Bugun...



İktisatçı Piketty’nin verileriyle ABD’de başkanlık seçimlerine ilişkin…

İktisatçı Piketty’nin verileri ‘ABD’de başkanlık seçimlerini ortayolcu bir Demokrat adayın kazanamayacağını gösteriyor’ derken “Ancak ironik biçimde, şimdi aynı şeyi, seçimleri kazanmak adına ortayolcu bir Demokrat aday çıkarmanın kötü ve baştan kaybedecek bir strateji olduğuna dair dağ gibi sosyal bilim verilerini düşüncesizce yok sayarak Demokrat Parti de yapıyor. Demokratik Parti’nin geneli ve kaymak tabakası, başkan adaylığı için ortayolcu adayların ardına dizilmeye başlamışken – Joe Biden, Cory Booker ve Kamala Harris – partinin kafasını kuma gömen tavrı özellikle sorunlu.” diyor

facebook-paylas
Güncelleme: 05-08-2019 01:32:11 Tarih: 25-06-2019 23:50

İktisatçı Piketty’nin verileriyle ABD’de başkanlık seçimlerine ilişkin…

İktisatçı Piketty’nin verileriyle ABD’de başkanlık seçimlerine ilişkin…

 

2020 yılında resmi olarak veya potansiyel olarak Başkan   adaylara ilişkin İktisatçı Piketty’nin verileri ‘ABD’de başkanlık seçimlerini ortayolcu bir Demokrat adayın kazanamayacağını gösteriyor’ derken “Ancak ironik biçimde, şimdi aynı şeyi, seçimleri kazanmak adına ortayolcu bir Demokrat aday çıkarmanın kötü ve baştan kaybedecek bir strateji olduğuna dair dağ gibi sosyal bilim verilerini düşüncesizce yok sayarak Demokrat Parti de yapıyor. Demokratik Parti’nin geneli ve kaymak tabakası, başkan adaylığı için ortayolcu adayların ardına dizilmeye başlamışken – Joe Biden, Cory Booker ve Kamala Harris – partinin kafasını kuma gömen tavrı özellikle sorunlu.” diyor

Cumhuriyetçi Parti bilime ve hakikatlere karşıt bir parti olarak ün kazandı. Cumhuriyetçi Parti’nin küresel iklim değişikliğine dair kanıtları göz ardı etmesi ve araştırmalar tersini göstermesine rağmen arz ekonomisinde ısrar etmesini düşünürsek, belki de bu anlaşılabilir bir şey. Ancak ironik biçimde, şimdi aynı şeyi, seçimleri kazanmak adına ortayolcu bir Demokrat aday çıkarmanın kötü ve baştan kaybedecek bir strateji olduğuna dair dağ gibi sosyal bilim verilerini düşüncesizce yok sayarak Demokrat Parti de yapıyor. Demokratik Parti’nin geneli ve kaymak tabakası, başkan adaylığı için ortayolcu adayların ardına dizilmeye başlamışken – Joe Biden, Cory Booker ve Kamala Harris – partinin kafasını kuma gömen tavrı özellikle sorunlu.

 

Bahsettiğim dağ gibi verilerin kaynağı, 2013’de yazdığı “21. Yüzyılda Kapital” adlı kitabıyla olay yaratan Fransız iktisatçı Thomas Piketty. “Mutaassıp Sol, Tüccar Sağa Karşı: Yükselen Eşitsizlik ve Politik Çekişmenin Yapısını Değiştirmek” başlıklı bu yazısında üç ülkeden – Britanya, Birleşik Devletler ve Fransa – 70 yıllık seçim sonrası anketlerini analiz ederek Batı politikasının bu dönemde nasıl değiştiğini anlamaya çalışıyor. (Not: Bu yazı üzerine geçen sene Salon’da 2020 Demokrat Parti adaylık süreci başlamadan önce farklı bir bağlamda bir yazı yazdım.)

İlk olarak Piketty’nin makalesinde analiz edilen verinin geniş kapsamı bile şaşırtıcı. Piketty ve araştırmacıları bu üç ülkede oy kullananları gelirlerine (onda birlik parçalara ayrılmış olarak), eğitim durumlarına, partilerine, cinsiyetlerine, din ve gelir dağılımlarına göre analiz ediyor. Yazının son 106 sayfası grafikler ve tablolarla dolu. Bu, yıllarca süren bir çalışmanın sonucu olan çok detaylı bir veri analizi ve zeki bir siyasi parti görevlisi bunu çok ciddiye almalıdır.

imdi sırada bulgular var. Piketty’nin ana tezi daha yoksul ve daha az eğitimli seçmenlerin tarihsel olarak sol ve sol–liberal partilere oy verdiğiydi. Bu seçmenler sınıf çıkarlarının zenginlerin sağcı partileriyle uyuşmadığını anlıyordu; bu nedenle tarihsel olarak “yüksek gelirli, iyi eğitimli” seçmenler sağcı partileri seçiyordu.

70 yıl içinde bu durum değişti: “İyi eğitimli elitler şimdi ‘sola’ oy verirken yüksek gelirli/varlıklı elitler hala (giderek daha az böyle olsa bile) sağa oy veriyor” diyor Piketty. ‘Sol’ yazarken kullandığımız tırnaklara dikkat: Piketty’nin söylediği şey sözde sol partiler, yani ABD’de Demokrat Parti, Fransa’da Sosyalistler ve Birleşik Krallık’ta İşçi Partisi son yirmi yıldır en azından ekonomik anlamda gerçekten solda değiller. Jeremy Corbyn’nin bugünkü İşçi Partisi haricinde, yukarıda bahsedilenler zengin elitlerin hoşuna giden neoliberal ekonomi politikalarını benimsiyorlar.

“Bu durum artan eşitsizliği ve buna verilen yetersiz demokratik tepkiyi ve aynı zamanda “‘Popülizmin’ yükselişini açıklamaya yardımcı olabilir,” diyor Piketty. “Küreselleşme ve eğitimin yaygınlaşması yeni eşitsizlik ve çatışma eksenleri ortaya çıkardı ve daha önceki gelir eşitsizliklerini düzeltmeyi hedef alan sınıf temelli koalisyonların zayıflamasına neden oldu.”

İşte Demokrat Parti’yi kendine getirmesi gereken kısım:

Güçlü enternasyonalist-eşitlikçi bir platform olmadan her kökenden az eğitimli, düşük gelirli seçmenleri aynı koalisyonda birleştirmek ve eşitsizliği azaltmak zordur. Ekstrem tarihsel koşullar böylesi kapsayıcı platformların oluşmasına yardımcı olmuştur ve olabilir ancak bunun ne yeterli ne de gerekli bir koşul olduğuna inanmak için bir neden var.

Akademi dilinden çevirecek olursak: “enternasyonalist-eşitlikçi bir platform” tüm dünyadaki yoksullar ve çalışanlar arasında ortak, küresel bir mücadeleyi açıkça ifade eden türde bir siyasi platform anlamına gelir – diğer bir deyişle zengin insanların geri kalanlarımızla aynı tarafta olmadığını, farklı çıkarları olduğunu ve bizi sömürmek istediklerini anlayan sınıf bilinçli bir platform. Ayrıca eşitlikçilik demek, milliyetçi veya yabancı düşmanlığının karşısında, evrensel yurttaşlık hakları gibi ortak bir hedef için ortak sınıf mücadelesinde birleşmektir diyebiliriz.

Elizabeth Warren, Mike Gravel ve Bernie Sanders gibi Demokrat başkan adayları bu türde bir platforma bir dereceye kadar uyuyorlar. Sanders “%99” ve “%1” gibi terimler kullandığında veya kürtaj hakkının, sağlık hizmetlerinin veya konut haklarının evrenselleşmesinden bahsettiğinde bu “eşitlikçi enternasyonalist platformdan” bahsediyor. Warren ise ilginç; zenginlerin ciddi biçimde vergilendirilmesini ve düzenlenmesini savunuyor ama zengin olma haklarına karşı çıkmada tereddütlü – kendisini kapitalist olarak tanımlamakta ise tereddüt etmiyor. Yine de politikaları Starbucks CEO’su Howard Schultz gibi zengin ortayolcuları deli ediyor bu yüzden kesinlikle onu da eşitlikçi- enternasyonalistler arasında sayabilirsiniz ya da en azından bunların yanında. Basının çok yer vermediği Gravel ise Jacobin yazarı Branko Marcetic’in sözcükleriyle “solcu politika dilek listesi gibi okunan” kitle kaynaklı bir platformda çalışıyor.

Ancak Demokrat Parti ve büyük gazetelerdeki sözcüleri, Piketty’nin kehanetini bariz şekilde takmıyorlar. Aksine, her büyük gazetenin başyazarı veya televizyon yüzü, Demokratların nasıl bir konsensüse ulaştığını ballandıra ballandıra anlatıyor: 2020 adayı ortayolcu, tercihen Joe Biden, Cory Booker veya Kamala Harris tipi biri olmalı. Biden’in başkan adayı olması gerektiğini, çünkü “popülist görüntüsünün geçmiş nesil Demokratların en başarılı politik stratejisine uygun olduğunu” söylüyorlar (David Leonhardt, New York Times) ve Biden “ideal bir başkan olmaktan uzak olsa da … Trump’u alt edecek en olası insan gibi görünüyor” (David Ignatius, Washington Post). Yine benzer biçimde aynı elit kaymak tabakası, Sanders gibi sol-Demokrat adayların altını oymak için fazladan mesai yapıyor.

Piketty’nin makalesinden haberi olmayan birisi için, ortayolcu bir Demokrat adayın çıkması gerektiği iddiası ikna edici gelebilir. Ülke sağa doğru meyletmişse sol uca değil de merkeze daha yakın birisini mi aday göstermeliyiz? Seçmenleri sağdan sola bir hat üzerinde düşünürsek ve her seçmenin oy vermeyi kabul edeceği bir aralık varsa bu son derece mantıklı. Tek sorun, Piketty’nin de gösterdiği gibi, işler pek de böyle olmuyor.

Bunun nedeni merkezden sınıf meseleleri üzerine konuşmayan Demokrat birisini aday göstermenin sonucunda büyük bir seçmen kitlesinin oy kullanmayacak olması. Aksine, sınıf meseleleri üzerine konuşan ama bunu çarpıtarak yapan – yani kapitalizmin yol açtığı sorunlar için kapitalizm yerine göçmenleri, azınlıkları vb. suçlayan – sağcı adaylar daha çok sınıf bilinci olan solcu bir adaya oy verecek aynı seçmenleri kazanacaktır. Piketty buna “çatallı” oy kullanma durumu diyor, yani birçok seçmen ya aşırı sağcı yabancı düşmanı milliyetçilere ya da sol-eşitlikçi enternasyonalistlere oy verecektir ama ikisinin arasındakilere oy vermeyecektir.

Piketty’nin makalesi Demokrat Parti için huzursuz edici bir gerçek. Parti liderleri kendilerini sermayenin sol kanadı olarak görüyorlar, zengin liberal insanların arkasında durabileceği sosyal politikaları destekliyor ama asla zengin bağışçıların ayağına basabilecek ekonomik reformları eyleme dökmeye cüret edemiyorlar. Bu nedenle de müesses nizamin kalem erbapları, sermayenin liberal sosyal politikaları ve neoliberal ekonomi politikalarını destekleyen ortayolcu Demokrat adayını övmeye meyyal oluyor.

Tarih Piketty’nin iddialarını destekliyor. Yirminci yüzyılın başlarında kırın Büyük Düzlük eyaletleri, sosyalizmin kaleleriydi; Kansas ve Oklahoma’da özellikle geniş sosyalist hareketler, partiler ve gazeteler vardı. Bu eyaletlerin demografileri şimdikinden özellikle farklı değildi – çoğunluğu çiftçi olan bir sürü beyaz, taşralı insan. Oklahoma Tarih Derneği şöyle diyor:

Yirminci yüzyılın ilk yirmi yılında Oklahoma Sosyalist Partisi düzenli olarak Amerika’nın eyalet çapında örgütlü ilk üç sosyalist örgütünden birisi oldu. Partinin en güçlü olduğu 1914 seçimlerinde Sosyalist Parti vali adayı Fred W. Holt eyalet çapında oyların yüzde 20’sinden fazlasını aldı. Sosyalist Parti’nin en güçlü olduğu Marshall ve Roger Mills illerinde sırasıyla oyların yüzde 41 ve 35’ini aldı. O yıl 175’ten fazla sosyalist, yerel ve il makamlarına seçilirken bunlardan altısı eyalet meclisine seçildi.

Bu taşralı beyazlar, Piketty’nin dilini kullanacak olursak, “eşitlikçi enternasyonalistlerin,” yani sosyalist adayların ve düşünürlerin retoriğinde kendi mücadelelerini ve kendilerini ezenleri gördüler.

Bu eyaletlerde yaşayan insan tipi çok değişmedi ama bir zamanların o siyasilerinin yerinde bir boşluk var. Şimdi sahip oldukları tek şey mücadelelerinin Fox News ve benzerlerinden gelen sağcı yansımaları. 2016 ön seçimlerinde, o zamanki gözlemlerimize göre bu kızıl-eyalet seçmenlerinin çoğu Sanders’i tercih etti.

Peki, Demokrat Parti neden Piketty’nin uyarısını dikkate almıyor? Sanırım nedenini zaten biliyorsunuz. Upton Sinclair’den alıntı yapalım: “Bir adamın maaşı, bir şeyi anlamamasına bağlıysa, ona laf anlatmak zordur.” Demokrat Parti’nin bağışçı tabanında partinin sosyal konularda sol, ekonomik meselelerde ise sağda olmasını tercih eden bir sürü zengin insan var. Parti elitleri bu varlıklı insanları partinin bir parçası olarak görüyor ve bunları doğru biçimde sınıf düşmanı olarak gören birisini aday göstermek istemiyorlar. Bazen merak ediyorum, acaba Piketty’nin kehanetlerinden haberdar olan, ama bağışçılarını kaybetmemek adına partinin evrim geçirmesini istemeyen Demokrat Ulusal Komite (partinin resmi yönetim organı, ÇN) için çalışan Demokrat Parti entelleri mi var?




Kaynak: Dünyadan çeviri

Editör: yeniden ATILIM

Bu haber 68 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Çeviri Haberleri

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HAVA DURUMU
nöbetçi eczaneler
GAZETEMİZ

HABER ARA
YUKARI YUKARI