” bir şey oldu. ABD, Kanada ve Meksika arasında her türlü ticari engelin kaldırılmasını öngören Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nın yürürlüğe girişinden birkaç saat sonra, 130 “subay”ın yönetiminde hemen tümüyle genç yerli kadın ve erkeklerden oluşan 5000 kişilik bir ordu ormanın derinliklerinden çıkarak Orta ve Doğu Chiapas’daki kent, kasaba ve çiftlikleri işgal etti. Yüzleri maskeliydi, ellerindeki silahlar, yarı otomatik makinelilerden tahtadan oyulma oyuncak tüfeklere dek değişiklik gösteriyordu. Meksika federal hükümetine ve Meksika ordusuna savaş açtıklarını ilan eden isyancı ordu bir günde yedi kenti işgal edivermişti: San Cristóbal de las Casas, Ocosingo, Las Margaritas, Altamirano, Chanal, Oxchuc ve Huixtán. Zapatista komutanları, işgal ettikleri her kentte belediye binalarının balkonundan Zapatistaların savaş ilanı, Lacandon Ormanından Birinci Bildirge’yi okudular: Meksika toplumu devasa adaletsizlikler içinde boğuluyordu; Zapatistaların mücadeleleri iş, toprak, barınma hakkı, ekmek, sağlık, eğitim, demokrasi, özgürlük, barış ve adalet üzerinde odaklanmaktaydı. Bildirgede aynı zamanda Zapatistalar Mexico City üzerine yürüyüp federal orduyu yenilgiye uğratma, devlet başkanını devirme ve tüm Meksikalılara kendi liderlerini özgürce ve demokratik bir biçimde seçme olanağını sağlama hedefi de açıklanıyordu.[10]

Ancak Meksika devletinin şaşkınlığı kısa sürdü. Acil koduyla Chiapas’a sevk edilen ordu birlikleri, kanlı çatışmalar sonucu isyancıları işgal ettikleri kentlerden sürdü. Zapatistalar ormana çekilirken yanlarında San Cristóbal yakınlarındaki Rancho Nuevo’da bulunan 31. Askerî Bölge üssünden ele geçirdikleri silah ve mühimmatın yanısıra, 1982-88 arasında Chiapas valiliği yapmış ve zalimliğiyle tüm eyalette ün salmış General Absalón Castellanos Domínguez’i de rehin olarak götürüyorlardı. Bugün Subcommandante unvanıyla EZLN’nin sözcülüğünü yapan Binbaşı Moises’in rehin aldığı general, sonradan eyalet zindanlarındaki yüzlerce EZLN savaşçısıyla takas edilecekti.[11]

Kısa süre içinde eyaletin her yerine konuşlanan onbinlerce Meksikalı asker, ayaklanma bastırmada deneyimli tüm Latin Amerika ordularının taktiklerini uygulamaya koyuldu: yerli halkla isyancıların bağlarını koparmak üzere halkı yıldırma girişimleri: iki adımda bir kurulan askeri karakollar, ev baskınları, keyfi gözaltılar, “kayıp”lar, paramiliterlerin sahaya sürülmesi… Bu arada ordu birlikleri San Cristóbal çevresindeki tepeleri rasgele bombalıyor, isyancıları yakalamak için ormanı tarıyordu.

Ancak hem Meksika içinden, hem de uluslararası arenadan savaşa son verilmesine yönelik şiddetli bir tepki yükselmekte gecikmedi. Meksika hükümetini acilen Chiapas’daki askerî operasyonlara son vermeye çağıran tepkiler yükseldikçe, Başkan Salinas de Gortieri geri adım atma işaretleri vermeye başladı. Bu arada EZLN yeni bir bildiriyle, hükümetle müzakere koşullarını açıkladı: savaşçı bir güç olarak tanınma, iki taraflı ateşkes, federal birliklerin çekilmesi, bombardımana son verilmesi, Ulusal Uzlaşma Komisyonu’nun kurulması…

12 Ocak 1994 günü başkent Mexico City’nin merkezi meydanı Zócalo’da savaşa derhâl son verilmesi talebiyle düzenlenen ve 100 000’in üzerinde kişinin katıldığı dev gösteri, Gortieri’nin havlu atmasına neden oldu: Başkan tek taraflı ateşkes ilan edip Zapatistalarla müzakerelere başlayacağını ilan etti.

Ordu güçleri operasyon bölgesini basına ve gözlemcilere kapattığı için 12 günlük savaşın ölü ve yaralılar açısından bilançosunu çıkarmak kolay değil; bu konuda verilen rakamlar değişken. Ancak Meksika İnsan Hakları Ulusal Komisyonu 1993-94 raporunda 16 asker, 38 sivil güvenlik görevlisi, 67 sivil, 48 Zapatista isyancı ve 38 teşhis edilemeyen olmak üzere 207 ölüm, 407’si sonradan bulunacak 427 sivil “kayıp” bildirmekteydi. San Cristóbal de las Casas Piskoposluğu ise ölü sayısının 400’ü bulduğu, Meksika ordusunun uyguladığı aşırı şiddeti örtbas etmek üzere cesetleri yok ettiğini ileri sürüyordu. Zapatistaların açıklaması ise, beş günlük çatışmalarda kendilerinin 9 kayıp 20 ağır yaralı verdikleri, Meksika ordusundaki hasarın ise 27 ölü 40 yaralı olduğu, 180 savaş esirinin ise kısa sürede serbest bırakıldığı yolundaydı.[12]

Ateşkesi izleyen günlerde Zapatistalar federal hükümet temsilcisini kabul ettiler. Görüşmeler San Cristóbal Piskoposu Don Samuel Ruiz aracılığında kentin katedralinde gerçekleşecekti. Hükümetin Zapatistaların özür dilemesi karşılığında genel af önerisine Zapatistalar “Bizi ne için affedecekler?” başlıklı bildiriyle tepki vereceklerdi:

Ne için özür dileyeceğiz? Bizi ne için affedecekler? Açlıktan ölmediğimiz için mi? Dilimizi tutarak sefalete katlanmadığımız için mi? Devasa tarihsel nefret ve ihmal yükünü uysalca kabullenmediğimiz için mi? Tüm yolların tıkandığını gördüğümüzde silaha sarıldığımız için mi? Kim özür dileyecek, kim bağışlayacak? Yıllar ve yıllar boyu ölüm her gün bizim soframızda yerini alır ve artık kendisinden korkmayacağımız kadar bizim olurken dolu sofralarında tıkınanlar mı? Ceplerimizi ve ruhlarımızı bildirgeler ve vaatlerle dolduranlar mı?”

Katedraldeki barış görüşmeleri, bütün dünyadan bölgeye akın eden binlerce gazeteci ve bu” tarihsel an”a tanıklık etmek üzere San Cristobal de las Casas’a akın eden binlerce yerli ve yabancı gözlemci ve turistin yoğun ilgisi altında gerçekleşecekti.[13]

Zapatistalara Meksika ve uluslararası “sivil toplum”la yakın ilişkiler kurma olanağı sağlayan Barış görüşmeleri 2 Mart’ta sona erdi. Hükümet tarafı EZLN’ye 2 bildirge ve 32 öneri sunmuş, EZLN heyeti ise önerileri tartışılmak üzere cemaatlere taşımayı kabul etmişti.

Aslına bakılırsa San Cristobal görüşmeleri hem askerî gücü son derece sınırlı olan EZLN, hem de bir yandan iç kamuoyu bir yandan da uluslararası arenada zor duruma düşmeme gayretindeki iktidar partisi PRI için bir can simidi işlevi görmüştü; EZLN bundan böyle silahlı mücadeledense “sivil toplum”la muhataplık ilişkisini öne çıkartacaktı.

 Ne ki görüşmeler Chiapas’ın demilitarizasyonu ve EZLN’yi çevreleyen askerî kuşatmanın kaldırılması anlamına gelmemişti. Zapatistalar bu duruma tepkisi, bağımsız siyasal partileri geçici bir hükümet oluşturmaya, sivil toplumu ise “Ulusal Demokratik Konvansiyon”a (Convención Nacional Democratica = CND) çağıran “Lacandon Ormanı’ndan İkinci Bildirge”yi yayınlamak oldu. 5Ağustos günü Lacandon Ormanı derinliklerinde bir mezra olan ve simgesel olarak Meksika devrimi sırasında devrimcilerin toplandığı Aguascalientes kentinin adıyla anılan Guadelupe Tepeyac’da toplanan CND’ye tüm Meksika’dan 7000 kişi katılacaktı: aktivistler, çeşitli siyasal ve sivil toplum örgütlerinin üyeleri… Katılımcılar beş gün boyunca demokratikleşmenin barışçıl yolları, yerli hakları, sivil toplumun rolü, ulusal bir proje oluşturmanın yolları vb. üzerine tartıştılar.

CND’nin ikinci toplantısı 1994’ün Ekim ayında gerçekleşti. EZLN askeri kuşatmanın kaldırılmaması ve ordunun yerli halka karşı tacizlerini sürdürmesini hükümetin iyi niyet yoksunluğunun bir işareti saydığını açıklayarak her türlü görüşmeden çekildiğini duyurdu. 19 Ekim günü Zapatistalar barışçıl bir yürüyüşle kuşatmayı yarıp 1111 özerk cemaati kapsayan 38 belediyede varlıklarını açıkladılar. Aynı gün Meksika tarihinin en kötü mali krizi patlak verecekti: peso % 40 oranında değer kaybetti, binlerce işletme kapandı, bir milyona yakın insan işsiz kaldı.

Yıl sona ermeden EZLN ile hükümet arasındaki görüşmeler Comición Nacional de Intermediación (CONAI=Ulusal Arabuluculuk Komisyonu) arabuluculuğunda yeniden başladı.

Zapatistalar 1 Ocak 1995’te Üçüncü Bildirge’lerini yayınlayarak sivil topluma “ulusal kurtuluş” çağrısı çıkardılar. İktisadî kriz ve siyasal skandallarla çalkalanan hükümet ise faturayı EZLN’ye çıkartmaya kararlıydı; yeni PRI’li başkan Ernesto Zedillo 9 Şubat 1995’de kameralar karşısına geçerek Zapatistalar’a savaş ilan ettiğini açıkladı. Meksika ordusu ateşkesi bozarak Zapatista cemaatler üzerine harekete geçti: Köy baskınları, evleri ateşe verme, yerlileri öldürme, hayvanlarını boğazlama, kadınlara tecavüz… Guadelupe Tepeyac Aguascalientes’i yıkıldı; halkı ormanın derinliklerine kaçarak canını kurtarabildi. Hakkında tutuklama kararı çıkartılan Marcos karargâhını orman içlerindeki La Realidad’a taşıdı.

Aynı gün, içeriden bir ihanet sonucu esrarengiz EZLN “subcommandante”sinin kimliği TV ekranlarından açıklanacaktı: Özerk Metropoliten Üniversitesi’nden felsefe hocası, FLN militanı, 38 yaşındaki Rafael Sebastian Guillén Vicente.

Ama bu “ifşa” pek işe yaramadı. Ertesi gün Mexico City’de sokaklara dökülen 100 bin kişi, haykırıyordu: “Hepimiz Marcos’uz”. “Subcommandante”, “Marcos”un öldüğünü açıklayıp paramiliterler tarafından öldürülen yoldaşı Galeano’nun adını alana, yani 2014 yılına dek resmi çevreler dışında kimse onu Rafael adıyla anmadı. O, Marcos’du…

İktidarın EZLN ve Chiapas yerlileri üzerindeki basıncı, Meksika ve uluslararası toplumun yoğun tepkileri sonucu bir kez daha kırılacak ve barış görüşmeleri, bu kez Comición por la Concordia y Pasificación (COCOPA= Uzlaşı ve Barış Komisyonu) gözetiminde bir kez daha (Nisan 1995’te) başlayacaktı. Bu kez görüşmelerin merkezi, San Andrés Larrainzar ya da Zapatista adıyla San Andrés Sacamch’ en de los pobres idi. Görüşmeler dört başlık üzerinden (yerli hakları ve kültürü, demokrasi ve adalet, refah ve kalkınma, kadın hakları) sürdürülürken Zapatista temsilciler ülkeyi boydan boya kat ederek bir milyona yakın Meksikalı ile istişarede bulundular (consulta).

Zapatistalar 1996’nın ilk günü yayınladıkları Lacandon Ormanı’ndan Dördüncü Bildirge ile, ulusal çapta yürütülen istişarelerin sonucu ulusal seçimlere katılmayacak ve herhangi bir şekilde iktidarı ele geçirmeyi hedeflemeyen sivil bir siyasal gücün oluşumunu desteklediklerini açıkladılar. Hedefleri, seçim sisteminden bağımsız bir sivil hareket yaratmaktı. 16 Şubat’ta hükümetle San Andres’de yerli hakları ve kültürü üzerine ilk anlaşmayı imzalama kararı aldı.

Yerli halkların kolektif haklarını, özerkliğini -yerel ve bölgesel özyönetim hakkı- ve toprak üzerindeki kolektif mülkiyet hakkını tanıyan anlaşma imzalandı… Ancak iktidar, kendi imzaladığı anlaşmayı yasalaştırma yolunda tek bir adım dahi atmadı. San Andres anlaşması, ölü doğmuştu...

Zapatistalar uluslararası destek arayışını 1996 yazında beş Aguascalientes’de (Oventic, La Realidad, Francisco Gomez, Roberto Barrios ve Morelia) düzenledikleri ve -Türkiye dahil- 42 ülkeden yaklaşık 5 000 kişinin katıldığı Neoliberalizme Karşı, İnsanlık İçin Birinci Kıtalararası Buluşma ile sürdürdüler.

Aynı yıl, Guerrero eyaletinde kuruluşunu açıklayan silahlı devrimci örgüt, Ejército Popular Revolucionario (EPR=Devrimci Halk Ordusu), bir yandan San Andres’de süregitmekte olan barış görüşmelerini sekteye uğratırken, bir yandan da EPR’nin silahlı mantığını mahkûm eden EZLN’yi iktidarın “kabul edilebilir/muhatap alınabilir” bulduğu bir örgüt durumuna düşürecekti… Zapatistalar silahlı mücadele fikrinden tümüyle kopmuşlar ve meşruiyet adına devrimci pozisyonlarını yitirmişlerdi![14]

1997 Temmuz’u Meksika siyaseti için de tarihi bir ana sahne olacaktı: 1927’den beri tek başına iktidarda olan PRI, kongredeki çoğunluğunu kaybederken, Mexico City belediye başkanlığına da solcu lider Cuauhtémoc Cárdenas seçildi. Aynı yıl EZLN ise 1 111 Zapatista ile (özerk cemaatlerin temsilcileri) Mexico City’ye bir yürüyüş başlattı (La Marcha). Temsilciler İkinci Ulusal Yerli Kongresi’ne katılacaklardı. Bu yürüyüş, aynı zamanda EZLN’den “bağımsız” bir Zapatista Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (FZLN) kuruluşunun ilanıydı. İktidar iddiasında bulunmadığı için kentlerde sınırlı bir destek bulabilecek bir siyasal örgüt!

Ne “silahsız/barışçıl çözüm” vurgusu, ne iktidarda gözü olmadığını tekrar tekrar ilan etmesi, ne de sağladığı geniş ulusal ve uluslararası destek, EZLN’yi iktidar nezdinde tam “güvenilir” kılmaya yetmiş değildi. Meksika devleti, uluslararası arenada profilini düşürmemek için EZLN ve yerli tabanıyla “uygar ve demokratik bir diyalog”u sürdürür “müş gibi” yaparken bir yandan da bölgede el altından (çoğu rakip yerli cemaatlerden devşirilme) paramiliter örgütlenmeleri desteklemekteydi. Bu örgütlenmeler Zapatistaları destekleyen yerli cemaatler üzerinde terör estiriyordu: 22 Aralık 1997’de 60 kadar yerli PRI militanının ellerinde maşetler ve AK-47 tüfeklerle Tzotzil Acteal köyüne saldırıp çoğu kadın ve çocuk 45 yerliyi katletmesiyle zirve yapan bir terör!

Paramiliter örgütlerin ön plana çıktığı bu “düşük yoğunluklu savaş” sürerken hükümet Chiapas’daki yabancı uyruklu Zapatista destekçilerine bir cadı avı başlatacaktı. Bu, EZLN yerleşimlerinin pek çok Avrupalı ve ABD’li destekçisini yitirmesine yol açtı; önemli bir kısmı Zapatista cemaatlerine gönüllü olarak tıp, mühendislik, bilişim vb. konularda destek veren çok sayıda Zapatista sempatizanı sınırdışı edildi.

“Sopa” politikası “havuç”la da desteklenmekteydi: Meksika hükümeti sempatizan komünleri Zapatistalardan kopartmak için kesenin ağzını açmıştı: köylülere tarım makinaları ve büyükbaş hayvanlardan inşaat malzemelerine, basketbol sahalarına, elektrikten okullara dek çok sayıda “lütuf” rüşvet olarak dağıtılıyordu. Bu durum yalnızca Zapatista cemaatlerden kopuşları hızlandırmakla kalmıyor, Zapatista ve PRI destekçileri arasındaki gerilimi tırmandırıyordu.

Chiapas, Meksika’nın 2000 yılındaki seçimlerine bu koşullar altında girdi - Meksika’nın “demokrasi” tarihinde PRI dışından bir başkanın göreve geldiği ilk başkanlık seçimi: Türkiye’de muadili ANAP olabilecek PAN’ın (Ulusal Eylem Partisi) Chiapas’daki çelişkileri “15 dakikada çözeceği”ni iddia eden lideri, eski Coca Cola CEO’su Vicente Fox, Meksika’nın yeni devlet başkanıydı.

Fox “Chiapas sorunu”nu 15 dakikada çözemedi tabii… Ama bol miktarda güzel “lâf”lar etti: kendisiyle görüşmeye gelen uluslararası bir yerli temsilcileri heyetine, San Andres Anlaşması’nı bir an önce onaylaması için Kongre’ye göndereceği gibi lâflar…

Zapatistalar’ın bu söylem ve vaadlere tepkisi, San Andres Anlaşması ya da kamuoyunda bilinen adıyla COCOPA Yasası’nı savunmak üzere tüm Zapatista cemaatlerin üst komutasını oluşturan CCRI-CG’nin bir heyetinin Kongre’de söz almak üzere Mexico City’ye gönderileceğini açıklamak oldu.

24 Zapatista komutanının Mexico City’ye uzun yürüyüşü (La Marcha Zapatista) böylelikle 24 Şubat 2001’de başladı. 15 gün süren yürüyüş boyunca komutanlar “yerli hakları” konusunu sivil toplumun gündemine yerleştirebilmek için görüşmelerde bulundular, kitle iletişim araçlarında boy gösterdiler, toplantılara, mitinglere katıldılar. “Yürüyüş,” diyor Mentinis (2006: 27-28) Zapatistalara kendilerini yeniden Meksika’da radikal bir güç olarak tanımlama ve yeniden devrimci bir profil verme olanağını sundu. Böylece, söylemini düşmanı PRI’nin hegemonik rolü olarak tanımlamaktan, kendilerini ihmal eden, aşağılayan sistemi hedef olarak görmeye doğru kaydırdı. Aynı zamanda Marcos silahlı mücadele, EPR ve diğer silahlı gruplara karşı söylemini değiştirerek EZLN’nin bu mücadeleleri tanıdığını belirtip etki alanlarında Zapatistalar’ın başkente yürüyüşüne destek verdikleri için teşekkür etti.

Mexico City’de ise “siyaset sınıfı” uzun ve şiddetli tartışmalar ve bir hayli direncin sonunda Zapatista komutanlara Senato kürsüsünü açma kararını alacaktı. Dört EZLN komutanı (Esther, David, Zebedeo, Tacho) Kongre üyelerine seslenerek COCOPA Yasası’nın bir an önce kabul edilmesini istediler.

Gerçekten de Kongre 25 Nisan’da yerli haklarına ilişkin bir “şey”i kabul etti. Sulandırılmış, değişikliğe uğratılmış, kuşa çevrilmiş, karikatüre dönüştürülmüş bir “şey”: Kabul edilen Anayasa değişikliğinde yerli cemaatleri “kamusal haklara haiz” kendilikler olarak değil, “kamusal çıkarlara haiz” kendilikler olarak tanımlanmaktaydı: yani kamusal politikaların (pratikte “hayır” faaliyetlerinin) muhatabı olabilecek ama kolektif haklardan yoksun topluluklar. Yeni Anayasa yerli özerkliğini büyük ölçüde sınırlayıp çeşitli koşullara bağlıyordu. EZLN bu Anayasa değişikliğini anında bir “şaka” olarak niteleyip reddetti. Bu, “Meksika Güneydoğusu’ndaki dağlardan uzun süre için son bildirge oldu… EZLN bundan sonra uzun süreli bir sessizliğe gömüldü. Birkaç ay sonra ise, El Salvador’da toplanan Meksika ve diğer Orta Amerika devletleri, Çokuluslu şirketleri bölgede yatırım yapmaya ikna edecek gerekli altyapıyı sağlamayı hedefleyen ve Zapatistalar dahil tüm bölge yerli cemaatlerinin yaşam alanları ve doğal kaynaklarını yok edeceği gerekçesiyle şiddetle karşı çıktığı Plan Pueblo Pueblo Panama’yı (PPP) kabul etti.

Yazının devamı için



Bu yazı 1348 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • 2016 tarihi Diyarbakır Newroz'undan
    2016 tarihi Diyarbakır Newroz'undan
  • İstanbul'dan Şırnak'a '#Akşam7deBarışaSesVer' eylemleri büyüyor
    İstanbul'dan Şırnak'a '#Akşam7deBarışaSesVer' eylemleri büyüyor
  • İstanbul’da binlerin çığlığ;‘Saray savaş, halklar barış istiyor’
    İstanbul’da binlerin çığlığ;‘Saray savaş, halklar barış istiyor’
  • Güncel
    Güncel
  • Yitirdiğimiz,Dostlar,yoldaşlar...
    Yitirdiğimiz,Dostlar,yoldaşlar...
  1. 2016 tarihi Diyarbakır Newroz'undan
  2. İstanbul'dan Şırnak'a '#Akşam7deBarışaSesVer' eylemleri büyüyor
  3. İstanbul’da binlerin çığlığ;‘Saray savaş, halklar barış istiyor’
  4. Güncel
  5. Yitirdiğimiz,Dostlar,yoldaşlar...
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • AFP'nin Afrin'den geçtiği görüntüler
    AFP'nin Afrin'den geçtiği görüntüler
  • Kardeş Türküler - Dom Dom Kurşunu / Mahzuniye Saygı
    Kardeş Türküler - Dom Dom Kurşunu / Mahzuniye Saygı
  • İşçi Sınıfının Anası: Jones Ana
    İşçi Sınıfının Anası: Jones Ana
  • 'Hesabı halk soracak' diyen HAZİRAN'cılara müdahale: Gözaltılar var
    'Hesabı halk soracak' diyen HAZİRAN'cılara müdahale: Gözaltılar var
  • Nazım Hikmet İşçilerimizin 1 Mayıs'ını Kutluyor!
    Nazım Hikmet İşçilerimizin 1 Mayıs'ını Kutluyor!
  • Kemal Sunal'ın sansürlenen 1 Mayıs sahnesi
    Kemal Sunal'ın sansürlenen 1 Mayıs sahnesi
  1. AFP'nin Afrin'den geçtiği görüntüler
  2. Kardeş Türküler - Dom Dom Kurşunu / Mahzuniye Saygı
  3. İşçi Sınıfının Anası: Jones Ana
  4. 'Hesabı halk soracak' diyen HAZİRAN'cılara müdahale: Gözaltılar var
  5. Nazım Hikmet İşçilerimizin 1 Mayıs'ını Kutluyor!
  6. Kemal Sunal'ın sansürlenen 1 Mayıs sahnesi
VİDEO GALERİ
YUKARI