Bugun...



Franco “Bifo” Berardi ile günümüz Avrupa’sında işçi olmanın anlamına dair

Creston Davis, Franco “Bifo” Berardi ile mülakatında günümüz Avrupa’sında işçi olmanın anlamını, içinde yaşadığımız internet çağını ve Avrupa’da ortaya çıkan ideolojik ayrışmayı ele aldı.

facebook-paylas
Güncelleme: 10-02-2019 18:52:13 Tarih: 05-02-2019 17:01

Franco “Bifo” Berardi ile günümüz Avrupa’sında işçi olmanın anlamına dair

Franco “Bifo” Berardi ile günümüz Avrupa’sında işçi olmanın anlamına dair

 

“If we want to insist on the neoliberal way, we might as well declare Europe dead”

​What does it mean to be a worker in contemporary Europe? Our contributor Creston Davis sat down with Franco “Bifo” Berardi to find out. Here’s what he had to say about work in the age of the internet and the ideological cleavage emerging in Europe.

Creston Davis, Franco “Bifo” Berardi ile mülakatında günümüz Avrupa’sında işçi olmanın anlamını, içinde yaşadığımız internet çağını ve Avrupa’da ortaya çıkan ideolojik ayrışmayı ele aldı.

Creston Davis: The Soul at Work kitabınız (Ruh İşbaşında, Metis, 2012. Çev: Fırat Genç) yakın zamanda İngilizceye tercüme edildi. Bu kitap yalnızca çalışma koşullarının derinlikli bir değerlendirmesi olmakla kalmıyor, çalışmanın yaşamlarımızı nasıl etkilediğini de ele alıyor. Kitabın arkasında ne vardı?

Franco Berardi: The Soul at Work felsefe ile işçi hareketi tarihi arasındaki ilişkiye yeni bir çerçeve getirme girişimi. Özellikle de İtalyan otonomcu hareketin perspektifinden ve İtalyan teorisinin özgünlükleri üzerinden. İtalyan otonomculuğu, bana göre, yabancılaşmanın bir tür yeniden tanımlanması. Yabancılaşma yalnızca kötü bir durum değil, kapitalist sistemin dışında olma durumu olarak da görülebilir. İtalyancada “estranita” diye bir sözcük var, anlamı topluluk kurma, kapitalist tahakküm alanının dışında yaşam formları yaratma kabiliyeti.

O zaman sizin perspektifiniz Hegelci yabancılaşma fikrinden ayrılıyor? İtalya bağlamını özellikle belirtiyorsunuz ama çalışmalarınız dünya genelinde de epey ilgi çekti. Bu fikirler İtalya örneğinden New York City’de bilgisayar başında oturan bir işçiye nasıl aktarılıyor?

Evet, Hegelci çerçevede işçiler, fabrika ve kapitalist dünya arasındaki ilişki, yalnızca bir çelişki ilişkisidir, acı ve ret ilişkisidir. Koşullarınızı nasıl algıladığınızı değiştirirseniz, dayanışmanın mümkün olduğunu anlarsanız, tamamen antagonist bakış açısının dışına çıkarsınız ve dışarıda bir dünya yaratmaya başlarsınız. Elbette sömürü ve mücadelenin gerçeklerini silmiyor bu ama mücadeleyi yeni ve otonom, kapitalist yabancılaşma alanının dışında bir şeyin yaratılmasına doğru yönlendiriyor.

Sizin ortaya attığınız bir sözcüğü kullanırsak, “bilişsel” çağda kapitalizmin sınırlarını aşmanın bir yolu var mı?

Eski sanayi çağında, antagonizma, özgürleşme ve otonomi yaratma süreci esasen üretim alanından çıkmakla, fabrikayı terk etmekle ve işin reddi etrafında bir topluluk yaratmakla ilgiliydi. Şimdi içinde yaşadığımız dönemde, toplumsal bileşimin topoğrafyası değişti. Dijital çağda işçi topluluğu, toplumun “fabrika”sının dışına çıkmak zorunda değil – ve gerçekte çıkamaz da. İçinde kalmaya devam ederken ağı değiştirmemiz gerekiyor. Mevcut koşullarda bu çok zor. Sanayi işçisi için ret bir anlamda kolaydı.

Grev mi diyorsunuz yoksa dışına çıkma mı? Günümüz işçisi internete karşı grev yapamaz ki? 

İnterneti terk etmek hiçbir işe yaramaz. Daha genel toplumsal etkisi olmayacak bir kişisel tercih olur ancak. Çağımızda toplumsal sonuçlar yaratmak, bir anlamda algoritmayı yeniden yazma becerisi gerektiriyor.

Bugün bu Avrupa Birliği bağlamında gerçekleşiyor. Burada neyin geliştiğine bakalım o zaman. AB’yi siyasi ve ekonomik bir yapı olarak felsefi açısından nasıl anlıyorsunuz? 

Bu önemli bir soru çünkü genellikle Avrupa Birliği’nin her şeyden önce felsefi bir proje olduğunu unutuyoruz, Fransız aydınlanmasından kaynak alan bir siyasi kavramsallaştırma ile Alman romantik düşüncesi arasındaki zıtlığı aşma projesi. İkinci Dünya Savaşı sonrasında bu zıtlığın yeniden düşünülmesi ve aşılması gerekti. AB felsefi projesinin ilk kısmı buydu ve bu bakış açısından, AB’nin bugün başarılı bir deney olduğunu söyleyebiliriz.

Barok bir çağda yaşıyoruz

Peki farklı bir bakış açısından?

Avrupa tarihinde başka bir zıtlık ekseni daha var ki tamamen gizli kalmış, unutulmuş, inkâr edilmiş durumda: Güney Akdeniz ülkelerinin Barok Reformasyon karşıtlığı ile Protestan, Kalvinist tarih vizyonu arasındaki zıtlık. Bu düşünsel çatışma modern Avrupa tarihi açısından daha bile derin ve kültürel olarak daha önemli. Moderniteyi Protestan ideoloji ve kültürle ilişkilendiriyoruz genellikle – herkes sanayi kapitalizmi ile Protestanlığın Weber’ci özdeşleştirilmesinin modernitenin temeli olduğunu bilir. Ama şimdi postmodern kapitalizm çağında, Barok gerçeklik ön plana çıkıyor ve giderek önem kazanıyor. Barok nedir? Barok, sözcelem noktalarının yayılmasıdır. Öyle ya da böyle Barok bir çağda yaşıyoruz, ama Protestan bakış açısı bitmiş değil. Avrupa bunu tamamen göz ardı etti ve çözmeyi unuttu. Sonuç ise şimdi Almanlar ile Yunanlar arasında gördüğümüz anlaşmazlık. Yunanların ne Katolik ne de Barok olduğunu ve sayılmayacağını söyleyebilirsiniz. Ama onlar Akdeniz kültürünün parçası ki bu kültür Avrupa’nın Protestan tarafıyla özdeşleşmeyenlerin kültürü. Soru artık kültürel gerçekliği kabul edip etmeyeceğimiz. Birleşik bir “Avrupa” istiyorsak, bu zıtlığı çözmemiz gerek.

Yani sebep Yunanların Protestan olmaması… 

Bu din meselesi değil elbette. Din önemli değil. Benim için önemli olan zamanla kültürel ilişki, faaliyet ve çalışma ile kültürel ilişkisi. Kuzey Avrupa sanayi kapitalizminin Avrupa ile özdeşleştirilmesi burjuva bir üretkenlik fikri yarattı. Avrupa tarihi üzerine alternatif bir perspektif daha var, o da burjuva sonrası özdeşleşme. Geçmiş yüzyıl tarihinin büyük kısmı Barok dönemin yavaş, dramatik ve tehlikeli biçimde yeniden açığa çıkmasının tarihi. Faşizm özünde Barok saldırganlık ve irrasyonellik algısının dirilmesidir. Aynı zamanda topluluk sıcaklığı hissedebilme yetisidir ve ayrıca korumadır, topluluğun irrasyonel kökleridir. Bununla uğraşmamız lazım. Barok içindeki bu çılgın tarafı halletmezsek, bunun çok kapsamlı sonuçları olacak. Avrupa tarihinin bir sonraki adımı, faşizme geri dönüş olacak.

Neoliberalizmin siyasi bir proje olarak aslında Barok sesleri çalışmanın ve zamanın endüstriyel ilişkisine uymaya mecbur etmek için getirilmiş bir rejim olduğunu kabul eder misiniz?

Bu paradoksal bir şey çünkü bir taraftan dediğiniz doğru. Üretkenliğe yapılan neoliberal vurgu, esasen daha fazla, hep daha fazla çalışma şeklindeki eski burjuva fikrin mirası. Ama çağımızın gerçekliği, ağlarla bağlı dijital ekonomi gerçekliği, gerekli çalışma zamanının teknoloji üzerinden azaltılmasıdır. Bu gerçeklik, üretkenlik takıntısını boşa düşürmüştür. Artık daha fazla çalışmamız gerekmiyor. Almanların anlayamadığı da bu! Larry Page birkaç yıl önce Computer World’de çıkan bir mülakatında, Google’ın robot teknolojisine, yapay zekaya vs. ciddi şekilde yatırım yaptığını söylemişti. Ve insanların artık haftada 40 saat çalışmasına gerek kalmayacağını düşündüğünü eklemişti, çünkü o kadar çalışmaya gerek olmayacaktı. Mesele gerçekten de bu. Avrupa’nın çalışma, kemer sıkma ve fedakârlık takıntısı tamamen boşa düştü. Artık ihtiyacımız yok. İhtiyacımız olan şey Avrupa’da çalışarak geçirilen sürenin [örneğin çalışma saatlerinin düşürülmesi ve/veya gerekli çalışma zamanının işsizlere dağıtılması üzerinden, ÇN] yeniden dağıtılması. Avrupa’da ihtiyacımız olan şey refahın yeniden dağıtılması. Almanların takıntısı, Protestan takıntı, tamamen boş. Mevcut gerçekliğimize karşılık gelmiyor ve Avrupa Birliği felsefi projesinin, siyasi projesinin altını oyuyor.

Avrupa’nın kemer sıkmaya dayalı intihar girişimi

İspanya’da Podemos’un, Yunanistan’da Syriza’nın ve İtalya, İrlanda ve Portekiz’de benzer partilerin yükselişini nasıl değerlendiriyorsunuz? Barok sesler için mi mücadele ediyorlar yoksa ulusal bağımsızlık ve egemenlik vurguları farklı bir olgu mu?

Öncelikle, Syriza ve Podemos İtalyan bağlamına kolayca aktarılamaz. İtalya’da bunlar gibi bir şeyin kolaylıkla ortaya çıkabileceğini düşünmüyorum. Ne yazık ki öyle. İkincisi, Syriza’nın Avrupa’daki siyasi gerçekliğe meydan okuma girişiminin başarılı olmasını umuyorum [olamadı, ÇN]. Üçüncüsü, geleceğin Syriza ve Podemos’ta olduğunu düşünmüyorum. Çok önemli olduklarını ve olumlu katkılar yaptıklarını düşünmüyorum. Bunun birinci sebebi de Avrupa’nın kemer sıkmaya dayalı intihar girişiminde sadece bir kırılma anı olmaları. Avrupa’yı saran Protestan, Alman takıntısını kırmaya çalışıyorlar. Ama Syriza ve Podemos kemer sıkmanın hükümranlığını kırma konusunda başarılı olacaksalar, ki çok güçlü bir şekilde bunu başarmalarını umut ediyorum, salt bir “Kuzey karşısında Güney” şeklinde ifade edilemeyecek yeni özörgütlenme biçimleri icat etmemiz lazım. Sorun özünde bir İtalya veya Güney sorunu değil; Almanya’da nasıl yeni bir siyasi kültür yaratılabileceği sorunu. Hareket Almanya dahilinde bu takıntıyı nasıl durdurabilir? Dolayısıyla sorunuza yanıt olarak, Syriza ve Podemos’a başarı diliyorum ama sadece bir kırılma yaratmaları itibariyle önemli olduklarını düşünüyorum ve onların esasen yolunun döşenmesine katkıda bulunacağı yeni bir süreci daha çok önemsiyorum.

Yani başarılı olsalar bile bu partiler sadece bir değişimin başlangıcı olacaklar ve dönüşüm için yapılması gereken daha çok şey olacak, öyle mi?  

Kesinlikle, Avrupa’nın yeni baştan düşünülmesi gerek. Almanlar ile Yunanlar arasındaki zıtlık – en basitinden söylersek – Avrupa’nın kimi ülkelerinde çok tehlikeli duygular, esasen de Alman karşıtı bir nefret birikmesine yol açtı. Bu nefret Avrupa projesi açısından zehirli. Yeni bir noktadan başlamak zorundayız. Avrupa Birliği’nin var olmaya devam etmesini istiyorsak, Avrupa’nın neoliberal esaretini ortadan kaldırmak zorundayız. Neoliberal yolda ısrar edersek, Avrupa’yı ölmüş sayabiliriz.

Çeviri: Serap Güneş

Kaynak




Kaynak: Dünyadan çeviri-Serap Şen

Editör: yeniden ATILIM

Bu haber 339 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Çeviri Haberleri

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HAVA DURUMU
nöbetçi eczaneler
GAZETEMİZ

HABER ARA
YUKARI YUKARI