Bugun...



Yenilen Sosyalizm değil, Reel Sosyalizm Deneyimiydi

Yıl 1989 günlerden 27 Şubat; ‘Latin Amerika ülkesi Venezuela ‘ın Guarenas’da, sabahın beşinde yaşlı bir kadın yeni bilet fiyatını ödemeyi reddeder. Sinirlenen şoför, kadını tartaklamaya başlar. Şoförün bu saldırısı her şeyin başlangıcıdır.’ Diyen duvaR gazetesi yazarlarından Kavel Alpaslan ’Neoliberalizme öfke, varoşlardan gelince: Caracazo 1989’ başlıklı araştırma yazısında öemli bir tespitle; “Günümüzün sözüm ona muzaffer neoliberal politikaları, başarısızlığını ve muhtemel sonunu kendi varlığıyla haykırıyor. Çünkü paslanmış motorlar, bir bakarsınız kendi kendilerinin freni olur. Caracazo’da yaşananlar geçmişe, ‘o günlere’ sıkışıp kalmış muhtelif bir örnek değildir. Neoliberal taarruz gibi, öfke de bir yere gitmiş değil. Bugün geçmişe dönüp oldukça sorunlu bir bakışıyla ‘sosyalizm’ mağlup ilan ediliyor, ancak o günden bugüne Latin Amerika’da, Afrika’da, Asya’da ya da dünya üzerindeki çoğunluğun yaşamında ne gibi bir zafer kazanıldı? Kapitalizmin tüm bu coğrafyalarda, milyarlarca insanın yaşamında sahiden başarılı mı oldu ki biz bugün bir kaybeden belirleyebiliyoruz? Kaldı ki yenilen sosyalizm değildir; hiç de adil olmayan bir savaşta her şeye rağmen mücadele etmiş ancak kaybetmiş bir reel sosyalizm deneyimidir.” , diyor. Yazı nın tamamı:

facebook-paylas
Güncelleme: 30-11-2019 15:40:20 Tarih: 30-11-2019 15:12

Yenilen Sosyalizm değil, Reel Sosyalizm  Deneyimiydi

'Yenilen Sosyalizm değil, Reel Sosyalizm  Deneyimiydi'

Yıl 1989 günlerden 27 Şubat;  ‘Latin Amerika ülkesi Venezuela ‘ın Guarenas’da, sabahın beşinde yaşlı bir kadın yeni bilet fiyatını ödemeyi reddeder. Sinirlenen şoför, kadını tartaklamaya başlar. Şoförün bu saldırısı her şeyin başlangıcıdır.’ Diyen duvaR gazetesi yazarlarından  Kavel Alpaslan  ’Neoliberalizme öfke, varoşlardan gelince: Caracazo 1989’ başlıklı araştırma  yazısında öemli bir tespitle;

“Günümüzün sözüm ona muzaffer neoliberal politikaları, başarısızlığını ve muhtemel sonunu kendi varlığıyla haykırıyor. Çünkü paslanmış motorlar, bir bakarsınız kendi kendilerinin freni olur. Caracazo’da yaşananlar geçmişe, ‘o günlere’ sıkışıp kalmış muhtelif bir örnek değildir. Neoliberal taarruz gibi, öfke de bir yere gitmiş değil. Bugün geçmişe dönüp oldukça sorunlu bir bakışıyla ‘sosyalizm’ mağlup ilan ediliyor, ancak o günden bugüne Latin Amerika’da, Afrika’da, Asya’da ya da dünya üzerindeki çoğunluğun yaşamında ne gibi bir zafer kazanıldı? Kapitalizmin tüm bu coğrafyalarda, milyarlarca insanın yaşamında sahiden başarılı mı oldu ki biz bugün bir kaybeden belirleyebiliyoruz? Kaldı ki yenilen sosyalizm değildir; hiç de adil olmayan bir savaşta her şeye rağmen mücadele etmiş ancak kaybetmiş bir reel sosyalizm deneyimidir.” , diyor. Yazı nın tamamı:

Neoliberalizme öfke, varoşlardan gelince: Caracazo 1989

 

Dünyanın dört bir yanından ülkeler, 1980'lerin sonu ve 1990'ların başından itibaren neoliberal saldırılarla tanışıyor. Ulaşım ve petrol zamlarının hissedildiği 1989 yılının Venezuela'sında, varoşlarda başlayan isyanlar daha sonra zenginlerin yaşadığı yerleşim bölgelerine yönelir ve bir katliamla son bulur...

Kavel Alpaslan  kalpaslan@gazeteduvar.com.tr

Yıl 1989… Sovyetler Birliği birkaç yıl sonra resmi olarak yıkılacak. Tabii bu, kapitalizmin sosyalizme karşı sözde ‘savaş ganimeti’ olan neoliberalizmin sahneye çıkmasına engel değil. 1980’lerin sonu ve 1990’ların başından itibaren dünyanın dört bir yanı neoliberal saldırılarla tam anlamıyla tanışmaya başlıyor. Kamu hizmetleri, sosyal politikalar, ‘refah devleti’ hayali… Her biri görülmemiş bir hızla yok oluyor. Dünya nüfusunun ezici bir çoğunluğunun üzerineyse zamlar, artan yoksulluk, işsizlik, özelleştirme ve çalışma koşularının kötüleşmesi boca ediliyor. İşte Soğuk Savaş olarak adlandırılan dönemin, muzaffere taktığı nişan bundan ibaret. Çokça eleştirilebilecek, ancak buna rağmen günümüz emekçilerinin rüyasında bile göremeyeceği hayat standartlarını sunan Sovyetler Birliği ve reel sosyalizm çökünce de şu söylenecek: ‘Sosyalizm yenildi!’

Hepsini bir kenara bırakalım, ne de olsa tarihi en küçük detaylarda, en basit yaşamlarda yaşayarak da okumak mümkündür. Mesela 1989 yılının Şubat ayında, Latin Amerika ülkesi Venezuela’yı gidelim. Öyle ‘Venezuela’da görülmesi gereken yerlere’ değil de, daha sıradan bölgelere seyahat edelim. Başkent Karakas’tan yaklaşık 30 kilometre doğuya doğru gidiyoruz, vardığımız yer Guarenas şehri. Burası yoksulların yaşadığı, ruhsuz, sıradan bir uydu kent. Burada yaşayan binlerce işçi başkente hizmet sağlıyor. Kimisi karton çatılı evlerden kimisi toplu konutlardan çıkan yine bu binlerce işçi her sabah erkenden yola koyuluyor.

Şubatın 27’si de diğer günlerden farklı değildir. Sabah beşte otobüsler yavaş yavaş dolmaya başlar. Uykulu yüzler sabahın karanlığında otobüslere istiflenir. Fakat şoförlerin talep ettiği fiyat geçtiğimiz günlere göre daha fazladır. Bunun nedeni yapılan yüzde yüzlük petrol zamları. Sağcı Carlos Anres Perez devlet başkanı seçilmiş ve IMF politikaları doğrultusunda neoliberal bir paket hazırlamıştır. Hükümetin petrolde yüzde yüzlük bir zam projesi vardır ancak bu zammı yüzde 30’lara bölerek zamana yaymak istenir. Gel gelelim otobüs sahiplerinin de durumdan etkilenmesi ve planın barizliği de işin içine girince zamlar günlük hayata yüzde yüz oranda yansır.

İşte ulaşımda ve petrolde böyle zamların hissedildiği Guarenas’da, sabahın beşinde yaşlı bir kadın yeni bilet fiyatını ödemeyi reddeder. Sinirlenen şoför, kadını tartaklamaya başlar. Şoförün bu saldırısı her şeyin başlangıcıdır. Ekonomik olarak kadından çok da farklı olmayan ve zamlardan bıkmış usanmış diğer yolcuların hepsi bir anda ayağa kalkar ve sopalarla otobüsü paramparça eder -büyük ihtimalle bu durumdan şoför de nasibini almıştır. Ardından otobüs ateşe verilir. Artık tüm mahallenin uykusu kaçmıştır, saatler içerisinde tüm diğer varoşlar da uyanacaktır…

Guarenas’daki eylemler canlı yayınlarla izlenmeye başladığı vakit önce Petare, sonra Catia derken tüm başkent varoşlarında inanılmaz bir hızla yayılır. Yağmalar, yanan barikatlar, çatışmalar… Varoşlara tam bir kaos hakimdir. Kendiliğinden gelişen ve kontrolsüzce ilerleyen bu hareketlerin merkezi Karakas’ta ‘ranchos’ diye bilinen gecekondu mahallelerdir. Eğimli arazilere üst üste dizilmiş derme çatma konutlardan oluşan Ranchos’a ‘Karakas’ın sembolü’ desek yanılmayız. Ünlü Venezuela’lı sanatçı Ali Primavera ‘Techos de Carton’ yani ‘Kartondan Çatılar’ isimli şarkısında Ranchos’da yaşayanların yaşamlarını ve çelişkilerini şu sözlerle anlatyor:

 
 
 
0

 

“Ne de üzücü karton çatılarda yağmurun duyulması.
 Ne kadar üzücü halkımın karton evlerde yaşaması.
İşçi yokuştan inerek geliyor,
 neredeyse ayaklarını sürükleyerek, acının ağırlığıyla.
Bak ne kadar acı çekiyor!
 Bak acıları kaç kilo çekiyor!
 (…) Orada yağmur yağar
geliyor, geliyor çekilecek acılar.
Ama eğer yağmur dinerse
 acı ne zaman geçecek?
 Umut ne zaman gelecek?
 Toprağımın renginde
aynı yara izleriyle,
kurtçuk milyonerler…
Ve bu yüzden:
Ne üzücü yaşar çocuklar karton evlerinde;
 Ne mutlu yaşar köpekler
sömürgecinin evinde.
 Sizler inanmayacaksınız ama
 köpekler için okullar var.
 Ve orada onlara eğitim veriliyor,
gazeteleri ısırmamaları için.
Ancak patron,
yıllardan beri işçiyi ısırmakta!
Ne üzücü karton evlerde yağmuru duymak.
Umut nereye kadar gider karton çatılı evlerde?”
 

Ayaklanma varoşlarda başlar ancak kısa süre içerisinde yokuşlardan aşağıya iner, Mount Avila eteklerindeki ayrıcalıklı bir yaşam süren zenginlerin yaşadığı yerleşim bölgelerine yönelir. İki gün boyunca devam eden ve engellenemeyen ayaklanma, ordu sokağa inince de ancak katliamla bastırılabilir. Özellikle varoşlardan gelenler yiyecek bulmak için zengin mahallelere indiğinde çatı katlarında konuşlanmış askerler hedef gözetmeksizin halka ateş açar. Ölümlerin büyük bir bölümü, sınıfları keskin bir şekilde birbirinden ayıran bu ‘sınır bölgelerinde’ yaşanır.

Karakas Kalkınma Çalışmaları Merkezi sosyoloji profesörü Heinz Sonntag, Caracazo üzerine yaptığı çalışmada konu hakkında, “İlk gün Guarenas kenar mahallesinde şiddet eylemleri oldu ve polis müdahale etmedi. Sonraki gün de etmediler. Bunun üzerine Milli Muhafızlara emir verildi, fakat onlar da rancholara girmeyi reddettiler, hükümet orduya başvurdu” diyor ve yaşanan kayıplara dair “Yalnız Karakas’ta öldürülenlerin resmi sayısı 372, fakat doğruya daha yakın sayı 2 binin (kimi kaynaklar bu rakamı 3 binin üzerine çıkartıyor) üzerinde” ifadelerini kullanıyor.

 

Bu sayılar düşünüldüğünde Caracazo, IMF ve neoliberal paketlere karşı yapılan eylemlerin en kanlılarından biri olabilir. Sonntag’a göre bu olayların sonrasında halkta yaratılmak istenen korku başarılı olacak, bir müddet hareketsizleşme yaşanacak ve bu hava ancak 1998’de Chavez’in başkan seçilmesiyle birlikte dağılacaktır. O sıralar binbaşı olan Chavez hasta olduğu için rapor alarak evinde dinlenmektedir fakat daha sonra darbe girişimde yanında bulunacak kimi ‘Bolivarcı’ subaylar varoş mahallelerde askerlerine ‘ateş emri’ vermek üzere görevlendirilmiştir. Yakın gelecek için darbe planlayan bu Bolivarcı subaylar ‘halkın onlardan önce davrandığı’ görüşündedir. Hal böyle olunca verilen emirler ordudaki kimi kesimler için travmatik sonuçlar doğurur. Dolayısıyla Caracazo, ordu içinde yaşanacak çatlamaları kolaylaştırır.

Bugün Venezuela tarihini, yani Chavez’in darbe girişimi ve daha sonrasında başkan seçilişini bildiğimiz için Caracazo üzerine konuşurken, onu ordudaki yankısıyla birlikte ele alıyoruz. Bu yanlış bir yaklaşım değil, ancak Caracazo’yu toplumsal mücadele tarihine oturtmak gerekirse onu nasıl okumalıyız? İşin aslı neoliberalizme karşı öfkenin kendiliğinden sıçrayışından başlıyor. Ve bu tüm dünyalılar olarak bizleri -pek de hoş olmayan bir şekilde- birbirimize bağlayan, oldukça ‘küresel’ bir olgu..

Günümüzün sözüm ona muzaffer neoliberal politikaları, başarısızlığını ve muhtemel sonunu kendi varlığıyla haykırıyor. Çünkü paslanmış motorlar, bir bakarsınız kendi kendilerinin freni olur. Caracazo’da yaşananlar geçmişe, ‘o günlere’ sıkışıp kalmış muhtelif bir örnek değildir. Neoliberal taarruz gibi, öfke de bir yere gitmiş değil. Bugün geçmişe dönüp oldukça sorunlu bir bakışıyla ‘sosyalizm’ mağlup ilan ediliyor, ancak o günden bugüne Latin Amerika’da, Afrika’da, Asya’da ya da dünya üzerindeki çoğunluğun yaşamında ne gibi bir zafer kazanıldı? Kapitalizmin tüm bu coğrafyalarda, milyarlarca insanın yaşamında sahiden başarılı mı oldu ki biz bugün bir kaybeden belirleyebiliyoruz? Kaldı ki yenilen sosyalizm değildir; hiç de adil olmayan bir savaşta her şeye rağmen mücadele etmiş ancak kaybetmiş bir reel sosyalizm deneyimidir.

Ortada bir kazanan yokken bir kaybeden ilan etmek zaten mümkün değildir. Çünkü yıpranmış doğrular, kimilerine ‘yanılsama’ olarak görünebilir. Oysa gerçek ne kadar yaralanırsa yaralansın pes etmez, yeniden keşfedilmeyi bekler, sadece biraz daha gizlenir. Ne zaman ki karton çatılı evlerde uykular kaçtığında o kontrolsüz öfkeyi nihai kurtuluşa sürülebilecek özne yaratılacak, işte o zaman tüm yanılsamalar da kendiliğinden sönümlenecek…

Kaynaklar ve daha detaylı bilgilerin yer aldığı adresler:

Hugo Chavez ve Bolivarcı Devrim – Richard Gott (Yordam Kitap)
https://www.telesurenglish.net/analysis/Venezuelas-Caracazo-State-Repression-and-Neoliberal-Misrule-20150226-0028.html
https://www.evrensel.net/haber/51050/halk-bizden-once-ayaklandi
https://libcom.org/history/1989-venezuelas-caracazo-food-riots
https://www.telesurtv.net/telesuragenda/La-masacre-de-El-Caracazo-20150224-0032.html

 




Kaynak: duvaR

Editör: Yeniden ATILIM

Bu haber 96 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Röportaj-Analiz Haberleri

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HAVA DURUMU
nöbetçi eczaneler
GAZETEMİZ

HABER ARA
YUKARI YUKARI