Bugun...



Medyanın Zorbalığı - Ignacio Ramonet

Dünya medyası ve gazeteciler üzerine IIgnacio Ramonet’nin Medyanın Zorbalığı kitabın'da "... Gazetecilerin yaptığı işin kalitesi düşmekte ve meslek büyük hızla itibarını yitirmekte. Buna paralel olarak gazetecilerin cemiyet içindeki statüleri de güvenilir olmaktan çıkmakta.” Demektedir

facebook-paylas
Güncelleme: 05-11-2019 15:49:22 Tarih: 03-11-2019 04:42

Medyanın Zorbalığı  - Ignacio Ramonet

Dünya medyası ve gazeteciler üzerine IIgnacio Ramonet’nin Medyanın Zorbalığı kitabın“…Gazetecilerin yaptığı işin kalitesi düşmekte ve meslek büyük hızla itibarını yitirmekte. Buna paralel olarak gazetecilerin cemiyet içindeki statüleri de güvenilir olmaktan çıkmakta.” Demektedir

 

 

Medyanın Zorbalığı  

Ignacio Ramonet

Farkındaysanız, kendini “özgür” ilân eden dünyanın medyası, Putin Rusya’sının devlet medyasını aratmıyor. CNN, BBC, Reuters, AFP, ZDF… Aynı anda, aynî kişilere, aynı sloganlarla saldırıyorlar. Evet, öldürülen gazeteci pek görmüyoruz ama işten atılan, başka bir gazete veya televizyonda çalışması engellenen Batılı gazeteci çok. 11 Eylül saldırısından sonra özellikle ABD’de çok yaygındı gazeteci kıyımı. Terörle mücadeleyi bahane edip özgürlükleri kısıtlayan hükümeti, CIA, NSA ve FBI gibi kurumları eleştiren gazetecilere dava üstüne dava açılıyor ve insanlar yıldırılıyordu. Julian Assange’a yapılan eziyet bile Batı’daki fikir hürriyetini ölçmeye yeter aslında. Fakat “demokratik, liberal hukuk devleti” olma iddiasındaki Batılı ulus-devletlerin zahiri baskısının arkasında gizlenen daha tehlikeli bir şey var. Nedir? Gazetecilik mesleğinin yaşamakta olduğu dönüşüm:

“…Gazetecilerin yaptığı işin kalitesi düşmekte ve meslek büyük hızla itibarını yitirmekte. Buna paralel olarak gazetecilerin cemiyet içindeki statüleri de güvenilir olmaktan çıkmakta. Gazetecilik mesleğinde muazzam bir endüstrileşme, bir seri üretim, kısacası taylorizm ile karşı karşıyayız. Günlük gazeteler olsun, radyo ve televizyonlar olsun, yazı işleri birimlerinin nasıl çalıştığına bakın: Ünlü kişilerin başyazılara imza koyduklarını ya da haber sunduklarını gözlüyoruz. Ama bu yıldızlar, aslında arkalarında ayak işi yapan insan düzeyine indirgenmiş yüzlerce gazeteciyi gizliyor…”

Bu sözler, Ignacio Ramonet’nin Medyanın Zorbalığı kitabından. Gerçek şu ki, diğer meslekleri, devlet kurumlarını ve şirketleri eleştirmek için medya var. Ama medya eleştirisi yapmak için medya dışında bir kurum yok. Üstelik bu “eleştiri” yalan haberlerin ihbar edilmesi yahut münferit siyasetçilerle medya çalışanları arasındaki gizli menfaat ilişkilerinin ortaya dökülmesi ile sınırlı. Oysa medyanın varlık olarak ayakta kalmasının sağlayan şartlar da eleştirilmeli. Bu eleştirinin maksadı ise, şu veya bu gazetenin “kötü / yalancı” ilân edilmesi değil, üretim ve iletişim şartlarına odaklanmalı.

Söylemeye mecbur eden zulüm, susturan zulümden daha tehlikelidir

Bir diktatöre başkaldırdığınızda, o baş kesilebilir. Ama o diktatör devrilmese bile zalim olduğu gerçeği saklanamaz. Bugün, diktatörlükten daha sinsi bir zulüm var karşımızda. Gazeteciler susturulmuyor; zorla konuşturuluyor. Zulme “adalet” demek zorunda bırakılan bu zümre yüzünden, kelimeler mânâlarını, insanlar ise mihenk noktalarını yitirmekte:

“… İnsan bazen kendi iradesiyle gözlerini kapatmayı bilmelidir. Aksi takdirde bakılması gerekeni görmemeye başlar …” (René Char)

Ignacio Ramonet, Sessiz Propagandalar adlı kitabına bu sözlerle başlamış. Bu “gösterme ve söyleme mecburiyeti” konusunda daha 1930’lardan itibaren alarm ziline basıldığını söylüyor müellif: Bertolt Brecht, Thedor Adorno, Walter Benjamin ve Herbert Marcuse gibi fikir adamları, gazeteciliğin endüstrileştiğini ve kültür endüstrisinin özellikle şu üç neticesinden korkulması gerektiğini söylemişler:

  • İnsan topluluklarını şuursuz kitlelere dönüştürmesi, hür düşüncenin, bağımsız karar verebilme ve iyi/kötü ayrımı yapabilme kabiliyetinin azalması,
  • Çoğunluğa uymanın getirdiği rehavet ile güvenin, hür düşüncenin doğurduğu mes’uliyete ve vicdan rahatsızlığına tercih edilmesi,
  • Aldatıcı ümitlerle ve eğlencelerle hipnotize olan insanların, dünyadaki zulümle mücadele etmek yerine kültür endüstrisine sığınması ve gerçek dünyadan kaçması.

Medyada tekelleşme

1930’larda bu isabetli tahminleri yapan insanlar acaba bugünkü tekelleşmeyi öngörebilmişler miydi? Haberleşme uydularının, küresel televizyon yayınlarının, Twitter, Google, Netflix ve FaceBook’un olmadığı 1930’ların dünyasında medya, matbu eserlerin üretilmesi ve yayılmasından ve emekleme aşamasındaki radyodan ibaret değil miydi? Meselâ askerî bir darbe sırasında medyayı susturmak için gazeteler toplatılırdı ki bu 1990’lara kadar sürdü. Keza matbaayı, kâğıt ve mürekkebi kontrol etmek önemliydi. Buna rağmen Batı ülkelerinde 1980’lere kadar kayda değer bir çokseslilik görüyoruz: 1983’te 50 firma ABD medyasının (radyo, gazete, TV) %90’ını teşkil ediyordu. Bugün ise sadece 6 medya devi: Comcast, NewsCorp, Disney, ViaCom, TimeWarner, CBS. Benzer şekilde Fransız medyası, 40 kişi/aileye ait. Bunların yarısı dünyanın en büyük servetinde ilk 10, diğer yarısı ilk 500 içinde. Her iki ülkedeki medya devi şirketlerin yönetim kurulu üyelerine baktığımızda silah, finans, ilaç ve enerji sektöründeki devler ile ortaklıklar görüyoruz.

Ignacio Ramonet de daha kitabın ilk sayfalarından itibaren bu konuya dikkat çekiyor:

“… Bu dev şirketler sadece film ve eğlence programı yapmıyor. Haber sunuyor, kitap basıyor, kadın, çocuk, avcılık, motosiklet, basketbol, borsa,… her konuda dergi satıyor. Aynı şirketlerin dünyanın her yerinde telefon ve internet hizmeti sunmak için lisansları var …”

Bu sahalarda ekonomik faaliyet göstermek, bu firmalara çok özel bir güç veriyor aslında. Hiçbir gizli servisin sahip olmadığı bilgileri toplayabiliyorlar. Hangi ülkede, hangi yaş grubu, hatta tek tek kim ne seyrediyor? İnternette kim hansi siyasi yönelimde?

Bunun yanında, Ramonet’in dikkat çektiği bir başka husus, ekonomik modelin değişmiş olması. Yani halkın seveceği film yapmak yerine, halka neyi sevmesi gerektiğini bildiren üretim ve yayın. Özellikle Hollywood sinemasının tekdüze ürünlerinin dünya hâkimiyeti dikkat çekici. Dünyadaki bütün filmlerin sadece %5’i Amerika’da üretilirken, sinemadan kazanılan paranın %50’inin ABD’ye gitmesi bu konuyu özetliyor. Bu devlerin istemediği bir film yahut kitabın geniş kitlelere ulaşması neredeyse imkânsız. Senaristler ve yazarlar artık özgün bir eseri yayınlatmak yerine satılacak olan şeyi yazmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla fikir eserleri giderek birbirine benziyor. Bu fikrî fakirleşmenin en rahat görülebildiği yer Amerikan sineması. Gittikçe artan şiddet ve gittikçe pornoya yaklaşan bir cinsellik teşhirinden başka bir şey hemen hemen yok.

Netice

Ignacio Ramonet’nin Sessiz Propagandalar adlı bu kitabı, sıradan bir medya eleştirisi değil. Medya dünyasını içeriden yaşamış, siyasî ve vicdanî kaygılarla eserler vermiş bir insan. Aynı zamanda doktora seviyesinde tez çalışmaları, dünyanın çeşitli ülkelerinde kazanılmış akademik ödülleri var. Kısacası her görüşüne katılmasak da, saptamalarını kayda değer buluyoruz. Söz konusu kitap, bu kısa yazıda anlatmadığımız birçok yeni bakış açısı teklif ediyor. Zengin alıntılar ve cesur suçlamalar var. Medya devlerinin ekonomik modeli ile siyasi güç ilişkilerini ve toplumdaki neticelerini aynı düzlemde değerlendirme çabası kayda değer ve Ignacio Ramonet’yi özgün yapan etkenlerden biri de bu şüphesiz.

Ignacio Ramonet kimdir?

Aylık Le Monde Diplomatique’in eski editörü olan Ignacio Ramonet, şu günlerde aynı derginin İspanyolca basımının genel yayın yönetmeni ve Mémoire des Luttes Derneği başkanı. Ayrıca, Kyodo News (Tokyo), Inter Press Service, Radio Nederland (Amsterdam), Eleftherotypía (Atina) ve Almanya‘da yayınlanan Hintergrund Digital Newspaper’da uluslararası politika sayfalarının editörlüklerini yapıyor. Ignacio Ramonet, Fas’ın Tanca (طنجة) bölgesinde büyüdü. Çünkü ailesi, Franco faşizminden kaçan diğer İspanyol cumhuriyetçilerle birlikte 1948’de buraya yerleşmişti.

Ramonet, onursal başkanlığını yürüttüğü ATTAC’ın kuruluşunda önder konumundaydı. Aralık 1997’de Le Monde Diplomatique’te yayınlanan bir makalesinde “piyasaları silahsızlandırmak” başlıklı yazısında, küreselleşen finans kurumlarının, kendi devletini kurduğunu yazmıştı. Ramonet’ye göre kendine has etki ağlarına ve eylem araçlarına sahip olan bu küresel devlet, hiçbir topluma hesap vermiyordu. Bu güç, kendine rakip olarak gördüğü ulusal ekonomileri yıkıyor, onları hukuk devleti ve demokratik ilkeleri hiçe sayıyor, ulus-devletleri borç almaya zorlarken, gerçek değeri üreten tarımsal ve endüstriyel şirketlerden giderek daha fazla kâr payı alıyor.

 




Kaynak: Derin düşünce

Editör: Yeniden ATILIM

Bu haber 155 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Çeviri Haberleri

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HAVA DURUMU
nöbetçi eczaneler
GAZETEMİZ

HABER ARA
YUKARI YUKARI